Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 26 müzisyen gazete okuyor
 
 
Fırat Köprülü
 
 
Yayımlanan Sayı :

Pontus ve Pontus Müziği - 22.12.2006





Karadeniz’in ve Trabzon’un bilinen tarihi, en az 4000 yıl öncesine dayanır. Milattan önce 17. yy’da koloniler halinde Ege’nin değişik ada ve şehirlerinden (site) kopup bakir Karadeniz’in sahil bölgelerine gelip yerleşen Helenler (Milatuslar), kabına sığmayan dalgalı ve fırtınalı denizin bu ürkütücü yanını ilk gördüklerinde korkmuş olmalılar ki “Eksinous” yani “yabani” olarak tanımlarlar Karadeniz’i. Daha sonra dingin ve durağan halini keşfeden ve gelecek yüzyıllarda yurt olarak seçecekleri bu bölgeye, “Eukseinos” yani “konuksever” adını verirler. Ama bölgenin tamamı ve Karadeniz’in bilinen en eski adı eski Helence’de “deniz” anlamına gelen “Pontus”tur. Pontus, bir etnik kimliğin adı veya tanımından ziyade, bu bölgenin geçmişten bugüne, mitolojik dönemden geldiği söylenen ismidir.

Sinop’a gelip yerleşen Helenler koloniler kurarak, daha sonra Karadeniz’in doğusuna doğru açılırlar. Denizcilik ve ticaretle uğraşan ve dönemin insan ve toplum yapısına uygun arayışlar içinde olan Helenler yeniden keşifler peşine düşerler. Kıyı boyunca dümenlerini çevirirken işte bugünkü Trabzon’u (Trabezunta) keşfetmiş olurlar. Konumu itibariyle doğal bir savunma kalesini andıran, görünüm itibariyle daha çok bir masayı-sofrayı andıran Trabzon, yine Helenler tarafından “Trabezi”, yani masa adını alır. Değişik uygarlıkların egemenliğine giren Trabzon; üzerinde yaşayan her bir uygarlığın temsilcileri - egemenleri tarafından farklı farklı adlandırılır. Trabezus, Trabezunta, Tarbez, Tirabzan, Tirabzon ve nihayet Trabzon olarak günümüze kadar gelir. Merkezi konumu itibariyle tarihin bütün evrelerinde tüm dünyanın ilgisini çekmiş ender kentlerden biri olan Trabzon; Medler, Persler, Romalılar kimi zaman da Rusların işgaline uğramışsa da 1461 tarihinde Türklerin egemenliğine girer ve kısa sürede ulusal sınırların en önemli şehirlerinden biri durumuna gelir. Pontuslar bugün Karadeniz ve Yunanistan’ın dışında İtalya, Sicilya gibi ülkelerde de mevcutlardır.

Tam bir geçiş noktasında bulunması, değişik uygarlıklara ev sahipliği yapması Trabzon'u önemli kılan etkenlerin başında gelir. Onun için Karadeniz’i ya da bu toprakları ele alırken Trabzon’a ayrıca değinmek gerekir. Çünkü uzun yıllar Pontus Rum İmparatorluğu’nun da merkezi durumunda olmuş ve onun adını taşımıştır. Böylesine köklü geçmişe sahip bir kentin kültürel yaşamı da renkli olmak zorundadır. Bir kere, Trabzon bildiğimiz "kent kültürü"nü yüzyıllardan bu yana içinde yaşatmış-yaşatmaktadır. Ticari ve idari merkez olarak Trabzon'da yüzyılların ötesinden bu yana kurulu bulunan eğitim-kültür-sanat-ticaret merkezlerinin varlığı kentin bütün bölgelerle birlikte canlı ve süregelen bir kültürel birikimin harmanlamasıyla günümüze kadar da başarıyla taşınmıştır.

Pontusların sanatsal kültürel geçmişlerine baktığımızda, özellikle resim ve şiir alanlarında önemli çalışmalar yapıldığını görürüz. Özellikle 19. yy’ın ortalarından 1908’e kadar olan dönemde Rumlar altın çağını yaşar. Kültürel, siyasi, ekonomik alanlarda büyük atılımlar yaparlar. İstanbul’da, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde onlarca kurum, kuruluş açarlar. Fakat bunun günümüze taşınması noktasında o dönemdeki hassasiyet sağlanmaz veya sağlanamaz. Halk dansları ve müzik de Karadeniz veya Pontus kültüründe önemli bir yere sahip olur, ilgi çeker. Özellikle kemençe bu bölgeyle özdeşleşir ve buranın hayatında önemli bir yere sahip olur.

Bir ülkede yaşayan halkların, sözlü edebiyatı, gelenekleri, görenekleri, töreleri, inançları, müziği, oyunları, yemekleri, giyimleri, bunların birbiriyle olan ilişkileri, evrimi, yayılımı, etkileşimi, kuram ve yasaların bütünü; halk bilimini doğurmuştur... Toplumsal kültürün ve bilincin öznesi konumundaki insan, binlerce yılın emeğiyle ve birikimiyle tarihsel zenginliği içine kattığı değerleri, günümüze kadar getirmeyi başararak bugüne kadar korumaya çalışmıştır. İşte bunun temelinde, yukarıda saydığımız değerlerin bütününü oluşturan özne konumunda, insan-halk-halklar olması yatar. Halkların kültürel gelişiminin biçimlenmesinde farklı inanç ve farklı etnik unsurlar olmasına karşın, yerellik ve sosyal toplulukların benzeşen algı ve tepki biçimlerini de beraberinde taşıyor olması ayrı bir güzellik katar.

Doğu Karadeniz bu tanımlamaya uygun düşen ender bölgelerden biridir. Müziğin tınısı; keskin sınırların içinde yaratılan dünyada; bölgemiz kültürünün başlıca simgesi konumunda olan kemençe, tulum ve kaval, bu bölgede yüz yıllar boyunca iç içe yaşamış olan Türkler, Rumlar, Lazlar, Hemşinliler, Gürcülerin birlikte oluşturdukları ortak kültürde önemli bir paya sahiptir.

Pontus’ta Çalgı

Pontus bölgesinde asıl olarak kullanılan çalgılar; kemençe, kaval, tulum, zurna ve davuldur. Kemençe ağırlıklı olmak üzere, tulum da yaygındır. Bunlarla birlikte, çeşitli halk danslarında, oyunlarda davul ve zurna, bazı durumlarda da kemençeyle birlikte kaval kullanıldığı da görülür. Fakat bunların en önemlisi ve yaygını Doğu Karadeniz’in genelinde de olduğu gibi kemençedir.

“Kemençe”, Farsça kökenli bir sözcükten türetilmiştir. “Keman” sözcüğü bilindiği gibi Türk halk edebiyatında (şiir, mani, türkü) sıkça kullanılmaktadır. “Kaşları keman gibi” türkülerde-şarkılarda sıkça geçen bir deyimdir örneğin... Türkçe’de anlam karşılığı “yay” olan keman kelimesi ve “çe” küçültme ekinin bir araya gelmesiyle “Kemençe” ismi ortaya çıkmıştır. Yani yayla çalınan küçük saz anlamı taşır.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde farklı isimlerle ve farklı şekillerde kemençe sazlar bulunmaktadır. Kırgızistan ve Özbekistan’da “kıyak” veya “ıklığ-ıklık”, Araplarda “rebap”, Bulgarlarda “gudala” diye adlandırılmaktadır. Benzer özelliklere sahip kemençeye yakın sazlar yine kendi coğrafyamıza yakın bölgeler olan Güney Kafkasya dediğimiz Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’da da mevcuttur.

Lozan anlaşması sonucu Karadeniz kökenli Rumlar’ın 1924’te zorunlu göçe tabi tutulmalarıyla birlikte Karadeniz kemençesi Anadolu sınırlarını aşarak Yunanistan’a kadar uzanır. Burada bulunan Karadeniz Rumları kemençeyi bir kimlik olarak kabul edip yaşamlarının her evresinde kutsal ikonalar gibi başuçlarında bulundururlar. Henüz, ilkokul çağına başlamadan, çocuklara çeşitli dernekler aracılığıyla horon ve kemençe dersleri verdirirler-verirler. Hemen her Karadenizli Rum’un evinde bir kemençeci vardır. Festival ve dini bayramlarda (Paskalya) kemençeler eşliğinde türküler söyleyip horon teperler. Yine oralarda Karadeniz lehçesiyle ve yüz-iki yüz yıl öncesinden kalan şarkılar-türküleri çalıp söylerler; kimi zaman Rumca; kimi zaman Türkçe... Ülkemizde ise uzun yıllar aynı duyarlılık gösterilmemiş, son on beş yıldır özel çalışmalar, dernekler, kurslar aracılığıyla ve Karadeniz müziğine karşı oluşan bir ilgiyle birlikte gelişmeye, sahiplenmeye başlanmıştır.

Karadeniz’in müziğine ilişkin veya kemençeye ilişkin konuşulunca, özgün kimliğinden hiçbir zaman ödün vermeden tüm Karadeniz insanının gönlünde yerini hep saklı tutmayı başaran, ünlü kemençeci ustalar akla gelir: Hasan Tunç, Biçoğlu Osman, Hüseyin Dilaver, Mehmet Sırrı Öztürk, Ferhat Özyakupoğlu, Fahrettin Dilaver, Kemal İpşir, Bahattin Çamuali, Kâtip fiadi, fievket Köroğlu, Saffet Genç, Koryanılı Hüseyin gibi... Ve yine geleneksel Karadeniz kemençe ustalarının yolundan devam eden Yusuf Cemal Keskin bunlardan bazılarıdır.

Kemençe (Lyra); Karadeniz insanının sosyal yaşamını, inancını, aşkını, öfkesini, kavgasını, özlemlerini dile getiren ve en yalın haliyle kendi ruhsal ritmini dışa vuran üç telli sözcüsüdür.

“Genellikle erik ağacından yapılır. Üç tellidir. Kemençenin boyu ortalama 60 cm, derinliği 4,5–5 cm, gövdesinin en dar yer 5,5 cm, en geniş yeri 8,5 cm’dir. Yayın uzunluğu genellikle kemençenin boyu kadardır. Kemençenin kravatı ise 30 cm’dir. Gövde kısmı genellikle erik ya da dut ağacının oyulması ile elde edilir. Yayın kılları atkuyruğundandır. Teller ise, eskiden bağırsaklardan elde edilirdi, şimdi madeni teller kullanılmaktadır.” (Ömer Asan – Pontus Kültürü)

Kaval (Kavali); Kemençe kadar geniş bir bölgeye hitap etmez. Daha çok yüksek Karadeniz köylerinde çalınan bu çalgının ilginç bir ses-melodik tınısı vardır. İnce, uzun, dilsiz bir nefes çalgısıdır. Yaklaşık 30 cm uzunluğunda ve sekiz delikten oluşmaktadır. Kavak ağacından oyulup üst ve baş kısımları kalın işlemeli bir görüntüsü vardır. Günümüzde bilinen kaval ustası Kerim Aydın’dır. Kerim Aydın ile birlikte yerel sanatçılar artık albümlerini zenginleştirmek için kimi zaman diğer sazlarla birlikte veya tek başına icra etmektedirler.

Tulum (Touloumi); Ağızlık, nav ve deri bölümü olmak üzere üç bölümden oluşur. Ağız bölümünden hava üflenerek şişirilir ve içerdeki hava deri bölümünde biriktirilir, buradan da koltuk altından bastırılarak Nav kısmına aktarılır. Nav, tulumun klavyesinin olduğu bölümdür, buradan çalınır. Beş sesten oluşur, oktav yoktur. Koma sesler vardır. “Si”, “la” ve “sol” kararlarında iyi tını verir. Diğer tonlarda uyumsuzluklar yaşanır. Genellikle kuzu veya oğlak derisinden yapılan tulum; Doğu Karadeniz’in dışında Erzurum-Kars, Trakya gibi bölgelerde de görülür. Trakya’da gayda ismini alır.

Davul (Ntaouli) - Zurna(Zourna); Anadolu’nun temel geleneksel çalgılarıdır aynı zamanda. Anadolu’nun hemen hemen her tarafında olduğu gibi bu çalgılar bölgeye özgü ufak tefek farklılıklar taşısa da Karadeniz’de de kullanılır. Genelde halkoyunlarında, hareketli şarkılarda tercih edilir.

Halk oyunları (Horon); Kemençe, kaval ve de bazı ilçe ve köylerde zurna ile birlikte de icra edilmektedir. Nitekim Yunanistan’a göç eden Rumlar kemençe ile birlikte tulum, kaval ve zurnayı-davulu beraberinde götürmüşlerdir. Hala halk danslarının tümünde bu çalgılar kullanılmaktadır. Bölgesel uzaklıklar daraldıkça folklorik benzerliklerin daha belirgin bir şekilde ortaya çıkması etnik farklılık değil ortak bir kültürün karışımı, zenginliğindendir. Bu bölgede Türkler olsun, Rumlar olsun şarkılarını aynı melodi ve aynı duygularla çalıp söylerlerdi. Yine Rumca konuşan bölge insanının Türkçe konuşanlardan farklı bir yorumu yoktur. Hemen hemen temel anlamda karakteristik reflekslerle doğal bir bütünlük sağlamaktadır. Bu horonda da böyledir. Tıpkı sosyal yaşamlarında olduğu gibi.

Horonun 6 çeşidi vardır. 1- Düz Horon 2- Sıksara 3- Hotsarı 4- Körçek 5- Sallama 6- Atlama
Bazı oyunlar şunlardır; Dipat (9/8), Koçhari (2/4), Serra (7/8), Tik (5/8), Tik Tromakhton (7/8), Mono Omal (4/4), Diplo Omal (9/8), Lakhana (9/8)...

Daha çok düz horon oynanır. Oynarken eşlik etmesi de basittir, oynanması da sadedir.

Türküler

Pontus şarkı-türküleri genelde hareketlidir. Yukarıda adı geçen çalgılar eşliğinde yaşanılanları anlatan dörtlükler akar gider. Atışma, meşhurdur. Müthiş bir doğaçlama yanı vardır bu tip türkülerin. Mesela bir kemençeci, elinde kemençeyle birlikte o an gördüğü bir konu, şey hakkında hemen bir dörtlük söyler. Genelde iki mısrası kafiye oluşturmak ve giriş yapmak için söylenirken diğer iki mısrası asıl konuyu işler. Karadeniz insanının belki de genel yapısındandır. Hayata daha olumlu bir pencereden bakar aslında. Bu, ciddi anlamda türkülere de yansımıştır. Ama tabii ki ağıtlar da vardır.

Size Kimi Gördüğümü Anlatayım / Ksantippi İosifidou

Size dört yol ağzında kimi gördüğümü anlatayım
Ecelin karısına rastladım, ecelin karısını gördüm Elimi uzatıp, anahtarları aldım Açtım ve sefaleti gördüm Aşağı dünyadaki garipliklerini gördüm Gittiğin yerde ne yorgan ne yatak var Taşı yastık yaparlar, toprağı yatak Yorgan ise boş ovalar ve yabani otlar Uyan kardeşim, sabah oldu Dilim yandı, pişti, uyan ”Güneşim, yetimlerine ne bıraktın?” ”Yetimlerime, maşrapanın dibinde biraz su, Bıçağın ucunda bir parça ekmek bıraktım.” ”Yetimleri dünya istemiyor Kötü laf edecekler. Yolunu kaybet güneşim ve artık geri dön Dulunu ve küçüklerini korumaya gel Güneşim, yataklara düşen benim hasta güneşim.”

Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi bir takım halk söylenceleri bu bölgede de mevcuttur. Mesela günümüze kadar süre gelen hikâyelerden biri şöyledir:

Fanta(*) gelinin kocası gurbettedir. Uzun zaman olur eve gelmez. Gelin Fanta huzursuzdur. Sevdiği kocası onu terk ettiğini düşünür ve kendini müziğe verir, şarkılar söyler kaval çalıp dağlara çıkar, yayla yayla, köy köy dolaşır. Derdini ve kederini bu yolla anlatmaya çalışır. Sesi bir kuş sesi kadar güzeldir, ama yeryüzünde öyle kuş yoktur. İnceden derin ve yakıcıdır. Kadife kadar da dingin ama ne çare kendi değil, onu dinleyenler mutludur.

Yollara düşüp kocasına ağıtlar, şarkılar, şiirler söyleyip kaval çalan Fanta gelin bu yolla sevdiğine ulaşacağını, sesini duyuracağını düşünür ve düşler. Fakat kaynananın derdi başkadır. Yapılacak bunca iş varken deli divaneler gibi dağdan dağa, yayladan yaylaya, köylerden köylere dolaşmasına, şarkılar söyleyip kaval çalmasına aklı ermez. O, farklı şeyler düşünür. İşten kaçtığını ve başka gönüller peşinde olduğunu söyler. Bu laflar ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayılır ve gelinin kulağına kadar gelir. fiimdi acısı daha da derinleşmiştir. Yüreği daha da yanmaya başlar. Gözyaşları pınar olup Karadeniz’e inciler gibi süzülüp akar. Çünkü kendini gururu incinmiş ve aşağılanmış olarak duyumsar. Ve şöyle bir şarkı söyler:

Ey gidi Mavro Raşı
Suyun eritir taşı. Ben dünyadan vazgeçtim, Bari adımı sen taşı.

Sarı otun tütsüsü
Merhem olur kokusu. Her kim yalan söylerse Taş kesilsin ordusu.

Bu şarkının dizeleri aslında bir bedduaydı. Kim yalan söylerse taş kesilsin ve dağın kayalıklarında dünya var oldukça öyle kalsın. Gelip geçenler görsün ve ibret alsın diye. Ve kayınvalidesi Karadağ’da (Mavro Raşı) at üzerinde giderken, rüzgâr, bu şarkının dizelerini melodik bir havayla kayınvalidenin bir kulağından fısıldar. Rüzgâr öteki kulağından çıkana kadar, kayınvalide atı ile birlikte taş kesilir ve olduğu yerde kalır. Hala bu kayalığın fieyhi Yaylası’nın eteklerindeki kayalıklarda bulunduğu söylenir.



*Fanta: Rumca’da bir isimdir ve güzel, narin, ince anlamına gelir. Fantastik kelimesi de buradan gelir.

Kaynakça:
Pontus Şarkıları Albümü / Kalan Müzik
Ömer Asan / Pontus Kültürü
Muhammed Çakıral
www.efxinospontos.org 
www.etnikmuzik.com

www.kanal59.com

www.pontosworld.com

www.kemence.com

www.muammerketencoglu.com
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019