ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 18     Sayı: 1853
Şu an 23 müzisyen gazete okuyor
Müzik ON OFF

Günün Mesajları


♪ 18. yılımız kutlu olsun
Mavi Nota - 24.11.2022


♪ Biliyorum Cüneyt bey, yazımda da böyle bir şey demedim zaten.
editör - 20.11.2022


♪ sayın müfit bey bilgilerinizi kontrol edi 6440 sayılı cso kurulrş kanununda 4 b diye bir tanım yoktur
CÜNEYT BALKIZ - 15.11.2022


♪ Sayın Cüneyt Balkız, yazımda öncelikle bütün 4B’li sanatçıların kadroya alınmaları hususunu önemle belirtirken, bundan sonra orkestraları 6940 sayılı CSO kanunu kapsamında, DOB ve DT’de kendi kuruluş yasasına, diğer toplulukların da kendi yönetmeliklerine göre alımların gerçekleştirilmesi konusuna da önemle dikkat çektim!
editör - 13.11.2022


♪ 4bliler kadro bekliyor başlıklı yazınızda sanki 4 bliler devre dışı bırakılmış gibi izlenim doğuyor obür kamu kurulrşlarında olduğu gibi kayıtsız şartsız kadroya geçecekler yıllardır sanat kurumlarımızı sırtlayan bu sanatçılarımıza sınav istemek yapılacak en büyük kötülüktür bilginize
CÜNEYT BALKIZ - 12.11.2022


♪ Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü Vefatının 84. Yıldönümünde Saygı ve Özlemle Anıyoruz!
Mavi Nota - 10.11.2022


♪ Almanya’da yaşayan bir müzisyen olarak, Mavi Nota’yı çok uzun süredir takip ediyorum. Beni hiç yanıltmadı. Özgürce doğru konulara değindiği, bilimsel yayıncılık anlayışı ile objektif habercilik yaptığı için kutluyorum. Böyle yayınların ülkemizde artması dileğiyle saygılarımı sunuyorum.
Ayşe Ersan Schütze - 08.11.2022


♪ Büyük Usta Timur Selçuk'u vefatının 2. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 06.11.2022


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Son Mesajlar


  • ♪ Ah umarım Mustafa Bey, ne güzel söylediniz, teşekkürler :)))
    editör - 07.04.2011


  • ♪ Siz bana güvenin ! her şey düzelecek. 12 Hazirandan sonra yapılacak anayasa değişikliğiyle her şey dümdüz olacak
    mustafa yüksel - 06.04.2011


  • ♪ . Güncel Gündem Gülmecesi (6) : Tayyip Erdoğan, "Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO'nun ne işi var Libya'da?" sözünü sarf ettikten sonra 180 derece çark etmek zorunda kalınca, durumu kurtarmak için bu kez aynen şöyle dedi: "NATO, Libya'nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir". (Hayatımda bir siyasetçinin ağzından bu kadar komik bir söz duymadım) - Böylece öğrendik ki, bir ülkenin orada yaşayan insanlara ait olduğunu tespit ve tescil için NATO'nun o ülkeye girmesine ihtiyaç varmış. Bu durumda geriye, BM üyesi olup da henüz tescili yapılmamış 191 ülke daha kalıyor. Kaddafi de çıkıp; "NATO, Türkiye'nin Türklere ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir" derse ne cevap vereceğiz, merak ediyorum.
    Kemal Gelence - 05.04.2011


  • ♪ Mustafa Bey, mizah yeteneğiniz fark edilmeyecek gibi değil. Ama bence bu konuda Erdoğan ile yarışamazsınız (lütfen bir üstteki mesajı okuyunuz). Sözünü ettiğiniz "lider" için ise, ancak şunu söyleyebilirim: Almayayım, alana da mani olmayayım. Bu arada merak ettim; Hasan Celal Güzel bozacı mı oluyor, şıracı mı?
    Kemal Gelence - 05.04.2011


  • ♪ Kemal Bey bize bu evsafta bir lider yeter. Hem sizin haberiniz yok galiba Tayyip dünyanın en popüler ve karizmatik lideridir.Bana inanmıyorsanız hasan celal güzel in 5 Nisan Vatan daki yazısını okuyun yanıldığınızı anlayacak ve daha iyisi can sağlığı diyeceksiniz eminim.Selamlar
    mustafa yüksel - 05.04.2011


  • ♪ Mustafa Bey, bence ondan da önce başka bir sorun var. Farkında mısınız bilmem; "lider" sıfatını bazı kişilere cömertçe bahşediyoruz. Oysa bir örgütün başı veya bir kurumun başkanı olmak, lider sayılmak için yeterli değildir. Liderlik için çok daha farklı meziyetler gerekir. Gerçek bir lider; düşünceleriyle, ufkunun genişliğiyle, ileri görüşlülüğü ve hedefleriyle içinde bulunduğu toplumun, hatta çağının ilerisinde olan kişidir. Aydın ve kültürlü olmak zorundadır. Para, mal, mülk hırsıyla hareket etmez. Bu tür konularda üzerine en ufak bir leke kondurmaz. Dürüst ve güvenilirdir. İlkeli, omurgalı, tutarlı tavırlarıyla dikkat çeker. Yönetmek durumunda olduğu topluluğu kamplara ayırıp birbirine düşman etmek şöyle dursun, birleştirici ve toparlayıcıdır. Toplumun eğitim ve bilinç düzeyi en düşük kesimlerine şirin görünüp, onları pohpohlayarak kendi konumunu güçlendirmek yerine, onları yukarılara taşımak için çalışır. Çevresindekilerin silik, ezik, dalkavuk veya kendisine kulluk eden kişiler olmasından haz duymayıp, tam tersine bundan rahatsız olur. Özgürlük, bağımsızlık ve onur gibi kavramları yalnızca kendisi için değil, sorumlu olduğu kitle için de önemser ve ister. Tüm bu özellikleriyle lider, insanlara güven vererek ve onları ikna ederek belli hedeflere taşıyabilme gücüne sahiptir. Bu açıdan baktığımda, karizma kavramı bir yana, ben şu an ülkemizde bir lider bile göremiyorum. Bir önceki yazımda bu kavrama "kinayeli" bir biçimde yer vermiş olmam, umarım bir çelişki gibi algılanmaz. Selamlar...
    Kemal Gelence - 05.04.2011


  • ♪ bence sorun,o lideri karizmatik zannedenlerde
    mustafa yüksel - 04.04.2011


  • ♪ . Demokrasi Diye Diye (6) : ........ FLAŞ..FLAŞ..FLAŞ.. Seçimlere kısa bir süre kala, "karizmatik lider" olmanın sırlarını açıklıyorum (milletvekili adayları bu kıyağımı unutmasın) : 1. Davos'a gidip bir panelde İsrail Cumhurbaşkanı'na en ağır sözleri söyleyeceksiniz. Üzerinden daha yarım saat geçmeden, kameraların karşısında "ben aslında moderatöre kızdım" diye çark edeceksiniz. 2. Roj TV'nin kapatılmaması, Hz.Muhammed karikatürleri gibi gerekçeler ileri sürerek, Rasmussen'in NATO genel sekreterliğine karşı çıkıyor görüneceksiniz. Bu konularda hiçbir somut değişiklik olmadığı halde, kısa süre sonra onay vereceksiniz. 3. Bir yandan "komşularımızla sıfır sorun" politikasından dem vuracaksınız. "Füze kalkanı" gündeme gelince, "komuta kesinlikle bizde olmalı, ayrıca serpinti de önemli" diyeceksiniz. Sonra, İran'ı hedef aldığı açıkça belli olan bu sistemin topraklarımıza konuşlandırılmasına, üstelik komutanın da NATO'da olmasına "peki" diyeceksiniz. 4. Önce şöyle konuşacaksınız: "NATO Libya'ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO'nun ne işi var Libya'da?" - Çok geçmeden NATO harekâtına onay vermekle kalmayıp, bir de İzmir'in "komuta üssü" olmasını bizzat siz NATO'ya önerip kabul ettireceksiniz. ... İşte bu ve buna benzer kararlar ve politikalar sizi "acayip karizmatik" bir lider yapacaktır. Ha, unutmadan... Bu reçete yalnızca ülkemizde geçerli. Böyle ucuz numaraları, kıvrak manevraları artık Kuzey Afrika ülkeleri bile yutmuyor. Benden söylemesi...
    Kemal Gelence - 04.04.2011


  • ♪ . Kısa.. Kısa.. (6) : .................... Zaman zaman sarf edilen, "bilgisayarla yapılan işte hile olmaz" sözü koca bir yalandır. İlgili yazılımı üretenler buna niyetlenmişse veya bu yazılım dış müdahalelere açıksa, her türlü hile bilgisayar aracılığıyla da gerçekleştirilebilir. İlginçtir, toplumsal yaşantımızda önemli yeri olan bilgisayar yazılımlarının GÜVENLİK SERTİFİKALARI YOK. ÖSYM yazılımı, SEÇSİS (seçim sistemi) yazılımı ve büyük olasılıkla (memur atamalarında kullanılan) "bilgisayarlı kura" yazılımı... Yani, eğer bu konuda yeterli bilinç ve toplumsal baskı oluşturulmayıp, "sertifikasız yazılım" furyası böyle sürer giderse; en yaşamsal konularda güvenilirliği kuşkulu bir takım kişiler kaderimizi elinde tutmaya devam edecek.
    Kemal Gelence - 04.04.2011


  • ♪ . Güncel Gündem Gülmecesi (5) : ÖSYM Başkanı açıkladı; basına verilen YGS kitapçığı özel olarak üretilmiş, öğrencilere dağıtılan kitapçıklarda kesinlikle şifre yokmuş... O zaman şöyle bir sonuç çıkıyor: Demek ki kurumdan birileri işgüzarlık edip, basına dağıtılan kitapçığa 40 sorunun 37'sini çözen bir şifre yerleştirmiş. Tamamen eğlence olsun diye yani...
    Kemal Gelence - 03.04.2011


  • ♪ populür şarkı notaları temin etmek istiyorum. Teşekkürler
    Cahit Bıldırcın - 03.04.2011


  • ♪ özel ödül doğru adrese gitmiş. tebrikler Tuna Ötenel
    mustafa yüksel - 31.03.2011


  • ♪ ya eskinin caz devleri ? onları da zikretmek lazım
    mustafa yüksel - 30.03.2011


  • ♪ Gazetemize teknik nedenlerden dolayı 1, 2, 3, 4, Nisan tarihlerinde veri girişi yapılamayacağından, halen oylaması devam eden 2010 Mavi Nota Müzik Ödülü oylamasının sonuçlarını ilan ettiğimiz gibi 4. Nisan Pazartesi günü yerine 30 Mart Çarşamba günü açıklayacağız. Oy kullanacak değerli okurlarımızın bilgisine sunarım.
    editör - 25.03.2011


  • ♪ . Kısa.. Kısa.. (5) : .................... Eyvah!.. ABD yine bir ülkeye, bu kez Libya'ya demokrasi götürüyor. En son Afganistan'a ve Irak'a demokrasi götürdüğünde, milyonlarca insan ölmüştü, hâlâ da ölüyor. Yalnız bu kez ufak bir fark var. Bazı yabancı dış politika yorumcularının deyişiyle ifade edersek; ABD'nin bu seferki "fino köpeği" İngiltere değil, Fransa. Herhalde Sarkozy bununla gurur duyuyordur.
    Kemal Gelence - 20.03.2011


  • ♪ Bu Kayahan en az Özdemir Erdoğan kadar megalomanmış! Özdemir Erdoğan, Amerika’da onu dinleyen büyük müzik otoritelerinin Louis Armstrong’la kıyasladıklarını söylemişti, Kayahan’ı da Phil Collins'in menajeri Türkiye’ye gelip istemiş ama Kayahan, "ben hayatımı yaşamak istiyorum" deyip reddetmiş... Ne değerlerimiz varmış da farkında değilmişiz :))
    editör - 19.03.2011


  • ♪ . Kısa.. Kısa.. (4) : .................... Dikkat ettiniz mi bilmiyorum; "Muhteşem Yüzyıl" dizisi ilk başladığında yaşanan tartışmalar, zaten daha önce de kendini göstermiş olan bir zıtlığı (kontrastı) iyice su yüzüne çıkardı. Tayyip Erdoğan ve kurmayları her fırsatta Cumhuriyet tarihini yerden yere vururken, Osmanlı dönemine toz kondurmak istemediler. Peki nasıl bir dönemdi o? Hani bugün deriz ya, "kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok" diye... İşte o dönem, herkesin her karış toprağında gözümüzün olduğu, bizzat bizim "emperyal" olduğumuz bir dönem. Ve padişahların, taht'a ortak olmasın diye öz kardeşlerini boğdurttuğu bir dönem. Belki "o günün koşulları öyleydi" diye mazur gösterilmeye çalışılabilir. Ama bu ayrı bir şeydir, günümüzde o dönemi kutsayıcı yaklaşımlar sergilemek apayrı.
    Kemal Gelence - 17.03.2011


  • ♪ Benden önceki mesajında Sayın Editörümüz siyasi bir konuda ilginç saptamalarda bulunmuş ve bunlara ilişkin bir merakını dile getirmiş. Aksi gibi benim de bugün hiç siyaset yazasım yok. Onun yerine, "reklamcılık sosyolojisi" alanına giren bir konuya değineceğim. Hepimiz biliriz; reklamcılar ürünlerin tanıtımında popüler insanları, ünlü kişileri kullanmayı her zaman tercih ederler. Mankenleri, sinema oyuncularını, popüler TV şahsiyetlerini; ama en çok da şarkıcı ve türkücüleri... Bundan amaçlanan şeyin daha çok satış ve kâr olduğunu herkes zaten bildiği için, ben yalnızca sürecin işleyiş mekanizmasına dikkat çekeceğim. Bir reklamcı öncelikle, hazırladığı tanıtım hedef kitlenin ilgisini çeksin diye çabalar. Yoksa emekler boşa gider. İkinci amaç ise, aynı kitlenin tanıtılan ürüne sempati duyması ve onu satın almayı arzu etmesidir. İşte "ünlü kişi" de tam bu aşamalarda devreye girer. Zaten kendisi "ilgi odağı" olduğundan, içinde yer aldığı reklam da kolaylıkla ilgiyi ve merakı üzerine çeker. Bir sonraki adımda da benzer şey gerçekleşir. Yani bu ünlü kişiye duyulan sempatiden, tanıtımı yapılan ürün de "sempati ve güven" anlamında payını alır. Çünkü kitleler, söz konusu reklam çerçevesinde yan yana getirilen ünlü kişiyle tanıtılan ürün arasında bağ kurma eğilimindedir. Sonuç olarak diyebiliriz ki; bu yöntem reklamcılık maliyeti açısından pahalı, ama dayandığı sosyolojik temel açısından oldukça "ucuz" bir yöntemdir. - Bu noktada şöyle bir geriye dönüp, "acaba farkında olmadan yine siyasi bir şeyler yazmış olabilir miyim?" diye kendi yazdıklarımı okudum. Yok, hayır. Yazmamışım. Hem zaten, "kitlelerin ilgi odağı olmuş kişileri kullanıp yarar sağlamak" şeklinde özetleyebileceğimiz bir konunun neresi siyasi olabilir ki?
    Kemal Gelence - 15.03.2011


  • ♪ “Cumhurbaşkanı Gül, İbrahim Tatlıses'in sağlık durumunu yakından takip ediyor." Sayın Cumhurbaşkanı, şaibeli belediye başkanlarına kefil oluyor; mafyatik şarkıcılarla yakından ilgileniyor... Benim merak ettiğim: bunları çalışma saatlerinde mi yapıyor, boş zamanlarında mı? Yani bilsek de ona göre fikir yürütsek…
    editör - 15.03.2011


  • ♪ . Demokrasi Diye Diye (5) : ........ Sabahat Akkiraz'ı ve Nazım Hikmet'i hepiniz tanırsınız. Tayyip Erdoğan'ı da tanıdığınızı tahmin ediyorum. Bu isimler nasıl bir araya geldi diye merak ediyorsunuzdur. Hemen açıklayayım: Tarih 3 Ekim 2009, AKP 3. Olağan kongresi, Tayyip Erdoğan kürsüde konuşuyor... Bilirsiniz, neredeyse bütün konuşmalarında ya basına, ya muhalefete, ya yargıya, ya sendikalara, ama illa ki bir yerlere verir veriştirir; mutlaka "biz ve onlar" ayrımı yaparak bilinçli bir şekilde ortamı gerer. Ancak, işte böyle az sayıdaki "kongre" konuşmalarında veya seçim sonuçlarının belli olduğu gecelerdeki "balkon" konuşmalarında, alışılmışın dışına çıkarak "bütün Türkiye'yi kucaklıyor" havası vermeye çalışır. Nitekim, sözünü ettiğim kongre konuşmasında da, çeşitli toplum kesimlerine mavi boncuk dağıtarak tarihten ve günümüzden bazı kültür ve sanat insanlarının adını anmış ve kamuoyunu etkilemeye çalışmıştı. İşte o konuşmadan iki alıntı: "Sabahat Akkiraz'a kulak vermeyen, dinlemeyen Türkiye, türküsüz kalır" ... "Nasıl Mehmet Akif'siz bir Türkiye tahayyül edilemezse, Nazım Hikmet'siz bir Türkiye eksik sayılır" - Çok değil, Nazım Hikmet'i birazcık tanıyan, onun dünya görüşünü, siyasi duruşunu birazcık bilen herkes kolaylıkla tahmin edebilir ki; eğer bugün yaşıyor olsaydı, Erdoğan'ın veryansın ettiği kişilerin başında gelirdi, hatta büyük olasılıkla yeri Silivri olurdu. Gelin görün ki, Nazım Hikmet'in mezarından kalkıp kendi ölüsü üzerinden siyasi çıkar sağlayanlara gerekli cevabı verme, onların samimiyetsizliğini yüzlerine vurma şansı bulunmuyor. Ama Sabahat Akkiraz çok şükür ki yaşıyor ve "samimiyet" konusunda turnusol kâğıdı işlevini çoktan yerine getirdi bile. 4-10 Mart 2011 tarihleri arasında AKP'li Kars Belediyesi'nin Kültür ve Sanat Festivali gerçekleşmekte. Belediye daha önce Sabahat Akkiraz'la 5 Mart tarihine konser için anlaşmıştı. Ama sanatçı CHP'ye üye olduktan sonra, konserinin iptal edildiğini öğrendi ve üzüldü. Yani, Erdoğan'ın deyişiyle Kars Belediyesi "türküsüz kalmayı" tercih etmişti. Şimdi soru şu: Aynı belediye sınırlarındaki heykele "ucube" diyen ve "TEZ YIKILA!" buyruğunu veren Tayyip Erdoğan, kendi partisinin bu belediye başkanına "KONSER MUTLAKA YAPILMALI!" diyemez miydi? Deseydi, "biat kültürünün" egemen olduğu bir partide, belediye başkanının itiraz etme şansı var mıydı? - Ama tabii sanatçıya daha önceki övgüsünde samimi olmayıp, Alevi oylarını devşirmeye soyunmuş Erdoğan'ın, üstelik onun CHP'ye üye olduğunu bile bile böylesi bir tavır koyması beklenemezdi. Ne yazık ki antidemokrat bir yapının üzerine demokrasi cilâsı sürmekle demokrat olunamıyor. Hele samimiyetsizliği uzun süre gizlemek hiç mümkün değil, mutlaka bir yerlerden patlak veriyor.
    Kemal Gelence - 09.03.2011


  • ♪ . Demokrasi Diye Diye (4) : ........ Geçtiğimiz Perşembe günü yine "Ördek Hukuku" işletildi. Her ne kadar bu tanımlama ile neyi kastettiğimi daha önce açıklamış olsam da, ördek gibi masum bir hayvanın adını bu kirli süreci isimlendirmede kullanıyorum diye kızanlar olabilir. Onlar için de ayrı bir seçenek düşündüm: "Gözünün Üstünde Kaşın Var Hukuku". İddia edilen o ki; tutuklanan insanlar, yaklaşık 4 yıldır soruşturması süren bir örgüt için çalışıp, bugüne dek kendilerini gizli tutmayı becerecek kadar ZEKİ; ama aynı zamanda, suç kanıtlarını ev ve iş yerlerinde bulunduracak kadar da AHMAK imişler... YERSENİZ efendim!.. Önceki sanıklar için yargılamayı çoktan tamamlayıp, infaz aşamasına geçmiş olan YETMEZ-ama-EVET-çilerden bazıları; işin içine Nedim Şener ve Ahmet Şık da girince, şöyle demeye başladılar: N'oluyoruz? Yeter ama!.. Hanımefendiler, beyefendiler... Komiksiniz, hatta komik-ötesisiniz. Ama yarattığınız tablo yalnızca komik değil, trajikomik. El birliği ile besleyip büyüttüğünüz ejderha, ilişmeyeceğini tahmin ettiğiniz insanları da yutmaya başlayınca mı uyandınız? O kadar kibirliydiniz, o denli şişkin egolara sahiptiniz ki; çeşitli kesimlerden gelen uyarıları hep kulak arkası edip, bildiğinizi okudunuz. "Aydın" olmanın öncelikli koşulları; ileri görüşlülük, çok boyutlu düşünmek, geniş ve derinlemesine çözümlemeler yapmak iken; sizler, sıradan bir tüccarın bile yapmayacağı kadar büyük bir hata yaptınız: Paha biçilmez bir EVET'i "peşin" olarak verdiniz; sanki sizin koyacağınız koşulu umursayan olacakmış gibi, "YETMEZ-ama" diyerek de güya koşul ileri sürdünüz, yani "vadeli" siparişte bulundunuz. Bir başka deyişle, koskoca bir toplumun geleceği üzerine KUMAR OYNADINIZ. Başka hiçbir şey için değilse bile, sırf "aydın" sıfatını bu kadar ucuzlattığınız için, bu ülkenin bir insanı olmaktan utanır hale geldim. Militarizm-karşıtı olmak, üstelik polisi bunun dışında tutup, söz konusu kavramı yalnızca asker-karşıtlığına indirgemek... Sonra da, "askeri siyasetin dışına çıkarma" bahanesiyle, demokrasiyi "istenilen durağa gelince inilecek bir tramvay" olarak gördüğünü açıkça dile getirmiş, askerden bile daha anti-demokrat "sözde sivil" güçlerin eline teslim etmek... Bu muydu aydın olmak? Bazen düşünüyorum; ders almak için yakın tarihinde bu kadar bol malzeme olup da, onları bu denli kayıtsızlıkla böylesine çarçur edebilen aydınlar(!) dünyanın başka hangi ülkesinde vardır diye... Şimdi dönelim şu "Yeter ama!.." nidalarınıza... Yetmez efendim, yetmez! Kendinize bu kadar önem atfetmeyin. Neyin yetip, neyin yetmeyeceğine siz karar veremezsiniz ki! Hem, neydi sloganınız: YETMEZ-ama-EVET, değil mi? Muhataplarınızın yaptığı da, yalnızca bu slogandaki sözcüklerin yerini değiştirmekten ibaret: EVET-ama-YETMEZ. Bu anlamda "yetmezci bir adaşınız" olan Silivri gardiyanlarından bir tanesi, Mustafa Balbay'ı tek kişilik berbat hücresine naklederken, onun kitap ismine nazire yaparcasına kulağına şöyle fısıldamış: "Zulümhaneyi asıl şimdi göreceksin". Eğer bir gün sıra size de gelirse, gardiyanınız elbet durumunuza uyan "manalı" bir sözü sizin de kulağınıza fısıldayacaktır. Hatta belli mi olur; belki de o eski Türk filmlerinde kötü adamların attığı iğrenç kahkahalardan bir tanesini de patlatıverir. Neyse, sadede gelelim... Tarihin ve bu toplumun sizleri bağışlayabilmesi için, yani girilen bu "sivil dikta" sürecini tersine çevirebilmeniz için, bugünden tezi yok, ÇOOOK ama ÇOK ÇALIŞMANIZ GEREK! Benden söylemesi...
    Kemal Gelence - 07.03.2011


  • ♪ Gunumuzun temel sorunu cehalet ve “at gozluklu” yargilardir, Vedat Gunyol, dar goruslu aydinlari “at gozluklu” olarak nitelerdi, bilirsiniz atlara sade onlerini gormeleri, dizginle verilen yonden baskasını gormemeleri için gozlerinin yanina mesin siperlikler koyarlar. İktidar partisi lideri de elinden gelse ayni islemi secmenlere uygulayacak, cehalet ve at gozluklu olmanin varacagı nokta ise “Misir” örneginde “acık” olarak gorulmektedir. Su anda iktidar partisi icinde de bazi “endiseli” sesler yukselmeye baslamıstır. Ozellikle “Bakanlik” sisteminin genel baskanlarınca nasil kullanilacagini fark etmeye baslamislardir. Kuzey Afrika ulkelerindeki Baskanlik duzeninin ne noktaya vardigini ortaya koyan Tunus ve Misir ornekleri de gozlerin açilmasina neden oldu. “İleri Demokrasi” denilen fasizmin karsisinda simdiden “Tek cephe” halinde durmazsak, “vay basimiza gelenler” diye sonradan dovunmenin “kiymeti harbiyesi” yoktur. Soguk bir Amsterdam aksamindan selam ve sevgilerimle :)))
    Elvan Duygu Gülay - 06.03.2011


  • ♪ . Güncel Gündem Gülmecesi (4) : (İnternet ortamından ALINTIDIR) - FLAŞ..FLAŞ.. Bir markete baskın yapan emniyet güçleri, okunmaya hazır çok sayıda gazete ele geçirdi. Gazetelerin nasıl çıktığı araştırılıyor.
    Kemal Gelence - 05.03.2011


  • ♪ . Güncel Gündem Gülmecesi (3) : Onlarca basın meslek örgütü bir araya gelmiş ve "Gazetecilere Özgürlük Platformu" oluşturmuş. Yani özgür olmadıklarını düşünüyorlar. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün Türkiye'yi 138. sıraya yerleştirmiş olması da, onların bu kanaati ile örtüşüyor. Başbakan ve İçişleri Bakanı ise, basın özgürlüğü yönünden Türkiye'nin dünyadaki en ileri ülkeler arasında olduğunu söylüyor. Buradan şu sonuç çıkıyor: Bu gazeteciler tuhaf insanlar, ne kadar özgür olduklarının farkında bile değiller.
    Kemal Gelence - 05.03.2011


  • ♪ . Kısa.. Kısa.. (3) : .................... Kemal Kılıçdaroğlu'nu kutluyorum. Ülkede ve dünyada bu kadar vahim gelişmeler olurken; içerik ve üslup olarak böylesine ağırlıktan yoksun, bu kadar cılız, etkisiz, ayaküstü değerlendirmeler yapabilmek her siyasetçinin başarabileceği bir şey değil gerçekten.
    Kemal Gelence - 05.03.2011


  • ♪ . Demokrasi Diye Diye (3) : ........ Aydınlık Gazetesi dün (1 Mart Salı günü) yayın hayatına başladı. Daha önce, tanıtımını yapabilmek için AKP´li İstanbul Büyükşehir Belediyesi´nden reklam panosu kiralamak istemişti. Hazırladıkları afişte şu cümle geçiyordu: "Yandaş basına mecbur değilsiniz". İBB, "bu sloganı afişten çıkarmazsanız izin vermeyiz" dedi ve afişi değiştirmek zorunda kaldılar. Yani, gazete daha yayın hayatına bile başlamadan sansürle tanıştı. Belki fark etmişsinizdir, AKP´nin ve özel olarak da Tayyip Erdoğan´ın en iyi becerdiği şeylerden birisi; kendilerine yöneltilmiş suçlamaları, kendi kusurlarını, hatalarını tersyüz edip, bunları karşı tarafa yansıtmak. Örneğin, "yandaş basın" nitelemesi siyasi literatürümüze AKP iktidarı döneminde girdi ve sempatizanlığın ötesine geçip işi AKP dalkavukluğuna vardıran, "emir kulluğu" yapan, basın onurunu ayaklar altına alan gazetecileri, televizyoncuları tanımlamak için kullanılır oldu. Ama Tayyip Erdoğan ne yaptı? Basının en az %80´i gönüllü olarak veya baskılarla kendi güdümüne girmişken, kalan küçücük bölüm için "yandaş basın" tanımını bu kez o kullanmaya başladı (Pes!). Değişik yerlerde bağıra bağıra söylediği şu cümlesiyle belki daha kolay hatırlarsınız: "Bu yandaş basın var ya, bu yandaş basın!.." - Şimdi sansürlenen afiş konusuna geri dönüyor ve soruyorum: 1. "İleri demokrasiyi" bir yana bıraktım; ortalama bir demokraside, "Yandaş basına mecbur değilsiniz" gibi bir sloganı kim, hangi gerekçeyle yasaklayabilir? 2. AKP´li İstanbul Büyükşehir Belediyesi, reklam panolarını kiralarken "siyasi içerik denetlemesi yapma" gibi bir yetkiyi nereden almaktadır? 3. Seçim ve halk oylaması kampanyalarında AKP´ye yaranmak isteyen, tarafsızlığını yitirerek iktidarla "amaç birliği" yapmaya cüret eden kimi valiler ve emniyet görevlileri, Başbakan´ı üzecek bazı muhalif parti pankartlarını kaldır(t)mışlardı. Birbirinin benzeri bu örnekler, göz ardı edilebilecek masum gelişmeler midir? 4. Tayyip Erdoğan canının istediği her yerde "yandaş basın" sözünü sarf edebiliyor ve kendisinin yandaş TV kanalları da bu sözü bangır bangır yayınlıyorken; partisinin İstanbul Büyükşehir Belediyesince muhalif bir gazeteye aynı ifadenin kullanımında yasak getirilmesi, TUTARLILIK ve ADALET kavramlarıyla nasıl bağdaşır?
    Kemal Gelence - 02.03.2011


  • ♪ Sayın Editörümüze ve Sayın Serdar Türkmen´e teşekkür ediyor, görüşlerimi paylaşmaya kaldığım yerden devam ediyorum.
    Kemal Gelence - 02.03.2011


  • ♪ Merhaba, yanlış sözcükler mi seçtim acaba? Herhalde öyle oldu, özür diliyorum. Herhangi bir sorunum yok yazılarla ve yazılma alanlarıyla ilgili. Derdim bu emeğin daracık bir sütunda erimemesi. Sevgiler.
    serdar türkmen - 28.02.2011


  • ♪ Dünyanın en ünlü parklarından birisi de Londra’daki Hayde Park’tır. Burada “Speakers Corner” adı verilen bir serbest kürsü vardır ve burada konuşanlar özgürce konuşmalarını yaparlar. Zaten Hayde Park’a değer katan da bu kürsüdür. Mavi Nota’nın Speakers Corner”ı burasıdır. Sadece veritabanına yapılacak olan bir üyelikle burada söz alabilirsiniz. Sayın Serdar Türkmen’in bu soruyu neden sorduğunu anlamaya çalışıyorum. Ama anlayamıyorum. Kısa mesaj panomuz (aslında adı öyle ama mesajınızı uzunca yazabilirsiniz, 18.000 karakterle sınırlıdır çünkü) veritabanına üyelik kaydı yapan okurlarımızın, haberleşmek, fikir beyan etmek ya da bir konu üzerine tartışmak ve son olarak gazetemize değer katacak herhangi bir konu üzerine söyleşmek için yapılmıştır. Sayın Kemal Gelence yazdıkları ile bu panomuz aracılığı ile gazetemize değer katmıştır. Ben gazetedeki konumum gereği bu panoyu çok sık takip ettiğimi söyleyemem. Takip etmem de yasalara aykırı bir şey yazılmış mı kontrolünü yapmak içindir. Sonuç olarak ben Sayın Kemal Gelence’nin yazdıklarından rahatsız değilim, aksine gazeteye değer kattığını düşünüyorum. Dileğim odur ki gazeteye üye olan binlerce okurumuzun aynı doğrultuda burada yazışmalarıdır.
    editör - 27.02.2011


  • ♪ Sayın Serdar Türkmen, öncelikle ilginize teşekkür ederim. Biraz daha sistematik olması açısından mesajınızı maddeler halinde cevaplamak istiyorum: 1) Eğer sitenin sahibi ve editörü Sayın Müfit Semih Baylan bu sütunda yazdıklarımı "amaç dışı" kullanım olarak niteliyor veya başka herhangi bir sakınca görüyorsa, en ufak bir tepki göstermeden yazılarıma son veririm. Nezaketinden ötürü bunu açıkça dile getirmeyip, herhangi bir rahatsızlık imasında bulunması halinde bile, bunu algılar ve gereğini yerine getiririm. Sayın Baylan, lütfen görüşünüzü paylaşır mısınız? 2) "Panoyu rahatlatmak" ifadenizi doğru anladığımdan emin değilim. Yakın geçmişi hatırlarsanız; tek tük nota istekleri ve özel günlerdeki kutlamalar dışında zaten bu sütuna pek bir şey yazılmıyordu. İşin ilginç yanı, nota isteklerine benden başka yardımcı olan da çıkmıyordu. Bu durumda, sütunun boş kalması sizce "rahatlamak" anlamına mı gelecek? Ayrıca, şu anki koşullarda mesaj göndermek isteyen diğer üyelere engel olduğumu sanmıyorum. Sonuçta burası herkese açık bir yer ve istedikleri zaman yine yazabilirler. "Mesaj kotası" gibi bir sorun olmadığı için, başkalarının hakkını gasp ediyor durumunda da değilim. 3) "Derli toplu ulaşmak" demişsiniz... Bu sütunun en altında bulunan "Son Mesajlar" seçeneğini kullanınca ekrana gelen görünüm, (en azından bu sütuna göre) daha derli toplu kanısındayım. Yalnız, rengiyle ve bulunduğu konumla, fark edilmesi zor bir nitelik taşıdığı da bir gerçek. 4) Beni bağışlarsanız, kişisel e-posta iletişimine girmeyi düşünmüyorum. Bu tür ortamlarda yazmanın; Google gibi arama motorlarına açık olma, gelebilecek karşı görüşlere cevap verme ve o cevapların da herkesin okumasına açık olması gibi artıları var. Her ne kadar şu ana kadarki görüntü (bazı istisnalar dışında), "kulakları sağır eden sessizlik" ironisini haklı çıkaracak nitelikte olsa da... Sırası gelmişken şunu da eklemeliyim: Üzerinde değişiklik yapılmamak koşuluyla, burada yazdıklarım isteyen herkes tarafından kopyalanıp, paylaşılabilir. Bence bir sakıncası yok. (Bununla kendime bir önem atfediyor değilim). 5) Bütün bu açıklamalarıma ve daha önce siyaset-sanat ilişkisi üzerine yazdıklarıma rağmen, eğer sitenin sadık üyeleri burada bu tür yazıları görmekten rahatsızlıklarını yoğun olarak ortaya koyarlarsa; yine de ısrarcı olmam. İnternet üzerinden yapılan nabız yoklamaların manipülasyona açık olduğunu biliyorum. Ama militanca yaklaşımlar bir şekilde kendisini belli eder diye düşünüp, bunu göze alıyorum. _ Son olarak belirteyim; sizin yazılarınız ana sayfada yayınlandıkça, onları okuyup görüşlerinizden yararlanmaya çalışıyorum. Yönteme ilişkin bu yapıcı eleştirinizin yanı sıra, yazılarınızla fikir hayatımıza katkılarınızdan ötürü de bir okuyucu olarak size teşekkür ederim. Esenlikler diliyorum.
    Kemal Gelence - 27.02.2011