Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1772




5 Ağustos 2020 tarihinde yapılacak olan CSO Stajyer sanatçı sınavı şartnamesi hükümleri, CSO gibi standardı yüksek bir orkestraya stajyer sanatçı seçmek için yeterli midir?

Yeterlidir.
Yeterli Değildir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 26 müzisyen gazete okuyor
 
 
İlhan İrem
 
 
Yayımlanan Sayı : 1375

Herşey biter, birşey bitmez - 03.02.2012





“Kartların yerlerini değiştiriyorlar” dedi.

“Efendim!”

“Gözba
ğcılar diyorum, el çabukluğuyla kartların yerlerini değiştiriyor.”

“Nasıl?”

Saçları da
ğınıktı. Bu soğukta bahçedeki bankta yan yana oturuyoruz. Elleri böğründe, öne arkaya sallanmaya başladı… Sayıklar gibi hızlı hızlı söyleniyordu;

“Bul karayı al parayı oyuncuları… A
ğızlarındaki sakız, değişim, özgürlük, demokrasi… Görmelisin bunları! Ahali devamlı yanlış kartlara oynuyor…

“Ne anlatıyorsun?” diyebildim. Aya
ğa kalktı…

İç dünyalara ait dini inançları devletin temellerine taşıyıp, düşünceyi, sanatı, bilimi, içeri tıkıyorlar.”


Manzaraya daldım. Nasıl güzel kar ya
ğıyor… Doğa sessizce gelinliğini giyerken alegorik ahkâmların olabildiğince uzağında olmak isterdim… Ama Türkiye’de yaşıyoruz. Biliyoruz, duyuyoruz, görüyoruz… Ve dostumun susmaya hiç niyeti yok. Konuşuyor;


“Kar
şı Devrim Festivali bu… Yazarlardan, basılmamış kitaplara, orduya kadar hız kesmeden sürüyor.

Meleklerle molla düzeni dü
şlerinden, Cumhuriyet Bayramı ve 19 Mayıs törenlerini iptal etmeye, ilkokul öğrencilerini umreye götürmeye kadar, birbirinden çarpıcı filmler izliyoruz. Daha vizyona girecek pek çok dudak uçuklatıcı senaryo var! Bütün bu karanlık hikayeleri bünyesinde toplayan başyapıt, insanların korku mağaralarına püskürtüldüğü ‘İleri Demokrasi’ isimli polisiyedir."

Bahçeyi seyrediyorum… A
ğaçlar hayalet gibi… Karlar kraliçesi rüzgarlı etekleriyle bale yapıyor sanki.

Konu
ğum bembeyaz dekorun ortasında anlatıyor;

“Dinler, inançlar, mezhepler, kimlikler üzerinden siyaset yapanlar…

Tercihlerden, farklılıklardan rahatsızlık duyanlar, ülkenin kültürel zenginli
ğini tuzbuz ettiler…

Elde ikiye ayrı
şş siyah-beyaz bir fotoğraf kaldı.

Cumhuriyeti koruma refleksini asla yitirmeyenler…

Ve kar
şı devrimcilere verdikleri destekle bugünlerin kara filmini yaratanlar…

Bilgi kirlili
ği ile kafaları karıştırılmış, kabullenmiş, tepkisiz, sorgulamayan, reddetmeyen;

Korkular ve kalıplar içinde gerçek özgürlüklerden bihaber…

Do
ğasını, denizini, dağını, atasını, geleceğini sahiplenmeyen insanlar.”


“Buz çiçekleri muhte
şem görünüyor…”


“Bir de, aydınlı
ğını söndürdükçe daha çok yıldızlaşan ekran markaları var...

Tek gözleri hep kapalı olan ‘sahibinin sesi’ demokratları.

Birkaç tematik kanal ve ba
ğımsız yayınlar dışında ortalık sütliman.

Dördüncü kuvvetten dü
şen medyanın sanal gündeminde suya sabuna dokunmayan haberler…

Ve ço
ğunlukla zırcahillere yönelik saçmalıklar...

Bir mekanizmayı harekete geçiren sözde güç, kraldan çok kralcıların karartma gecelerinde güvende…”

Ak
şam denizi donuk ve sütlimandı… Kuşların dansını seyrederken, dostumun son cümlesine takıldım.

İstemsiz olarak ayağa kalkıp konuşmaya başladığımı hatırlıyorum;

“Güven mi dedin?

Acaba öyle mi?

Sahnelenen oyun, özgüvenden çok bir korkunun temsiline benziyor.

Korkunun… Çünkü içindeki küçük atmosferin evrensel ça
ğda bir gülüş soluğundan öte bir şey olmadığını bilmenin ezikliği… Tanrıyı bile kendince yöreselleştirip, bu usdışı dar kalıpları koca bir ülkenin kaderi yapmaya çalışmanın beyhude gayretkeşliği… Ki, içinde birazcık inanç taşıyan birisi, başkalarının yazgısı ile böyle vicdansızca oynamanın en büyük günah olduğunu bilir. 

Üzerindeki kasvetli örtüyü atıp, ülkeyi aydınlı
ğa çıkaranlara karşı kötücül bir kinle sürüp giden karanlık av, korkularının hücresinde çağdan saklananların hezeyanlarından başka bir şey değil.

Yazılarından, kitaplarından ötürü hapse atılanlar, asla terk etmeyecekleri sınırsız dü
şünceleriyle sonsuza kadar özgürdür... Ama onları duvarların arkasına koyarak tutsak ettiklerini sananlar, kendi iç zindanlarında cehennemi yaşar.”


Kar tipiye çevirdi. Yava
şça akşam oluyordu… Dostum taş merdivene oturdu. Verandada gezinip içini dökme sırası bende idi;

“Gerçek sanattan, ça
ğdaş bilimden, sevgiden, akıldan yana olanlar, usdışı saplantılarla uzlaşamaz.

O halde, adı ‘muhalefet’ olanların, ayaklarında pranga varmı
şçasına beyaz bayrağı çekip, bu paslı mekanizmanın parçası görünümünde tutuk ve işlevsiz devinmeleri ne kadar anlamsız…”


Dizlerime yakla
şan karda bahçenin kenarındaki taflanların yanına kadar gittim. Komşunun kedisi Romeo bata çıka beni takip ediyordu.

 “Bak Romeo” dedim…

“Göz alıcı renklerle süslenmi
ş karanlık lunaparktan tarihe trajikomik izler yansıyor…

Ça
ğdaş yaşam korkusunun, sanatla, bilimle, kadınla, evrensel güzelliklerle savaşı dünya sömürgenlerinin sevdiği görüntülerle sürüyor.

Atatürk Türkiye’sinin kanatlarını koparıp tekrar
şark cumhuriyetlerinden birine çevirebilirler mi?.. Ki, görgüsüz para metropollerinde ABD’ye secde edenlerin yaşadığı o şeriat ülkelerinin pek çoğu, öteki dünya masallarıyla avunan, bilim adına binyıllardır çöp bile yaratamamış bir coğrafyanın biçareleridir.”

Romeo kocaman gözleriyle yüzüme baktı, karlara gömülerek yan bahçeye do
ğru koşmaya başladı.

Arkasından ba
ğırıyordum;

“Gördü
ğüm ülke manzarasında boyası bulunan, hangi makamda kim varsa, hiçbiri benim gönlümdeki ülkenin yöneticisi olamaz. Kendilerine biat edenlerle birlikte yarattıkları korku imparatorluğu ise sadece boyun eğmekten başka gidecek yolu olmayanları bağlar.”


Yoku
şta patinaj yapan bir arabanın inlemesi duyuldu.

Verandada kimse yoktu. Dostum ü
şüyüp içeri girdi herhalde…


Odama yöneldim, kayıt cihazını açtım. Biraz reverb… Güzeeel!

Bir kar bestesi yapmak için gitara uzandı
ğım an kulaklığımda sokak kapısının kapanışı yankılandı.

Merdiven bo
şluğunda bir şarkı mırıldanarak uzaklaşan ayak sesleri duydum;

“Her
şey bitti dediğin anda, bir gül kök salar damarlarında.”

Sonrasızlı
ğı reddedenlerin mantrasını seslendim içerden, duydu mu bilmem;

“Her
şey biter bir şey bitmez.”


I
şık ve sevgiyle… 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020