Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1788




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 24 müzisyen gazete okuyor
 
 
Tüba Karahisar
 
 
Yayımlanan Sayı : 1426

Lisan-ı Musıki - 16.04.2012





Müzik, ilk insandan bu yana değişik coğrafyalarda ve kültürlerde hayatı renklendiren bir faaliyettir. Belki de faaliyetten öte bir şeydir. Rauf Yekta Bey, “musiki bir lisandır” der. Yani müzik dilinin de edebi dil gibi kuralları vardır. Müzik ancak kurallarına uyulduğunda müzik olur. Bir yazıdaki nokta ve virgüllerin karşılığı müzik dilinde diyez ve bemollerdir. Tıpkı edebi dil gibi müzik dili de küçük yaşlarda öğrenilmeye başlandığında daha kolaydır. En önemlisi de konuştuğumuz dil, günden güne değiştikçe dinlediğimiz müzik de değişmektedir.

“Müzik, sessizliğin içine yerleştirilmiş seslerdir. Bu anlamda düşündüğümüzde müzik, var olan sessizliğin kırılma noktasıdır. Ses de sessizliğin içinde kırılma noktasıdır” (Yıldırım, 2010: 46).

“Sıradan bir dinleyicinin müzikte aradığı şey, özü kolaylıkla anlaşılabilen duygu ve düşünceleri dile getiren ezgilerdir. Bunun için de sözlere eşlik eden müziği yeğler. Uzman bir dinleyici ise sesler arasındaki ilişkileri izleyebilir, müziğin dokusal yapısını çözümler, değişik biçimlerin art arda geldiği çalgısal müziği tercih eder. Sözlü bir müzik yapıtının iyi yorumlanabilmesi, aynı zamanda kullanılan dilin tam ayrıntılarıyla bilinmesine bağlıdır” (Taşer,…: 195).

“Bir müziğin değeri ve geleceği için geçerli ve gerçeğe dayanan bir yargıya varabilmek için öncelikle şunlara dikkat etmek gerekir:

1-Ses kuruluşu

2-Ölçü ve düzeni

3-Dil

4-Biçimler

5-Sazlar

6-Yapıtlar” (İlerici, 1980: 54).

                “Müziği sadece seslerle öğrenme düşüncesi artık gerilerde kalmıştır. Sosyal bilimlerin gelişmesi müziğin toplumsal yapı içindeki yeri ve tarihi konusunda kültürel birikime ağırlık verilmesini beraberinde getirmiştir” (Yıldırım, 2011: 5).

                Kültür, insanoğlunun geçmişinden getirdiği ve geleceğe taşımakla yükümlü olduğu devinim halinde olan ve ucu bucağı çizgilerle ifade edilemeyecek kadar geniş bir kavramdır. İnsanoğlunun en büyük yükümlülüğü kültürünü yozlaştırmadan, geliştirerek aktarmasıdır. Bu aktarışta eksik kalan, yanlış giden bir durum olmuşsa geri dönüşün çok zor olacağı açıktır.

1934’te Türk Musikisinin radyoda yasaklanması, halkın Şam ve Bağdat radyolarını dinlemesine, Arap filmlerine yönelmesine hatta Arap melodilerine Türkçe sözler yazmasına neden olmuştur. 1960’lar dalga dalga büyük kentlere göçün başladığı buna paralel olarak da gecekondulaşmanın arttığı yıllardır. Bu yılların anahtar kelimeleri göç, gecekondulaşma, gazinolar ve arabesktir. Bunun sonucunda alt kültürler oluşmuş, usüller sıradanlaşş, sazlar ise elektronikleşmiştir. 1980-1990’lı yıllar ise pop müziğin zirve yaptığı dönemdir.

“Halk kültürünün karşı karşıya bulunduğu üç tehlike şudur: Yok olma, unutulma, yozlaşma. Bu gidişle bir süre sonra, binlerce yıl içinden süzülüp gelen kültür ürünlerinin ‘yok’ olması durumu gerçekleşecek ve halk, kendine özgü bir kültür belleğinden kesinlikle yoksun kalacaktır” (Sun ve Katoğlu, 1993: 36-37).

Medya (dar anlamda televizyon) dil, müzik, mimari gibi kemikleşmiş oluşumları doğru aktarmakla sorumludur. Özel televizyonların kurulması, yeterli ve yetenekli sanatçıların bulunamaması, kâr etme endişeleri, piyasa tavrının bilinçsiz halk kitleleri tarafından övgü konusu olması hem dilimiz hem de müziğimiz için büyük problemdir. “Hız”ın önem kazandığı günümüzde müzik icra etme biçimimiz de olumsuz anlamda değişmektedir. Dolayısıyla bestekârlar da derinliksiz eserler üretmekte, bunlar da hızla tüketilmektedir. Türkçe yozlaşmakta, güfte ve bestelerde sıradanlık artmaktadır.

Türk musikisi her şeyden önce makam ve usül zenginliği olan bir musikidir. Bu musiki gerek kültürel ve mana zenginliklerine sahip üst tabaklarda gerekse sade ve özentisiz yaşantısıyla varlığını sürdüren halk tabakası arasında kabul görmüştür.

Türk musikisi kültüründe geçmişte ihmâl edilmiş inceleme ve araştırmalar günümüzde yapılmakta olup, bilimsel eserler üretilmektedir. Ancak bunların hepsi analiz mahiyetindedir. Gerçi buna da fazlasıyla ihtiyaç bulunmakla birlikte bize lazım olan; geniş, kudretli, uzun zaman dilimlerini kapsayacak olan müzik yapıtlarının beklentisidir. Bestekârlık yapacak olanların böyle dolgun bir kimlikte olması gerekmektedir.  Sanatımız, bu alanı görebilecek, keşfi açık, nitelikli bestecilerimizi beklemektedir.

“Herhalde biz istesek de istemesek de Türk Müziğinin er geç evrensel müzikte yerini alacağı, biz yapmadığımız taktirde bu işin başkaları tarafından yapılacağı ve bize ithal malı olarak geleceği kehanet sayılmamalıdır” (Berker, 1982: 61).

Kaynakça

1-      Berker Ercüment, “Türkiye’de Müzik Sorunları”, Gösteri, Mart 1982.

2-      İlerici Kemal, “Müziğimiz Her Dalıyla Bir Bütün Olmalıdır”, Gösteri, Aralık 1980.

3-      Sun Muammer ve Katoğlu Murat, Türkiye’nin Kültür Sanat Sorunları, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, Ankara, 1993.

4-      Taşer Suat, Konuşma Eğitimi.

5-      Yıldırım Vural, İstanbul’da Plastik Sanatlar ve Müzik, Bahariye Sanat Galerisi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2010.

6-      Yıldırım Vural, Müzik Tarihine Genel Bakış ve Küçük Müzik Sözlüğü”, Nota Yayıncılık, İstanbul, 2011.

*Yrd. Doç. Dr. İstanbul Gelişim Üniversitesi

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021