Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Metin Aksoy
 
 
Yayımlanan Sayı :

Müziği kendilerine göre şekillendirdiler - 21.06.2006





Osmanlılar, Müslümanlık felsefesi yaparak yüzlerce yıl ayakta kalmayı başardı. Ancak on dokuzuncu yüzyıla girilirken Avrupa'da gelişen milliyetçilik akımına karşın Müslümanlık Osmanlıyı daha fazla ayakta tutamadı. Osmanlı yıkıntıları üzerine kurulan Türkiye'nin çağdaşlaşma ve Avrupalılaşma çabaları gerek yasaklama gerek de muhalif halkın kültür ve sanatını yok etme çabaları, Osmanlı Müslümanlık geleneğinden daha da şiddetli bir şekilde ortaya çıktı.

Çağdaşlaşma çabalarının bütün alanlarda suni ve gayri ciddi bir şekilde yürütülmesi her dönemde mevcudiyetini korudu ve halen de koruyor. Modernleşme çabaları öncelikle sanat üzerinde denendi. Bir yandan edebiyat ve dil modernleştirilmeye çalışılırken diğer yandan da halkın öz değerleri olan folkloru ve müziği modernleştirilmek istendi. M. Kemal 1934'de Meclisin açılış konuşmasında müzik üzerine, "Müziğimiz batılıların müziği karşısında yüzümüzü ağartmıyor..." demesiyle aynı yıl, Türk İçişleri Bakanlığı yayınladığı bir genelgeyle Türk halk müziğinin bütün okullarda eğitim ve öğretimini yasaklar. Yine M. Kemal Kumkapı'da bir meyhanede dinlediği Türk halk müziğini kast ederek, Türk halk müziğinin modern batı toplumuna uygun bir müzik olmadığını savunur. Bu konuşma üzerine bu defa İçişleri Bakanlığı yeni bir genelge ile Türk halk müziğini bütün kamu kurum ve kuruluşlarında yasaklar. Resmi ideolojinin Cumhuriyetin ilk yıllarında oluşmaya başlaması aslında tesadüf değildir. Çünkü M. Kemal'in kültür ve sanat üzerindeki konuşmaları ilgili politikayı belirlerken, yine aynı şekilde siyasi yönden de resmi ideolojiyi oluşturma çabasını başarıya ulaştırır. M. Kemal bir konuşmasında, "İç ve dış düşmanlarımız..." diye başlar. Yine aynı şekilde birçok konuşmasında ve söyleşisinde en çok "iç düşman"dan söz eder. İç düşmanın mevcut halk ve kültürü olduğu da sonraki yıllarda ortaya çıkıyor.

Macar Akademisyen Bela Bartok 1936'da Halk Evleri tarafından Türkiye'ye Türk halk müziği üzerine araştırmalar yapması için çağrılır. Bartok, birkaç geziye A. Adnan Saygun'la birlikte çıkar. Geziler sonrasında notaya alınan Türk halk müziği ezgilerine A. Saygun Türk halk müziği ile alakası bulunmayan bazı parçaları bir liste halinde Bartok'un çalışmalarına eklemek ister. Bu durum karşısında Bartok, bunun doğru olmayacağını söyler. Fakat Saygun, modern Türk müziğinin oluşması için bunun olması gerektiğini söyler. Bartok gittikten sonra Saygun hazırladığı listeyi Bartok'un çalışmalarına ekler. Resmi ideoloji yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin dini olarak ortaya çıktı ve bu oluşum daha çok halka karşı kullanıldı.

Halk müziğini icra eden, halk müziğiyle uğraşan kimseler tutuklandı, hatta olay çığırından çıkarılarak köylere Jandarmalar gönderilerek halk ezgilerini söyleyen insanların müzik aletleri toparlanıp kırıldı ve ezgileri söyleyenlerde cezalandırıldı.

Türkiye Cumhuriyeti, resmi ideolojisinin yasaklar üzerine kurulu olması bütün muhalif halk kitlesini yok etmekten öte insanı onursuzlaştırma, kişiliksizleştirme, insanı sosyal bir yapıdan ayırıp yalnızlaştırmayı hedeflemektedir. Çabaları halen de bütün şiddetiyle sürüyor. En basitinden ele alırsak, folklor bir halkın ürettiği yaşam ve hayat tarzıdır. Aynı zamanda bir halkın gerçek kimliğini de gösteren bilimdir. Oysa Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarından kurulan Köy Enstitüleri ve Halk Evleri aslında halkın çağdaşlaşmasını sağlamak içindi. Aslında bu kurumların oluşturulmasının TC için anlamı, halkın muhalefetini bu şekilde yok etmekti. Daha sonraki yıllarda bu kurumlar TC açısından olumsuz sonuç vermesi üzerine kapatıldı. Herhalde "İç düşman"dan kasıt bu olmalıydı.

Yaşar Kemal bir söyleşisinde, "Anadolu’da Jandarmadan dayak yemeyen köylü yoktur" demesi de aslında resmi ideolojinin halk üzerinde ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Resmi ideolojinin kültür ve sanat üzerindeki gölgesi sadece yasaklama değildi aynı zamanda alternatif "popüler" kültür oluşturma işlemiydi de. Arabesk müziğinin ortaya çıkması, batı müziğinin teşvik edilmesi bu yönlü çalışmaların birer ürünüydü.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında müziğe uygun gördüğü politikalar şöyleydi:

— Batılıların alay konusu olan Türk müziği'dir diye anlatılan klasik Bizans müziğinden kurtulmak,

— Anadolu’daki etnik grupların, halkların müziğinin hızla Türkleştirilmesi (Ermeni, Kürt ve Asurî-Süryani müzikleri başta olması),

— Halk müziği ve batı müziğinin sentezi olan bir müzik oluşturmak.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021