Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1788




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 29 müzisyen gazete okuyor
 
 
Vania Batchvarova
 
 
Yayımlanan Sayı : 1547

Lucia'nın Delirme Nedenlerinin Opera Dramaturjisi Adı Altında İncelenmesi - 08.07.2013





Sosyal toplumun ve bireyin opera sanat ve yazınında birbirlerini karşılıklı olarak etkilemeleri dikkat çekici bir incelemedir. Bu ise, sosyal bilim alanının ve de özellikle sosyoloji ve müzikoloji dallarında yeterince ele alınmamış bir konu olarak önümüzde bulunmaktadır. Aslında bu unsurun, bilim ile uğraşan bireylere çok zengin bir kaynak sunmasını ümit etmekteyiz.

     Toplumun etik ve ahlaki kategorileri, her yaratıcı fikir ve konu için bir temel oluşturmaktadır.

     Opera sanatında gösterilmeye çalışılan bu toplum problemleri ve bunlara yönelik çözüm arayışında bulunulması durumundan kültürel ve antropolojik çıkarımlar sağlanabilmektedir.

     Müzik dili özelliklerinin gelişmesi ile birey ve toplum arasındaki yaşantı ve iletişimin uyum veya uyumsuzluk içinde olup olmadığı belirlenebilmektedir.

     Müzik dilinin gelişimini şu özelliklere göre değerlendirebilmekteyiz:

     a) Bireyin topluma karşı olan davranışı veya tutumu

     b) Yaşamı anlamanın ahlaki–etik kategorisi ve hayata olan felsefi bakış açısı…

     Birey ve toplum arasındaki karşılıklı ilişkinin görünümü, bir bozulmanın sürecini göstermektedir.

     Bu ise, Avrupa’nın temel problemlerinden birisi olarak bir endikasyon yaratmakta ve geçmiş iki bin yılın ve özellikle geçmiş dörtyüz yılın (opera sanatının gelişmeye başladığı zamandan itibaren) sorunu olarak bulunup, kimlik problemini oluşturmaktadır.

     Bu durumun böyle olduğunu ise müzikal dilin evrelerindeki radikal değişimlerinden anlayıp izleyebilmekteyiz. Örnek: Dodekaphoninin oluşması ile sanatın içindeki dışavurum araçlarındaki krize nazaran kişilik krizinin daha çok olduğu görülebilmektedir.

     Temel anlamda ise bu durum bir kimlik krizidir.

     İnsanın bir şeyin kimliğini belirleme becerisi ona belirli bir güvence vermektedir.

     Romantizmdeki birey (romantik insan) bakış açısını kendisine çevirerek kendi özüne yönelir ve zamanla içine doğru kapanır.

     Doğada ihtiyaç duyduğu yaşam gücünü bulduğundan dolayı kimliğini doğada arar.

     Doğa, romantik operada aynı zamanda ruhsal durumun özdeşleşmesi olup sadece renkli bir görüntüden ibaret değildir.

     Barok insanı kendi yaşamsal özelliğine sevinir, kendisini değerli görür ve aralıksız olarak içinde bulunduğu kibar yüzyılının aynasına bakarken, romantizmin insanı doğa öğeleri olan, peri, su ve toprağın esasları ve bunlar ile ilgili yaratıklara alışmaktadır.

     Şiddet, opera sanatı dahil olmak üzere sanat içerisinde sürekli güncel olan sosyal bir görüngüdür. 

     Sevgi unsurunun karşıt konusu şiddettir.

     Şiddet, bilhassa antik ve hıristiyan döneminin fiziksel belirtisi olarak yer almaktadır.

     Mitolojideki fiziksel başkalaşım ise:

     • Tanrı ve insanların doğadaki hayvan, bitki veya başka unsurlara veya bu unsurların tam tersi olarak tanrı ve insanlara dönüşmesi (Zeus’un bir boğaya, Dafne’nin defne ağacına, Sirings’in sazlık kamışına, Rusalka’nın bir kız çocuğuna dönüşmesi örnek olarak verilebilmektedir.)

     • Vaftizci Yuhanna’nın başının vurulması (Richard Strauss’un “Salome“ operası)

     • Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi (Lloyd Weber’in “Jesus Christi Superstar“, Rock müzikali) bunlardan bazılarıdır.

     Modern zamanın opera dramaturjisinde, bireyin bitkin olduğu ve bu bitkinlikten dolayı kişilik bozukluğunun yaşandığı, psikolojik bir çıkmaz sürecinin olduğu gözlemlenebilmektedir. Bunlara ise:

     • Hastalıklar (Verdi’nin La “Traviata“ eserinde Violetta, Puccini’nin “La Boheme“ eserinde Mimi, Bellini’nin “Somnanbula“ eserinde Amina, Prokjofiev’in “Üç portakala olan sevgi“ eserinde Prens)

     • Delilik veya en üst derecede psikolojik bitkinlik durumu (Donizetti’nin “Lucia di Lamermoor“ operasında Lucia, Verdi’nin “Trubadur“ operasında Azuçena)

     • Cinayet ve intiharlar (Verdi’nın “Otello“ operasında Otello, Yançek’in “Jenufa“ operasında Klisarka, Alban Berg’in “Vozzek“ operasında Vozzek, D.Schostakoviç’in “Katerina Izmailova“ operasında Katerina) örnek olarak gösterilebilmektedir.

     Tipik özellikleri ile birlikte, şiddetin açık anlamdaki vahşet unsuru sanat ile bağdaşmayarak genelde aynı ortamı paylaşmazlar.

     İtalyan romantizmi zamanında, Donizetti’nin “Lucia di Lamermoor” adlı eseri günümüzde sosyal birey için zor bir dönemin başlangıcı olduğunu gösteren bir belirti olarak karşımıza çıkmaktadır.

     Donizetti’nin “Lucia di Lamermoor Operası”nın özü ve konusu Walter Scott’un “Lamermoor Gelini” adlı romanından esinlenmiştir.

     Donizetti’nin “Lucia di Lamermoor Operası”nda var olan güzel melodi sayesinde, kanlı ve zor görünen bu drama, izleyiciler tarafından nispeten duygusal ve acısız olarak algılanmaktadır.

     Bu opera, profesyonellerin ve izleyicilerin basmakalıp bilinçlerinde bilhassa Lucia’nın meşhur delirme aryası kavramı vasıtasıyla yaşamaktadır.

     Delirme aryası kavramı zihinlerde yerleşerek bütün delirme sahnesi boyunca taşınmaktadır.

     Lucia’nın deli olduğu veya düğün gecesi zamanında delirmiş olduğu görüşü ve bu durumundan ötürü kocasını düğünün ilk gecesinde öldürmesi son derece popüler olmuştur.

     Bu versiyon bir hipotez olabilmekte, ancak hiç bir şekilde yazarın özgün metninde bu şekilde bir delirmenin ipuçlarına rastlanmayıp ispat edilmiş bir durum söz konusu değildir.

     Lucia, libretto ve dramaturgsal gelişimden sonra, hiçbir şeyden habersiz olarak kendisini politik bir entrikanın içerisinde bulur. Bu durum onu psikolojik olarak çok yoğun bir baskı altına iter.

     Ancak gerçekte neler oldu? Kanıtlar, çeviri ve redaksiyonlardan değil onun yerine orjinalinden alıntılanmıştır.

     Onların arasında Lucia’nın kardeşi olan Enriko’da vardır. Enriko, kız kardeşinin Lord Arthur ile evlenmesi üzerine kendisinin politik olarak bağışlanmasını(affını) elde etmiştir.

     Lucia Edgardo’yu sevmekte, O’nu beklemek için yemin etmekte ve Lord Arthur ile evlilik konusunda hiçbir şekilde herhangi bir şey duymak istememektedir.

     Ancak Lucia’nın erkek kardeşi ve rahip Raimondo, O’nun bu düşüncelerine sıcak bakmaz ve karşı çıkarlar.

     Edgardo’nun Lucia’ya göndermiş olduğu bütün mektuplardan sadece bir tanesi kendisine verilir. Bu mektup ise sahte olup, Edgardo’nun Lucia’yı artık sevmediğini yazmaktadır.

     Lucia, Lord Arthur ile istenmeyen evliliğe doğru gitmeye mecbur kalmıştır.

     Evlilik günü Edgardo ortaya çıkar ve o anda Lucia kendisine yalan söylendiğini anlar.

     Bundan sonra ise Raimondo’nun Lucia’yı eşini öldürürken gördüğünü bütün düğün davetlilerine anlatması olayı devam eder.

     Bütün bu gelişmeler Lucia’yı şoka sokar. Sahnenin doruk noktasında kardeşi Enriko ortaya çıkar ve Enriko Lord Arthur’un ölümünden dolayı sinirlenerek Lucia’yı da öldürmek ister.

     Enriko Lucia’nın deliliğinden kendisinin de büyük bir entrikaya katılmış olduğu gerçeğini öğrenir, ancak artık çok geçtir.

     Lord Arthur’u öldürmeye kim talip olur?

     İşte bu soru bir bulmacadır.

     Doğası gereği nazik olan bir kızın ataerkil bir ortamda yetiştirilmiş olmasına rağmen yine de böyle bir olayı gerçekleştirmesi düşünülmemelidir.

     Lord Arthur ise deli olduğunu önceden bildiği bir kadın ve onun politik olarak dezavantajlı olan ailesini önceden tanıyıp bilse idi, bu tür bir aile ile tanışıp Lucia ile zaten evlenmezdi.

     Bu politik entrikanın temelini ise rahip Raimondo teşkil etmektedir. Kilisenin yine bu durum ve ortamdan kendisine göre bir takım çıkarları vardır. Kraliçe Maria protestan olanları katoliklere nazaran tercih etmektedir.

     Böyle bir çıkarıma ise Lucia’nın büyük delirme aryasından sonra gelen 32 ölçü içerisindeki reçitatif sonucuna göre varabilmekteyiz.

     Geleneksel olarak bir eserde büyük arya, ansambl ve korodan önce yerini alması gereken reçitatif, bu eserde istisna olarak daha sonra ortaya çıkmaktadır.

     Müzikal gelişim azaldığından dolayı, artık sahnede reçitatif dikkate alınmamakta ve sahneye konmamaktadır.

     Ancak bu kısaltım yolu ile ortadan kaldırılan recitatif ile bütün bilgiler de yok olmaktadır. Lord Arthur’un asıl katili ise Normano’dur.

     Sonuç itibarı ile dramaturgsal ve sahne açısından bakıldığında Lucia’nın suçlu olduğu görülmektedir.

     Dolayısıyla Lucia’nın deli olduğu veya delirdiği sonucuna varılmaktadır.

     Lucia, ruhsal bunalımındaki tek çıkış yolunu, muhteşem koloratur sayesinde, kendi rüya aleminde çalan bir flüt ile yapmış olduğu iletişimde bulur.

     Enriko’nun gelmesi ile gerçek dünyaya geri döner.

     Lucia, Enriko’ya aldatıldığını söyleyerek nikah yüzüğünü geri verir.

     Bu konuşma Lucia’nın deli olmadığını kesinleştirmektedir aslında.

     Ancak kendisi bu çıkmaz içerisinde bulunulan konumdan kurtulma gücüne sahip olamayarak yeniden rüya alemine dalar. Delirme aryasında, deli olmamasına rağmen, sevgilisi Edgardo ile gerçekten evlendiğine inanmaktadır.

     Bakış açısı bir takım açıklıkları değiştirmektedir. Sanat içerisindeki bu açıklık yazarların bakış açısına göre bağlıdır.

     Anlamlı ve doğru bir yorum yapabilmek için, yazarın yazmış olduğu eserin orjinalini okumak daha yerinde olacaktır.

     Bu örnekte de olduğu gibi, sonuç olarak bir eserde yapılan keyfi değişikliklerin, ana temayı deforme ettiğini görmekteyiz.

     Günümüzde birçok kadın Lucia’nın kaderini paylaşmakta ve yine birçok insan bunun sosyal bir semptom olduğunu anlamamaktadır.

     Sanat bir röntgen filmi gibi içimizde saklı ve bilinmeyen şeyleri göstererek bizlerin bunlara anlam vermesine yardımcı olmaktadır. Kalbimiz ve bilincimiz ile algılayıp anlamaya başladığımızda çözüme ulaşş sayılmaktayız.

     Almancadan Çeviren: İlker Çöltü (**)

 ________________________________________________________

(*) Çukurova Üniversitesi Adana Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi

(**) Çukurova Üniversitesi Adana Devlet Konservatuvarı Müdür Yardımcısı

_____________________________________________________________________________ 

     Bu bildiri 7 Ocak 2008 tarihinde İstanbul "Kadıköy Halk Eğitimi Merkezi"nde düzenlenen "Geçmişten Geleceğe Müzik ve Şiddet Etkileşimi Sempozyumu"nda sunulmuştur.

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021