Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1772




5 Ağustos 2020 tarihinde yapılacak olan CSO Stajyer sanatçı sınavı şartnamesi hükümleri, CSO gibi standardı yüksek bir orkestraya stajyer sanatçı seçmek için yeterli midir?

Yeterlidir.
Yeterli Değildir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 20 müzisyen gazete okuyor
 
 
İsmail Sürücüıoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 1146

Musıki inkılabımızın dünü, bugünü; Bardakçı - Say tartışmasına genel bir bakış - 17.01.2011





Takip edenler biliyordur. Geçenlerde yeni bir entelektüel tartışma başladı. Murat Bardakçı gazetedeki köşesinden “Cumhuriyetin müzik inkılâbı başarısızlığa uğramıştır. Dünyaca tanınan ve eserleri her yerde çalınan bir bestekâr yetiştiremedik, kabul edelim.” Deyince yer yerinden oynadı.

Ba
şta Fazıl Say olmak üzere  Klasik  ve Çağdaş Türk Müziği’nin pek çok ismi ayağa  kalkarak Murat Bardakçı’ya eleştirilerini dile getirdi. Hatta Fazıl Say bir adım ileri giderek “Bu iş Murat Bardakçı’ya düşmez, o nota bile bilmez” demiştir.

Murat Bardakçı nota bilir mi bilmez mi  o konuda fikrim yok. Kendisinle tanı
şşğım da yoktur.”Maragalı Abdülkadir”, “Şahbaba” ve  “Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi”  isimli kitaplarını okudum. Ayrıca tv’de yaptığı programı da fırsat buldukça izlerim. Oldukça bilgili ancak küstah ve yanındakilere söz şansı tanımayan bir üslubu vardır. Fazıl Say da  icrasını severek dinlediğim, konser verdiği mekânları gördükçe gurur duyduğum bir müzisyenimiz.

Konuyu ki
şilere göre değil, konu bazında ele aldığımı göstermek amacıyla olayın kahramanları hakkındaki fikirlerimi kısaca açıkladım.

Fazıl Say Türk Müzi
ği’nin canlanması ve dünya sahnesine çıkması için çok çalışan ve gecesini gündüzünü bu işe ayıran biri olarak Bardakçı’nın yazısına sinirlenerek olaya müdahil olmuştur.Fazıl Say bu konuda hassastır çünkü Anadolu Devrimi’nin önemini ve zorluklarını bildiği için ona laf ettirmek istemez..Ancak konuya daha sanatsal ve bilimsel bakmak gerekir kanısındayım.

Mustafa Kemal ve ekibi emperyalizme vurdukları  mazlumların tokadı ile  tarihteki
şanlı yerlerini almışlardır.Bu ekip Fransız İhtilali tesirinde oldukları için zaferden sonra bazı altyapısal konularda özünde doğulu olan bir halkı topyekün değiştirmeye çalışşlar ve bu da çeşitli konularda hüsranlara neden olmuşlardır.Müzik  de bunlardan biridir..

Peki, bu yasak nasıl gelmi
şti? Kısaca açıklayalım:

1926
da, İstanbul’daki Sarayburnu Parkı’nda dinleyicilerinin arasında Reisicumhur Mustafa Kemal’in de bulunduğu bir konser vardır ve konsere Mısır’ın o senelerdeki meşhur hanım seslerinden olan Müniretü’l-Mehdiyye de katılmaktadır.

Mısırlılar’dan sonra sıra Rebâbî Mustafa Bey’in çalı
ştırdığı Eyüplü gençlere gelir, onların da programlarını tamamlamalarından sonra Mustafa Kemal, bir konuşma yapar ve “Burada icra edilen musiki, yüz ağartıcı olmaktan uzaktır” der.

MUSİKİ İNKILÂBI!

O günler inkılâp günleridir ve ortalı
ğı birden bir “musiki inkilâbı” tartışması kaplar. Tartışmalar birkaç gün içerisinde resmiyet kazanır ve zamanın “Maarif Vekâleti Sanayi-i Nefise Encümeni yani “Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Komisyonu”, resmî belgelerde “alaturka” diye geçen Tük Müziği’nin eğitiminin yasaklanmasına karar verir.

Resmî açıklama, kararı Talim ve Terbiye Heyeti’nin de kabul etmesinden sonra yapılır. Karara göre biri Ankara’da, di
ğeri de İstanbul’da olmak üzere iki yeni konservatuvar kurulacak ve bu okullarda sadece Batı Müziği öğretilecektir. İstanbul Belediyesi’ne ait olan “Dârülelhan”ın alaturka kısmı bir “icra heyeti” halini alacak, resmî şekilde alaturka öğretimi yapılmayacak, Dârülelhan’ın bünyesindeki bir komisyon da sadece ilmî çalışmalarda bulunacaktır.

Kararı, 1926
nın 25 Ekim’inde o sırada İstanbul Valisi olan Muhittin Üstündağ açıklar. Haberi, gazeteler de “Alaturka musikiye elveda! Resmî müesseselerde alaturka musiki ilga edildi, artık bu musikiden tarih derslerinde bahsolunacaktır” gibi başlıklarla verirler.

O günlerin gazetelerinden bir örnek:

“Ankara (AA)- Dahiliye Vekaletinin bugün TBMM’de Gazi Hazretlerinin alaturka musiki hakkındaki irşadlarından ilham alarak, bu akşamdan itibaren alaturka musikinin radyo programlarından tamamen kaldırılmasını ve yalnız Garb tekniğiyle bestelenmiş motifleri, milli musiki parçalarımızın Garb tekniğine vakıf sanatkarlar tarafından çalınmasını alakadarlara bildirmiştir.( Oransay “Ön.Ver.”)”

50 YILLIK YASAK
İlk “Alaturka Musiki yasağı”, işte böyle konmuş ve yasak tam 50 sene boyunca, Süleyman Demirel’in meşhurMilliyetçi Cephehükümetinin İstanbul’da 1976da bir Türk Müziği Konservatuvarı açmasına kadar titizlikle uygulanmıştır.

Di
ğer yasak ise, 1934 yılında Atatürk’ün Meclis’i açış konuşmasında musikiden bahsetmesinden hemen sonra gelir, sekiz ay devam eder ve bu müddet zarfında radyolarda alaturkanın icrası yasaklanır. Ancak bu yasak resmî şekilde değil, bir bakanın sözlü talimatıyla konmuş ve daha sonra bizzat Atatürk’ün emriyle kaldırılmıştır.

Cemal Reşit Rey (1904-1985)22 Eylül 1925 tarihindeki Atatürk’le ilgili bir anısını şöyle anlatıyor:

“.. Bizlere gelince; ben piyanonun, arkada
şlarım da hazırlanmış olan nota sehpalarının önüne önüne oturduk. Cesar Franck’ın ‘Quintet’ini çalmaya başladık. Baştakı “ıntroductıon” bitmişti ki Atatürk’ün misafirleriyle sohbete dalması üzerine konserimizi kesmenin münasip olduğunu hissettik. Klasik Batı müziğine karşı alakasının fazla olmadığını o gün anladım. İşte bu sebepledir ki çoksesli müziğin memlekete girmesi konusundaki gayretleri kendisine karşı olan hayranlığımı büsbütün arttırdı. … Kendisinde hissiyata kapılmadan tarafsız görüşlerin ne derece kuvvetli olduğunu gördüm.( Oransay “Ön. Ver.” Sf.77.)”

VE YASAK KALKAR!

ATATÜRK: ANNESİNİ HATIRLAMAK TÜRK MİLLETİNİN DE HAKKI!

Atatürk’ün vefatına dek Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyeti’nde görev yapan ve hala Ata’nın yanıba
şında vefatına dek oturmuş ve kendi deyimiyle ‘Ata’yı bekleyen’ Santuri Zühtü Bardakoğlu (1903-1993) ile Ayhan Sarı’nın 26 Nisan 1989, Ankara’da yaptığı görüşmede, Bardakoğlu yasağın kaldırılışı hakkındaki anısını şöyle anlatmıştır:

“… Bu yasak çıkınca biz Radyo’ya (Ankara) gidemez olduk. Bursa Milletvekili Rasim Ferid Bey Atatürk’ün yakın arkada
şıydı. Müziği seven insanlardı. Hanımı piyano, kızı tanbur ve viyolonsel çalardı. Bu sıralarda ben Rasim Bey’in kızına ders için evlerine gidiyordum ve ekseri yemeğe de kalırdım. Bu sıralarda Rasim Bey bana dedi ki:

- Bana bando
şefi Veli Bey’i (Kanık)(1881-1953) getirir misiniz? Biz Türk musikisi sazlarıyla Garb müziği sazlarından birleşme bir grupla biraz da kontrpuanla bestelenmiş eserleri üretmek ve çalmak ve bunu da Atatürk’e dinletmek istiyoruz. Bunu yapar mısınız? Çünkü siz her iki tarafı da biliyorsunuz…

Veli bey hem Türk müzi
ğini hem de Garb müziğini iyi biliyordu. Veli Kanık önce kabul etmedi. Ondan sonra orkestranın maestrosuna teklif ettik. Kabul etti ve geldi. Hafif bir armoni uygulamasıyla Garb müziği sazlarından keman, viyolonsel ve bizim sazlarla Benli Hasan Ağa’nın Rast Peşrev ve Saz Semaisini adapte ettik. Biz orada Cumartesi günleri çalışırdık. Mesai bittikten sonra da isteyen gider, isteyen kalırdı. Akşam üstü sofralar kurulur, Türk müziği sazları çalınmaya başlanırdı.

Yine bir hafta sonu çalı
şma esnasında Atatürk birden bire teşrif buyurdular:
-Geçiyordum, evinizde saz sesleri duydum da bakayım dedim. Rasim Bey ne yapıyor diye?
Tabii ki Ata bilinçli gelmi
şti. Bize espri yaptılar. Rasim Bey de çalışmaları anlattı: ‘karma bir müzik çıkarmaya çalışıyoruz paşam’ diye.

Atatürk ‘güzel çalı
şın’ dedi ve bir kahve içtikten sonra:
‘ak
şamları ne yapıyorsunuz?’ diye sordu. Biz de isteyenlerle yemeğe kaldığımızı, çalıp söylediğimizi belirttik… Ata, haftaya geleceğini söyleyip gitti.

Ertesi hafta Cumartesi gündüz çalı
ştık. Bu meyanda Tanburacı Osman Pehlivan da(1874-1942) gelmişti. Akşama doğru Atatürk teşrif ettiler. Mutfağını aşçısını herşeyini beraberinde getirmiş bir araba. Biz Ata’nın hoşlanacağı şarkıları çalmaya başladık. O sırada Atatürk Tanburacı Osman Pehlivan’ı dinlemek istedi. Çünkü Osman Pehlivan’ın sazı bizim sazlarla çalmaya müsait değil. Tek başına çalar ve okur. Türkiye’de yayan gezmek suretiyle mahalli ve Rumeli türkülerini toplamış. Sermayesi bundan ibaret.

Atatürk O’nu yanına oturttu ve ‘hadi çal bakalım’ dedi. O da ba
şladı çalmaya. Bir çaldı, iki çaldı ve bir süre sonra Ata vecde geldi. Gözleri dolu dolu olmuştu…
‘sen bana bu türkülerle annemi hatırlattın’ dedi. Osman Pehlivan da bunun üzerine:
-Paşam, ben sizin annenizin okuduğu türküleri çaldım. Siz annenizi hatırladınız. Müsaade buyrun, şu vasıtayı (radyoyu) açın da Türk milletine oradan sesleneyim. Onlar da annelerini hatırlasınlar’ deyince Atatürk:

- “Yarın Radyoya git ve türkülerini orada çalmaya ba
şla. Eğer bir şey derlerse ‘burası sizin malınız değil, Türk milletinin malıdır’ dersin. Annesini hatırlamak Türk milletinin de hakkı” cevabını verdi.

Ertesi gün (Geleneksel Türk müzi
ğinin Radyo’da yeniden başlaması tarihi olan 6 Eylül 1936 tarihi Pazar gününe rast gelmektedir. Çalışmalar Cumartesi günleri yapıldığına göre anlatılanların doğruluğu konusunda önemli bir kanıt elde edilmiş oluyor.)

Osman Pehlivan Radyoya gitmiş ve Atatürk’ün emriyle müziğini icra etmiştir. (Aynı olay Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyeti üyesi Hafız Ya
şar Okur’un anısına dayandırılarak 1943’de Osman Ergin tarafından Türkiye Maarif Tarihi, C 5, sf.1538’de anlatılmıştır.)”

Yasa
ğın kalkması konusunda Falih Rıfkı Atay’ın da “Çankaya” isimli kitabında değerlendirmeler bulunuyor: “1934 yılında yoğunlaşan ve birer atılım niteliğine bürünen dil ve müzik çalışmaları, birkaç aylık kısa bir süre sonunda bu konuda yeterli ön bilgi ve becerilerin birikmemiş, yeterli uzmanların yetişmemiş ve ön hazırlıkların yapılmamış olduğu, ayrıca her iki konudaki devrimlerin takvim ve harf devrimi gibi bir çırpıda yapılamayacağı; başarıyla yürürlüğe konduktan sonra alışılıp sindirilmeleri için yıllarla ölçülecek bir süre gerektiği gerçeklerini ortaya koydu. Bu görüş 1934’ün son günlerinden başlayarak Atatürk’ün de uygun görmesiyle uygulanmaya başlandı(F.R. Atay “Çankaya”, İstanbul, 1969, sf.477.)”

Örneklerden de anlıyoruz ki devrimi yapan ekip bile bu konudaki hatalarını anlayarak i
şi zamana bırakmışlardır.  Fazıl Say dünyaca alkışlanıyor evet ancak Fazıl Say icracıdır,bestekar değildir.Dünyaca ünlü bestekar çıkaramadık bunu kabul etmeliyiz.Mesela İran Şahı ülkemize gelecek diye Atatürk’ün emri ile 20 günde opera bestelendi! Dayatma ile sanat eseri ortaya çıkabilir mi?

Müzik politikamızın girdi
ği çıkmazı,  ulusal müzik sentezini gerçekleştiremediğimiz için kendisini ve hikayelerini müziğimizde bulamayan halkın ortaya çıkarttığı “arabesk müzik saçmalığı”  çok iyi açıklıyor.

Konuyu  üstad Attila
İlhan’ın musiki inkılabımız hakkındaki şu fikirleri ile bitiriyoruz:

‘…bence varılan yer,uygulanan politikanın gözden geçirilmesini gerektirecek kadar,kötüdür.Komprador aydın,batılı sanat yapanı halkın istediğini yapana yeğ tuttukça daha da kötü olacaktır.Halk arabesk istiyor sen de arabesk mi yap diyorum? Hayır,halkın sen onun istediği ulusal müziği yapamadığın için arabesk’e düşğünü belirtmek istiyorum.Türk aydını ağır ve hafif musikide geleneksel kültür mirasından yararlanarak ciddi sentezler denemelidir.-Attila İlhan Ulusal Kültür Savaşı –sayfa 233 bilgi yayınevi 2.baskı-

şeyazanlar
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020