ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 18     Sayı: 1853
Şu an 12 müzisyen gazete okuyor
Müzik ON OFF

Günün Mesajları


♪ 18. yılımız kutlu olsun
Mavi Nota - 24.11.2022


♪ Biliyorum Cüneyt bey, yazımda da böyle bir şey demedim zaten.
editör - 20.11.2022


♪ sayın müfit bey bilgilerinizi kontrol edi 6440 sayılı cso kurulrş kanununda 4 b diye bir tanım yoktur
CÜNEYT BALKIZ - 15.11.2022


♪ Sayın Cüneyt Balkız, yazımda öncelikle bütün 4B’li sanatçıların kadroya alınmaları hususunu önemle belirtirken, bundan sonra orkestraları 6940 sayılı CSO kanunu kapsamında, DOB ve DT’de kendi kuruluş yasasına, diğer toplulukların da kendi yönetmeliklerine göre alımların gerçekleştirilmesi konusuna da önemle dikkat çektim!
editör - 13.11.2022


♪ 4bliler kadro bekliyor başlıklı yazınızda sanki 4 bliler devre dışı bırakılmış gibi izlenim doğuyor obür kamu kurulrşlarında olduğu gibi kayıtsız şartsız kadroya geçecekler yıllardır sanat kurumlarımızı sırtlayan bu sanatçılarımıza sınav istemek yapılacak en büyük kötülüktür bilginize
CÜNEYT BALKIZ - 12.11.2022


♪ Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü Vefatının 84. Yıldönümünde Saygı ve Özlemle Anıyoruz!
Mavi Nota - 10.11.2022


♪ Almanya’da yaşayan bir müzisyen olarak, Mavi Nota’yı çok uzun süredir takip ediyorum. Beni hiç yanıltmadı. Özgürce doğru konulara değindiği, bilimsel yayıncılık anlayışı ile objektif habercilik yaptığı için kutluyorum. Böyle yayınların ülkemizde artması dileğiyle saygılarımı sunuyorum.
Ayşe Ersan Schütze - 08.11.2022


♪ Büyük Usta Timur Selçuk'u vefatının 2. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 06.11.2022


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Son Mesajlar


  • ♪ evet Sayın Gelence çok haklısınız. yaşasın padişahımız ! başkanlığını da görürüz inşallah
    mustafa yüksel - 19.09.2010


  • ♪ Bildiğiniz gibi, Sezen Aksu'nun halk oylamasındaki tercihi ve adının verildiği sokak konusunda çeşitli tartışmalar yaşanmıştı. Burada asıl amacım, kendisinin tutumunu değerlendirmek değil. O yüzden, yeni sayılabilecek bir gelişmeyi bildirmekle yetineceğim. Hemen ardından, asıl dikkat çekmek istediğim noktaya, yani iktidar partisinin bu tür konulardaki samimiyetsizliğine geçeceğim. Yeni gelişme şu: Hey Dergisi'nin 22 Eylül 1980 tarihli sayısında, Sezen Aksu'nun 12 Eylül darbesiyle ilgili görüşü yayınlanmış. Aynen şöyle diyor: "Türk Silahlı Kuvvetleri, ülkemizde her şeyin çıkmaza girdiği bir dönemde yönetime el koymuştur. Bence, zamanında ve yerinde bir karar alınmıştır. Halkımıza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum". Kaynak: (Derginin fotoğraflarıyla birlikte) _ http://haberveriyorum.net/haber/sezen-aksu-12-eylulu-nasil-karsilamis _ Sezen Aksu da belki Tayyip Erdoğan gibi "gelişerek değişmiştir(!)" diyor ve asıl konuya geçiyorum. Dikkat ettiniz mi bilmem; bu yaşananlar bir kez daha AKP'nin ve bizzat Tayyip Erdoğan'ın demokrasi konusundaki samimiyetsizliğini, bir başka deyişle, "yalnızca kendine demokrat" olduğunu gözler önüne serdi. İktidarı memnun edecek tercih ve görüşler ortaya koyduğu için, Sezen Aksu'ya "Başbakan düzeyinde" sahip çıkılıyor. Peki, demokrasinin olmazsa olmazlarından biri "karşı görüşe hayat hakkı tanımak" ise, Fazıl Say'a veya diğer "muhalif" sanatçılara da sahip çıkılması gerekmez miydi? Başbakan, İTO ödül töreninde aynen şöyle dedi: "Sanatçı üzerinden siyaset yapmanın hiçbir anlamı yok". TV'de izleyince, "acaba yanlış mı duydum?" dedim ve internetten de doğruladım. İnsanları budala yerine koymanın bu kadarına da pes artık!.. Ayrı ayrı kahvaltılı toplantılara ses ve sahne sanatçılarını(?) davet edip, siyasi bir projeye destek vermelerini isteyen ve kamuoyuna, "bakın, onlar da bizimle aynı saftalar" izlenimi veren kimdi? "Politik güldürü" türündeki oyunların televizyonlardan silinip gitmesine yol açan "baskıcı iklimi" yaratan kimler? Güya demokrasimiz gelişiyor. En son tek örnek olarak Levent Kırca kalmıştı, onun da sözleşmesinin yenilenmesi zayıf bir olasılıkmış (kendisi söylüyor). Yine ilk konuya dönüyorum... Sarfettiği tehdit sözlerini, "bitaraf olan bertaraf olur" cümlesiyle zirveye taşımış olan Tayyip Erdoğan, Sezen Aksu'yu ve sokak adını kastederek bakın neler söylüyor: "Bu süreç içinde her türlü mahalle baskılarına aldırmadan, her şeyini ortaya koyan sanat camiası içerisindekilere de şükranlarını sunuyorum. Sokak adını değiştirmeye varıncaya kadar baskılar yapıldı ... Kimseye dayatma yapmaya kimsenin hakkı yok". Gördünüz mü, dayatma ve baskı uygulayan kimmiş?.. 26 tane birbiriyle ilgisiz konuyu bir paketin içine tıkıştırıp, tek bir cevabı dayatan anlayış, yakın tarihte şöyle demişti: "Türkiye bundan böyle referandum kültürüne alışmalıdır". Ama her nedense, sokak adının belirlenmesi konusunda olabilecek en demokratik yöntemlerden biri olan "sokak referandumunu" önermeyi hiç düşünmedi. Neyse, güzel bir gelişmeyle yazıma son vereyim: Türkiye-ABD basketbol maçında siyasetçileri yuhlayanlar kamera görüntülerinden belirlenerek, haklarında işlem başlatılıyormuş. N'oldu, sevinmediniz mi? Sizi de memnun etmek çok zor canım! Eminim şimdi şöyle diyeceksinizdir: Gerçek demokrasilerde yuhlamak, en masum protesto yöntemlerinden biri sayılır. Hatta çoğu zaman; kendisine boya, yumurta, domates, pasta fırlatılan siyasetçiler bile şikayetçi olmazlar ve ilgili kişi hakkında yasal işlem yapılmaz... Bence yanlışınız var. Yalnızca alkışların ve "Türkiye seninle gurur duyuyor" tezahüratlarının olduğu bir demokrasi, daha gelişkin bir demokrasidir. Hem siz Padişahımız Efendimiz'den daha mı iyi bileceksiniz ki?!
    Kemal Gelence - 19.09.2010


  • ♪ Üzülmemek elde değil, haklısınız. Ama hem yılgınlığa düşmeden, hem de tehlikenin boyutlarını küçümsemeden yola devam etmek dışında bir seçenek olmadığı kanısındayım. Saygılar...
    Kemal Gelence - 15.09.2010


  • ♪ Kemal beycim, tahlillerinize son derece katılıyorum, öyle katılıyorum ki, bize söyleyecek söz bırakmıyorsunuz. Teşekkürler. Benim bu yazım sadece referandumun getirdiği sonucun beklenen şokunu yaşamış ama kısa zamanda kendine gelmiş olan bendenizin, %58 Evet oyu veren ve sandığa gitmeyerek bu sonuca katkıda bulunanlara bir kızgınlık ve kırgınlık ifadesiydi. :(((
    editör - 14.09.2010


  • ♪ Toplumun belli bir kesimini aşağılamak ve "ilkel yaratıklar" konumuna düşürmek için en ufak bir fırsatı bile kaçırmıyor oluşunuz, doğrusu şapka çıkarılacak(!) bir tutum. "Egemen Bağış'ı yuhalamaktan yorgun düşmüş izleyiciler..." demişsiniz. Yuhalamaktan yorgun düşmek... Herhalde bu, abartının biraz demagojik, biraz da fiyakalı türü olmalı. Eğer siz U2 tapınmacılığından yorgun düşmediyseniz, bazı sorularım olacak? * O Egemen Bağış, bildiğiniz gibi AB ile ilişkileri "Başmüzakereci" sıfatıyla yürütmekten sorumlu Devlet Bakanı. Yine biliyorsunuz, hükümetimizin AB'ye olan aşkı, "demokrasinin geliştirilmesi" yönündeki tutkusundan(!) kaynaklanıyor. Peki siz, o Egemen Bağış'ın referandumdaki "demokratik" seçeneklerden biri olan "hayır" için söylediği sözü içinize sindirebildiniz mi? Afedersiniz, benimki de çok safça bir soru oldu. Birlikte aynı kitleyi aşağılamakta bu kadar iştahlı davrandığınıza göre, niye içinize sindirmeyesiniz ki? * Diğer bir soru: O Egemen Bağış, U2'nun ait olduğu batı dünyasında, Türkiye'de sarfettiği o sözü aynen sarfetse, bir dakika dahi siyasette kalabilir mi? Bir coğrafyayı ve toplumsal iklimi "burası dünya değil Türkiye" diye ince ince aşağılarken, bir değil, iki kere düşünün bence. Doğrudur, ülkemizde eleştirilecek çok şey var. Ama, gelişmemiş bir toplum yapısı, bir yanıyla sizin gibilere küçümseme ve hor bakma fırsatı verirken; diğer yanıyla, uygar bir ülkede toplumun karşısına bile çıkamayacak kadar çağdışı kafaların "toplum çobanlığı" rolüne soyunmalarına da olanak sağlıyor. Sizse, yalnızca madalyonun bir tarafına bakıp kötülüyor; öteki tarafını ise gizliden gizliye kutsuyorsunuz. * Yuhalayanların arasında anket mi yaptınız? Nereden biliyorsunuz "ulusalcılık ve Kemalizm" adına yuhaladıklarını? Az önce açıkladım; gerçek bir demokraside Egemen Bağış gibi birisi, sırf o söylediği söz yüzünden bile yuhalanırdı. * İzleyicileri "Fehmi Tosun" konusundaki sessizliklerinden ötürü eleştiriyorsunuz. Acaba yüzde kaçı kendisini tanıyordur, bir fikriniz var mı? * Siz bu batılılardan bir tanesinin bile, vahşice katledilen Uğur Mumcu için bir şarkı, şiir, film v.s. ürettiğine tanık oldunuz mu? Demagojilerinize bir yenisini eklememeniz için peşinen söyleyeyim: Bu sözlerimle ayrımcılık yapmıyorum, yapılan bir ayrımcılığı teşhir ediyorum. Yoksa, benim için her insan değerlidir. * Eğer benim bilgisizliğimden kaynaklanıyorsa bağışlayın; U2, Irak'ta ve Afganistan'da batılılar tarafından öldürülen yüzbinlerce sivil (yüzbinlerce Fehmi Tosun) için herhangi bir etkinlik düzenledi mi, bir çaba içerisine girdi mi? * Ve siz, Türkiye'li değil, "dünyalı" olmakla gururlanırken, o dünyanın uygar geçinen batı kesimi tarafından gerçekleştirilen katliamlarla da kendinizi bütünleştirebildiniz mi? * Hazırladığı TV programıyla batılıların soykırımlarını TRT'de bir bir anlatan Banu Avar işinden kovulduğunda, ona sahip çıktınız mı? O çok demokrat olan İsveç, kendi ülkesiyle ilgili TRT'deki programa engel olmak istediğinde (ve hafta içindeki 2nci yayını engellediğinde) "demokrasi ve insan hakları" adına sesinizi yükselttiniz mi? Son yılların çok revaçta olan bir yöntemini başarıyla(!) uygulamışsınız: Her ne yapacaksan yap, "hümanizma" ile makyajlayarak yap!.. Böylece; kendisini özgürlükçü, demokrat, ilerici gibi sıfatlarla tanımlamak için yanıp tutuşan yarı-aydın insanları etkilemek daha kolay olur. Üstelik bu yolla, yöntemin sinsiliği de daha iyi maskelenir. Evet, yaptığınız tam da bu!
    Kemal Gelence - 14.09.2010


  • ♪ Bir İngiliz siyaset bilimci şöyle demiş: Çaresiz insanların başlarını duvara vurduklarına tanık olmuştum. Ama başını vurmak için duvar inşa edenlere ilk defa şahit oluyorum. Aslında, onun belirttiği kadar "ender" rastlanan bir durum olduğuna katılamıyorum; ama yine de yerinde bir saptama yapmış. Toplumların "başlarını vurmak için duvar inşa etme" eğilimine girmeleri çoğunlukla şu etmenler sonucunda gerçekleşir: * İleri görüşlülük yoksunluğu * Çözümleyici (analitik) bakış eksikliği * Derinlemesine ve çok boyutlu değerlendirme eksikliği Bunların kazanılması daha çok "nitelikli bir eğitim" ile gerçekleşir. Ama eksiklikleri, sırf böylesi bir eğitimin gerçekleşmemiş olmasından kaynaklanmaz. Eğer insanlar en temel fiziksel ihtiyaçlarını bile zorlukla karşılar hâle getirilmişse, çeşitli yollar kullanılarak umutsuzluk ve umursamazlık batağına itilmişse, bu yetileri kazanmaları veya bilinç düzeyine çıkarmaları iki kat zorlaşır. Diğer yandan, insanın mayasında bulunan öylesi bir haslet var ki; onun yitirilmiş olmasında kişilerin "bireysel" sorumlulukları da yadsınamaz ve bence bağışlanamaz: * Özgür ve bağımsız olma tutkusu Bütün bu saydıklarım, aynı zamanda ve ne yazık ki, toplumları fiziken veya zihnen tutsak almayı hedefleyenlerin de çıkış noktası ve yol haritasıdır. Önümüzdeki süreçte, "ben bu gerçeklerin farkındayım" diyen her kişi ve kuruma önemli görevler düşüyor.
    Kemal Gelence - 13.09.2010


  • ♪ Şeker Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar saygı ve sevgilerimi sunarım :))
    editör - 09.09.2010


  • ♪ Mavi Nota'nın yeni yayın dönemini kutluyor, başarılı bir yayın dönemi geçirmesini diliyorum. Amsterdam'dan ülkeme selam ve sevgiler :)
    Elvan Duygu Gülay - 06.09.2010


  • ♪ 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun :))
    editör - 30.08.2010


  • ♪ Bizler teşekkür ederiz. Ama galiba tatilde de rahat vermedik size :)
    Kemal Gelence - 17.08.2010


  • ♪ Kemal beycim, üst katta benim olmam sizlerin gürültü yapma özgürlüğünüzü sağlamak içindir. Yazıma gelince onunla çeliştiğimi düşünmüyorum. Zira o gürültüyü çıkaranlar tacirler. O nedenle sınır koyuyorum. Bilmem anlatabildim mi? Ayrıca yazışmalardan çok mutlu oluyorum. Emeğim değer kazanıyor siz okurlarımın sayesinde. Çok teşekkürler hepinize ayrı ayrı :)
    editör - 16.08.2010


  • ♪ Sayın Mustafa Yüksel, öneriniz için çok teşekkür ederim. Ancak benimki, sınırları belli, mütevazi bir yazıydı. Eğer karşı görüş gelseydi, belki birkaç da cevap yazabilirdim. Hem zaten farklı ortamlarda yeterince işlenmiş bir konu olduğu için, doğrusunu isterseniz ben bu noktada bırakmayı tercih ederim. İlginize ve önerinize tekrar teşekkür ediyorum. Esen kalın...
    Kemal Gelence - 14.08.2010


  • ♪ Sayın Gelence,F.Say hakkında Gürer Aykal ve Cihat aşkın yahooda klasikbatımuzigi grubunda yazılar yazdı. Bence sizin yazınız da bu grupta yayınlanmaya değer çok önemli bir yazı. söz konusu gruba katımanız çok yararlı olur
    mustafa yüksel - 13.08.2010


  • ♪ Özge Hanım, demokrasilerde görüşler ve karşı görüşler vardır. Herhangi bir konuda görüş belirtmeyi "negatif enerji kusmak" diye nitelemek, demokrasinin ruhuna aykırıdır. Çünkü şöyle bir bakış açısını yansıtır: "Asıl olan benim görüşlerim, benim yargılarımdır. Buna aykırı olan her şey kötüdür, zararlıdır." Yani, bir bakıma kişinin kendisini "mutlak doğru" varsayması, "hakem" yerine koyması anlamına gelir. - Olması gereken ise şudur: Belirtilen görüşleri, açıklanan düşünceleri beğenmiyor, yanlış buluyor, hatta için için nefret ediyor bile olabilirim. Yine de yapmam gereken; onları engellemeye, susturmaya, sindirmeye çalışmak veya entrikalarla, saptırma ve çarpıtmalarla söz konusu fikri veya onu savunanı gözden düşürmeye çalışmak değil; daha ikna edici dayanak ve kanıtlarla, daha inandırıcı bir mantık kurgusuyla kendi görüşlerimi açıklamaktır. Ya da, daha basitçe ifade edecek olursak; bugünkü yönetimin 8 yıldır uyguladığı yöntemlere hiç başvurmamaktır :)
    Kemal Gelence - 13.08.2010


  • ♪ kemal bey galiba içinizdeki tüm negatif enerjileri kustunuz:)
    özge ağdemir - 12.08.2010


  • ♪ Oldu olacak, kısmen değindiğim "Fazıl Say" konusuna ilişkin görüşlerimi biraz daha bütünlük içerisinde yazayım da, en azından kendi açımdan bu konuyu sonuçlandırmış olurum. Bir İngiliz atasözü şöyle dermiş: "Birini eleştirmeden önce, onun ayakkabılarıyla 1 km yürüyün!" - Keşke Fazıl Say ayakkabılarından bir çiftini bana verse de, onunla 1 km yürüme şansını elde etsem :) Gerekli mi bilmiyorum ama, konuya girmeden önce şunu da belirtme ihtiyacı hissediyorum: Her zaman olduğu gibi, görüşlerimi "herhangi bir müziksever" ve "herhangi bir yurttaş" olarak ifade etmiş olacağım. Yoksa, "yetkin bir otorite" edasıyla değil!.. Fazıl Say'ın müzikteki ve toplumsal konulardaki "genel çizgisini" doğru buluyorum. Ama bu, ayrıntılara inildiğinde onun her söz ve eylemini ya da her müzik çalışmasını beğenip onayladığım anlamına gelmiyor. Örneğin, klasik eserlere getirdiği caz yorumlarını beğenmiyorum. Sonra, konserlerinde beden dilini abartılı biçimde, hatta müziğin bile önüne geçeçek tarzda kullanmasını itici, kimi zaman da narsistçe buluyorum. Müzikle ilgili olsun, olmasın; toplumsal konularda görüş belirtmek her yurttaş gibi onun da hakkı, hatta bir sanatçı olarak görevi de... Yalnız, aslında çok önemli olan "üslup" konusuna özen göstermediğini düşünüyorum. Halk dalkavukluğuna hiç sıcak bakan birisi değilim. Ama toplulukları rencide edecek çıkışlar yapmak, çoğu zaman arzulananın tam tersi sonuçlara yol açar. Bununla kalsa yine iyi; üstelik, o toplulukları kendi siyasi ve maddi çıkarları için yönlendirmek isteyen kesimlerin ekmeğine de yağ sürer. En son şu "arabesk" konusundaki çıkışı... Söylediği şeylere bakınca görülüyor ki, aslında kendisi de bunun yalnızca bir müzik sorunu değil; sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik boyutları bulunan karmaşık bir olgu olduğunun farkında. Peki, bu söz konusu boyutlarda değişiklikler gerçekleşmeden, arabesk olgusunda nasıl bir değişim bekliyor ki?! Şöyle kötü, böyle berbat, utanıyorum v.b. sözler, kişisel olarak kendisini "günah keçisi" durumuna getirmekle kalmaz; savunduğu davaya da zarar verir. Çünkü şu an ülkede, ölçülüp biçilmeden ve acemice atılan her adımı kendi lehine çevirebilecek kadar yetenekli(!) ve tilki gibi kurnaz kadrolar köşe başlarını tutmuş durumda. Siyasetinde de, basınında da, müzik piyasasında da, hatta bir kısım akademisyenlerinde de durum böyle. Bence şunu yapsa, daha HAYIR-lı bir iş yapmış olurdu: Madem ki kendisi uluslararası bir sanatçı, yurt dışında da saygınlığı var; girdiği her ortamda yabancılara Türkiye gerçeğini anlatsın, onların yanılgılarını kanıtlarıyla önlerine koysun. Bugünkü iktidarın "demokrasi, demokrasi..." diye diye, adeta Hitler dönemini çağrıştıran propagandalarla aslında ülkeyi nasıl sivil diktaya sürüklediğini açıklasın. Kısa vadede kendi çıkarlarına uygun buldukları bu yönetimin, eğer böyle gider ve onlar da desteklemeyi sürdürürse, uzun vadede onların başına da bela açacağını anlatsın. Avrupa'da olsa, ilgili kişilerin, hatta bütün hükümetin istifası ile sonuçlanacak antidemokratik söz ve eylemlerin, yolsuzluk ve kayırmaların, Türkiye'de yaprak bile kımıldatmaz nitelik kazanmasındaki "gizli tehlikeyi" vurgulasın. Tabii bunun için, tıpkı kendi ülkesinde olduğu gibi, bazı batılı dostlarının gözünde de "sevimsiz kişi" olmayı göze alması gerekecek. Sonuç: Kendi bakış açımızla ayrıntı düzeyinde bir takım eleştiriler yöneltsek de, hırpalamak yerine, Fazıl Say gibi önemli bir değere sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum.
    Kemal Gelence - 12.08.2010


  • ♪ evet hem flamenko hem klasik inşallah bir de türkülerimizi seslendireceğim.dediğiniz gibi flamenko teknikleribir çok türkülerde çok hoş duruyor.bir insan buna kayıtsız kalamıyor.flamenko yla en iyi halk türkülerinin gittinğine inanıyorum türk azeri vb sizin gibi.fazıl say ın kara toprağını beğenmemenize de ayrıca sevindim :) bu konuda yalnız olduğumu düşünmüştüm de.verdiğiniz linkteki videoya baktım da aşırı haklı hüzünlü bir havası var.yalnız doğrumu bilmem ama fazıl say bu videodaki başarıyı nazım hikmete borçlu.ha birde şan söyleyen o küçük kızı da unutmamak lazım.bir de koyunbaba demişsiniz zaten dinlediğim ve çok da hoşuma giden bir parçadır bu dinlediğim.yalnız bir şey daha söylemek istiyorum 'bu yönetime'sayfanızda çok az parça notaları var eğer ben nota eklemek istiyorsam neyapmalıyım?başkaları da bundan faydalansın değil mi?ben heralde kendimden biliyorum bulana kadar anam ağladı:)
    özge ağdemir - 11.08.2010


  • ♪ Sayın Editörümüz, bizden de selam ve saygılar, iyi tatiller!.. Yalnız, ben bir şeye takıldım. Ana sayfada halen durmakta olan son yazınızın başlığı: "Yüksek sesle, benim özgürlük alanımı ihlal etmeyin!" ... Şimdi ise, "üst kattakileri rahatsız edebilirsiniz" deyip, ekliyorsunuz: "Üst katta ben varım" ... Aklım biraz karıştı. Sakın bu sizinki, "kiracısını kovmak için bahane yaratmaya çalışan ev sahibi" taktiği olmasın! Yani, önce "gürültü serbest" deyip de, sonra kapının önüne koymazsınız, değil mi? :))) Peki tamam, kabul ediyorum; biraz fazlaca "fesat" bir bakış açısı oldu bu :) Neyse ki, şaka kaldıran bir insan olduğunuzu biliyoruz :))
    Kemal Gelence - 11.08.2010


  • ♪ "Sahip çıkma" konusuna gelince... Yerli olsun, yabancı olsun; müziği güzellikler üretmenin bir aracı olarak görüp, iyi niyetle çabalayan (paragöz olmayan) herkese sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Tabii ki Ricardo Moyano da onlardan biri. Bu arada, onun yakın arkadaşı Carlo Domeniconi'nin de hakkını yemeyelim. Biz Türklerin yapamadığını yapmış; Anadolu'dan esinlenerek üretilebilecek belki de en güzel klasik gitar eserlerinden birini ortaya çıkarmış: Koyunbaba... Bulabilirseniz, kendi yorumuyla; değilse, örneğin şu adresten mutlaka dinlemenizi öneririm: _ http://www.dailymotion.com/video/x5hipu_lijie-carlo-domeniconi-koyunbaba-op_music
    Kemal Gelence - 11.08.2010


  • ♪ Fazıl Say'ın Kara Toprak'ını açıkçası siz gündeme getirene kadar dinlememiştim. Bir video sitesinde bulup dinledim. Biliyorsunuzdur, Say'ın bestecilik yönü de var. Zaten o eser de, "Kara Toprak teması üzerine piyano parçası" olarak müzikseverlerin beğenisine sunulmuş. Yani, aslında bildiğimiz Kara Toprak müziğini "yorumlamış" değil. Ondan esinlenerek kendisi ortaya yeni bir kompozisyon koymuş. Ritm, armoni, kontrpuan, sözler... bunların hepsi bir yana; bence bir müzik eserinde mutlaka insanı alıp götüren "güçlü" bir melodi olmalı. Eğer bu yoksa, bana göre diğer ögeler de büyük ölçüde anlamını yitirir. Bu açıdan bakınca, Fazıl Say'ın Kara Toprak'ını ben de beğenmedim. Ama az önce de belirttiğim gibi; öveceksek de, yereceksek de, en azından doğru pencereden bakarak bunu yapmalıyız derim. Yani, çaldığı müziğin Aşık Veysel'in Kara Toprak'ı olmadığını göz önünde tutarak, o beklenti içerisine girmeden... Söz Fazıl Say'dan açılmışken; eğer daha önce izlemediyseniz ve izlerken ağlama ihtimali sizi rahatsız etmeyecekse, kendisinin Nazım Oratoryosu eserinden "Kız Çocuğu" adlı bölümü öneririm: _ http://www.izlesene.com/video/muzik-fazil-say-nazim-hikmet-ran-kiz-cocugu/192405
    Kemal Gelence - 11.08.2010


  • ♪ Demek hem klasik, hem flamenko çalıyorsunuz... Ne hoş! Pepe Romero gibi ikisini bir arada götüren çok az gitarcı var galiba, değil mi? Gerçi flamenkocular arasında bazen sembolik nitelikte veya "işte bakın, canım isterse klasik de çalarım" türünden meydan okuyucu girişimlerde bulunanlar çıkabiliyor; ama buna süreklilik kazandıranlar bildiğim kadarıyla az sayıda. Ben "saf" flamenko sevenler tarafındayım :) Flamenko gitarın ilahı gibi gösterilen bazı isimlere, müziklerinde o saflığı yitirip, "flamenko ruhundan" uzaklaştıkları gerekçesiyle mesafeli duruyorum. Ama, ilk bakışta çelişki gibi görünse de, buna yatkın olan başka müzik türlerinde flamenko tekniklerinin kullanılmasına da karşı değilim. Örneğin, Azerbaycan türkülerinin flamenko gitar eşliğinde icra edilmesinden hoş sonuçlar çıkabileceğini tahmin ediyorum. Ritmik ve melodik yapıları bence buna elveriyor. Denemek gerek :)
    Kemal Gelence - 11.08.2010


  • ♪ Kemal bey ve Özge hanım, sevgili editörünüz (heh heh heh havaya girdim!) bu ara tatil nedeniyle gazeteyle pek ilgilenemediğinden olan bitenden geç haberi oluyor. Ama olanlardan da çok memnun. Mavi Nota ve yazıştığınız o platform sizin, istediğiniz gibi kullanabilir, hatta üst kattakileri rahatsız bile edebilirsiniz. (Üst katta ben varım merak etmeyin). Ancak dikkat edin, elektrik kesintisine neden olmayın, çünkü o zaman yazdıklarınız uçar gider, Selaml ve sevgiler :)))
    editör - 10.08.2010


  • ♪ kemal bey flamenko hakkındaki görüşlerinize katılıyorum.ben de flamenko çalarken bunu hissettirdiğime eminim.ayrıca yozlaştırıcı şeylerden de halkımızı müziğimizi 'türkümüzü' uzak tutmamız gerkiyor dediğiniz gibi.bazılarının gerçek ten çaldığı türkülerin türkü olduğuna inanmak zor.bunlardan biride fazıl say:kara toprak:sanki çok afedersiniz türküyü batırmış!!ama ricardo abimizi yalnız bırakmayalım bence *? editörümüz de böyle bir paylaşımlara umarım sevinecektir:)?
    özge ağdemir - 10.08.2010


  • ♪ Sayın Editörümüz, az önce sizi andık, kulağınız çınlamıştır herhalde :) Umarım tatiliniz güzel geçiyordur. Burayı merak etmeyin; yokluğunuzda hiçbir şeyi kırıp dökmüş değiliz. Cam-çerçeve, antika vazo, kristal biblolar... Hepsi sağlam ve yerli yerinde duruyor :) (Bazen "böyle uslu çocuklar gibi davranmak zorunda mıyız sanki?" diye kendi kendime sormuyor da değilim hani :))
    Kemal Gelence - 09.08.2010


  • ♪ Evet, gerçekten de bazı eserler ve bazı yorumlar insana o soruyu sordurtuyor. Benzer nitelikte, ama bir başka soruyu da, ilk kez flamenko gitar müziğini (radyodan) dinlemeye başladığım yıllarda ben kendime sormuştum: Bu müziği kaç gitar çalıyor? :) Öylesine bir ses zenginliği vardı ki, ancak birkaç gitar tarafından çalınabileceğini düşünüyordum. Meğerse tek gitar çalıyormuş :) Konu konuyu açınca, belki biraz dağıtmış olabiliriz. Editörümüz tatilden dönünce ortalığı dağınık bulursa kızabilir :) Dilimin döndüğü, klavyemin yazdığı kadarıyla toparlayıcı birkaç cümleyle bağlamaya çalışayım... Aslında öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki; eğer kendimizi sınırlandırıp koşullandırmamışsak, birçok müzik türünü adeta bir güzellikler yelpazesi gibi algılayıp, onlarla ruhumuzu besleme şansına sahibiz. Gerek otantik, gerekse işlenmiş haliyle kendi müziğimiz... Kafkas ve Balkan müziği... Akdeniz ve Latin müziği... Klasik müzik ve Opera... Bunlardan herhangi birisini dışlamak için mantıklı bir gerekçemiz olabileceğine inanmıyorum. Tek yapmamız gereken, müzik beğenimizi özgür bırakmak. Ama tabii, her alanda olduğu gibi, bu konuda da "yozlaştırıcı" çaba ve örneklere mesafeli durmak gerektiğini düşünüyorum.
    Kemal Gelence - 09.08.2010


  • ♪ çok güzel ,çok zor ama kemal gecik usta bunu hiç hissettirmiyor.bumble yi ilk dinlediğim zaman da demiştimki bunu çalan insanmı?:)
    özge ağdemir - 09.08.2010


  • ♪ Farkındayım. Benimki, "Adagio" esprisine zemin hazırlamak için bilinçli bir çarpıtmaydı :) Bir çizgi film karakterinin, o çok bilinen Meksika şarkısı "La Cucaracha"yı yaya yaya, aşırı derecede yavaş seslendirişini izlemiştim. Çok komikti. Ne zaman bir müziğin yavaşlatılması söz konusu olsa, aklıma o gelir. Ama tempolu eserleri ustaca çalan müzisyenleri izlemek de ayrı bir zevk. Ben de böyle bir eser-yorum önerisinde bulunayım: Rossini-Liszt - La Danza (Tarantella Napoletana) eserini video paylaşım sitelerinden bulup izleyin, ama mutlaka Kemal Gekic (Hırvat Piyanist) yorumuyla olsun.
    Kemal Gelence - 09.08.2010


  • ♪ pekala siz bilirsiniz.ama genede söyleyeyim hızlı olması arının tembel yada çalışkanlığından değil arının vızıltısındandır :)
    özge ağdemir - 09.08.2010


  • ♪ Öneriniz için teşekkür ederim. Parça o kadar hızlı ki, dinlerken kulaklarım bile yetişemiyor :) Rimsky Korsakov keşke daha tembel (adagio) bir arıdan esinlenmiş olsaydı :) Başarılı ve keyifli çalışmalar dileğimi tekrar ediyorum. Müzik dolu günler...
    Kemal Gelence - 08.08.2010


  • ♪ buyrun bu da linki: http://www.notadiyari.com/PdfNota/10/-rimsky-korsakov/flight--of-the-bumblebee.aspx dinleyin çok güzel bir arıyı tasvir ediyor zaman zaman hüzünlü asi mutlu .fakat çok hızlı çalınması lazım sayfa başında yazıo vivace son hızda demek :) deneyin
    özge ağdemir - 08.08.2010