ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1822
Şu an 5 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Son Mesajlar


  • ♪ "Yorumunu sizlere bırakıyorum" ifadeniz, sanki beni de kapsıyormuş gibi geldi bana; yani birazcık üzerime alındım :)) Ben burada (çözümleyici bakışla) yoruma muhtaç 4 ayrı nokta görüyorum. Hemen sıralayayım: * Hadise, 29 Ekim gününün önem ve anlamını ya bilmiyor ya da unutmuş. * Eğer bir resepsiyon tek bir kişi için değil de, bir topluluk için veriliyorsa (ki bu hemen her zaman böyledir); nasıl bir ruh hali, nasıl bir bakış açısıdır ki, diğer davetlileri yok sayarak, "sırf kendisine uygun olsun diye" resepsiyon gününün kaydırılmasını ister? * Ve yine nasıl bir anlayıştır ki, resepsiyon gününün kaydırılmasını "Cumhurbaşkanlığı" gibi bir makamdan ister? Ama ben en çok, şimdi yazacağım 4. maddeye takıldım: * Berna Nuri Süer nasıl bir meslek ahlâkına sahipmiş ki, Hadise'yi kamuoyu nezdinde küçük düşüreceğini bile bile, aralarında kalması gereken bu yazışmayı dışarıya yansıtmış?
    Kemal Gelence - 17.10.2010


  • ♪ Önceki akşam, Şili'deki maden işçilerinin kurtarılma görüntülerini tıpkı diğer kanallar gibi, Başbakan'ın yarı-resmî TV kanalı ATV de yayınladı. Yalnız, beni düş kırıklığına uğrattıklarını söylemeliyim. Başbakan'ın ve diğer bakanların "veciz" sözlerine ekranlarında yer verme fırsatını hiç kaçırmayan bu kanalın, o görüntüler üzerine de konunun "mana ve ehemmiyeti" ile ilgili bazı sözleri monte etmesini bekliyordum. Örneğin Başbakan'dan: "Bölgenin insanları bu tür olaylara alışıktır. Bu mesleğin kaderinde var." _ Bakan Ömer Dinçer'den: "Güzel öldüler." _ Ama kanalın yöneticilerine de hak vermek lazım. Bir yandan, Şili'deki titiz ve sabırlı kurtarma çalışmalarının yüz ağartan mutlu sonucunu yayınlayacaksın, diğer yandan bizim siyasetçilerin insan canını alabildiğine ucuzlatan sözlerini vereceksin. Uyar mı? Uymaz tabii. Üstelik, maden kazasında can veren işçilerimizden ikisinin cesedi bile onca zaman sonra henüz daha çıkarılamamışken...
    Kemal Gelence - 15.10.2010


  • ♪ Evet Mustafa Bey, yazılabilir tabii... Bir ara bunu yapıyordum zaten. Ama sonra bıraktım. Çeşitli nedenleri var. Öncelikle, hızlı davranmak ve haber henüz taze iken yorum yazmak gerekiyor. Bu ise, hem zaman, hem de enerji gerektiren bir şey. Üstelik, çoğunlukla aynı anda birden fazla habere odaklanmayı da gerektiriyor. Sonra, yorumu yazıp bırakmak da olmuyor; onun yayınlanıp yayınlanmadığını, sizin yorumunuza başkaları tarafından eleştiri getirilip getirilmediğini de izlemek lazım. Tabii bu arada, hiçbir fikir içermeyen, hakaret dolu sataşmalara da maruz kalabiliyorsunuz. Bir kötü tarafı da, haber sitelerindeki "sansür" uygulamaları... Yasalara aykırı hiçbir yönü bulunmadığı halde, sırf içeriğini beğenmediği için yorumunuzu yayınlamayan siteler hiç de az değil. Kısacası, bütün bunlarla baş edebilecek daha enerjik arkadaşlara bırakıyorum o işi :)
    Kemal Gelence - 15.10.2010


  • ♪ akın ertübey in elbette isimli şarkısının notalarını arıyorum
    mehmet kemal kaynar - 14.10.2010


  • ♪ Sn Gelence,bu görüşleri konuyla ilgili gazete haberlerine yorum olarak da yazsanız çok yararlı olur
    mustafa yüksel - 14.10.2010


  • ♪ Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, pazartesi akşamı NTV ana haberde Can Dündar'ın stüdyo konuğuydu. Sinema yönetmeni Emir Kusturica'nın Yugoslavya iç savaşı sırasındaki bazı sözleri, Altın Portakal Film Festivali'ndeki jüri üyeliğinden çekilişi, ülkeyi terk ederken sarfettiği sözler ve Bakan'ın olan bitenlere tepkisi üzerine konuşuldu. Genel olarak Ertuğrul Günay'ın baskın, Can Dündar'ın ise ezik konumda olması dikkatimi çekti. Günay, yaşanan sürece ne kadar insani duyarlılıklarla yaklaştığını bir bir sayıp döktü. Bosna'da yaşanan kitlesel katliamları ve tecavüzleri, Kusturica'nın bunları hafife alan yaklaşımını yok sayıp, konuya yalnızca sanatsal açıdan yaklaşamayacağını vurguladı. O kadar ikna edici konuştu ki, neredeyse ben bile samimiyetine inanacaktım. Keşke şu soruları da cevaplamış olsaydı: Siz, Irak'ta yüzbinlerce insanın öldürülmesi ve birçok kadına tecavüz edilmesi ile sonuçlanan ABD işgaline destek olmak için, 1 Mart tezkeresini TBMM'den geçirmeye çalışan bir hükümetin bakanı değil misiniz? _ Sizin hükümetinizin başı, bir ABD gazetesine gönderdiği yazıda "Irak'ta görev yapan Amerikan askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ediyorum" demedi mi? _ Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesinde Hocalı Katliamını gerçekleştiren ve bugün hâlâ bölgede işgalci konumunda olan Ermenistan'a, sırf batılılar öyle buyurdu diye zeytin dalı uzatan bir hükümetin bakanı olmayı içinize nasıl sindirebiliyorsunuz? _ Bursa'daki milli maç sırasında, "aman Ermenistan'ı gücendirmeyelim!" gerekçesiyle Azerbaycan bayrakları yasaklanırken, hatta bazı bayraklar çöp kutularına atılırken neredeydiniz? _ "NATO operasyonu" kisvesi altında, Afganistan'da haşere öldürür gibi sivil Afganlıları öldüren ABD ordusunun yanına TSK birliğini gönderirken, bunun dolaylı da olsa cinayetlere destek anlamına geleceğini bilmiyor muydunuz? _ Bu sorulara da inandırıcı cevaplar vermiş olsaydı, gerçekten Bakan'ın insani duyarlılıklarına şapka çıkaracaktım. Haa, diyeceksiniz ki, Can Dündar bunları sordu mu?.. O kadar da saf olmayın! Tabii ki sormadı. Patronu (NTV'nin sahibi) Ferit Şahenk iktidar ile ballı-börekli ilişkiler içindeyken; Bakan'ın ve tabii hükümetin hışmına uğramayı, yani o iyi ilişkileri tehlikeye atmayı göze almayacak kadar "deneyimli ve usta"(!) bir gazetecidir Can Dündar. _ Ne diyelim; Yaşasın özgür basınımız! Yaşasın cesur ve tarafsız habercilerimiz!..
    Kemal Gelence - 13.10.2010


  • ♪ Benim korkum da bu Kemal Bey, bulunamayacağı yolunda :)
    editör - 13.10.2010


  • ♪ Hiçbir şey kitle kültüründeki yozlaşma kadar bulaşıcı değildir. -Ortega Gasset- Tıpkı kolera gibi, verem gibi, bunun da bir gün aşısı bulunur mu acaba?
    Kemal Gelence - 13.10.2010


  • ♪ Açıklamalar için teşekkür ederim :)
    Kemal Gelence - 30.09.2010


  • ♪ İpekcim çok teşekkürler :) Kemal Bey 18.000 karakter ile sınırlıdır.Evet, 13.05 doğru, ben dosyalarda düzenleme yaparken, yalnışlıkla sizin mesaj dosyanızı açtım, o anki saati kaydedti doğal olarak, sorun yok Kemal Bey, tüm dostlara sevgiler :)
    editör - 29.09.2010


  • ♪ Bu yılki ödül töreninde bulunmayı çok isterdim ama bu yıl kısmet olmadı.Mavi -notanın sonsuza dek yaşaması dileklerimle nice ödül törenlerine....Eskişehirden sevgiler ve saygılar.
    İpek EDE - 28.09.2010


  • ♪ Sayın Editörüm, bu sütunda mesaj uzunluğunun bir sınırı var mıdır, varsa ne kadardır?
    Kemal Gelence - 28.09.2010


  • ♪ Bir önceki mesajımın saati 13:05 idi. Dün farkettim; her nasılsa, kendiliğinden 23:48'e dönüşmüş. İlginç bir durum :)
    Kemal Gelence - 28.09.2010


  • ♪ Katılıyorum düşüncenize mustafa bey, Şimdi 2010 yılı mavi nota müzik ödülünü jazz müziği dalında Hülya Tunçağın önderliğinde hazırlanıyoruz. Umarım başarılı oluruz. Teşekkürler ilginize :))
    editör - 22.09.2010


  • ♪ Suit'in tamamı mı, yoksa en tanınan bölümü olan Waltz No.2 mi? Bir diğer soru; orkestra notası mı, yoksa örneğin piyano notası olsa, işinizi görür mü?
    Kemal Gelence - 22.09.2010


  • ♪ shostokovich Jazz Suite No. 2 nin notasını arıyorum
    ışık beşiroğlu - 22.09.2010


  • ♪ gerçekten Tunçağ'ın çok büyük hizmeti geçmiştir caz müziğine.onun sayesinde cazla tanıştık ve iyice aşina olduk.Tabii caz deyince Cüneyt Sermet'i de unutmamak lazım.Türkiye de yazılmış en önemli caz kitabının yazarıdır.
    mustafa yüksel - 22.09.2010



  • mustafa yüksel - 20.09.2010


  • ♪ ülkemizde çok geniş bir çevreden ve kesimden arabeske destek var. tür ne olursa olsun bizim kültürde salt müzik diye bir şey yok gibi. müzik ses ve sözün bileşiminden olur.aksi düşünülmez neredeyse.insan sesi ve sözü olmadan salt müzikle neler anlatılabilir ? işte bizde olmayan bu (varsa da çok az var). bence esas mesele bu. arabeskmiş şuymuş buymuş bunlar teferruat
    mustafa yüksel - 20.09.2010


  • ♪ Referandum döneminin kavramları ile ifade edecek olursak, Tayyip Erdoğan'ın başkanlık sistemine bakışı şöyle: Yetmez ama, evet. _ Ülke bölünmenin eşiğine geldi, onun ve ekibinin umurunda değil. Kafalarındaki siyasi projeyi yaşama geçirme hırsı onları tutsak almış, gözleri başka bir şey görmüyor. Şu an, "yetmez" dedikleri %58'i nasıl büyütebileceklerini düşünmekle meşguller. Hayır'ların yüksek olduğu illeri inceliyorlarmış (kendi ifadeleri). Arkasından; gelsin "hizmet alamazsınız" tehditleri, seçim rüşvetleri, ayak oyunları ve entrikalar... Kasaba siyasetçisi olmakla, devlet adamı olmak arasındaki farkı anladıklarında, umarım hem kendileri hem de bizler için çok geç olmaz.
    Kemal Gelence - 19.09.2010


  • ♪ evet Sayın Gelence çok haklısınız. yaşasın padişahımız ! başkanlığını da görürüz inşallah
    mustafa yüksel - 19.09.2010


  • ♪ Bildiğiniz gibi, Sezen Aksu'nun halk oylamasındaki tercihi ve adının verildiği sokak konusunda çeşitli tartışmalar yaşanmıştı. Burada asıl amacım, kendisinin tutumunu değerlendirmek değil. O yüzden, yeni sayılabilecek bir gelişmeyi bildirmekle yetineceğim. Hemen ardından, asıl dikkat çekmek istediğim noktaya, yani iktidar partisinin bu tür konulardaki samimiyetsizliğine geçeceğim. Yeni gelişme şu: Hey Dergisi'nin 22 Eylül 1980 tarihli sayısında, Sezen Aksu'nun 12 Eylül darbesiyle ilgili görüşü yayınlanmış. Aynen şöyle diyor: "Türk Silahlı Kuvvetleri, ülkemizde her şeyin çıkmaza girdiği bir dönemde yönetime el koymuştur. Bence, zamanında ve yerinde bir karar alınmıştır. Halkımıza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum". Kaynak: (Derginin fotoğraflarıyla birlikte) _ http://haberveriyorum.net/haber/sezen-aksu-12-eylulu-nasil-karsilamis _ Sezen Aksu da belki Tayyip Erdoğan gibi "gelişerek değişmiştir(!)" diyor ve asıl konuya geçiyorum. Dikkat ettiniz mi bilmem; bu yaşananlar bir kez daha AKP'nin ve bizzat Tayyip Erdoğan'ın demokrasi konusundaki samimiyetsizliğini, bir başka deyişle, "yalnızca kendine demokrat" olduğunu gözler önüne serdi. İktidarı memnun edecek tercih ve görüşler ortaya koyduğu için, Sezen Aksu'ya "Başbakan düzeyinde" sahip çıkılıyor. Peki, demokrasinin olmazsa olmazlarından biri "karşı görüşe hayat hakkı tanımak" ise, Fazıl Say'a veya diğer "muhalif" sanatçılara da sahip çıkılması gerekmez miydi? Başbakan, İTO ödül töreninde aynen şöyle dedi: "Sanatçı üzerinden siyaset yapmanın hiçbir anlamı yok". TV'de izleyince, "acaba yanlış mı duydum?" dedim ve internetten de doğruladım. İnsanları budala yerine koymanın bu kadarına da pes artık!.. Ayrı ayrı kahvaltılı toplantılara ses ve sahne sanatçılarını(?) davet edip, siyasi bir projeye destek vermelerini isteyen ve kamuoyuna, "bakın, onlar da bizimle aynı saftalar" izlenimi veren kimdi? "Politik güldürü" türündeki oyunların televizyonlardan silinip gitmesine yol açan "baskıcı iklimi" yaratan kimler? Güya demokrasimiz gelişiyor. En son tek örnek olarak Levent Kırca kalmıştı, onun da sözleşmesinin yenilenmesi zayıf bir olasılıkmış (kendisi söylüyor). Yine ilk konuya dönüyorum... Sarfettiği tehdit sözlerini, "bitaraf olan bertaraf olur" cümlesiyle zirveye taşımış olan Tayyip Erdoğan, Sezen Aksu'yu ve sokak adını kastederek bakın neler söylüyor: "Bu süreç içinde her türlü mahalle baskılarına aldırmadan, her şeyini ortaya koyan sanat camiası içerisindekilere de şükranlarını sunuyorum. Sokak adını değiştirmeye varıncaya kadar baskılar yapıldı ... Kimseye dayatma yapmaya kimsenin hakkı yok". Gördünüz mü, dayatma ve baskı uygulayan kimmiş?.. 26 tane birbiriyle ilgisiz konuyu bir paketin içine tıkıştırıp, tek bir cevabı dayatan anlayış, yakın tarihte şöyle demişti: "Türkiye bundan böyle referandum kültürüne alışmalıdır". Ama her nedense, sokak adının belirlenmesi konusunda olabilecek en demokratik yöntemlerden biri olan "sokak referandumunu" önermeyi hiç düşünmedi. Neyse, güzel bir gelişmeyle yazıma son vereyim: Türkiye-ABD basketbol maçında siyasetçileri yuhlayanlar kamera görüntülerinden belirlenerek, haklarında işlem başlatılıyormuş. N'oldu, sevinmediniz mi? Sizi de memnun etmek çok zor canım! Eminim şimdi şöyle diyeceksinizdir: Gerçek demokrasilerde yuhlamak, en masum protesto yöntemlerinden biri sayılır. Hatta çoğu zaman; kendisine boya, yumurta, domates, pasta fırlatılan siyasetçiler bile şikayetçi olmazlar ve ilgili kişi hakkında yasal işlem yapılmaz... Bence yanlışınız var. Yalnızca alkışların ve "Türkiye seninle gurur duyuyor" tezahüratlarının olduğu bir demokrasi, daha gelişkin bir demokrasidir. Hem siz Padişahımız Efendimiz'den daha mı iyi bileceksiniz ki?!
    Kemal Gelence - 19.09.2010


  • ♪ Üzülmemek elde değil, haklısınız. Ama hem yılgınlığa düşmeden, hem de tehlikenin boyutlarını küçümsemeden yola devam etmek dışında bir seçenek olmadığı kanısındayım. Saygılar...
    Kemal Gelence - 15.09.2010


  • ♪ Kemal beycim, tahlillerinize son derece katılıyorum, öyle katılıyorum ki, bize söyleyecek söz bırakmıyorsunuz. Teşekkürler. Benim bu yazım sadece referandumun getirdiği sonucun beklenen şokunu yaşamış ama kısa zamanda kendine gelmiş olan bendenizin, %58 Evet oyu veren ve sandığa gitmeyerek bu sonuca katkıda bulunanlara bir kızgınlık ve kırgınlık ifadesiydi. :(((
    editör - 14.09.2010


  • ♪ Toplumun belli bir kesimini aşağılamak ve "ilkel yaratıklar" konumuna düşürmek için en ufak bir fırsatı bile kaçırmıyor oluşunuz, doğrusu şapka çıkarılacak(!) bir tutum. "Egemen Bağış'ı yuhalamaktan yorgun düşmüş izleyiciler..." demişsiniz. Yuhalamaktan yorgun düşmek... Herhalde bu, abartının biraz demagojik, biraz da fiyakalı türü olmalı. Eğer siz U2 tapınmacılığından yorgun düşmediyseniz, bazı sorularım olacak? * O Egemen Bağış, bildiğiniz gibi AB ile ilişkileri "Başmüzakereci" sıfatıyla yürütmekten sorumlu Devlet Bakanı. Yine biliyorsunuz, hükümetimizin AB'ye olan aşkı, "demokrasinin geliştirilmesi" yönündeki tutkusundan(!) kaynaklanıyor. Peki siz, o Egemen Bağış'ın referandumdaki "demokratik" seçeneklerden biri olan "hayır" için söylediği sözü içinize sindirebildiniz mi? Afedersiniz, benimki de çok safça bir soru oldu. Birlikte aynı kitleyi aşağılamakta bu kadar iştahlı davrandığınıza göre, niye içinize sindirmeyesiniz ki? * Diğer bir soru: O Egemen Bağış, U2'nun ait olduğu batı dünyasında, Türkiye'de sarfettiği o sözü aynen sarfetse, bir dakika dahi siyasette kalabilir mi? Bir coğrafyayı ve toplumsal iklimi "burası dünya değil Türkiye" diye ince ince aşağılarken, bir değil, iki kere düşünün bence. Doğrudur, ülkemizde eleştirilecek çok şey var. Ama, gelişmemiş bir toplum yapısı, bir yanıyla sizin gibilere küçümseme ve hor bakma fırsatı verirken; diğer yanıyla, uygar bir ülkede toplumun karşısına bile çıkamayacak kadar çağdışı kafaların "toplum çobanlığı" rolüne soyunmalarına da olanak sağlıyor. Sizse, yalnızca madalyonun bir tarafına bakıp kötülüyor; öteki tarafını ise gizliden gizliye kutsuyorsunuz. * Yuhalayanların arasında anket mi yaptınız? Nereden biliyorsunuz "ulusalcılık ve Kemalizm" adına yuhaladıklarını? Az önce açıkladım; gerçek bir demokraside Egemen Bağış gibi birisi, sırf o söylediği söz yüzünden bile yuhalanırdı. * İzleyicileri "Fehmi Tosun" konusundaki sessizliklerinden ötürü eleştiriyorsunuz. Acaba yüzde kaçı kendisini tanıyordur, bir fikriniz var mı? * Siz bu batılılardan bir tanesinin bile, vahşice katledilen Uğur Mumcu için bir şarkı, şiir, film v.s. ürettiğine tanık oldunuz mu? Demagojilerinize bir yenisini eklememeniz için peşinen söyleyeyim: Bu sözlerimle ayrımcılık yapmıyorum, yapılan bir ayrımcılığı teşhir ediyorum. Yoksa, benim için her insan değerlidir. * Eğer benim bilgisizliğimden kaynaklanıyorsa bağışlayın; U2, Irak'ta ve Afganistan'da batılılar tarafından öldürülen yüzbinlerce sivil (yüzbinlerce Fehmi Tosun) için herhangi bir etkinlik düzenledi mi, bir çaba içerisine girdi mi? * Ve siz, Türkiye'li değil, "dünyalı" olmakla gururlanırken, o dünyanın uygar geçinen batı kesimi tarafından gerçekleştirilen katliamlarla da kendinizi bütünleştirebildiniz mi? * Hazırladığı TV programıyla batılıların soykırımlarını TRT'de bir bir anlatan Banu Avar işinden kovulduğunda, ona sahip çıktınız mı? O çok demokrat olan İsveç, kendi ülkesiyle ilgili TRT'deki programa engel olmak istediğinde (ve hafta içindeki 2nci yayını engellediğinde) "demokrasi ve insan hakları" adına sesinizi yükselttiniz mi? Son yılların çok revaçta olan bir yöntemini başarıyla(!) uygulamışsınız: Her ne yapacaksan yap, "hümanizma" ile makyajlayarak yap!.. Böylece; kendisini özgürlükçü, demokrat, ilerici gibi sıfatlarla tanımlamak için yanıp tutuşan yarı-aydın insanları etkilemek daha kolay olur. Üstelik bu yolla, yöntemin sinsiliği de daha iyi maskelenir. Evet, yaptığınız tam da bu!
    Kemal Gelence - 14.09.2010


  • ♪ Bir İngiliz siyaset bilimci şöyle demiş: Çaresiz insanların başlarını duvara vurduklarına tanık olmuştum. Ama başını vurmak için duvar inşa edenlere ilk defa şahit oluyorum. Aslında, onun belirttiği kadar "ender" rastlanan bir durum olduğuna katılamıyorum; ama yine de yerinde bir saptama yapmış. Toplumların "başlarını vurmak için duvar inşa etme" eğilimine girmeleri çoğunlukla şu etmenler sonucunda gerçekleşir: * İleri görüşlülük yoksunluğu * Çözümleyici (analitik) bakış eksikliği * Derinlemesine ve çok boyutlu değerlendirme eksikliği Bunların kazanılması daha çok "nitelikli bir eğitim" ile gerçekleşir. Ama eksiklikleri, sırf böylesi bir eğitimin gerçekleşmemiş olmasından kaynaklanmaz. Eğer insanlar en temel fiziksel ihtiyaçlarını bile zorlukla karşılar hâle getirilmişse, çeşitli yollar kullanılarak umutsuzluk ve umursamazlık batağına itilmişse, bu yetileri kazanmaları veya bilinç düzeyine çıkarmaları iki kat zorlaşır. Diğer yandan, insanın mayasında bulunan öylesi bir haslet var ki; onun yitirilmiş olmasında kişilerin "bireysel" sorumlulukları da yadsınamaz ve bence bağışlanamaz: * Özgür ve bağımsız olma tutkusu Bütün bu saydıklarım, aynı zamanda ve ne yazık ki, toplumları fiziken veya zihnen tutsak almayı hedefleyenlerin de çıkış noktası ve yol haritasıdır. Önümüzdeki süreçte, "ben bu gerçeklerin farkındayım" diyen her kişi ve kuruma önemli görevler düşüyor.
    Kemal Gelence - 13.09.2010


  • ♪ Şeker Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar saygı ve sevgilerimi sunarım :))
    editör - 09.09.2010


  • ♪ Mavi Nota'nın yeni yayın dönemini kutluyor, başarılı bir yayın dönemi geçirmesini diliyorum. Amsterdam'dan ülkeme selam ve sevgiler :)
    Elvan Duygu Gülay - 06.09.2010


  • ♪ 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun :))
    editör - 30.08.2010


  • ♪ Bizler teşekkür ederiz. Ama galiba tatilde de rahat vermedik size :)
    Kemal Gelence - 17.08.2010