ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 18     Sayı: 1853
Şu an 9 müzisyen gazete okuyor
Müzik ON OFF

Günün Mesajları


♪ 18. yılımız kutlu olsun
Mavi Nota - 24.11.2022


♪ Biliyorum Cüneyt bey, yazımda da böyle bir şey demedim zaten.
editör - 20.11.2022


♪ sayın müfit bey bilgilerinizi kontrol edi 6440 sayılı cso kurulrş kanununda 4 b diye bir tanım yoktur
CÜNEYT BALKIZ - 15.11.2022


♪ Sayın Cüneyt Balkız, yazımda öncelikle bütün 4B’li sanatçıların kadroya alınmaları hususunu önemle belirtirken, bundan sonra orkestraları 6940 sayılı CSO kanunu kapsamında, DOB ve DT’de kendi kuruluş yasasına, diğer toplulukların da kendi yönetmeliklerine göre alımların gerçekleştirilmesi konusuna da önemle dikkat çektim!
editör - 13.11.2022


♪ 4bliler kadro bekliyor başlıklı yazınızda sanki 4 bliler devre dışı bırakılmış gibi izlenim doğuyor obür kamu kurulrşlarında olduğu gibi kayıtsız şartsız kadroya geçecekler yıllardır sanat kurumlarımızı sırtlayan bu sanatçılarımıza sınav istemek yapılacak en büyük kötülüktür bilginize
CÜNEYT BALKIZ - 12.11.2022


♪ Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü Vefatının 84. Yıldönümünde Saygı ve Özlemle Anıyoruz!
Mavi Nota - 10.11.2022


♪ Almanya’da yaşayan bir müzisyen olarak, Mavi Nota’yı çok uzun süredir takip ediyorum. Beni hiç yanıltmadı. Özgürce doğru konulara değindiği, bilimsel yayıncılık anlayışı ile objektif habercilik yaptığı için kutluyorum. Böyle yayınların ülkemizde artması dileğiyle saygılarımı sunuyorum.
Ayşe Ersan Schütze - 08.11.2022


♪ Büyük Usta Timur Selçuk'u vefatının 2. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 06.11.2022


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Son Mesajlar


  • ♪ damarıma bu anlamda basmanız çok önemli değil de, kurultay istediğinize göre durumum vahim demektir Sevgili Kemal Bey :) Bir kelam ettik, bir sürü laf işittik sizden :) Bu kadar mı doluydunuz Allah aşkına, ben birtek Sevgili Adnan Taç arkadaşımdan bu konuda yayıl ateş altında kalırdım, bir de siz eklendiniz, oh ne ala ne güzel, yandı gülüm keten helva mı demişler? :) Aslında ortaya koyduğunuz tezlere söyleyecek hiç sözüm yok hepsi doğru ama ben yine de diyorum ki: çoğu müzik türünü devirip kendinden geçirebilecek, ritmik açıdan sanatsal denebilecek örneklerin sıkça görüldüğü, duayenlerinin aslında birer modern şair olduğu anlamayan ve evrimini tamamlayamamışlarca zevk renk farkını anlamadığı ve dinleyenlere laf attığı, muhteşem müzik janrıdır Rap. Yanlış bişey demedim değil mi? :) SELAMLAR :)
    editör - 10.11.2010


  • ♪ Ulu Önder Atatürk'ü, ölümünün 72. yılında özlemle ve özleyerek anıyorum ....
    editör - 10.11.2010


  • ♪ Yarın, yitirişimizin 72. yıldönümünde Atamızı saygıyla anacağız. O'nun belleklerimizden silinmesi, gözümüzde sıradanlaştırılması ve eserlerinin değersizleştirilmesi yönündeki çabaların yoğunlaştığı bir dönemdeyiz. Bununla da ilintili sayılabilecek yeni bir örneği bugün yaşadık. Her Salı olduğu gibi, TBMM'de grubu bulunan 4 partinin bugün de toplantıları vardı. AKP grubu adına Başbakan Tayyip Erdoğan konuştu. Bir saate yakın süren konuşmasının en başında, Ata'yı anmak için yalnızca "tek bir cümle" sarfetti ve bu kısım yalnızca 10 saniye kadardı. Ama hemen bunun ardından Kosova gezisini değerlendirdiği en az 20 dakikalık bölüm geldi ki, tutabilene aşk olsun. Osmanlı'ya geri dönüş özleminin belirgin olarak su yüzüne çıktığı bu bölümde nelere değinmedi ki... Kosova'da ve diğer bölgelerde restore ettirdikleri camiler, türbeler ve medreseler; bu arada Sultan Murat'ın türbesi, hatta iç organlarının nerede defnedilmiş olduğu; Mehmet Akif Ersoy'un Arnavut kökenli olduğu (güya bunun önemsizliğini vurgulamak istedi), milliyetçiliğin asıl böyle şeylerle ortaya konulabileceği v.s. Belli ki Başbakan'a Osmanlı'nın "milli bir devlet" olmadığını, çeşitli milletleri içinde barındıran ve onların kopmasıyla Anadolu'nun sınırlarına kadar küçülmüş bir devlet olduğunu söyleyen çıkmamış. Ya da son zamanlarda sıkça yaptığı gibi; MHP'nin tabanı ile tavanı arasına nifak sokmak için, "partinizi bırakın, bize gelin" mesajını güçlendirmek üzere, bildiği bu gerçeği bilmezden gelmiş de olabilir. Ama kesin olan bir şey var; Cumhuriyet'in kurum ve kavramları ile barışık değilken, kendisinin "tek buyurgan olma" ve "çok hukuklu sistem" özlemleriyle de örtüştüğü için, Osmanlı'ya duyduğu sempati. Onun bu sempatisi yalnızca "kişisel" bir eğilimden ibaret olsaydı, o kadar önemsenmeyebilirdi. Ama ekibiyle birlikte, tüm devlet kurumlarını bu anlayışla bezeyerek, hepimizin vergileriyle varlığını sürdüren TRT'yi bunun propaganda aracı haline getirerek, sistemli ve örgütlü bir şekilde özlemlerini gerçeğe dönüştürme yolunda ilerleyince, konu vahim bir nitelik kazanıyor. Eğer bizden önceki nesillerden zahmetsizce devraldığımız Cumhuriyet'i, hiçbir özveri göstermeden avcumuzun içinde bulduğumuz demakrasiyi hak etmek istiyorsak; bu vahim gelişmeleri her ortamda dile getirmek ve tehlikeye dikkat çekmek zorundayız.
    Kemal Gelence - 09.11.2010


  • ♪ Sayın Dilek Ertuğrul, aradığınız nota şu adreslerde var: _ http://www.free-scores.com/download-sheet-music.php?pdf=17396 _ http://www.stringsattachedmusic.org/SAM/Classical_Beginners.html _ Müzik dolu günler...
    Kemal Gelence - 09.11.2010


  • ♪ merhaba, acilen Carulli'nin Waltz In C bestesinin notalarına ihtiyacım var. mail olarak gönderebilir misiniz? teşekkürler
    Dilek Ertuğrul - 09.11.2010


  • ♪ merhaba,
    Dilek Ertuğrul - 09.11.2010


  • ♪ Sayın Aysu Akalın, İncesaz grubu, Türkiye koşullarında çok ender rastlanabilecek bir uygulamaya imza atmış. _ http://www.incesaz.com/NotaTalep.aspx _ Bu sayfadan seçeceğiniz şarkıların notalarını e-posta adresinize gönderiyorlarmış. Aralarında sizin istediğiniz şarkı da var. Eğer notayı bu yolla elde edebilirseniz, diğer müzikseverleri bilgilendirmek amacıyla yine bu sütuna kısa bir not yazabilir misiniz? Müzik dolu günler...
    Kemal Gelence - 08.11.2010


  • ♪ Kalbimdeki Deniz şarkısının notası lütfen
    Aysu AKALIN - 08.11.2010


  • ♪ Elvan Hanım, siyasal, hukuksal ve toplumsal nitelikteki çeşitli göstergelere baktığımda, ülke olarak kopkoyu bir karanlığa doğru gitmekte olduğumuzdan ben kendi adıma eminim. Önümüzde son şans olarak Haziran-2011 seçimleri var. Eğer halk yine AKP'ye "tek başına iktidar" yetkisi verirse, artık anayasanın değiştirilemez 3 maddesinin de bir güvencesi kalmayacak. Şimdilik, halkı fazla tedirgin etmeden seçimleri kazanmak amacıyla, çok sivri söylem ve eylemlerden kaçınmaya çalışıyorlar. Zaten "yeni anayasa" konusunu seçimlerden sonraya bırakmaları da bu yüzden. Ama diğer yandan; Anayasa Mahkemesi, HSYK gibi kalan son direnme noktalarını da ele geçirmiş olmanın verdiği rahatlamayla, zaman zaman dillerinin altından baklayı çıkardıkları da oluyor. AKP ile aynı görüşlere sahip olan Anayasa Mahkemesi Başkanı bizzat kendisi ifade etti, ilk 3 maddeye de dokunulabilir diye. Ayrıca, "çok hukuklu sistem" özlemleri artık daha yüksek sesle dile getirilir oldu. Devletin içindeki tarikatçı yuvalanmalara dikkat çeken Hanefi Avcı, kitabında ortaya serdiği tertip yöntemlerinin tıpatıp aynısı kendisine uygulanarak içeri tıkıldı. Herhangi bir kişi, uydurulmuş suç delilleri ile aylarca, yıllarca özgürlüğünden mahrum bırakılabiliyor. Ülkemin sözde aydınları da, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" misali, olan biteni izlemekle yetiniyor, hatta önemli bir kısmı buna alkış tutup teşvik ediyor. Sizin gazeteler ve televizyonlar aracılığıyla bizzat yapacağınız gözlemler, tabii ki benim değerlendirmelerimin ötesinde daha yararlı ve anlamlı olacaktır. Ama size son dönemden bazı örnekler aktarmak istiyorum: 1) HSYK seçimleri o derece Adalet Bakanlığı'nın etkisi ve baskısı altında geçti ki; halk oylamasında iktidarla aynı doğrultuda hareket edip, "evet"i savunan Demokrat Yargı (Birliği) Eşbaşkanı Orhangazi Ertekin bile bu duruma isyan etmek zorunda kaldı. 2) Manavgat'taki bir ilköğretim okulunda din dersi öğretmeni erkek çocuklara "takke" giyme zorunluluğu getirdi, bir velinin şikâyeti sonucunda (şimdilik) geri adım atmak zorunda kaldı. 3) Cumhurbaşkanı ve Başbakan bir takım açılış, toplantı v.b. etkinliklere gittiğinde, "tedbir amaçlı gözaltı" gibi şeylere tanık olmaya başladık. Yani, önceden mimlenmiş bazı kişiler, "potansiyel protestocu" sıfatıyla gözaltına alınıp, etkinlik sonrası serbest bırakılıyor. 4) Başbakan'a "cumhuriyet yıkıcısı" dediği için bir üniversite öğrencisi "hakaretten" mahkum oldu. (Sahi, sizin yaşadığınız Hollanda'da bir siyasetçiye bunu söylemek hakaret mi, yoksa eleştiri mi sayılır?) 5) Uluslararası İstanbul Kadın Buluşması toplantısında bir grup kadın, Başbakan'ın "ben kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum" sözüne de gönderme yaparak, kadın cinayetlerini kınadılar. 4-5 kişilik bu grup, hiçbir taşkınlık yapmadan, hazırladıkları pankartları açtılar. Ama ellerindeki pankartlar hemen ve sertçe toplandı, dışarı çıkarıldılar. Bunun üzerine ne olsa beğenirsiniz? Salondaki diğer kadınlar, "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye tezahürat yaparak Başbakan'a destek oldu ve protestocu hemcinslerine karşı tavır aldı. 6) Bakan Faruk Çelik bir kurban kesim yerinin açılışını yaparken, bir besici tarafından protesto edildi. Bunda bir olağandışılık yok. Ama, yazılı basının neredeyse tümünün görmezden geldiği sonuç kısmı tüyler ürpertici. Bakan Faruk Çelik şu cümleyi sarfediyor: "Az önceki provakatörü tespit edin bakayım kimdi. Arkadaş görevlendirilmiş belli ki" _ Eğer bu yurttaş suç işlemişse, serbest bırakılmaması gerekir. Yok eğer yaptığı demokratik bir protestodan ibaretse, "fişleme" anlamına gelecek bir izleme-araştırma neyin nesi oluyor? Üstelik bu iktidar, "demokratikleşme" kisvesi altında halk oylamasına sunduğu ve onaylattığı anayasa değişikliğinde "fişlemeye karşı güvence" getirdiğini iddia ediyordu. _ Bunların hepsi, nereye doğru gitmekte olduğumuza ilişkin önemli göstergeler. "Peki halkımız buna sessiz mi kalacak?" sorunuza gelince... Ben bir gerçeği aktarayım, yorumu siz yapın: Halk oylaması öncesinde bir kamuoyu araştırma şirketinin yöneticisi açıkladı; seçmenlerin %28'i, anayasa değişiklik metninin içeriğini bilmek şöyle dursun, oylamanın anayasa değişikliğiyle ilgili olduğunu bile bilmiyormuş. İşte Türkiyemin içinde bulunduğu hazin durum!..
    Kemal Gelence - 07.11.2010


  • ♪ Sözünü ettiğiniz önyargılı(!) kişilerden birisi de ben olduğum için, cevap hakkımı kullanmak istiyorum :) "Halbuki rap müziğin amacı isyandır" diyorsunuz. Bu isyanlarını bir mitingde veya basın bildirisi şeklinde dile getirseler olmaz mı? Yaptıkları şeye "müzik süsü" vermeleri şart mı? :) Bence müzik yapıyor-muş gibi görünmek zorunda değiller :) Şu cümlenize de katılamıyorum (hatta, önyargı olarak görüyorum:) "Pop, rock, arabesk şarkılarda şarkı sözü teması aynıdır. Sadece aşk vardır." Örnekler çoğaltılabilir, ama bunun tersini kanıtlamak için aşağıdaki liste yeterlidir sanıyorum: Ali Kocatepe - Yeni Bir Dünya İstiyorum Selma Devrim - Toprağın Kızı Cem Karaca - Tamirci Çırağı Ünol Büyükgönenç - Dışarda Kar Yağıyor Serter Bağcan - Sihirli Değnek Selda Bağcan - Bayılırım Düzenli Dünyaya Selda Bağcan - Özgürlük ve Demokrasiyi Çizmek Eğer görüşünüzde ısrarcı olursanız, o zaman benim de bir dileğim olacak: Madem ki toplumsal, isyankâr sözler içermesi o şeyi müzik yapmaya yetiyor; bu durumda benim mesaj sütununa yazdığım eleştirel yazılar da yeni bir müzik türü olarak kabul edilsin, arz ederim :) (Bu yorumla biraz damarınıza basmış olabilirim. Eğer kriz çıkarsa, hemen kurultay isterim :)
    Kemal Gelence - 07.11.2010


  • ♪ Kemal bey, çok teşekkür ederim detaylı açıklamınız için, anlaşılan o ki, güzel ülkem koşar adımla faşizme doğru gidiyor, peki halkımız buna sessiz mi kalacak? Dün TV7de gördüm, First Lady'ler müzik kongresinde buluşmuşlar. :)))Neler söylediler merak ediyorum doğrusu ve ben Amsterdam'da olan tüm bu tuhaflıkları sadece seyretmekle kalıyorum :)) Selamlar Kemal Bey :)))
    Elvan Duygu Gülay - 05.11.2010


  • ♪ Elvan Hanım, Youtube ve daha birçok siteye erişim, mahkeme kararlarıyla engelleniyor. Youtube artık serbest, ama hâlâ yasak olan siteler az değil. Ağustos-2008 tarihli şu kaynak, o sırada 853 yasaklı site bulunduğunu yazıyor: _ http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=981311 _ Bunların bir kısmı için belki de gerçekten mantıklı gerekçeler vardır. Yani, "yasaklara karşıyım" gibi slogancı bir yaklaşımla, açıkça suç işleyen siteleri savunmaktan yana değilim. Ama, otoriter anlayıştaki yönetimlerin, kendi işlerine gelmeyen şeyleri kolaylıkla suç kapsamına sokabildiğini de göz ardı edemiyorum. Burada ince bir çizgi söz konusu. Doğrusunu isterseniz, şu aşamada beni internet yasaklarından çok daha fazla kaygılandıran başka basın-yayın sorunları var. Patronların sansürü ve onların kuruluşlarında çalışan gazetecilerin, televizyoncuların otosansürü... Yarattığı sonuçlar açısından bakınca, şu an Türkiye koşullarında bu sansür türü bence çok daha vahim bir nitelik taşıyor. Biz de size selam gönderiyoruz, esen kalın.
    Kemal Gelence - 02.11.2010


  • ♪ Müfit abim seni unutmam mümkün değil, Nasılsın? İyisin değil mi? O güzel yüreğini fazla yorma olur mu? Sen biriciksin ve çok özelsin, çok öpüyorum seni sevgiyle :))
    Elvan Duygu Gülay - 01.11.2010


  • ♪ Kemal Bey, yorumlarınızı okuyorum, içim cız ederek katılıyorum yorumlarınıza, 3 kasım'da iktidara gelişlerinin 8. yılını kutlayacak olanlar ülkemi ne hale getirdiler, youtube yasağı ne demek oluyor, ben bunu anlayamıyorum bana açıklar mısınız lütfen? Bir de diğer okurlar neden bu yorumlara katılmazlar? Soğuk bir Amsterdam gecesinden selamlar hepinize :))
    Elvan Duygu Gülay - 01.11.2010


  • ♪ Youtube yasağı artık kalktığına göre, siteden "özgürlük üzerine" bir şarkı dinlemek anlamlı olabilir. Benim önerim: "En Libertad" _ http://www.youtube.com/watch?v=AI04D6J1MB0 _ Flamenko gitarcısı Paco Pena, klasik gitarcı John Williams ve Şilili topluluk Inti-Illimani birlikte seslendiriyor. Bildiğim kadarıyla Paco Pena bugüne dek (izleyici karşısında) yalnızca bu şarkıda gitarının yanı sıra kendi sesini de kullandı. Sanatçı, şarkının girişinde yumuşak ses tonu ve söyleyiş tarzıyla özgürlük ateşinin "tutuşturma" kısmını üstleniyor. Topluluğun da katılmasıyla, alevlerin gökyüzüne doğru yükseldiğine tanık oluyoruz. Şarkı aynı zamanda, içindeki özgürlük ateşi sönmeye yüz tutmuş veya "kula kulluk etme" anlayışını benimseme-benimsetme eğilimine girmiş eşe dosta da önerilebilecek nitelikte. Olur ya, belki şarkıdan yüreklerine bir kıvılcım sıçrar, içlerinde küllendiğini sandıkları bir şeyler yeniden alev alır...
    Kemal Gelence - 31.10.2010


  • ♪ Son zamanlarda sıkça olduğu gibi "Cumhuriyet'ten geriye ne kaldı acaba?" diye düşünürken, Bayan Milli Voleybol Takımımızın Çin ile yaptığı karşılaşmayı izleme şansı buldum. Oldukça güzel oynadılar. Sonuç da aynı güzellikteydi: 3-1. Ama, bunların da ötesinde bir şey gözlemledim. Yüz ifadeleri, bakışları ışıl ışıldı. Olumlu bir amaç için çaba harcayan, yaptığı işe inanan insanların yüzlerinde beliren içten bir ışıltı olarak gördüm ben bunu. Oynadıkları oyunla bizlere keyif verdikleri gibi, kendilerinin de bundan keyif aldığı açıkça belli oluyordu. Karşılaşmanın bitiminde, birer bayrak gibi kırmızı-beyaz ojelenmiş tırnakları farkedilecek şekilde, kameralara ellerini göstererek topluca ve biraz da muzipçe poz vermeleri, bu güzel karşılaşmanın çok hoş bir görsellikle taçlandırıldığı an oldu. Her ne kadar başlangıçta belirttiğim iç burukluğumu, neleri yitirmenin eşiğinde olduğumuz yönündeki kaygılarımı dağıtmaya yetmediyse de; yine de çölde bir vaha ile karşılaşmış birisi gibi hissettim kendimi.
    Kemal Gelence - 29.10.2010


  • ♪ En büyük bayramımızın 87.si kutlu olsun :))
    editör - 29.10.2010


  • ♪ Sayın Çisem Üstün, aradığınız şarkının "melodi + akor" şeklinde birkaç ayrı notası var. Gerçek anlamda piyano notası sayılmasa da, sol eli de boş bırakmıyor :) Eğer "yararlanırım" derseniz, yine bu sütun aracılığıyla adres bilgisini size ulaştırabilirim.
    Kemal Gelence - 29.10.2010


  • ♪ Sayın Mustafa Yüksel, sizin de katkınızı alarak, düşüncelerimi biraz farklı bir yoldan aktarmak niyetindeydim. Ama konuyu çok fazla uzatmadan, bir an önce ulaşmak istediğim noktaya varsam daha uygun olacak gibi görünüyor. Öncelikle, söz konusu olayın kendisiyle, o olayın Can Dündar tarafından işlenişini ayrı değerlendirmek taraftarıyım. Bir insanın suçsuz yere cezalandırılması, üstelik bu cezanın idam olması, tabii ki adalet duygusunu zedeleyen, çok üzücü bir olaydır. Bunun tartışılır bir yanı olmadığı için, konunun diğer kısmına geçeceğim. Can Dündar'ı burada da samimi bulmuyorum. Birkaç yönden... Sizin deyişinizle "dramatize etme" yöntemini o yazısında da kullanmış. Bir başka deyişle, insanların duygularını harekete geçirme yönünde bir çaba sergilemiş. En yakınında bulunan, canı-ciğeri olması gereken bir insana; üstelik öyle fi tarihinde değil, bugün, bu yıl, yaşadığımız zaman diliminde "duygusal travma" yaşatmış birisi; eğer benim duygularımı belli bir yöne doğru hareketlendirmeye çalışıyorsa, ben bunu ancak "rol kesmek" olarak değerlendiririm. Sizin de dikkatinizi çekmiş olmalı; belgesellerinde de özel, dramatik, dokunaklı bir ses tonuyla konuşur. Hatta sırf o dramatik etkiyi artırabilmek için, araya, nesnellikten uzak, doğruluğu tartışmalı cümleler de serpiştirir. Bütün bunlar benim üzerimde, bir pazarlamacının ürün satma taktiği gibi bir etki bırakıyor ve saygıdeğer bulmuyorum. Yalnızca bu mu? İşin bir de "tutarlılık" boyutu var. 80-90 yıl öncesinden bazı acı olayları cımbızla çeker gibi alıp topluma sunan bir insanın, bugün yaşanan benzer olaylara karşı çok daha fazla duyarlı olmasını beklemek hakkımızdır, değil mi? Neden "çok daha fazla" dedim? Tarihsel, siyasal, toplumsal, kültürel anlamda bir hayli mesafe kat edilmiş, iletişim olanakları çok gelişmiş, insan hakları ve hukuk kuralları yönünden evrensel standartlar oluşmaya başlamış; böyle bir zamanda yaşıyoruz. Anladığım kadarıyla siz kendisinin yazılarını düzenli okuyorsunuz, haksızlık ediyorsam lütfen düzeltin; geçen yıl bir hukuk cinayetine kurban giden, suçsuz ve "çocuk gülüşlü" güzel bir insan Prof.Dr. Uçkun Geray hakkında ve ona bunu reva görenler hakkında bir şeyler yazdı mı? Belli bir yaşa gelmiş ve sağlık sorunları bulunan adamcağızın ilaçlarını almasına bile izin vermeden gözaltına alıp, kara yoluyla uzun bir şehirlerarası yolculuk yaptırdılar. Üç gün boyunca oradan oraya sevk edip, hırpaladılar. Sonra, bırakmasına bıraktılar ama, iç organlarındaki tahribat yüzünden fazla yaşayamadı. Defnedildiği gün takipsizlik kararı da çıkmıştı. Kuddusi Okkır cezaevinde kansere yakalandı, ama tam donanımlı bir hastanede tedavisine fırsat verilmedi. Öleceği kesinleşince, "aman cezaevinde ölmesin!" diye tahliye edildi ve 5 gün sonra, neyle suçlandığını bile öğrenemeden öldü. Basında, örgütün finansörü olduğu iddia ediliyordu, ama cenazesinin nakli için bile para bulunamadı. Bu insan için bir şeyler yazdı mı? Örnekleri çoğaltabiliriz, ama bence bu kadarı bile Can Dündar'ın samimiyetsiz ve tutarsız olduğunu yeterince gösteriyor. Üstelik, adında "Adalet" sözcüğü geçmesine rağmen, insanları "bizden olanlar ve olmayanlar" diye ayıran ve "karşı cephede" gördüğü kişilerin kıyımı gerçekleştiğinde zerre kadar vicdan kıpırtısı göstermeyen AKP'nin uyguladığı politikalara payandalık yapmaktan da geri durmuyor. Bu partinin adalet bakanı bir yandan "yargı sürecine biz karışamayız" bahanesinin arkasına saklanıp, diğer yandan hoyratça ve keyfî uygulamalarıyla insanların ölümüne neden olan savcıları ve hâkimleri himaye etmiyor mu? Peki Can Dündar'ın bunu görmüyor olması mümkün mü? Şu "belgesel" konusuna geri dönelim... Yönetsel-yargısal bütün yetkilerin ve gücün, belli bir zümrenin, hatta belli bir kişinin elinde toplanmakta olduğu şu dönemde, ben Can Dündar'dan iki konuda daha belgesel yapmasını beklerdim: 1) Adolf Hitler, kendi döneminde tamamen demokratik mekanizmaları kullanarak nasıl diktatör konumuna gelebilmiş? Alman halkı, geriye dönüp baktığında o yaşanan süreci nasıl değerlendirmiş, ne gibi dersler çıkarmış? 2) İran'da mollalar, daha fazla özgürlük vaadiyle üniversitelerin ve komünistlerin bile desteğini alarak nasıl yönetimi ele geçirmiş; hemen sonrasında, kendilerini destekleyen bu kesimleri nasıl saf dışı bırakıp, baskıcı bir rejim kurmuşlar? Bugünlerde tam da sırasıyken, bir "aydın sorumluluğu" ile hareket edip, bu iki konuda neden birer belgesel yapmaz Can Dündar? Gerçi, demokrasimizin hızla geliştiği ve günden güne daha da özgürleştiğimiz sıkça dile getiriliyor olsa da; Can bey böylesi belgeselleri yayınlayacak TV kanalı bulabilir mi, hangi kurumun patronu iktidarın gazabından korkmadan kendi kanalında buna izin verir; o başlı başına ayrı ve traji-komik bir paradoks. "Müflis tüccar eski defterleri karıştırır" diye bir söz vardır. Günümüzün yaşamsal ve yakıcı gerçeklerini teğet geçmekte sakınca görmeyen Can Dündar da, tarihin sayfalarından dramatize edilecek şeyler bulup, belli çevrelere şirin görünme tutumunu sürdürsün. Ona yakışıyor...
    Kemal Gelence - 29.10.2010


  • ♪ Sarah Brightman, Best of Classic, Mavi Nota Müzik Albümünde ....
    editör - 28.10.2010


  • ♪ üsküdara gideriken in piyano notaları var mı lütfen
    çisem üstün - 28.10.2010


  • ♪ http://www.haberturk.com/yazarlar/563188-siar-bey
    mustafa yüksel - 26.10.2010


  • ♪ Kemal bey sorunuzun 2.kısmında işaret ettiğiniz sakıncayı anlıyor ve katılıyorum.duygu ve düşünceleri ise anlatmak zor.zira,gençliğimde bir sefer satranç vesilesi ile Şiar bey'in evine gitmiştik.tabii o zaman onun tarihsel bir kişiliği olduğundan haberimiz yoktu.Bu arada eğer okumadıysanız Murat Bardakçı'nın yazısını da kaçırmamanızı tavsiye ederim.onun linkini vermeye çalışacağım.Şiar Yalçın hakkında en dehşetengiz yazıyı ise taha akyol yazdı.
    mustafa yüksel - 26.10.2010


  • ♪ Mustafa Bey, eğer size zahmet vermeyeceksem, bir ricada bulunacağım: Can Dündar'ın Şiar Yalçın hakkındaki yazısı sizde ne gibi duygu ve düşünceler uyandırdı, buraya yazabilir misiniz? Ricamın ikinci bölümü de var: Aynı yazının, konulara sorgulayıcı ve eleştirel gözle bakma yetisini kazanamamış insanlarda nasıl bir etki bırakmış olabileceği yönündeki tahmininizi de yazabilir misiniz? Ama, birbirinin içine geçmeyecek şekilde, tamamen ayrı yazarsanız sevinirim.
    Kemal Gelence - 26.10.2010


  • ♪ maalesef dedikjlerinizi uygulayacak kabiliyet yok bende. o nedenle word formunda bulunan yazımı tekrar edeceğim bu dar yerde:Can dündar'a ilişkin yazımı i.tatlıses haberinin hemen akabinde aceleyle yazmıştım.c.dündar ın sadece yazma yeteneğini çok beğeniyorum (sizinkini de).bazen olayları çok iyi dramatize ediyor,bugünkü şiar yalçın yazısında olduğu gibi. ama onun şimdilerde çok moda olan neo-liberal cephede yer alması değerini sıfıra indiriyor benim nezdimde. zaten ntv de barınmasının nedeni de liboşlar safında olması değil mi? size yüzde 10 katılmama nedenim: bu tür yorumlarınızı medyanın okuyucu yorumları bölümüne taşımamanız...tabii kendinize göre çok haklı nedenleriniz var. o yorumlar bölümünde her cinsten her seviyeden insan var. onlarla didişmek uğraşmak kolay değil.insanın sinirleri bozulabilir.ben bu konuda çok başarılı olmasam da bazan kendimi tutamayıp bazı radikal,vatan,hürriyet v.b.yazarlarına yorum yapıyorum.biraz deşarj olmak bizim de hakkımız.misyon gereği yazılanları yutmadığımızı ve onlara inanan insanları bi nebze uyandırmak için yazıyorum.kim bilir belkide boşuna yazıyorum.
    mustafa yüksel - 24.10.2010


  • ♪ "Enter" tuşuna basmadan... diye yazdım. Ama sağına-soluna şimdi olduğu gibi tırnak işareti değil de, "küçüktür-büyüktür" işaretleri koyunca, sistem kabul etmedi ve o kısmı kırptı.
    Kemal Gelence - 24.10.2010


  • ♪ Eğer yazdıklarınızın kopyası hâlâ elinizdeyse, buradaki mesaj kutusuna bütünlük içinde yapıştırabilmeniz için şu yöntemi kullanmanız gerekiyor: Diyelim ki bir metin düzenleyici içinde yazdınız; yazınız uzunca da olsa "tek bir satır"dan oluşmalı, paragraflara veya ayrı satırlara bölünmemeli. Yani, hiç tuşuna basmadan yazın. Tabii yazılmış bitmiş olan metini de bu bakış açısıyla gözden geçirmek gerekir.
    Kemal Gelence - 24.10.2010


  • ♪ Mustafa Bey, öncelikle "size katılmıyorum" ifadem, ufak bir nüansı abartarak yazıya kinayeli bir giriş yapmak içindi. Yoksa, gerçek anlamda katılmadığımdan değil. Can Dündar'ın rastgele kişi ve kesimlere yaranmak gibi "ne yaptığını bilmez" bir tutum içerisinde olmadığını, tam tersine bilinçli bir çizgi izlediğini vurgulamak için biraz mizahi bir dil kullandım. Yazının bütününün ciddiyetini azaltabilir kaygısıyla bu kez gülme simgesi ekleyemedim. Durum bundan ibarettir.
    Kemal Gelence - 24.10.2010


  • ♪ mesaj penceresi çok küçük ve ben kopya yöntemiyle yapıştırmayı başaramadığımdan yalnızca bir bölümü çıktı. yazık oldu yazıma.musyuk@email.com a mesaj gönderirseniz tam cevabı alırsınız.selamlar,iyi akşamlar
    mustafa yüksel - 24.10.2010


  • ♪ Sayın Gelence ziyanı yok siz bana katılmasanız da ben size yüzde doksan katılıyorum.
    mustafa yüksel - 24.10.2010