ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1822
Şu an 4 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Son Mesajlar


  • ♪ Kemal bey, çok teşekkür ederim detaylı açıklamınız için, anlaşılan o ki, güzel ülkem koşar adımla faşizme doğru gidiyor, peki halkımız buna sessiz mi kalacak? Dün TV7de gördüm, First Lady'ler müzik kongresinde buluşmuşlar. :)))Neler söylediler merak ediyorum doğrusu ve ben Amsterdam'da olan tüm bu tuhaflıkları sadece seyretmekle kalıyorum :)) Selamlar Kemal Bey :)))
    Elvan Duygu Gülay - 05.11.2010


  • ♪ Elvan Hanım, Youtube ve daha birçok siteye erişim, mahkeme kararlarıyla engelleniyor. Youtube artık serbest, ama hâlâ yasak olan siteler az değil. Ağustos-2008 tarihli şu kaynak, o sırada 853 yasaklı site bulunduğunu yazıyor: _ http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=981311 _ Bunların bir kısmı için belki de gerçekten mantıklı gerekçeler vardır. Yani, "yasaklara karşıyım" gibi slogancı bir yaklaşımla, açıkça suç işleyen siteleri savunmaktan yana değilim. Ama, otoriter anlayıştaki yönetimlerin, kendi işlerine gelmeyen şeyleri kolaylıkla suç kapsamına sokabildiğini de göz ardı edemiyorum. Burada ince bir çizgi söz konusu. Doğrusunu isterseniz, şu aşamada beni internet yasaklarından çok daha fazla kaygılandıran başka basın-yayın sorunları var. Patronların sansürü ve onların kuruluşlarında çalışan gazetecilerin, televizyoncuların otosansürü... Yarattığı sonuçlar açısından bakınca, şu an Türkiye koşullarında bu sansür türü bence çok daha vahim bir nitelik taşıyor. Biz de size selam gönderiyoruz, esen kalın.
    Kemal Gelence - 02.11.2010


  • ♪ Müfit abim seni unutmam mümkün değil, Nasılsın? İyisin değil mi? O güzel yüreğini fazla yorma olur mu? Sen biriciksin ve çok özelsin, çok öpüyorum seni sevgiyle :))
    Elvan Duygu Gülay - 01.11.2010


  • ♪ Kemal Bey, yorumlarınızı okuyorum, içim cız ederek katılıyorum yorumlarınıza, 3 kasım'da iktidara gelişlerinin 8. yılını kutlayacak olanlar ülkemi ne hale getirdiler, youtube yasağı ne demek oluyor, ben bunu anlayamıyorum bana açıklar mısınız lütfen? Bir de diğer okurlar neden bu yorumlara katılmazlar? Soğuk bir Amsterdam gecesinden selamlar hepinize :))
    Elvan Duygu Gülay - 01.11.2010


  • ♪ Youtube yasağı artık kalktığına göre, siteden "özgürlük üzerine" bir şarkı dinlemek anlamlı olabilir. Benim önerim: "En Libertad" _ http://www.youtube.com/watch?v=AI04D6J1MB0 _ Flamenko gitarcısı Paco Pena, klasik gitarcı John Williams ve Şilili topluluk Inti-Illimani birlikte seslendiriyor. Bildiğim kadarıyla Paco Pena bugüne dek (izleyici karşısında) yalnızca bu şarkıda gitarının yanı sıra kendi sesini de kullandı. Sanatçı, şarkının girişinde yumuşak ses tonu ve söyleyiş tarzıyla özgürlük ateşinin "tutuşturma" kısmını üstleniyor. Topluluğun da katılmasıyla, alevlerin gökyüzüne doğru yükseldiğine tanık oluyoruz. Şarkı aynı zamanda, içindeki özgürlük ateşi sönmeye yüz tutmuş veya "kula kulluk etme" anlayışını benimseme-benimsetme eğilimine girmiş eşe dosta da önerilebilecek nitelikte. Olur ya, belki şarkıdan yüreklerine bir kıvılcım sıçrar, içlerinde küllendiğini sandıkları bir şeyler yeniden alev alır...
    Kemal Gelence - 31.10.2010


  • ♪ Son zamanlarda sıkça olduğu gibi "Cumhuriyet'ten geriye ne kaldı acaba?" diye düşünürken, Bayan Milli Voleybol Takımımızın Çin ile yaptığı karşılaşmayı izleme şansı buldum. Oldukça güzel oynadılar. Sonuç da aynı güzellikteydi: 3-1. Ama, bunların da ötesinde bir şey gözlemledim. Yüz ifadeleri, bakışları ışıl ışıldı. Olumlu bir amaç için çaba harcayan, yaptığı işe inanan insanların yüzlerinde beliren içten bir ışıltı olarak gördüm ben bunu. Oynadıkları oyunla bizlere keyif verdikleri gibi, kendilerinin de bundan keyif aldığı açıkça belli oluyordu. Karşılaşmanın bitiminde, birer bayrak gibi kırmızı-beyaz ojelenmiş tırnakları farkedilecek şekilde, kameralara ellerini göstererek topluca ve biraz da muzipçe poz vermeleri, bu güzel karşılaşmanın çok hoş bir görsellikle taçlandırıldığı an oldu. Her ne kadar başlangıçta belirttiğim iç burukluğumu, neleri yitirmenin eşiğinde olduğumuz yönündeki kaygılarımı dağıtmaya yetmediyse de; yine de çölde bir vaha ile karşılaşmış birisi gibi hissettim kendimi.
    Kemal Gelence - 29.10.2010


  • ♪ En büyük bayramımızın 87.si kutlu olsun :))
    editör - 29.10.2010


  • ♪ Sayın Çisem Üstün, aradığınız şarkının "melodi + akor" şeklinde birkaç ayrı notası var. Gerçek anlamda piyano notası sayılmasa da, sol eli de boş bırakmıyor :) Eğer "yararlanırım" derseniz, yine bu sütun aracılığıyla adres bilgisini size ulaştırabilirim.
    Kemal Gelence - 29.10.2010


  • ♪ Sayın Mustafa Yüksel, sizin de katkınızı alarak, düşüncelerimi biraz farklı bir yoldan aktarmak niyetindeydim. Ama konuyu çok fazla uzatmadan, bir an önce ulaşmak istediğim noktaya varsam daha uygun olacak gibi görünüyor. Öncelikle, söz konusu olayın kendisiyle, o olayın Can Dündar tarafından işlenişini ayrı değerlendirmek taraftarıyım. Bir insanın suçsuz yere cezalandırılması, üstelik bu cezanın idam olması, tabii ki adalet duygusunu zedeleyen, çok üzücü bir olaydır. Bunun tartışılır bir yanı olmadığı için, konunun diğer kısmına geçeceğim. Can Dündar'ı burada da samimi bulmuyorum. Birkaç yönden... Sizin deyişinizle "dramatize etme" yöntemini o yazısında da kullanmış. Bir başka deyişle, insanların duygularını harekete geçirme yönünde bir çaba sergilemiş. En yakınında bulunan, canı-ciğeri olması gereken bir insana; üstelik öyle fi tarihinde değil, bugün, bu yıl, yaşadığımız zaman diliminde "duygusal travma" yaşatmış birisi; eğer benim duygularımı belli bir yöne doğru hareketlendirmeye çalışıyorsa, ben bunu ancak "rol kesmek" olarak değerlendiririm. Sizin de dikkatinizi çekmiş olmalı; belgesellerinde de özel, dramatik, dokunaklı bir ses tonuyla konuşur. Hatta sırf o dramatik etkiyi artırabilmek için, araya, nesnellikten uzak, doğruluğu tartışmalı cümleler de serpiştirir. Bütün bunlar benim üzerimde, bir pazarlamacının ürün satma taktiği gibi bir etki bırakıyor ve saygıdeğer bulmuyorum. Yalnızca bu mu? İşin bir de "tutarlılık" boyutu var. 80-90 yıl öncesinden bazı acı olayları cımbızla çeker gibi alıp topluma sunan bir insanın, bugün yaşanan benzer olaylara karşı çok daha fazla duyarlı olmasını beklemek hakkımızdır, değil mi? Neden "çok daha fazla" dedim? Tarihsel, siyasal, toplumsal, kültürel anlamda bir hayli mesafe kat edilmiş, iletişim olanakları çok gelişmiş, insan hakları ve hukuk kuralları yönünden evrensel standartlar oluşmaya başlamış; böyle bir zamanda yaşıyoruz. Anladığım kadarıyla siz kendisinin yazılarını düzenli okuyorsunuz, haksızlık ediyorsam lütfen düzeltin; geçen yıl bir hukuk cinayetine kurban giden, suçsuz ve "çocuk gülüşlü" güzel bir insan Prof.Dr. Uçkun Geray hakkında ve ona bunu reva görenler hakkında bir şeyler yazdı mı? Belli bir yaşa gelmiş ve sağlık sorunları bulunan adamcağızın ilaçlarını almasına bile izin vermeden gözaltına alıp, kara yoluyla uzun bir şehirlerarası yolculuk yaptırdılar. Üç gün boyunca oradan oraya sevk edip, hırpaladılar. Sonra, bırakmasına bıraktılar ama, iç organlarındaki tahribat yüzünden fazla yaşayamadı. Defnedildiği gün takipsizlik kararı da çıkmıştı. Kuddusi Okkır cezaevinde kansere yakalandı, ama tam donanımlı bir hastanede tedavisine fırsat verilmedi. Öleceği kesinleşince, "aman cezaevinde ölmesin!" diye tahliye edildi ve 5 gün sonra, neyle suçlandığını bile öğrenemeden öldü. Basında, örgütün finansörü olduğu iddia ediliyordu, ama cenazesinin nakli için bile para bulunamadı. Bu insan için bir şeyler yazdı mı? Örnekleri çoğaltabiliriz, ama bence bu kadarı bile Can Dündar'ın samimiyetsiz ve tutarsız olduğunu yeterince gösteriyor. Üstelik, adında "Adalet" sözcüğü geçmesine rağmen, insanları "bizden olanlar ve olmayanlar" diye ayıran ve "karşı cephede" gördüğü kişilerin kıyımı gerçekleştiğinde zerre kadar vicdan kıpırtısı göstermeyen AKP'nin uyguladığı politikalara payandalık yapmaktan da geri durmuyor. Bu partinin adalet bakanı bir yandan "yargı sürecine biz karışamayız" bahanesinin arkasına saklanıp, diğer yandan hoyratça ve keyfî uygulamalarıyla insanların ölümüne neden olan savcıları ve hâkimleri himaye etmiyor mu? Peki Can Dündar'ın bunu görmüyor olması mümkün mü? Şu "belgesel" konusuna geri dönelim... Yönetsel-yargısal bütün yetkilerin ve gücün, belli bir zümrenin, hatta belli bir kişinin elinde toplanmakta olduğu şu dönemde, ben Can Dündar'dan iki konuda daha belgesel yapmasını beklerdim: 1) Adolf Hitler, kendi döneminde tamamen demokratik mekanizmaları kullanarak nasıl diktatör konumuna gelebilmiş? Alman halkı, geriye dönüp baktığında o yaşanan süreci nasıl değerlendirmiş, ne gibi dersler çıkarmış? 2) İran'da mollalar, daha fazla özgürlük vaadiyle üniversitelerin ve komünistlerin bile desteğini alarak nasıl yönetimi ele geçirmiş; hemen sonrasında, kendilerini destekleyen bu kesimleri nasıl saf dışı bırakıp, baskıcı bir rejim kurmuşlar? Bugünlerde tam da sırasıyken, bir "aydın sorumluluğu" ile hareket edip, bu iki konuda neden birer belgesel yapmaz Can Dündar? Gerçi, demokrasimizin hızla geliştiği ve günden güne daha da özgürleştiğimiz sıkça dile getiriliyor olsa da; Can bey böylesi belgeselleri yayınlayacak TV kanalı bulabilir mi, hangi kurumun patronu iktidarın gazabından korkmadan kendi kanalında buna izin verir; o başlı başına ayrı ve traji-komik bir paradoks. "Müflis tüccar eski defterleri karıştırır" diye bir söz vardır. Günümüzün yaşamsal ve yakıcı gerçeklerini teğet geçmekte sakınca görmeyen Can Dündar da, tarihin sayfalarından dramatize edilecek şeyler bulup, belli çevrelere şirin görünme tutumunu sürdürsün. Ona yakışıyor...
    Kemal Gelence - 29.10.2010


  • ♪ Sarah Brightman, Best of Classic, Mavi Nota Müzik Albümünde ....
    editör - 28.10.2010


  • ♪ üsküdara gideriken in piyano notaları var mı lütfen
    çisem üstün - 28.10.2010


  • ♪ http://www.haberturk.com/yazarlar/563188-siar-bey
    mustafa yüksel - 26.10.2010


  • ♪ Kemal bey sorunuzun 2.kısmında işaret ettiğiniz sakıncayı anlıyor ve katılıyorum.duygu ve düşünceleri ise anlatmak zor.zira,gençliğimde bir sefer satranç vesilesi ile Şiar bey'in evine gitmiştik.tabii o zaman onun tarihsel bir kişiliği olduğundan haberimiz yoktu.Bu arada eğer okumadıysanız Murat Bardakçı'nın yazısını da kaçırmamanızı tavsiye ederim.onun linkini vermeye çalışacağım.Şiar Yalçın hakkında en dehşetengiz yazıyı ise taha akyol yazdı.
    mustafa yüksel - 26.10.2010


  • ♪ Mustafa Bey, eğer size zahmet vermeyeceksem, bir ricada bulunacağım: Can Dündar'ın Şiar Yalçın hakkındaki yazısı sizde ne gibi duygu ve düşünceler uyandırdı, buraya yazabilir misiniz? Ricamın ikinci bölümü de var: Aynı yazının, konulara sorgulayıcı ve eleştirel gözle bakma yetisini kazanamamış insanlarda nasıl bir etki bırakmış olabileceği yönündeki tahmininizi de yazabilir misiniz? Ama, birbirinin içine geçmeyecek şekilde, tamamen ayrı yazarsanız sevinirim.
    Kemal Gelence - 26.10.2010


  • ♪ maalesef dedikjlerinizi uygulayacak kabiliyet yok bende. o nedenle word formunda bulunan yazımı tekrar edeceğim bu dar yerde:Can dündar'a ilişkin yazımı i.tatlıses haberinin hemen akabinde aceleyle yazmıştım.c.dündar ın sadece yazma yeteneğini çok beğeniyorum (sizinkini de).bazen olayları çok iyi dramatize ediyor,bugünkü şiar yalçın yazısında olduğu gibi. ama onun şimdilerde çok moda olan neo-liberal cephede yer alması değerini sıfıra indiriyor benim nezdimde. zaten ntv de barınmasının nedeni de liboşlar safında olması değil mi? size yüzde 10 katılmama nedenim: bu tür yorumlarınızı medyanın okuyucu yorumları bölümüne taşımamanız...tabii kendinize göre çok haklı nedenleriniz var. o yorumlar bölümünde her cinsten her seviyeden insan var. onlarla didişmek uğraşmak kolay değil.insanın sinirleri bozulabilir.ben bu konuda çok başarılı olmasam da bazan kendimi tutamayıp bazı radikal,vatan,hürriyet v.b.yazarlarına yorum yapıyorum.biraz deşarj olmak bizim de hakkımız.misyon gereği yazılanları yutmadığımızı ve onlara inanan insanları bi nebze uyandırmak için yazıyorum.kim bilir belkide boşuna yazıyorum.
    mustafa yüksel - 24.10.2010


  • ♪ "Enter" tuşuna basmadan... diye yazdım. Ama sağına-soluna şimdi olduğu gibi tırnak işareti değil de, "küçüktür-büyüktür" işaretleri koyunca, sistem kabul etmedi ve o kısmı kırptı.
    Kemal Gelence - 24.10.2010


  • ♪ Eğer yazdıklarınızın kopyası hâlâ elinizdeyse, buradaki mesaj kutusuna bütünlük içinde yapıştırabilmeniz için şu yöntemi kullanmanız gerekiyor: Diyelim ki bir metin düzenleyici içinde yazdınız; yazınız uzunca da olsa "tek bir satır"dan oluşmalı, paragraflara veya ayrı satırlara bölünmemeli. Yani, hiç tuşuna basmadan yazın. Tabii yazılmış bitmiş olan metini de bu bakış açısıyla gözden geçirmek gerekir.
    Kemal Gelence - 24.10.2010


  • ♪ Mustafa Bey, öncelikle "size katılmıyorum" ifadem, ufak bir nüansı abartarak yazıya kinayeli bir giriş yapmak içindi. Yoksa, gerçek anlamda katılmadığımdan değil. Can Dündar'ın rastgele kişi ve kesimlere yaranmak gibi "ne yaptığını bilmez" bir tutum içerisinde olmadığını, tam tersine bilinçli bir çizgi izlediğini vurgulamak için biraz mizahi bir dil kullandım. Yazının bütününün ciddiyetini azaltabilir kaygısıyla bu kez gülme simgesi ekleyemedim. Durum bundan ibarettir.
    Kemal Gelence - 24.10.2010


  • ♪ mesaj penceresi çok küçük ve ben kopya yöntemiyle yapıştırmayı başaramadığımdan yalnızca bir bölümü çıktı. yazık oldu yazıma.musyuk@email.com a mesaj gönderirseniz tam cevabı alırsınız.selamlar,iyi akşamlar
    mustafa yüksel - 24.10.2010


  • ♪ Sayın Gelence ziyanı yok siz bana katılmasanız da ben size yüzde doksan katılıyorum.
    mustafa yüksel - 24.10.2010


  • ♪ Sayın Gelence ziyanı yok siz bana katılmasanız da ben size yüzde doksan katılıyorum.
    mustafa yüksel - 24.10.2010


  • ♪ Sayın Mustafa Yüksel, ne yazık ki size katılamıyorum. Can Dündar, "ona buna yaranmak" gibi hedefi belirsiz bir çabanın öznesi olamaz. Kendisi, kime yaranacağını "titizlikle" seçen bir kişidir. "Mustafa" filminin, Mustafa Kemal'e saldırıların en yoğun olduğu ve prim getirdiği bir döneme denk gelmesi anlamlı değil mi? Kılıf da ustaca seçilmiş: O'nu bulutların üzerinden yere indirip, "insan" olarak daha çok severmişiz. Ülkeyi kardeş kavgasının eşiğine getirmek dışında hiçbir hünerini göremediğim Tayyip Erdoğan'a "peygamberlik" atfeden bir AKP'li çıkabildi. Ama ben bugüne dek, olağanüstü başarılara imza atmış Mustafa Kemal'e "insanüstülük" yakıştırmasında bulunana hiç rastlamadım. Bir insana, kişiliğinden ve eserlerinden ötürü derin saygı beslemek, vefa ve şükran duygusu içinde olmak ayrı bir şeydir, insanüstülük atfetmek apayrı. Yalnızca film konusu mu?.. Can Dündar 1.5 yıl süreyle NTV'de haftada bir yayınlanan "Neden?" adında bir tartışma programını hazırlayıp sundu. Kimilerince kendisine cömertçe bağışlanan "usta gazeteci" sıfatına aldanmayıp, olaylara "nesnel" yaklaşanlar; Can Dündar'ın programa çağırdığı konuklara bakınca, fikir ve siyaset yelpazesinin hep belli bir tarafına ağırlık verdiğini; AKP, ABD ve AB karşıtı düşünce ve siyaset insanlarını büyük ölçüde dışladığını kolayca görebiliyordu. Ama, ayakları yere basmayan "şekilci" insanlar, onu "çok beyefendi bir insan" diye övmeyi sürdürdüler. Dillerinden düşürmedikleri demokrasilerde, en azından farklı görüşlere eşit şans tanınması gerektiğini görmezden geldiler. Şimdi yazacağım konuyu, özel yaşamıyla ilgili olduğu için normal koşullarda hiç gündeme getirmeyebilirdik. Ama kendisi; sevgi, güven, bağlılık, vefa, dostluk gibi kavramlara vurgu yaptığı duygusal yazılarıyla da tanındığı; bu yolla şöhretini artırıp, "kanaat önderi" konumunu pekiştirdiği için, değinmeden geçmek olmaz. Can Dündar'ın, sözünü ettiğim kavramlar konusunda da samimi olmadığı ortaya çıktı. Basına yansıyan ve kendisinin de inkâr etmediği "eşe sadakatsizlik" fotoğrafı, tüm o değerleri açıkça yok saydığı anlamına geliyordu. Bu ortaya çıkınca yazdığı yazı da çok zekiceydi (yoksa kurnazca mı deseydik?). Öylesine kafa karıştırıcı bir yazı yazmış ki; utanç ve pişmanlık mı duyuyor, yoksa davranışının haklılığını mı savunuyor; bunu anlayamıyorsunuz. Kendisini "romantik prens" olarak gören insanların hiç değilse bir kısmı artık uyanmış mıdır, bilemiyorum. Üç ayrı göstergeden hareketle, Can Dündar'ın dürüstlük ve samimiyet derecesini ortaya koymaya çalıştım. Önceki yazılarımda aktardığım "NTV ana haber" gözlemlerimi de buna ekleyebiliriz. Onu yeterince tanımayan insanlar, en azından bundan sonra onun söz ve eylemlerini lütfen biraz daha dikkatlice izlesinler.
    Kemal Gelence - 24.10.2010


  • ♪ turk yunanmuzigi
    emre aki - 23.10.2010


  • ♪ brahim Tatlıses'e hitap şekli de bir garipti.izlerken rahatsız olduk.sanki karşısında bir devlet başkanı filan vardı.Barzani ile resim çektirmiş.aman ne büyük marifetmiş .haber sunuşunda aşırı çıtkırılmışlık yalnızca benimi rahatsız ediyor bilmiyorum.zaten mustafa filmiyle gözümden düşmüştü.belgeselci olarak kalsaydı bugün daha saygın olurdu.neticede ona buna yaranıcam diye itici bir tip oldu.
    mustafa yüksel - 22.10.2010


  • ♪ Bu kez biraz daha taze bir haber vereyim :) NTV kanalını hâlâ o eski NTV zannedenler ve Can Dündar'ın gerçek yüzünü hâlâ görememiş olanlara bir ipucu daha... Bu akşam yine bir AKP yetkilisi, bu kez Hüseyin Çelik, ana haber bülteninde konuk edildi. Televizyonculukta ana haber bülteni saati çok değerli bir zaman dilimidir. Böyle değerli bir sürenin en az 20 dakikalık kısmını bonkörce bu şahsiyete ayırdılar. Tanıyanlar bilir, Hüseyin Çelik o kadro içinde ağzı en iyi laf yapanlardan, en usta polemikçilerden biridir. E fırsatı kaçırır mı; Can Dündar'ın gündeme getirdiği her konuyu tek taraflı olarak değerlendirdi, bu arada CHP ile SP'yi taşlamayı da ihmal etmedi tabii. Can bey Çelik'i sıkıştırıyor-muş gibi yaparak, bu cömertçe ikramın fazla göze batmamasını sağlamaya çalıştı. Bu satırları yazdığım dakikalarda, İbrahim Tatlıses'le söyleşi yapıyorlardı. Şaşırdınız mı? Dün de Orhan Gencebay ile telefon bağlantısı vardı. Evet evet, yine ana haber bülteninde... Fazla suya-sabuna dokunmadan, ama bir yandan da iktidarı hoşnut edecek bir yayıncılık nasıl yapılırmış, gördünüz mü?
    Kemal Gelence - 22.10.2010


  • ♪ Biz bu sitenin müdavimleri olarak sizi bu takıntıdan kurtaralım dermişiz :)) Şaka bir yana, aslında eser sahipleri bazı yazılım üreticilerinin yaptığı gibi yapsalar çok hoş olurdu. Yani, notaların kişisel (amatörce) kullanımını serbest bırakıp, kazanç sağlamaya yönelik kullanımından telif ücreti alsalar... Müzik icra edilen ticarî mekânlar sıkı biçimde denetlenerek, hem bu ayrım gerçekleştirilebilir, hem de uygulanacak maddî yaptırımların küçük bir yüzdesiyle denetim masrafları için kaynak yaratılabilir. Şu an yürürlükte olan sistemle, eser sahipleri de, amatörler de büyük kayıp içindeler. Kazanan yalnızca bu işi ticarî amaçla ve kaçak olarak yapanlar.
    Kemal Gelence - 22.10.2010


  • ♪ Kemal beycim, şu telif meselesini bir çözebilseydim, bu sitelere hiç gerek kalmayacaktı. Ama benim "yasalara harfiyen uymak" gibi ülkeme hiç uymayan bir takıntım var :)))
    editör - 22.10.2010


  • ♪ Klasik gitar notasına ihtiyaç duyan arkadaşlar, başka sitelerin yanı sıra, şu siteden de yararlanabilirler: _ http://vietguitar2.free.fr/Score/NuocNgoai _ Rastlantı eseri bulduğum bu site, zengin sayılabilecek bir kaynak. Notaların arasında PDF kalitesi düşük olanlar da, çok iyi olanlar da var. Carlo Domeniconi'nin Anadolu'dan esinlenerek bestelediği Koyunbaba adlı eseri bile sitede yerini almış :)
    Kemal Gelence - 21.10.2010


  • ♪ Ne demek efendim, benimki naçizane bir yorum yazmaktan ibaret. Keşke bu tür şeyler hiç olmasa da, böyle yorumlara ihtiyaç duyulmasa. Saygılar :)
    Kemal Gelence - 17.10.2010


  • ♪ Sizi ayakta alkışlıyorum, aslında vurgulamak istediğim "yorumunu size bırakıyorum" ifadesi daha çok bunun içindi. Onun için öyle bir başlık attım. Bu gafları bile bile mi yapıyor şeklinde. Kemal bey harikasınız. Kutluyorum sizi tekrar. Gerçekten yazıma değer kattınız, sağolun :))
    editör - 17.10.2010