ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1830
Şu an 7 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Son Mesajlar


  • ♪ . Demokrasi Diye Diye (12) : ...... Bundan yıllar önceydi... O sıralar, diğer bazı konularda olduğu gibi "hukuk" konusunda da bir takım kavramlar henüz daha zihnimde yeterince berraklaşmamıştı. Durum böyleyken, yabancı filmlerin mahkeme sahnelerinde "yasa dışı yollardan elde edilmiş kanıt" kavramıyla tanıştım. Öyle ki, bazen bir cinayetin aydınlatılmasına katkı sağlayacak derecede önemli bir kanıta bile, sanığın avukatı, "yasa dışı yollardan elde edilmiş" olmasını gerekçe göstererek itiraz edebiliyor ve yargıç da bu itirazı kabul ediyordu. İlk başlarda bana tuhaf geldi. Öyle ya, cinayet gibi çok ciddi bir suç ve bunun suçlusu açığa çıkarılacaksa, kanıtın hangi yollardan elde edildiği önemini yitirmez miydi?.. Zamanla şunu anladım: Çağdaş hukuk, en rezilce bir suçu aydınlatmak için bile olsa; devletin ya da onun adına yetki kullanan kişilerin yasalara aykırı yöntemlere başvurmasını, kamu düzeni ve bireylerin hakları açısından çok daha tehlikeli ve rezilce kabul ediyordu. Yani, burada bir terazinin iki kefesi söz konusuydu. Gerçekten de, görünüşte olumlu bazı gerekçeler ileri sürerek yasa dışı yöntemlerle bilgi-belge edinmenin yolu bir kez açılırsa, bu rezillik bir kez meşrulaştırılırsa; ucunun nerelere uzanacağı, hatta o olumlu(?) gerekçelere sadık kalınıp kalınmayacağı tümüyle belirsizdir. Zaten otoriter yönetimlerin sıklıkla bu yola başvurmaları da rastlantı değildir. Çünkü bu, "sindirme ve şantaj" politikalarının en elverişli aracı olup çıkar. -- Ülkemizdeki duruma bakarsak... Zamanlamasını tam bilmiyorum; belki AB'ye uyum sürecinin mevzuat değişiklikleri aşamasında, belki de daha önce; ama "yasa dışı yollardan elde edilmiş kanıt" kavramının artık bizim hukukumuzda da olduğunu biliyorum. Ayrıca, "özel yaşamın gizliliği" ilkesi de var. Ama gelin görün ki, ortalık "gizli çekim" ses ve görüntü kayıtlarından geçilmiyor. Üstelik, yasalar uygulanarak bunları üreten ve yayanlar hakkında işlem yapılması şöyle dursun, tam tersine birileri sürekli bunlardan yararlanma peşinde. Yukarıda değindiğim kavramsal çerçeve ışığında, bu olan bitenlerin ahlâkî, hukukî ve siyasî değerlendirmesini sizlere bırakıyorum. Şununla bitirelim: Polisiye filmlerde suçlunun belirsiz olduğu durumlar için, olayı aydınlatmaya yönelik hepimizin iyi bildiği bir soru vardır: Bu suçun işlenmesinden kim(ler) yarar sağlıyor? -- Cevabı ararken, seçim meydanlarında kim(ler)in bu olaylardan siyasî çıkar sağladığına bakmak acaba yeterli ipucu sayılabilir mi, ne dersiniz?
    Kemal Gelence - 15.05.2011


  • ♪ Sevgili Kemal bey, inanın bazan direncim kırılıyor, hele çalıştığım Devlet Tiyatrosu'nda, Kültür Bakanının Merve olayından sonrakı çıkışı üzerine hala inanılmaz derecede suskunluğun devam etmesi direncimin kırılmasında önemli rol oynuyor. Trabzon Devlet Tiyatrosu'nda 80 kişiyiz biz. Ama inanın birtek benim sesim çıkıyor. Bu nedenle mahallenin delisi durumuna düşmüş bulunmaktayım. Kimseyi harekete geçiremiyorsunuz. Arkadaşlarımın bana gösterdikleri mazeret ise şu: Sen emekliliğini hak ettin o nedenle konuşuyorsun. Yani bu kadar komik bir durum olabilir mi? Ben 70'lerde bir yıllık memurken de böyleydim, şimdi 38 yıllık memurum gene böyleyim. Bu ölü suskunluğu nedir? babamı defnederken mezarlıktaki sessizliği dinledim. Orası bile bu denli sessiz değil inanın. Ama şunun bilin ki, Mavi Nota'nın burada yayında olması bile benim mücadelemin bir gereğidir. Mavi Nota bir anlamda benim sesimdir. Yaşamak ciddi iştir ve her zaman mücadele etmeye değer Sevgili Kemal Bey. O nedenle mücadeleye devam, hele bu karanlıktı daha bir devam :)) sevgiler saygılar Trabzon'dan :))
    editör - 15.05.2011


  • ♪ . Demokrasi Diye Diye (11) : ...... Bu sütunu sürekli okuyanlar bilirler; daha önce siyaset-sanat ilişkisine değinmiş ve şöyle demiştim: "Hiç kuşkunuz olmasın, dizginleri tümüyle ele geçirdiklerinde (ki buna çok az kaldı), ben değil ama bizzat siyasetçiler size 'siyaset-müzik' ya da daha genel anlamıyla 'siyaset-sanat' ilişkisinin ne demek olduğunu çok açıkça gösterecekler" -- Bildiğiniz gibi; RESİM, HEYKEL, TİYATRO, MÜZİK sanatın en temel dalları. "De-diy-di" dizimizin 9. bölümünü okuyanlar bir şeye dikkat ettiler mi, bilmiyorum. O bölümde, iktidardaki siyasetçilerin RESSAM Bedri Baykam'a ve TİYATROCU Levent Kırca'ya yönelik tutumları yer almıştı. Aslında o yazıda olmayıp da, yine TİYATRO ile ilgili bir başka güncel gelişme daha vardı: Erdoğan'ın kızının izlediği bir oyun vesilesiyle önce Devlet Tiyatroları'nın kapatılması gündeme geldi, ardından (herhalde seçim öncesi fazla puan kaybettirir korkusuyla) geri adım atıldı. Yine o 9. bölümde, Tunalı Hilmi caddesinde MÜZİK yapan dört gence polisin ceza kesmesi ve Kars'taki HEYKEL'in başına gelenler de yer almıştı. Farkında mısınız; kısacık bir zaman dilimine ve benim o yazıma, başta sözünü edip büyük harflerle yazdığım en temel 4 SANAT DALI'na yönelik olumsuzlukları sığdırıverdik. Hem de henüz seçimlerin öncesinde... Konunun bir tarafında hep "iktidar cephesi" var. Müzikle ilgili örnek buna uymuyor diye düşünenler yanılırlar. O polisler de genel siyasetin havasını koklayarak "kabahat cezası" kesme cüretini kendilerinde bulabiliyorlar. Tıpkı protestocu gençlere öldüresiye şiddet uygularken kendilerine arka çıkılacağını bildikleri gibi... Kısacası, "ben sanatçıyım (ya da ben sanatseverim), ama siyasetle ilgilenmiyorum" diyenlere duyurulur: Siz ilgilenmeseniz de, siyasetin size olan "boğarcasına" ilgisinden kaçma şansınız yok. İyisi mi, bari ilginiz karşılıklı olsun; ki böylece iktidardaki zihniyetin sanata ve sanatçıya "sınır tanımaz" müdahaleciliğini frenleme şansı tümüyle yitirilmemiş olur. Şunu da eklemeden geçemeyeceğim: Heykel tartışmaları ayyuka çıkıp da fazla tepki alınca, Tayyip Erdoğan aynen şöyle demişti: "Heykelin ne olduğunu az çok bilirim. Heykel ile ilgili takdir yetkisi kullanmak için illa güzel sanatlar mezunu olmak şart değil" -- Yani, kendisinin de "sanat ve estetik algısına" sahip olduğunu belirtmek istedi. Peki bunu söyleyen kim? : Genel Başkanı olduğu partiye amblem olarak estetiğin "e"sini bile içinde barındırmayan "ampul"ü seçmiş veya en azından buna itiraz etmemiş olan kişi... Başkaca yoruma gerek var mı?
    Kemal Gelence - 13.05.2011


  • ♪ Sayın Editörüm, ülkemizde yaşanan gelişmelerin "umut verici" yönde olduğunu düşünüyor değilim. Mesaj sütunundaki yazılarımdan da anlaşılacağı gibi, üzerimize çöken karanlığın her geçen gün biraz daha koyulaşmakta olduğunu görebiliyorum. Ama asıl böyle zamanlarda mücadeleyi bırakmamak gerekir düşüncesindeyim. Sizin söz konusu yazınızın son kısmı ise, adeta "artık mücadelenin bile bir yararı yok" duygusunu veriyordu, ki "umutsuzluk"tan kastım budur. İşte o satırlar: Ben bu yasak için yorum yazmıyorum. Yazmak için gerek görmüyorum. Demokrasi diye diye ülkemiz hızla teokratik monarşiye doğru kayıyor ve bizler de seyrediyoruz ya. Daha ne diyeyim o zaman? ... Haksız mıyım? Bence, aklımızın yettiği, dilimizin döndüğü ölçüde yanlışları görmek ve göstermek durumunda olduğumuz bir süreci yaşıyoruz. Ayrıca (belki haddimi aşmış oluyorum ama); o mesajı yazarken, bezginliğin şu dönemde sizi kişisel olarak da yıpratabileceği olasılığını göz ardı edemedim. Saygılar sunuyorum...
    Kemal Gelence - 13.05.2011


  • ♪ . Demokrasi Diye Diye (10) : ...... TÜSİAD'ın anayasa önerisi gündeme geldiğinde değinecektim, ama olmadı. Aynı şeyi bugün Bülent Arınç da dile getirince, artık yazmak kaçınılmaz oldu. Söylenen şu: "Anayasa'nın ilk 3 maddesini 'değiştirilemez' olarak kabul etmeye gerek yok. Yalnızca, 'Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir' maddesinin değiştirilemez olması yeterlidir". -- Ne kadar kurnazca... (afedersiniz, klavyem sürçtü) ne kadar müthiş bir güvence(!), değil mi? Lakin ufak bir kusuru var: Diğer iki maddeye dokunulduktan sonra geriye kalacak olan Cumhuriyet; Çin Halk Cumhuriyeti mi olur, İran İslam Cumhuriyeti mi olur, yoksa Cibuti Cumhuriyeti mi olur; artık kısmetinize ne düşerse...
    Kemal Gelence - 10.05.2011


  • ♪ Sayın Editörümüzün dünkü (şu an arşivde duran) yazısı biraz umutsuzluk çağrıştırır tarzda bitiyor. Ama ben bu durumun geçici olduğunu ve kendisinin acısı biraz hafifleyince, önceden olduğu gibi mücadeleci yazılarını yeniden okuyabileceğimizi tahmin ediyorum.
    Kemal Gelence - 10.05.2011


  • ♪ "Acı Günüm"de yanımda olan, acımı paylaşan tüm dostlarıma en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Hepiniz sağolun ...
    editör - 09.05.2011


  • ♪ Canim abim, acini paylasiyorum, telefonda da soyledigim gibi biliyorum zor ama metin olmak zorundasin. Sana ve ailene bassagligi ve sabir diliyorum. Cok opuyorum seni abicim.
    Elvan Duygu Gülay - 05.05.2011


  • ♪ Sayın Editörümüzün acısını paylaşıyor, başsağlığı ve sabır diliyorum.
    Kemal Gelence - 01.05.2011


  • ♪ Editörümüzün babasının vefatı nedeniyle gazetemiz 9.Mayıs.2011 tarihine kadar güncellenmiyecektir.
    Mavi Nota - 01.05.2011


  • ♪ . Güncel Gündem Gülmecesi (7) : Tayyip Erdoğan "Analara bizim saygımız sonsuzdur" dedi. Demek ki "Mersinli çiftçi" olayının bir benzeri daha yaşanırsa, bu kez "Hadi ananı da al git!" demeyecek. Herhalde hitabı şöyle olacaktır: Muhterem anneciğinizi de alıp gidiniz lütfen!
    Kemal Gelence - 29.04.2011


  • ♪ . Demokrasi Diye Diye (9) : ........ Geçtiğimiz 2 haftanın "İLERİ DEMOKRASİ" raporunu sunuyorum (Not: "İleri" sözcüğünün burada hiçbir suçu, günahı yok. Lütfen içinizde bu sözcüğe karşı nefret duygusu gelişmesine izin vermeyiniz) : Öteden beri kendisini "liberal" olarak tanımlayan gazeteci Cüneyt Ülsever, bir TV programında başından geçenleri anlattı. (Dikkatinizi çekerim; solcu ya da ulusalcı olmayan birisinin başına bile, iktidarı eleştirdiğinde neler gelebildiğinin ibretlik öyküsüdür) - Çalıştığı Hürriyet gazetesinin, "hürriyet" kavramıyla hiç bağdaşmayan tavırları şöyle bir seyir izlemiş: Önce belli bir süre, yazılarındaki "iktidarı eleştiren" bölümlere müdahaleler gelmiş. Sonra bildiğiniz gibi, yazıları "haftada bir"e düşürüldü. Ama, "tek adam rejimi" konulu yazısı bardağı taşıran son damla olmuş. Bu yazının yayınlanmaması, ardından 3 haftalık bir "kızağa çekme" ve sonunda Hürriyet'ten kovulma. Nasıl "basın özgürlüğü" ama? (Doğan Grubu'na kesilen vergi cezası bayağı işe yaramış) - Yine bir gazeteci, bu kez Ertuğrul Özkök... İçinde bulunduğumuz dönemi "ara rejim" olarak nitelediği yazısı iktidar partisini çok rahatsız etmiş olmalı ki; AKP Gn.Bşk.Yrd. Hüseyin Çelik bunu bir basın toplantısında değerlendirip, kendisine demediğini bırakmadı. Konuşmasında geçen şu iki cümle çok dikkat çekici: "Herkes haddini bilsin" ... "Bu zihniyeti ayaklar altına almalıyız". Bunun üzerine, Ertuğrul Özkök kendisi, ailesi ve kurumu adına korktuğunu belirtti. Nasıl demokrasi ama? - Tayyip Erdoğan bazı Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin devlet başkanlarına "Halkınızın taleplerine kulak verin, dayatmalardan uzak durun!.." gibi sözlerle akıl vermeyi sürdürürken; kendi ülkesinde, yani Türkiye'de bakın neler oldu ve olmaya devam ediyor: Geçen yıl hak arama eylemi yapan ve polisin gazabına uğrayan Tekel işçileri hakkında geçtiğimiz günlerde dava açıldı. Benzer şekilde, Eğitim-Sen üyelerinin eylemi de davalık oldu. Talep ve eleştirilerinin dikkate alınmasını sağlamak için grev yapan sağlık emekçilerine yönelik olarak da, müfettiş soruşturmaları başlatılıp, "haddini bildirme ve burun sürtme" süreci yürürlüğe kondu. Protesto için elindeki yumurtayı havaya kaldıran gençlerden birisi öğrenci yurdundan kovuldu ve aldığı devlet bursu kesildi. Eylemi, "milli birlik ve bütünlük duygularını zedeleyici" bulunmuş. Nasıl gerekçe ama? Bilirsiniz, Erdoğan, "cumhur" .. "cumhura soralım" gibi ifadeleri sıkça kullanır. Ama onun "cumhur"dan anladığı, yalnızca kendilerine alkış tutan, itaat eden ve verdikleriyle yetinen kitlelerdir. Her kim ki itiraz ediyor, hakkını savunuyor, iktidarın politikalarından hoşnutsuzluğunu ortaya koyuyorsa; Erdoğan'ın ve AKP'nin gözünde "cumhur" kapsamının dışına çıkıyor. - 23 Nisan günü Ankara'da Tunalı Hilmi caddesinde müzik yapan 4 genç, polis tarafından karakola götürülüp, "Kabahatlar Kanunu" çerçevesinde 75'er lira cezaya çarptırılmış. (E tabii, "örgütün amaçları doğrultusunda yayın yapmak" suçlaması burada biraz absürt kaçardı) Gençlerden birisinin şu cümlesi olayın kendisinden bile daha vahim (bu kısmını yalnızca bir tek TV kanalında izleyebildim) : "Ben karakolda polise, 'burada çalmayıp da nerede çalalım?' deyince, bana şöyle cevap verdi: 'Böyle konuşma, sıraya dizip başka şekilde muamelelerimiz de var'" - YGS'yle ilgili tartışmalar sürerken, 8 ilde cezaevlerinde yapılan sınavlar iptal edildi, yine ALES'te de kısmî iptal var (eşitlik ilkesine ne oldu, herkes aynı sınavdan geçmek zorunda değil miydi?). Bütün bunlara tuz-biber eken bir başka gelişme, bizzat ÖSYM başkanı Ali Demir'le ilgili. Geçmişte "intihal" (bilimsel aşırma) yaptığı, belgesi ve tanıklarıyla ortaya çıktı ve kendisi de bunu yalanlayamadı. Ama, eski başkan Ünal Yarımağan için, "artık o makamda durması doğru olmaz" diyen Bülent Arınç'tan "tık" yok. - Bütün sanıklar ve avukatlar "burada hukuk katlediliyor" diye 3 yıldır feryat ederken, zahmet edip bir kez olsun Silivri'ye duruşma izlemeye gitmeyen "tatlı su demokratları", Nedim Şener ve Ahmet Şık için dayanışma sergilemeye devam ettiler. Aynı yöntemlerle, inandırıcılığı ve hukukîliği tartışmalı kanıtlarla içeri tıkılıp çile çeken insanlar için, "zaten onları hiç gözüm tutmuyordu, mutlaka suç işlemişlerdir, onlara müstahak" diyerek yargısız infaz yapan bu "hukuk aşığı" insanlara selamlarımı sunuyorum. - Şimdi aktaracağım cümleyi bir futbol takımının amigosu bile söylese, tehlikeli sayardım. Ama, bu ülkenin dirliğinden ve düzeninden, toplumsal barışından sorumlu bir siyasetçi, bir Başbakan söyledi: (YGS protestocularını kışkırtılmış kitle, birer kukla kabul ederek) "Taksim'de bin, iki bin kişiyi yürütmek problem değil; biz de kalkarız onların karşısına 5 bin, 10 bin genci koyarız". Her ne kadar, "ama gerilimden yana değiliz" diye söze devam etmiş olsa da; bu bir "aba altından sopa göstermedir" ve bir başbakanın böyle bir şeyi aklından geçirmiş olması bile çok vahimdir. Ha, derseniz ki, şaşırdın mı? Hayır, şaşırmadım. Ben asıl, demokrasinin "D"sini bile özümsememiş bu kadrolardan, tutup bir de "ileri demokrasi" beklemek gibi bir "ham hayal" peşinde koşan kesimlere şaşırıyorum. Tabii, başta "YETMEZ-ama-EVET-çiler" olmak üzere... - Bildiğiniz gibi, ressam Bedri Baykam ve yardımcısı bıçaklı saldırıya uğradı. Olay, Tayyip Erdoğan'ın "ucubedir, yıkılsın!" dediği anıt-heykelin yıkılmaması için yapılan bir toplantının ardından gerçekleşti. Teslim olan sanığın ruh hastası bir meczup olduğuna inandırılmaya çalışılıyoruz. Oysa sanatçının kanaati ve birbirinin kopyası şeklindeki iki bıçaklamanın tarzına ilişkin doktorların değerlendirmesi, bunun "profesyonelce" yapıldığı yönünde. Sanık, ekip otosuna binerken şu cümleyi sarf etti: "Allah'tan başka ilah yoktur". İlginçtir; önlenemeyen heykel yıkımı televizyondan yayınlanırken, tam da heykelin başı gövdesinden ayrıldığı sırada, yıkımda görevli işçilerin tekbir getirdiğine tanık olduk. İçinde bulunduğumuz siyasal ve toplumsal iklim yönünden bunların ne anlama geldiğine ilişkin yorumu sizlere bırakarak, konunun bir başka boyutuna geçiyorum. İbrahim Tatlıses'in yaşadığı saldırı karşısında basının ve iktidar çevrelerinin tutumunu hatırlarsınız. İlginin yoğunluğu, gündemde kalma süresi, ziyaretler v.s. Söz konusu kişi Bedri Baykam olunca, işler değişiverdi. Onun öncesinde, yine tedavi gören bir sanatçı, Levent Kırca konusunda da çifte standardı gözlemlemiştik. "Tüccar basını" fazla eleştirecek değilim, onlar kendilerinden bekleneni sergiliyorlar. Ama iktidar çevrelerinin "bizden olanlar ve olmayanlar" ayrımı, bu olaylar vesilesiyle bir kez daha kendini göstermiş oldu. Ve tabii, Nazım Hikmet gibi, 12 Eylül döneminde idam edilen solcu ve ülkücü gençler gibi kişilere, Tayyip Erdoğan ve ekibinin "ancak siyasi istismar amacıyla" ilgi gösterebildiği de artık iyice kanıtlandı: Muhaliflerin ölüsüyle ilgileniriz, ama dirisine ne olduğu umurumuzda değil!.. - Veee, haydi hep birlikte: Yaşasın "İLERİ DEMOKRASİ" !..
    Kemal Gelence - 29.04.2011


  • ♪ Aradığınız, zor bulunan bir nota türü. Ben de cevap yazmakta geciktim. Üstelik, önerebileceklerim bir hayli sınırlı; yine de hiç yoktan iyidir. Gülnihal'in piyano notası: _ http://www.muzikfakultesi.org/paylas/593222 _ Bir de şu adrestekiler var: (Kişi, notaya aktarma işini kendisi yapmış ve profesyonel olmadığını da belirtmiş) _ http://www.keyfimuzik.net/notalar/18399-piyano-icin-kendi-yazmis-oldugum-notalar.html _ Müzik dolu günler...
    Kemal Gelence - 28.04.2011


  • ♪ turk muzigi piano notalari ariyorum.yardimci olabilirmisiniz tesekkurler
    mehmet bireroglu - 26.04.2011


  • ♪ Cumhuriyetin güzel çocukları, bayramınız kutlu olsun :)
    editör - 22.04.2011


  • ♪ . Demokrasi Diye Diye (8) : ........ Zaten bir süredir kendimden kuşkulanıyordum; şu son günlerde iyice anladım ki, "İLERİ DEMOKRASİ" benim bünyemde alerji yapıyor. Ama ne çare, bu demokrasi öyle bıraktığınız yerde duran bir şey değil, ilerledikçe ilerliyor meret... Son dönemden bir derleme yapayım; bakın bakalım sizin bünyeniz de alerjik mi... (Parantez aralarındaki yorumlar, benim "geri demokrasi" anlayışımı yansıtıyor) - Bazı liselerde, öğrenciler YGS protestolarına katılmasın diye kapılar kilitlenmiş, bazılarında da protestonun planlandığı saate "deneme sınavı" konmuş (şanslarına küssünler; Mısır veya Tunus'ta doğmuş olsalardı, Tayyip Erdoğan onları desteklerdi) - Cezaevinden eşiyle yaptığı telefon konuşmasında "siyasi propaganda" yaptığı gerekçesiyle, bağımsız milletvekili adayı Doğu Perinçek'in savunması istenmiş (halbuki yemek tarifi falan konuşmalıydı) - ÖSYM Başkanı Ali Demir, "kamuoyunu karamsarlığa yöneltmek isteyenler hakkında gerekli inceleme, soruşturma ve yasal işlemler yapılmaktadır" diye tehdit savurmuş (e tabii, herkes kuzu kuzu oturup, "büyüklerimiz her şeyin en hayırlısını düşünür" demeli... sonra, ODTÜ'den kriptoloji uzmanı Doç. Melek Diker Yücel, TV kanallarına çıkıp, "durum, sınavın iptalini gerektirecek kadar ciddi" diye konuşmamalı) - Yine aynı konuda Cemil Çiçek şöyle dedi: "Sayın Cumhurbaşkanı'nın tatmin olduğu konuda biz de tatmin olmuşuzdur" (demokrasilerde özgür irade ve biat kültürü hakkında görüş belirtmeyi düşünen her kim varsa, vazgeçsin; son zamanların moda deyimiyle, Cemil Çiçek "son noktayı koydu") - Biraz bayatladı, ama olsun, yine de yazayım... Hani YGS sınavında bazı okullarda harem-selamlık uygulaması yapılmış, kızlar ve erkekler aynı okula verilmemişti. Onun açıklaması da özetle şöyleydi: "Bu durum sınavın yapılacağı okullardaki kapasiteyle ilgilidir, talep fazlalığı bilgisayar otomasyonu tarafından farklı okullara kaydırılmaktadır" (siz "günün birinde bilgisayarların dünyada yönetimi ele geçireceği" fikrini bilim-kurgudan ibaret sanıyordunuz değil mi?) - Başbakan'ın "Türkiye'ye Fransız (kalmış)" diye suçladığı parlamenter, bu üslubu hiç nazikçe bulmadığını belirtmiş (bilmiyor ki, o söz Erdoğan'ın en nazik sözlerinden biri; "ananı da al git" demediğine şükretsin) - Aynı oturumda, "İmamın Ordusu" kitap taslağının imha edilip yasaklanması da soruldu. Başbakan'ın cevabı: "Kitapları toplatan ben değilim" (Erdoğan bu yöntemi çok benimsedi. 12 Haziran'da yine iktidar olursa; can yakan, ama tepkileri "bunu ben yapmadım ki" diye savuşturacağı daha ne hünerler sergileyecek; bekleyin de görün).
    Kemal Gelence - 16.04.2011


  • ♪ . Demokrasi Diye Diye (7) : ........ SBS, KPSS, YGS, LYS, ALES... Sınavlar hayatımızın önemli bir parçası olup çıktı. Peki bizim neyimiz eksik! Neden biz de burada bir sınav yapmayalım? Çalıntı soru yok, şifre yok, algoritma yok, mod-medyan yok... Dürüstçe bir sınav. Önce, birinci sorumuzun açıklama kısmı: Tayyip Erdoğan, yargılamaları süren milletvekili adayları hakkında şöyle dedi: "Şimdi dokunulmazlık zırhına kimin müracaat ettiği ortada" - Bunu hangi Tayyip Erdoğan söyledi? Hakkında soruşturma dosyaları bulunup da bizzat kendisi dokunulmazlık zırhı arkasına saklanan Erdoğan. Şimdi sorumuz: Başbakan Erdoğan, kendisinin ve partisinin "en zayıf" olduğu noktayı, adeta elindeki "en güçlü kozmuş gibi" böylesine rahat bir şekilde ortaya atarken aşağıdakilerden hangisine güvenmektedir: a) Halkın eğitimsizliğine b) Seçmenlerin saflığına c) Toplumun umursamaz ve vurdumduymaz tavırlarına d) Ülkede tüm "değerler sisteminin" çökmüş olmasına e) Kitleleri uyuşturan TV dizilerine ve çöpçatan programlarına f) Önemli kısmını yandaş-dalkavuk, kalan kısmını da sindirilmiş-korkak hale getirdikleri basın-yayın organlarına g) Hepsi -- İkinci sorumuza geçiyoruz... Bildiğiniz üzere TSK, yürümekte olan soruşturma ve kovuşturmalar hakkında birkaç kez görüş belirtti ve kendisini "demokrat" olarak tanımlayan kanaat önderlerinden büyük eleştiri aldı. Ama bu kişiler, aynı hatayı çok daha sıklıkla ve yoğun biçimde yapan siyasetçiler karşısında "dut yemiş bülbül" gibi susmaktalar. En yakın örneği; YGS'de şifre iddialarına yönelik savcı soruşturma başlattığı halde, en az 5-6 üst düzey siyasetçiden gelen "biz açıklamalardan tatmin olduk" demeçleriydi. Sorumuz şöyle: Bizim "demokrat" kanaat önderlerimizin benzer olaylar karşısında takındığı bu derece farklı tavırlar, aşağıdaki kavramların hangisiyle en iyi anlatılabilir: a) Çifte standart b) İkiyüzlülük c) Sivillik fetişizmi d) Ordu düşmanlığı e) İktidar yalakalığı f) Sözde demokratlık g) Hepsi -- Sorularımız şimdilik bu kadar. Gerekirse daha sonra eklemeler yaparız. Kolay gelsin...
    Kemal Gelence - 13.04.2011


  • ♪ Murat Bey, daha önce bu konuda başka bir üyeye yazdığım cevabı güncelleyerek size de iletmek istiyorum. (Bu arada, "not arıyorum" ifadenizi, "nota arıyorum" şeklinde algılamakla yanlış yapmıyorumdur umarım) - Şu adreste mızıka (armonika) için bir nota kitabı var: _ http://www.marcelomelloweb.kinghost.net/mmgaita_songbook.pdf _ Bu kitabı bizzat yazarı paylaşıma açmış. Yalnız, söz konusu adres her zaman çalışmayabiliyor. O yüzden, ben aynı kitabı şu adrese yükledim: _ http://www.mediafire.com/file/j4gpqr9l957z8ya/SONGBOOK%20HARMONICA.pdf _ Aslında kitabı barındıran orjinal sayfada mızıka kursu da var, ama dili Portekizce. Eğer İngilizceniz varsa, internette "how to play harmonica" ve/veya "harmonica lessons" gibi aratmalar yapıp, çeşitli kaynaklara ulaşabilirsiniz. Son olarak, fikir vermesi için nota kitabından ülkemizde de iyi tanınan bazı parçaları sıralayayım: Yesterday (Beatles) - Love me do (Beatles) - Ode a alegria ("Ode to joy" = "Neşeye Övgü", Beethoven) - Primavera ("Mevsimler-İlkbahar", Vivaldi) - Blowin' in the wind (Bob Dylan) - Tears in Heaven (Eric Clapton) - Os Flinstones ("Taş Devri" çizgi film müziği) ... Türk müziği notası olarak ararsanız, sanıyorum mızıka için bunu internette bulmak zor olacaktır. Müzik dolu günler...
    Kemal Gelence - 12.04.2011


  • ♪ mrb öncelikle siteniz çok güzelmiş tşk ederim bazı bilgiler edinebileceğim bir site yalnız,ben mızıka öğreniyorum ve bu konu hakkında bilgi ve not arıyorum ilgilenirsenizx çok minnettar olucam iyi günler dilerim.
    murat kurtoğlu - 12.04.2011


  • ♪ İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası vurmalı çalgılar sanatçısı Cezmi Başeğmez'in vefatını büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunuyorum. Ailesi ve tüm yakınlarına, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'na, ülkemizin klasik müzik kadroları ve tüm müzikseverlere baş sağlığı diliyor, büyük acıyı paylaşıyorum. Allah rahmet eylesin.
    editör - 09.04.2011


  • ♪ Ah umarım Mustafa Bey, ne güzel söylediniz, teşekkürler :)))
    editör - 07.04.2011


  • ♪ Siz bana güvenin ! her şey düzelecek. 12 Hazirandan sonra yapılacak anayasa değişikliğiyle her şey dümdüz olacak
    mustafa yüksel - 06.04.2011


  • ♪ . Güncel Gündem Gülmecesi (6) : Tayyip Erdoğan, "Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO'nun ne işi var Libya'da?" sözünü sarf ettikten sonra 180 derece çark etmek zorunda kalınca, durumu kurtarmak için bu kez aynen şöyle dedi: "NATO, Libya'nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir". (Hayatımda bir siyasetçinin ağzından bu kadar komik bir söz duymadım) - Böylece öğrendik ki, bir ülkenin orada yaşayan insanlara ait olduğunu tespit ve tescil için NATO'nun o ülkeye girmesine ihtiyaç varmış. Bu durumda geriye, BM üyesi olup da henüz tescili yapılmamış 191 ülke daha kalıyor. Kaddafi de çıkıp; "NATO, Türkiye'nin Türklere ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir" derse ne cevap vereceğiz, merak ediyorum.
    Kemal Gelence - 05.04.2011


  • ♪ Mustafa Bey, mizah yeteneğiniz fark edilmeyecek gibi değil. Ama bence bu konuda Erdoğan ile yarışamazsınız (lütfen bir üstteki mesajı okuyunuz). Sözünü ettiğiniz "lider" için ise, ancak şunu söyleyebilirim: Almayayım, alana da mani olmayayım. Bu arada merak ettim; Hasan Celal Güzel bozacı mı oluyor, şıracı mı?
    Kemal Gelence - 05.04.2011


  • ♪ Kemal Bey bize bu evsafta bir lider yeter. Hem sizin haberiniz yok galiba Tayyip dünyanın en popüler ve karizmatik lideridir.Bana inanmıyorsanız hasan celal güzel in 5 Nisan Vatan daki yazısını okuyun yanıldığınızı anlayacak ve daha iyisi can sağlığı diyeceksiniz eminim.Selamlar
    mustafa yüksel - 05.04.2011


  • ♪ Mustafa Bey, bence ondan da önce başka bir sorun var. Farkında mısınız bilmem; "lider" sıfatını bazı kişilere cömertçe bahşediyoruz. Oysa bir örgütün başı veya bir kurumun başkanı olmak, lider sayılmak için yeterli değildir. Liderlik için çok daha farklı meziyetler gerekir. Gerçek bir lider; düşünceleriyle, ufkunun genişliğiyle, ileri görüşlülüğü ve hedefleriyle içinde bulunduğu toplumun, hatta çağının ilerisinde olan kişidir. Aydın ve kültürlü olmak zorundadır. Para, mal, mülk hırsıyla hareket etmez. Bu tür konularda üzerine en ufak bir leke kondurmaz. Dürüst ve güvenilirdir. İlkeli, omurgalı, tutarlı tavırlarıyla dikkat çeker. Yönetmek durumunda olduğu topluluğu kamplara ayırıp birbirine düşman etmek şöyle dursun, birleştirici ve toparlayıcıdır. Toplumun eğitim ve bilinç düzeyi en düşük kesimlerine şirin görünüp, onları pohpohlayarak kendi konumunu güçlendirmek yerine, onları yukarılara taşımak için çalışır. Çevresindekilerin silik, ezik, dalkavuk veya kendisine kulluk eden kişiler olmasından haz duymayıp, tam tersine bundan rahatsız olur. Özgürlük, bağımsızlık ve onur gibi kavramları yalnızca kendisi için değil, sorumlu olduğu kitle için de önemser ve ister. Tüm bu özellikleriyle lider, insanlara güven vererek ve onları ikna ederek belli hedeflere taşıyabilme gücüne sahiptir. Bu açıdan baktığımda, karizma kavramı bir yana, ben şu an ülkemizde bir lider bile göremiyorum. Bir önceki yazımda bu kavrama "kinayeli" bir biçimde yer vermiş olmam, umarım bir çelişki gibi algılanmaz. Selamlar...
    Kemal Gelence - 05.04.2011


  • ♪ bence sorun,o lideri karizmatik zannedenlerde
    mustafa yüksel - 04.04.2011


  • ♪ . Demokrasi Diye Diye (6) : ........ FLAŞ..FLAŞ..FLAŞ.. Seçimlere kısa bir süre kala, "karizmatik lider" olmanın sırlarını açıklıyorum (milletvekili adayları bu kıyağımı unutmasın) : 1. Davos'a gidip bir panelde İsrail Cumhurbaşkanı'na en ağır sözleri söyleyeceksiniz. Üzerinden daha yarım saat geçmeden, kameraların karşısında "ben aslında moderatöre kızdım" diye çark edeceksiniz. 2. Roj TV'nin kapatılmaması, Hz.Muhammed karikatürleri gibi gerekçeler ileri sürerek, Rasmussen'in NATO genel sekreterliğine karşı çıkıyor görüneceksiniz. Bu konularda hiçbir somut değişiklik olmadığı halde, kısa süre sonra onay vereceksiniz. 3. Bir yandan "komşularımızla sıfır sorun" politikasından dem vuracaksınız. "Füze kalkanı" gündeme gelince, "komuta kesinlikle bizde olmalı, ayrıca serpinti de önemli" diyeceksiniz. Sonra, İran'ı hedef aldığı açıkça belli olan bu sistemin topraklarımıza konuşlandırılmasına, üstelik komutanın da NATO'da olmasına "peki" diyeceksiniz. 4. Önce şöyle konuşacaksınız: "NATO Libya'ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO'nun ne işi var Libya'da?" - Çok geçmeden NATO harekâtına onay vermekle kalmayıp, bir de İzmir'in "komuta üssü" olmasını bizzat siz NATO'ya önerip kabul ettireceksiniz. ... İşte bu ve buna benzer kararlar ve politikalar sizi "acayip karizmatik" bir lider yapacaktır. Ha, unutmadan... Bu reçete yalnızca ülkemizde geçerli. Böyle ucuz numaraları, kıvrak manevraları artık Kuzey Afrika ülkeleri bile yutmuyor. Benden söylemesi...
    Kemal Gelence - 04.04.2011


  • ♪ . Kısa.. Kısa.. (6) : .................... Zaman zaman sarf edilen, "bilgisayarla yapılan işte hile olmaz" sözü koca bir yalandır. İlgili yazılımı üretenler buna niyetlenmişse veya bu yazılım dış müdahalelere açıksa, her türlü hile bilgisayar aracılığıyla da gerçekleştirilebilir. İlginçtir, toplumsal yaşantımızda önemli yeri olan bilgisayar yazılımlarının GÜVENLİK SERTİFİKALARI YOK. ÖSYM yazılımı, SEÇSİS (seçim sistemi) yazılımı ve büyük olasılıkla (memur atamalarında kullanılan) "bilgisayarlı kura" yazılımı... Yani, eğer bu konuda yeterli bilinç ve toplumsal baskı oluşturulmayıp, "sertifikasız yazılım" furyası böyle sürer giderse; en yaşamsal konularda güvenilirliği kuşkulu bir takım kişiler kaderimizi elinde tutmaya devam edecek.
    Kemal Gelence - 04.04.2011


  • ♪ . Güncel Gündem Gülmecesi (5) : ÖSYM Başkanı açıkladı; basına verilen YGS kitapçığı özel olarak üretilmiş, öğrencilere dağıtılan kitapçıklarda kesinlikle şifre yokmuş... O zaman şöyle bir sonuç çıkıyor: Demek ki kurumdan birileri işgüzarlık edip, basına dağıtılan kitapçığa 40 sorunun 37'sini çözen bir şifre yerleştirmiş. Tamamen eğlence olsun diye yani...
    Kemal Gelence - 03.04.2011