ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1836
Şu an 4 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Son Mesajlar


  • ♪ Sayın Şefik Kayhan'ın tek cümlelik görüşü, benim zihnimde üç ayrı sorunun belirmesine neden oldu: 1) Demokrasi, kitlelerin olan biteni izlemekle yetindiği rejimlerin adı mıdır? 2) Muhalif seslerin giderek susturulduğu, "tek sesliliğin" egemen kılınmaya çalışıldığı bir ortamda, "olayları izlemek" için kullanacağımız basın-yayın kanallarına ne kadar güvenebileceğiz? Yani biz "gerçeği" mi izlemiş olacağız, yoksa bize gerçek diye "yutturulmak isteneni" mi? 3) Olayların "kendiliğinden" olumlu yönde gelişeceği fikrine dayanak nedir? Örneğin, kanser bünyede yayılmakta iken, "sabırla beklersek iyileşir" düşüncesi geçerli bir yaklaşım mıdır?
    Kemal Gelence - 03.03.2010


  • ♪ sabırla olayları izlememiz gerek zamanla mutlaka iyi olacak...
    Şefik Kayhan - 03.03.2010


  • ♪ merhabalar. kemal ilerici'nin maya isimli parasını bulamıyorum. mail adresime yollarsanız mutlu olurum.
    kor hızır - 03.03.2010


  • ♪ Ülke rezalet durumda..eğitimsiz ve yarı aydın cahillerin siyasal tercihleri Cumhuriyet Türkiyesini geri dönülmesi zor yollara sokuyor.
    Tekin Aktaş - 03.03.2010


  • ♪ Elvan Hanım, internette bir yerde görmüştüm; şu hepimizin bildiği "deneme-yanılma" yöntemini değiştirip, "deneme-yamulma" yöntemi hâline getirmişler. Umarım bizim toplumsal yönelimlerimiz de böyle bir seyir izlemez. Esenlikler...
    Kemal Gelence - 01.03.2010


  • ♪ Kemal bey merhaba, bu sabah Turk televizyolarindan dinledigim haberler sizi hakli kiliyor.Uzaktan takip edebildigim ulkem bir heyelana dogru gidiyor galiba ....
    Elvan Duygu Gülay - 01.03.2010


  • ♪ İyi akşamlar Elvan Hanım! Umarım siz haklısınızdır ve bu olan bitenler taşların yerine oturmasıyla sınırlı kalır. Benim korkum, bu sürecin bir heyelana dönüşmesi. Benden de selamlar, esen kalın...
    Kemal Gelence - 28.02.2010


  • ♪ Sayin Kemal Bey, Mufit Abi ile aranizda gecen diyalogunuzu takip ediyorum. İzninizle ben de bir seyler soylemek isterim. Fikirlerinize aynen katiliyorum. Ama sanirim tasların yerli yerine oturabilmesi icin boyle siyasetcilerin ulkemde is basina gelmesi gerekiyormus. Maalesef toplum olarak hayati yasayayarak ogrenebiliyoruz. Ben 40 yildir Amsterdam'da yasiyorum ve Mufit Abi'nin kuzeni sayilirim. Buradaki ahaliye bu olanlari anlatsaniz, anlamaz ve saskin saskin yuzunuze bakar… Selam ve saygilarimla
    Elvan Duygu Gülay - 28.02.2010


  • ♪ Sayın Editörüm, sizin ve gazetenizin duruşuna ilişkin herhangi bir kuşkum yok. Zaten görünen köy kılavuz istemez. Ben konuyu yerel ölçekte ve esprili bir dille ele alıyor görünürken, asıl büyük tablodaki tehlikeye dikkat çekmek istedim. Otoriter eğilimler giderek belirginleşirken, bir yandan da ölçüsüz bir şakşakçılık ona eşlik ediyor. Y.Şafak gazetesi dünkü nüshasında "İleri Demokrasinin Ayak Sesleri" sözünü sürmanşete taşımış. Yani, Başbakan'ın patronlara "parasını sen verdiğine göre, köşe yazarlarına da hakim olacaksın!" talimatı vermesinden hemen bir gün sonra... İnsanın "pes yani!" diyesi geliyor. Böyle gidersek, korkarım demokrasinin ruhuna fatiha okumak zorunda kalacağız. Zaten donma öncesi soğukta dişlerimin de-de-de-mok-ra-si diye takırdaması da ondandı :) Bir insanın cenazesini kaldırmak nispeten kolaydır. İstisnalar dışında, ardından ağlayan kişi sayısı da sınırlıdır. Ama demokrasinin cenazesi kaldırılmak zorunda kalınırsa, durum çok daha can yakıcı bir hâl alır. Üstelik, ardından ne kadar süreyle yas tutulacağı da önceden kestirilemez. En az açık tehditler kadar, demokrasiye yönelmiş sinsi tehditlere karşı da toplumca uyanık olmamız dileğiyle...
    Kemal Gelence - 28.02.2010


  • ♪ Sevgili Kemal Bey, çok yoğun bir mesai gününün ardından size ancak yanıt verebiliyorum. Bu kadar geciktiğim için kusura bakmayın lütfen. İronik ve bir o kadar esprili üslubunuz hoşuma gitti. Demek ki aynı frekansta buluştuğumuz noktalar oldukça fazla. Size çok açık yüreklilik söyleyeyim, Sayın Başbakan'ın söyledikleri beni hiç ilgilendirmiyor. Çünkü ben nükleer santral ihalesine girmeyeceğim için kimseyle göbek bağım yok çok şükür. Bu gazeteyi de kimseye boyun eğmeden gazetenin kendi gelirleriyle ayakta tutmaya çalışıyorum. O neden Sevgili Kemal Gelence, düşüncelerini bu platformda özgürce açıklayabilir. O nedenle ruhunuza fatiha falan okumanıza da hiç gerek yok. Mavi Nota okurlarınındır. Sayın Başbakan'ın şikayetçi olduğu türden bu gfazetede çok yazar var... O nedenle merak etmeyin, sahibi ben olduğum sürecede böyle devam edecek.
    editör - 28.02.2010


  • ♪ Sayın Editörümüz, Başbakan'ın dünkü sözlerini mutlaka duymuş, okumuşsunuzdur. Eee, peki siz sitenizdeki "sakıncalı" yazar ve yazıları tarama-ayıklama işlemine ne zaman başlayacaksınız? Lütfen anlamazlıktan gelmeyin, durum ciddi!.. Eğer başlarına bir şey gelmesini istemiyorsa, gazete patronları Başbakan'ın hoşuna gitmeyen şeyler yapmayacak, e tabii yazarlar da patronunu kızdıracak yazılar yazmayacak. Böylece memlekette her şey güllük gülistanlık olacak, mutlu-mesut yaşayıp gideceğiz. "Başbakanım çok yaşa!" , "Bu iktidar Allah'ın bize bir lütfudur" diye koro halinde tempo tutunca, çok sesli bir demokrasimiz olmuş olacak. Bakmayın siz, aradan bazı çatlak sesler çıkıp, "çok seslilik bu değil ki!" diyecektir. Hatta işi biraz daha ileri götürüp, şunu söyleyenler de çıkacaktır: Daha birkaç gün önce, hükümeti eleştirenleri "kanı bozuk" olmakla suçlayan milletvekilini disiplin kuruluna verirken; bu ne perhiz bu ne lahana turşusudur ki, aynı partinin başkanı gazete patronlarına "hükümeti eleştiren yazarları atın!" çağrısında bulunabiliyor. Ne çağrısı, resmen tehdit ediyor... Bence bunu diyenlere de kulak asmayın, böyle kendini bilmezler her toplulukta çıkabilir. Gül gibi demokrasimizi kıskananlar çatlasın! Haydi arkadaşlar, hep birlikte şenlenip eğleniyoruz, lay lay lay loooommmm... Hı? Sayın Editörüm, n'oluyor, n'apıyorsunuz? Hem bu ".@*~'?}\^*" ne demek oluyor şimdi? Lütfen, rica ederim, siz siyasetçi değilsiniz, ağzınızı bozmayın!.. Nee?! Bu karda-kışta kapının önüne mi koyacaksınız beni? Aman yapmayın, bu yazıda Başbakan'ı kızdıracak ne var ki? Zaten olsa bile, çıkarsınız huzuruna; "evet efendim, sepet efendim" der, gönlünü alırsınız... Ahh!.. Zalim Editör n'olcak, dinlemedi, bastı tekmeyi. Tam da yalakalığı öğrenmeye başlamıştım, yapılır mı şimdi bu bana! Üstelik bu kış-kıyamette nereye giderim? Ah benim sersem kafam, sıcacık koltuk battı mı sana? Otursana oturduğun yerde, söylediğine-yazdığına dikkat etsene biraz... İşte böyle titreye titreye dolaşırsın ortalıkta. Şu yeni model demokrasiye bir türlü alışamadın gitti! Uvvv, ayaz da başladı, dişlerim mi takırdıyor, bana mı öyle geliyor?.. De-de-de-mokkk-ra-sii... bzzzzzzzz... donuyor muyum ne?.. de-de-de-mokkk-ra-si... bzzz bzzzzzzzzzzzzzzz... de-de-de bzzzz mokk bzzzzzzz ra-siiiiii... (Ruhuna El Fatiha!)
    Kemal Gelence - 27.02.2010


  • ♪ İçime sinmedi, biraz gecikmeli olsa da, bütünlüğün bozulmaması için her iki bölümü de ekliyorum. (Çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz:) Sayın Editörümüz, "Başbakan sanatçılarla bir araya geldi" başlıklı bir yazı yazmış. Yazmasına yazmış da, valla kusura bakmasın, hiç alkışlayacak değilim; çünkü konuyu "teğet geçmiş". (Kendisine olan saygımız ayrı, fikir konuları ayrı, öyle değil mi?:) Efendim işin içyüzü aslında şöyle: Önce, Cumhuriyet tarihi boyunca en fazla yazarı-çizeri mahkemeye vermiş, şu gazeteyi okumayın, bu kanalı izlemeyin diye fetvalar çıkarmış, azınlıkta kalan muhalif basın-yayın organlarının üzerine maliye müfettişlerini salarak onları saf dışı bırakmış ya da sindirmiş, en ufak bir protesto gösterisine bile tahammül edemeyip, yapanları korumalarına darp ettirmiş, çok masum bir kedi karikatürüne bile hoşgörüyle bakamamış, azarlayıp hakaret etmediği tek bir kesim-kurum kalmamış, açılan tazminat davalarında kendi aleyhinde karar veren hakimleri bir takım sebepler icat ederek anasından doğduğuna pişman etmiş bir siyasi kişilik alınır; o ve aynı fikir yapısındaki ekibi, kendisini "entel" olarak gören bazı (sözde) kanaat önderlerince topluma "demokratik reformların öncüsü", "AB sürecinin mimarı", "Milli iradenin yılmaz savunucusu" gibi KARA MİZAH sayılabilecek sıfatlarla takdim edilir. Hani bir TV reklamı vardı, "yerseniz!.." diye; işte öyle, yerseniz... Ha, bu arada, şu entel kanaat önderlerimiz de pekâlâ bilirler ki; bu siyasi kişilik ve onun ekibi, çok inanıyormuş gibi göründükleri AB'nin herhangi bir ülkesine gitseler, buradaki fikir ve söylemleriyle (çok değil) 1 hafta siyaset yapmaya kalksalar; hemen foyaları ortaya çıkar ve demokrasinin "D"sini bile içlerine sindiremedikleri anlaşılıp, bir daha sahneye çıkmamak üzere siyaset dışına itilirler. Ne siyaset dışı!.. Toplumdan bile soyutlanırlar. Ama bakmayın siz, bu AB'li dostlarımız(!) kendi içlerinde demokratlığı önemserler de; siyasi ve ekonomik çıkarları onu gerektirdiği için, bizimkilerin sırtlarını sıvazlamakta bir sakınca görmeyecek kadar da ikiyüzlüdürler. Acele etmeyiniz efendim, "sanatçılarla toplantı" meselesine de geliyoruz. Şimdi bizim bu siyasi kişiliğimiz ve onun ekibi, "şark zekâsı" ile içeride her türlü politik oyunu ve hileyi kotarabilmektedir; ama "kurtlar sofrası" kıvamındaki ve "satranç zekâsı" gerektiren dış politika alanında hesapsızca attıkları her adım, bumerang gibi dönüp dolaşıp kendi ayaklarına takılmakta, verilmiş bir tavize dönüşmektedir. Ne gam!.. Kendi keselerinden vermiyorlar ya! Biz yine içeriye dönelim. Gelişmeleri yakından izlemeyen ve bir TV dizisi biter bitmez diğerinin kanalına zıplamaktan gri hücreleri pembeleşmiş bazı kişilerimiz farkına varamasa da, "yandaşlık" olgusu basın-yayın ile sınırlı kalmamaktadır. Yandaş sendika, yandaş meslek odası, yandaş dernek ve vakıf, yandaş rektör ve üniversite, yandaş Alevi örgütü, yandaş hakim ve savcı, KKTC'de yandaş yönetim... Say sayabildiğin kadar. Şimdi ise sıra yandaş sanatçılarda. İyi niyetli bazı kişiler diyecektir ki; efendim "gerçek sanatçı", kendisine önem atfedilen bazı şahsiyetlerin yakınında-yöresinde bulunmaktan onur duyacak değil, tam tersine girdiği ortama onur kazandıracak kişidir. Ama bu iyi niyetli kişilerin göz ardı ettiği bir nokta var. Eğer yapay yollarla prestij artırma ve pohpohlanma arzusu bizim toplumumuzda olduğu kadar öne çıkabilmişse, o zaman, sırf "o toplantıya çağrılan sayılı kişilerden biri de bendim" sözünü sarfedebilmek uğruna, önemli bir gerçek de görmezden gelinebilir. Ne midir o? Ne olacak; "bakın işte onlar da bizim yanımızda, bizim şu şu politikalarımıza destek oluyorlar" görüntüsü vermek için ayarlandığı açıkça belli olan bir toplantıda (hadi meze demeyelim), figüran durumuna düşürülme gerçeği. Bugüne dek taktik icabı "karşı görüşü önemsiyor" gibi davrandıklarına defalarca tanık olduk da; hangimiz ve tabii o çağrılı sanatçılardan hangisi bunların samimi bir uzlaşma çabasına girdiğini görebildi? Hep dayatma, hep burun sürtme, hep misilleme, hep arkadan dolanma, hep punduna getirme... Umarım bir gün, "nasıl da kendimizi kullandırtmışız, keşke katılmasaydım" duygusunu yaşamazlar. Gerçek sanatın ve sanatçıların topluma ışık saçabildiği günlerden fazla uzak olmamamız dileğiyle...
    Kemal Gelence - 25.02.2010


  • ♪ Benden de teşekkürler ve saygılar! :) Ama yorumumun devamında gülme simgeleri olamayacak, çünküüü... Et kokarsa tuz var, tuz kokarsa?.. diye soranlara cevabımdır: Karabiber var! İşte kokma emareleri gösteren bir süreç için, biberli satırlar (hapşırmak serbest) : Önce Başbakan'ı ikinci Peygamber olarak kabul eden bir AKP'li çıktı ortaya. Sonra onun için şükür namazı kılmamız gerekir diyen bir başka AKP'li. Ardından, "40 yıl onlar bizi fişledi, şimdi biz fişliyoruz" diyen bir diğeri. En son ise, hükümeti eleştirenleri "kanı bozuk" olmakla suçlayan diğer bir AKP'li. İşte onlar demokrasi aşkıyla böylesine yanıp tutuşurken, bizim gibi kıymet bilmez nankörler, "bu işte bir yanlışlık var, eğer bu demokrasiyse ben de şimendiferim" diyerek suyu bulandırıyorlar. Aslında ortada öyle çözümü zor bir sorun da yok. Başbakan artık şu "demokrasi tramvayı"ndan hangi durakta ineceklerini bir açıklasa da, hepimiz rahat bir nefes alsak. Şimdilik, cümleten hayırlı yolculuklar efendim! (Konumuzla pek bir ilgisi yok ama; rastlantı bu ya, az önce radyoda şu türküyü dinledim: Yolumuz gurbete düştü, hazin hazin ağlar gönül)
    Kemal Gelence - 25.02.2010


  • ♪ saksafon da tercih alto mu yoksa tenor mu olmalı??
    alper baykal - 25.02.2010


  • ♪ Kemal Bey, önce çok teşekkür ederim ilginize. Sonra esprinizle müthişsiniz. Bu olayın üzerinden 6 aydan fazla zaman geçmiş ama ancak ortaya çıktı. Ben de posta kutusuna gelen ajans haberinden öğrendim. tayyıb beyin çocuk doğrun önerisinden sonra bir kısım genler için söyledikleri çok ilginç. En az bu metalcı gençlerimiz kadar esprili ve ilginç bir başbakanımız var. Trabzon'un Of iyçesinin AKP li belediye başkanı söyle demişti bir kaç gün önce. Böyle bir başbakanımız olduğu için halk olarak her gün iki rekat şükür namazı kılmalıyız. Valla aynen öyle:))) Selam ve saygılar, yeni yazılarda görüşmek üzere...
    editör - 24.02.2010


  • ♪ Bence o gençler "metal selamı" vermemiş olsalardı bile, suçları yine de büyüktü. Çünkü, gözlerinin üstünde kaşları var. Not-1: Metal müziğini hiç sevmem, ama bu konumuzun dışında. Not-2: Allah insanı asıl "metal beyinli" olmaktan korusun. Amin!
    Kemal Gelence - 24.02.2010


  • ♪ Teşekkür ederim :)
    Kemal Gelence - 23.02.2010


  • ♪ Okudum sevgili Kemal Bey, sadece benim yazıma değinen bölümü kopyaladım. Fikir tartmak önemli bir olaydır, O nedenle rahat olun bana karşı.Fikirlerinizi açık açık söyleyin lütfen. Bu şekilde gelişeceğiz ve yükseleceğiz değil mi? Saygılarımla... :)
    M.Semih Baylan - 23.02.2010


  • ♪ Sayın Editörümüz, içime su serptiniz :) Neden mi?.. Yorumuma, sizin dobra üslubunuzla paralellik sağlayacak şekilde, bilinçli olarak "esprili sataşma" havasında başlamıştım :) Ama sonradan da içime kurt düştü. Acaba benim amaçladığımın dışında bir algı ortaya çıkar mı, kabalık veya saygısızlık olarak yorumlanır mı diye bir kaygıya kapıldım. Görüyorum ki, sizdeki yansıması tam da umduğum gibi olmuş. Anlayışlı ve demokrat tutumunuzun, kendini demokrat olarak pazarlamaya çalışan bir takım despotlara örnek olması dileğiyle, size teşekkür ediyorum. Yalnız, benim yazdıklarım iki bölümdü. İlk bölüm zemin hazırlayıcı bir giriş niteliğindeydi. Asıl "sanatçılarla toplantı" konusu ise, ikinci bölümde yer alıyordu. Aktarma işleminde yer vermediğinize göre, acaba o bölümü gözden kaçırıp okumamış olabilir misiniz? Tekrar teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum :)
    Kemal Gelence - 23.02.2010


  • ♪ Sevgili Kemal Bey, lütfen söz konusu yazının mesaj panosuna bakar mısınız? :))
    editör - 22.02.2010


  • ♪ Sayın Editörümüz, "Başbakan sanatçılarla bir araya geldi" başlıklı bir yazı yazmış. Yazmasına yazmış da, valla kusura bakmasın, hiç alkışlayacak değilim; çünkü konuyu "teğet geçmiş". (Kendisine olan saygımız ayrı, fikir konuları ayrı, öyle değil mi?:) Efendim işin içyüzü aslında şöyle: Önce, Cumhuriyet tarihi boyunca en fazla yazarı-çizeri mahkemeye vermiş, şu gazeteyi okumayın, bu kanalı izlemeyin diye fetvalar çıkarmış, azınlıkta kalan muhalif basın-yayın organlarının üzerine maliye müfettişlerini salarak onları saf dışı bırakmış ya da sindirmiş, en ufak bir protesto gösterisine bile tahammül edemeyip, yapanları korumalarına darp ettirmiş, çok masum bir kedi karikatürüne bile hoşgörüyle bakamamış, azarlayıp hakaret etmediği tek bir kesim-kurum kalmamış, açılan tazminat davalarında kendi aleyhinde karar veren hakimleri bir takım sebepler icat ederek anasından doğduğuna pişman etmiş bir siyasi kişilik alınır; o ve aynı fikir yapısındaki ekibi, kendisini "entel" olarak gören bazı (sözde) kanaat önderlerince topluma "demokratik reformların öncüsü", "AB sürecinin mimarı", "Milli iradenin yılmaz savunucusu" gibi KARA MİZAH sayılabilecek sıfatlarla takdim edilir. Hani bir TV reklamı vardı, "yerseniz!.." diye; işte öyle, yerseniz... Ha, bu arada, şu entel kanaat önderlerimiz de pekâlâ bilirler ki; bu siyasi kişilik ve onun ekibi, çok inanıyormuş gibi göründükleri AB'nin herhangi bir ülkesine gitseler, buradaki fikir ve söylemleriyle (çok değil) 1 hafta siyaset yapmaya kalksalar; hemen foyaları ortaya çıkar ve demokrasinin "D"sini bile içlerine sindiremedikleri anlaşılıp, bir daha sahneye çıkmamak üzere siyaset dışına itilirler. Ne siyaset dışı!.. Toplumdan bile soyutlanırlar. Ama bakmayın siz, bu AB'li dostlarımız(!) kendi içlerinde demokratlığı önemserler de; siyasi ve ekonomik çıkarları onu gerektirdiği için, bizimkilerin sırtlarını sıvazlamakta bir sakınca görmeyecek kadar da ikiyüzlüdürler. Kemal Gelence - 22.02.2010 Sevgili Kemal Bey, mesaj panosuna yazdığınız değerlendirmenizi yazının yorum sayfasına taşıdıktan sonra şunları söylemek isterim: Öncelikle yazdıklarınıza katılıyorum. Ancak yazılarımı özellikle yoruma açık bırakıyorum dersem bana kızmazsınız değil mi? Ben yazımda "Duygu sömürüsü yapıp iktidar olanlarla duygu sömürüsü yapıp zengin olanlar ne güzel anlaşıyor." diyerek zaten demek istediğimi (tabiri caiz ise)damardan demiş oldum. Ardından Mustkafa Sağyaşar'a atıfta bulunarak, (biliyorum ki bu yazımı okumuştur)Hoca hani sen klasik zevk üslubuna değer verirdin şimdi ne işin var esnaf müzisyenlerin arasında demekle onunda bize karşı ortaya koyduğu duruşu çürütmüş oldum. Yani demem o ki ben o toplantı katılarak açıklamada bulunan esnaf sanatçıların duruşlarını demeçleri ile ortaya koyarak zaten demek istediğimi vurgulamış oldum. Ama sizin değerlendirmenizde tabii ki önemlidir, sözlerinizden hiç alınmadım aksine mavi nota okurlarına verdiğiniz hizmetten dolayı size çok teşekkür ve manevi anlamda çok şey borçluyum. Selam ve sevgilerimle :)))
    editör - 22.02.2010


  • ♪ Sayın Editörümüz, "Başbakan sanatçılarla bir araya geldi" başlıklı bir yazı yazmış. Yazmasına yazmış da, valla kusura bakmasın, hiç alkışlayacak değilim; çünkü konuyu "teğet geçmiş". (Kendisine olan saygımız ayrı, fikir konuları ayrı, öyle değil mi?:) Efendim işin içyüzü aslında şöyle: Önce, Cumhuriyet tarihi boyunca en fazla yazarı-çizeri mahkemeye vermiş, şu gazeteyi okumayın, bu kanalı izlemeyin diye fetvalar çıkarmış, azınlıkta kalan muhalif basın-yayın organlarının üzerine maliye müfettişlerini salarak onları saf dışı bırakmış ya da sindirmiş, en ufak bir protesto gösterisine bile tahammül edemeyip, yapanları korumalarına darp ettirmiş, çok masum bir kedi karikatürüne bile hoşgörüyle bakamamış, azarlayıp hakaret etmediği tek bir kesim-kurum kalmamış, açılan tazminat davalarında kendi aleyhinde karar veren hakimleri bir takım sebepler icat ederek anasından doğduğuna pişman etmiş bir siyasi kişilik alınır; o ve aynı fikir yapısındaki ekibi, kendisini "entel" olarak gören bazı (sözde) kanaat önderlerince topluma "demokratik reformların öncüsü", "AB sürecinin mimarı", "Milli iradenin yılmaz savunucusu" gibi KARA MİZAH sayılabilecek sıfatlarla takdim edilir. Hani bir TV reklamı vardı, "yerseniz!.." diye; işte öyle, yerseniz... Ha, bu arada, şu entel kanaat önderlerimiz de pekâlâ bilirler ki; bu siyasi kişilik ve onun ekibi, çok inanıyormuş gibi göründükleri AB'nin herhangi bir ülkesine gitseler, buradaki fikir ve söylemleriyle (çok değil) 1 hafta siyaset yapmaya kalksalar; hemen foyaları ortaya çıkar ve demokrasinin "D"sini bile içlerine sindiremedikleri anlaşılıp, bir daha sahneye çıkmamak üzere siyaset dışına itilirler. Ne siyaset dışı!.. Toplumdan bile soyutlanırlar. Ama bakmayın siz, bu AB'li dostlarımız(!) kendi içlerinde demokratlığı önemserler de; siyasi ve ekonomik çıkarları onu gerektirdiği için, bizimkilerin sırtlarını sıvazlamakta bir sakınca görmeyecek kadar da ikiyüzlüdürler.
    Kemal Gelence - 22.02.2010


  • ♪ Acele etmeyiniz efendim, "sanatçılarla toplantı" meselesine de geliyoruz. Şimdi bizim bu siyasi kişiliğimiz ve onun ekibi, "şark zekâsı" ile içeride her türlü politik oyunu ve hileyi kotarabilmektedir; ama "kurtlar sofrası" kıvamındaki ve "satranç zekâsı" gerektiren dış politika alanında hesapsızca attıkları her adım, bumerang gibi dönüp dolaşıp kendi ayaklarına takılmakta, verilmiş bir tavize dönüşmektedir. Ne gam!.. Kendi keselerinden vermiyorlar ya! Biz yine içeriye dönelim. Gelişmeleri yakından izlemeyen ve bir TV dizisi biter bitmez diğerinin kanalına zıplamaktan gri hücreleri pembeleşmiş bazı kişilerimiz farkına varamasa da, "yandaşlık" olgusu basın-yayın ile sınırlı kalmamaktadır. Yandaş sendika, yandaş meslek odası, yandaş dernek ve vakıf, yandaş rektör ve üniversite, yandaş Alevi örgütü, yandaş hakim ve savcı, KKTC'de yandaş yönetim... Say sayabildiğin kadar. Şimdi ise sıra yandaş sanatçılarda. İyi niyetli bazı kişiler diyecektir ki; efendim "gerçek sanatçı", kendisine önem atfedilen bazı şahsiyetlerin yakınında-yöresinde bulunmaktan onur duyacak değil, tam tersine girdiği ortama onur kazandıracak kişidir. Ama bu iyi niyetli kişilerin göz ardı ettiği bir nokta var. Eğer yapay yollarla prestij artırma ve pohpohlanma arzusu bizim toplumumuzda olduğu kadar öne çıkabilmişse, o zaman, sırf "o toplantıya çağrılan sayılı kişilerden biri de bendim" sözünü sarfedebilmek uğruna, önemli bir gerçek de görmezden gelinebilir. Ne midir o? Ne olacak; "bakın işte onlar da bizim yanımızda, bizim şu şu politikalarımıza destek oluyorlar" görüntüsü vermek için ayarlandığı açıkça belli olan bir toplantıda (hadi meze demeyelim), figüran durumuna düşürülme gerçeği. Bugüne dek taktik icabı "karşı görüşü önemsiyor" gibi davrandıklarına defalarca tanık olduk da; hangimiz ve tabii o çağrılı sanatçılardan hangisi bunların samimi bir uzlaşma çabasına girdiğini görebildi? Hep dayatma, hep burun sürtme, hep misilleme, hep arkadan dolanma, hep punduna getirme... Umarım bir gün, "nasıl da kendimizi kullandırtmışız, keşke katılmasaydım" duygusunu yaşamazlar. Gerçek sanatın ve sanatçıların topluma ışık saçabildiği günlerden fazla uzak olmamamız dileğiyle...
    Kemal Gelence - 22.02.2010


  • ♪ ve birde notasını nasıl bulabilirim
    berk tunga - 22.02.2010


  • ♪ Sevemedim Karagölüm isimli şarkını sözleri
    berk tunga - 22.02.2010


  • ♪ Sevgili Merih bey,Sizden operamızın bu gunku durumuyla ilgili yorumlarınızı almak istiyorum.Saygılarımla.Selen ipek.
    merih kazbek - 21.02.2010


  • ♪ Keman notaları nasıl bulabilirim
    Ali Turan - 21.02.2010


  • ♪ bilgim olmadan ismimi kullanarak "metehan temizel" sahte ismiyle bu siteye facebooktaki kısa bir yazımı ekleyen kardeşim benimle irtibata geçerse sevinirim.. orjinal metehan temizel :) selam ve muhabbetle.
    METEHAN TEMİZEL - 19.02.2010


  • ♪ Mehmet Bey, benden de saygılar, selamlar! Adresleri yeniden yazmak yerine, önceki mesajlara nasıl ulaşabileceğiniz konusunda yol göstereyim. Hem, eski mesajlara göz atabilmek, daha sonra başka amaçlarla da işinize yarayabilir. Siteyi tasarlayan teknik ekip bunu biraz gizlemiş olsa da :), bu sütunun en altına inerek görebileceğiniz "Son Mesajlar" yazısı var. Ona tıklarsanız, eski tarihli mesajlar karşınıza çıkıyor. Sizinle mesajlaşmamız 19-24 Ocak 2010 tarihleri arasına denk düşüyor. Herhangi bir zorlukla karşılaşırsanız, lütfen yine yazın. Müzik dolu günler...
    Kemal Gelence - 15.02.2010


  • ♪ Kemal bey selamlar,,bir süredir sizlerle buluşamadım özür...Sizden bir ricam olacak ama...Laptop'un format yemesiyle sizin verdiğiniz pdf Nota siteleri uçtu gitti..:)Verdiğiniz sitelerden çok faydalanmıştım..Özellikle Vivaldi b Minör For you 4 violin hatırlıyorsanız,,Bana onları yenidenyazarsanız sevinirim,,isterseniz mail de atabilirsiniz sevgiyle mehmetkavruk@gmail.com
    al taha - 15.02.2010