Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 34 müzisyen gazete okuyor
 
 
Elvan Duygu Gülay
 
 
Yayımlanan Sayı : 986

Müzik Eğitimi Araştırmacılığında Halk Biliminin Yeri ve Önemi - 09.04.2010





Tebliğimde halk biliminin mahiyeti üzerinde durup söz konusu mahiyetin müzik eğitimi ve araştırıcılığı ilişkisinin kurgusunu yapmaya çalışacağım. Bu kurguyu yerli ve yabancı örnek ve tanımlamalarla destekleyip halk bilimi penceresinden müzik kültürünün nasıl göründüğünü ve bu kavramların birbirinden farklı düşünülemeyeceği gerçeğini vurgulamaya çalışacağım.

Günümüzde aldığı şekliyle halkbilimi, kültürel muhteva, kültürün yapısı bağlamında insan ve insan davranışları konularının tahlilinde başvurulacak en önemli bir sosyal bilim hüviyetindedir. Bu hüviyetiyle halkbilimi sosyal ve beşeri bilimlerin öğretilerinin, alanlarının ve yöntemlerinin bazen birleşip örtüştüğü çoğunlukla da kesiştiği bir kavşak konumundadır. Bu bağlamda, Halkbilimi, bir topluluğun geleneksel ve anonim dünya görüşünü ve bunun dışa vurumları olarak kabul edilen, söze, harekete ve nesneye dayalı olarak ifade edilen her türlü anlamlı formu ve bunların oluşumları, geliştirilip ve pekiştirilmelerine yönelik iletişim olaylarının içinde konu edildiği bir bilim alanıdır.

Halkbilimci, mensup olduğu disiplinin prensiplerine göre, bu anlamlı dışavurum formlarını derler, kayıtlara geçirir, tür, tip ve motif esaslarına dayalı olarak tasnif eder ve bu şekilde sınıflandırılmış malzemeyi kültüre özel olarak kendi içinde veya kültürler arası denklik ve koşutluklar kurma esasına göre geliştirilmiş modeller doğrultusunda karşılaştırır ve muhtelif kuramsal bakış açılarına göre yorumlayarak tahlil edip bir senteze ulaşır.  Bu halkbiliminin bütün entellektüel profesyonel meslek sistemleri gibi sahip olduğu birinci branşı yani “saf ve teorik” bili üretimidir.

Halkbiliminin ikinci branşı ise, halkbilimi çalışmalarında ortaya çıkan kuramsal kavramların, geliştirilen araştırma yöntem ve teknikleri ile elde edilen bilgilerin karşılaşılan sosyal, ekonomik ve teknolojik problemlerin çözülmesine yönelik olarak “toplum” veya “kültür mühendisliği”  alanlarında kullanılması demek olan “Uygulamalı Halkbilimi”               ( applied folklore) çalışmalarıdır. (Çobanoğlu,1999:3-4)

Halkbiliminin mahiyeti ile ilgili bu tanımlamadan sonra öncelikle bir müzik adamının Türk Müziğinin sorunlarıyla ilgili yapmış olduğu şu değerlendirmeyle konuya girmek istiyorum. “Müziğin sorunlarını irdelediğimizde karşımıza iki önemli nokta çıkıyor; birincisi toplum bilimsel olgu olarak müziği göremememiz, ikincisi buna bağlı olarak bakış açısında muğlak oluşumuzdur. Müziği yalnızca düzenli sesler, eğlence, ritüel v.b. olayların aracı diye düşünürsek baştan yanılmış oluruz. Onu kültürün içinden alıp izole ederek tanımlamaya çalışmak, denizsiz balığı anlatmaya benzer. Müzik sosyal olgu ve kültür bağımlı bir sanat alanıdır. Sanat alanı olmasına rağmen toplumsal bağı nedeniyle aynı zamanda bilimdir. Müziğin sanat ve bilim oluşu yönelimleri birbirine karıştırmamalıdır ve bir bütün içerisinde  değerlendirilmelidir.” (Yıldırım,2001:47). Görüşlerini verdiğimiz müzik araştırmacısı aslında bu ifadeleri ile halk bilimi çalışmalarındaki metin (text), doku (texture), sosyal çevre ve şartlar ( konteks) ilişkisinin öneminden bahsetmekte. Bizim de bu ifade paralelliğinin üzerinde durmamızın sebebi müzik eğitimi ve araştırmacılığında halk bilimsel kuram ve yöntemlerin kullanılması gerektiği gerçeğini vurgulamaktır çünkü sonuç itibariyle müzik insan ruhunun duyuş ve hissedişinin ses, ritim ve enstürmanlarla ifade ediliş biçimidir. Bu bağlamda insanın ve onun yaşama biçiminin bir ifadesi olarak müzik halk bilimi disiplini içerisinde düşünülmelidir. Tamamen halk biliminin bir kolu olmasa da mutlaka ortak paydalarının varlığı bir gerçektir. Hem müzik araştırmacılığında hem de halk biliminin herhangi bir türünün araştırmasında sosyal çevre ve şartlar (contex) vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Bu sosyal çevre ve şartlar her ikisinde de sözlerin oluşturduğu metnin kendisi kadar  önemlidir. Eğer biz halk bilgisini “belli bir sanat özelliği olan ve estetik kaygısı taşıyan iletişime ait sosyal bir hadise sonunda ortaya konulan yaratma” olarak tarif edersek bu yaratmayı oluşturan şartların ve çevrenin ne olduğunu da kaydetmek zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkar. (Ekici,1998:27). İzahını yapmaya çalıştığımız bu bakış açısı doğrultusunda halk müziği ve halk kültürü münasebetine bir göz atacak olursak, her ikisinin ortak paydası olan türkü türünün değerlendirilmesi ile işe başlayabiliriz. Türkü herşeyden önce tamamıyla yerel özelliklerin birleştiği bir kültür unsurudur ve bütün bir ulusun sesini ifade eder. Esasen bütün milletlerde yada kültürlerde türkülerin ( halk şarkısının) en yüksek düzeydeki işlevi ait olduğu ulusun ortak ruhu olmasıdır. ( Başgöz,1992:7-8). Bu nedenle bu en genel işlevden hareketle etnomüzikologlarca halk şarkısının belli bir kültüre yada topluma aitlik özelliği temel kabul olarak benimsenmiş, incelenecek alanın daha küçük birimlere ayrılması suretiyle, belirli kültür çevrelerine mahsus olan türkülerle, bu türkülerin doğduğu ve icra edildiği topraklarda yaşanan kültür arasında organik bir bağ kurulma suretiyle çeşitli çalışmalar yapılmıştır. (Mirzaoğlu,2001:76-91) (Finkelstein,2000). Günümüzde halk müziği araştırıcıları geçmişte olduğundan daha geniş bir çalışma temeline ihtiyaç duyulduğunu fark etmelidirler. Kültürel antropologlar gibi, etnomüzikologlar da halk şarkılarını, esas olarak klasik müzik incelemesine dayalı akademik ölçütlere tabi tutmaktan ziyade, onları kendi kültürel bağlamı (contex) içinde inceleme girişimlerine başlamalıdırlar. Zira bu konuda Avrupa halk kültüründe şarkılar doğum, evlilik ve ölüm gibi geçiş törenleriyle ilişkilendirilerek ele alınmış ve toplu olarak yapılan diğer önemli etkinlikler ile aralarında bağlantı kurulmuştur. Aynı durum Türk Halk Müziği araştırmacılığında geçerlidir çünkü Türk halk müziğinde hemen hemen tüm türkülerin bir öyküsü vardır bu öykülerde çeşitli sosyal hadiseler vardır bu hadiselerle türkü sözleri bir bütün içerisinde ele alındığı takdirde hem türküler daha anlamlı olacak hem de bir türküyle pek çok sosyal hadiselere ışık tutulacaktır. Halk şarkıları, türküler vasıtasıyla birey hem bilinç hem de bilinçaltı düzeyde kendi kültürünün kökleriyle teması sürdürebilmektedir. halk şarkıları, kültürün bütünüyle olan ilişkisini muhafaza edici bir element olarak rol oynar. Halk şarkılarının kullanılışlarına ve topluluğun hayatını, geleneklerini yansıtan içeriklerine göre tasnif edilmesinin mümkün olduğunu göz önünde tuttuğumuzda halk şarkısının sosyal ortamdaki rolünün, hem içerik hem de üslupla bir topluluğun geçmiş ve bugünkü durumunu nasıl yansıttığını görebiliriz.(Ferris,1997:87-89).  Lomax, The Folk Songs of  North America  (Kuzey Amerika halk şarkıları) adlı eserinin girişinde söz konusu şarkı söyleme geleneklerini, ses teknikleri ve kültürel gelenekleri bakımından analiz etmiştir. Bu analizin sonucuna göre, İngiliz stili büyük ölçüde solo olup yüksek tona, bazen de kadınsı tona eğilimlidir. Bu sitilde şarkı söyleyen kişinin gerilmiş olan boğazı ses (vokal) renginde çeşitlenmelere izin verir ancak bununla ince bir süsleme yaratılır. Şarkıyı söyleyen kişi gergin yüz ve boyun kaslarıyla ve dimdik vücuduyla sıkı bir şekilde oturur. Lomax, bu sert ve gergin şarkı söyleme sitili ile emreden bir tanrıdan ziyade, çıplak ve günahkar olarak ayakta duran insan kavramının bu sade söyleyiş biçimini ortaya çıkartan geleneğin önemli bir bölümünü oluşturduğu düşüncesindedir (Ferris,1997:89-92). Bu durumun benzeri söyleyiş tarzı  Türk folklorunun, Orta ve Güney Anadolu örneklerinde görülen bozlak tarzı okunan türkülerde görülür. (Mirzaoğlu,1998:408-418). Zira bu tarz uzun havalar yüksek ses ile tıpkı haykırışı andıran ve kişinin kendi sesinden rahatsız olmaması için elini kulağına kapatması, boyun damarlarının kabarmasına kadar haykırışı ve bu esnadaki yer yer kafa sallama ve sızlanma sadece bir müzik olayı olmayıp bunun ötesinde bu durumu ona yaşatan kültürel arka planla ancak izah edilebilir (Bartok,1991:46). Lomax’ın ifadesindeki söz konusu söyleyiş biçimi ile Türk müziğinde bozlak diye adlandırılan bu söyleyiş biçiminin kültürel arka planları  muhtemelen insanın yaşadığı olaylar karşısında, kendini müzikle ifade ediş tarzı bakımından, benzerlik göstermektedir.

Edebiyat ve resim sanatının kurgusal dünyaları vardır.“Peki müziğin var mıdır?” sorusuna cevap arayan Walton; müzik; armoni, melodi, ritmik motifler içerir ki bunlar da müziğin kendi materyalleridir. Kurgusal özellikler değildir. Ancak müziğin kendi başına müzik özelliği olmayan karakterler içeren kurgusal dünyalara sahip olduğu inkar edilemez. Müziği diğer sanatlardan ayıran en önemli unsur, onun seslerden veya ses yapısından oluşmasıdır. Müziğin sunduğu bu kurgusal ya da kurgulanabilir dünyalar ise gerçekte gösterim sırasında dinleyicilerin hayallerinde oluşturmalarına izin verilen dünyalarıdır (Ferris,1997:89-92). Yukarıda bahsettiğimiz halk şarkısı (türkü) kültür ilişkisi sadece halk müziği noktasında birbirini ilgilendirmemektedir. Sosyal değişmelere endeksli olarak ortaya çıkan toplumsal değişim yeni müzik türlerini de doğurmaktadır. Popüler kültürün popüler müziği olması gibi (Özbek,1991). Aynı durum heavy metal müziği içinde geçerli. Müzikleriyle kültürlerinin ilişkisini heavy metalciler şu şekilde özetlerler “ Heavy metal insan emeği ile yaratılan ve insan gücü ile çalınan analog bir yaşam kesiti oldu daima ve gücünü bu doğallıktan aldı; insana içindeki duygu kadar yakın oldu. Gelecek bin yılda da politik kaygılar, sosyal değişim sorunları, gelecek korkusu gibi birçok sorun insanın daima yaşadığı sorunlar olacak ve heavy metal bu evreleri özümseyerek yansıtacak, tanıklığını yapacak ve insanın varlığı ile hayat bulacak, değişecek belki de değişmeden, insanın beyninde ve yüreğinde şekillenecek ve parmaklarının ucunda yaşayacak yine sonsuza dek.(Atacan, 2000)”.

Buraya kadar müzik-kültür ilişkisinin halkbilimi disiplini doğrultusunda  değerlendirmesini kısmen yapmış bulunuyoruz. Müzik eğitimi ve araştırmacılığında müzikle ilgili unsurların sadece dış yapı hususiyetleri, şekil, form, nota, söz, ezgi, güfte, beste v.b. gibi unsurlarla çalışmanın sınırlı tutulmayıp izaha çalıştığımız unsurların müzik eğitimi ve araştırmacılığında müziğe sanatsal bir olaydan öte bilimsel bir disiplin olarak bakıp hangi disiplinlerle paralel düşünülmesi gerektiği  göz önünde bulundurulmalıdır diyoruz ve bu bakış açısı doğrultusunda müzik eğitiminin verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Kaldı ki halkbilimi, müzik araştırmacılığında şekil, form, ezgi, nota ve sahada derleme, değerlendirme aşamalarında da araştırmacıya rehberlik yapacak olan bir bilim dalıdır. En basitinden bir müzik araştırmacısının; halkbiliminde alan araştırması kavramı ve önemi; derleme, planlama ve hazırlık safhası , sahaya çıkmadan önce yapılacak hazırlıklar, konuyla ilgili eserlerin okunması, çalışma bibliyografyasının oluşturulması, derleyicilerle temas, bölgenin ileri gelenleri ile temas, bölgede evvelce yapılan kayıtlar, gerekli malzeme ve teçhizat donanımı, kaynak kişilerle münasebet kurulması ve sürdürülmesi, gözlem yoluyla derleme yöntemleri, gözlemler nasıl ve ne zaman kaydedilmelidir, yönlendirilmiş görüşme, mülakat yoluyla elde edilen malzemenin kontrolü, mülakat yoluyla derleme, derlenen malzemenin arşivlenmesi, kayıtların yedek kopyalarının çıkarılıp arşivlenişi, yapılan derlemelerin kayda geçirilmesi v.b. gibi pratisyen bir halk bilimcinin bilmesi gereken söz konusu temel bilgileri bilmesi de bir zarurettir. ( Çobanoğlu 1999:11).

Sonuç olarak müzik eğitimi veren okullarda gerek Türk Musikisi ve Devlet Konservatuarları gerekse Eğitim Fakültesi müzik eğitimi bölümlerinde müfredat programları düzenlenirken müzik folkloru kavramının kavratılmasına özel bir yer verilip bu okulların kendi müfredat programı içerisinde müzik eğitimi alacak öğrencilere müziğin sadece eğlendirici ve dinlendirici işlevi boyutundan sanatsal bir dışa vurum formu olmayıp bir kültür hadisesinin ifade biçimi olduğunu kavratacak çalışmalar yapılmalıdır. Yani müziğin hem sanatsal hem de toplumsal boyutlarının varlığı ve müziğe hem bir sanatçı hem de bir müzik bilimci gözüyle bakmasını öğretmek gerekmektedir. Bu bakış açısını öğrencilere kazandırmak için, her şeyden önce bu okullarda tüm ana bilim ve ana sanat dalları için etnomüzikoloji ve halk bilimi dersleri zorunlu ders olarak okutulmalıdır.


KAYNAKÇA

ATACAN Can,( 2000), Başlangıçtan Bugüne Heavy Metal, Stüdyo İmge Yay., İstanbul.
BARTOK Béla,(1991), Küçük Asya’dan Türk Halk Musikisi, Çev: Bülent Aksoy, Pan Yay., İstanbul.
BAŞGÖZ İlhan, (1992), “Giriş” içinde Sibirya’dan Bir Masal Anası, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara.
ÇOBANOĞLU Özkul, (1999), Halk Bilimi Kuramları ve Araştırma Yöntemleri Tarihine Giriş, s.3-4, Akçağ Yay., Ankara.
EKİCİ Metin,(1998), Halk Bilimi Çalışmalarında Metin (Text), Doku (Texture), Sosyal Çevre ve Şartlar ( Contex) İlişkisinin Önemi, Milli Folklor Sayı:39 s:25-35, Ankara.
FERRİS William R.,(1997), Halk Şarkıları ve Kültür: Charles Seeger ve Alan Lomax , Çev: F.Gülay MİRZAOĞLU, Milli Folklor Sayı:34, s.87-93, Ankara.
FINKELSTEIN Sidney,(2000), Müzik Neyi Anlatır, Çev: M. Halim Spatar, Kaynak Yay., İstanbul.
MİRZAOĞLU F.Gülay,(2001), Türkülerin İşlevleri ve Zeybek Türküleri, Türkbilig 2001/2 s:76-91, Ankara.
ÖZBEK Meral,(1991), Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski, İletişim Yay., Ankara.
YILDIRIM Vural,(2001), Müzik- Toplum- Birey, Müzikte 2000 Sempozyumu, Kültür Bakanlığı Yay.,s.47, Ankara.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019