Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 30 müzisyen gazete okuyor
 
 
Fehmiye Çelik
 
 
Yayımlanan Sayı :

Çingene çalar kim oynamaz (1. Bölüm) - 01.06.2007





Dünyanın dört bir yanına dağılmış bir halk olan Çingenelerin [1] elbette bir geçmişi var; ancak arşivler tarandığında nereden geldikleri, neden göç ettikleri, dilleri, inanışları, kültürleri hakkında çok fazla kaynağa rastlanmadığı ve rastlanan kaynaklar da kendileri tarafından yazılan belgeler olmadığı için -çoğunluk Arap, İran, Bizans belgeleri- karşımıza “tarihsiz” bir toplum olarak çıkmaktalar.

Eskiden göçebe bir hayat sürmeleri, daha çok müzisyenlik ve el sanatları (zanaatkârlık) yoluyla geçimlerini sağlamaları, Çingenelerin karakteristik özelliklerinden. Zanaatkârlığı, esnaflık olarak nitelendiren Çingenelere göre, kalaycı, sepetçi, elekçi, demirci, pazarcı, çiçekçi, bohçacı... Çingeneler de “esnaf” olduğu gibi, müzisyenler de “esnaf” Çingene kategorisinde.

Bugün, “çadır Çingenesi” olarak da adlandırılıp göçebe olanların yanı sıra, çoğunluğu yerleşik bir hayat sürdüren ve sepetçilik, demircilik, kalaycılık, bohçacılık, çiçekçilik... gibi meslekleri bu yerleşik hayatın içinden devam ettiren Çingeneler de var. Fakat yerleşik hayata rağmen, hemen hemen dünyanın her yerinde, yaşadıkları toplumun dışına itildikleri de bir gerçek. Yaşadıkları sosyo-ekonomik koşullar kadar, Çingenelere yönelik önyargılar, aşağılamalar, ayrımcılıklar da başlı başına bir araştırma konusu.

Bu yazının konusu ise, yazının başlığından da anlayacağınız gibi, Çingeneler ve müzik... Çingeneler ve müzik denince de aklımıza, bu alanda birbiri ardınca çıkan Roman müziği albümlerinin yanı sıra, Melih Duygulu’nun, Pan Yayınları’ndan çıkan ve yazarın “Edirneli klarnetçi Deli Selim’in aziz hatırasına” ithaf ettiği, Türkiye’de Çingene Müziği / Batı Grubu Romanlarında Müzik Kültürü adlı kitabı geliveriyor.

Melih Duygulu, Anadolu ve Trakya’daki müzikler üzerine yaptığı alan araştırmaları ve bunların sonucunda hazırladığı kitaplarla; Arşiv Serisi adı altında topladığı ve Kalan Müzik etiketiyle yayımladığı CD çalışmalarıyla tanıdığımız bir araştırmacı, müzisyen ve bir öğretim görevlisi. Duygulu, Türkiye’de Çingene Müziği / Batı Grubu Romanlarında Müzik Kültürü adlı kitabı için, Türkiye’de Çingene Müziği’ üst başlığının kapsamını sınırlayarak, ülkenin yalnızca batısında yaşayan “Romanlar”ın müzik kültürlerini ele almakla yetindiğini; bu çalışmanın, Türkiye’deki Çingene müziği konusuna ancak bir giriş niteliği taşıyabileceğini söylüyor. Bu niteliği taşımakla birlikte, adı geçen kitabın, Çingene kültürü ve müziği alanında önemli bir adım olduğunu söylemek, yanlış olmayacak.

Kitap, temel olarak, üç bölümden oluşuyor: 1. Türkiye’de Çingeneler ve Çingene Kültürü: İsim, Tarihsel Arka Plan ve Köken  (sosyal yapı, Türkiye’de Çingene kültürü, dil, din, evlilik, düğün, eğlence..) 2. Teknik Özellikler, Çingenelerde Müzik Repertuvarı (şarkılarda dil, köken, kurgu; biçim, anlam, tema; Çingeneler ve kanto, arabesk; kullanılan çalgılar, ses ve çalgı icrasında teknik, tavır; çingene müzisyenler arasında kullanılan bazı müzikal terimler...) 3. Ezgi Örnekleri (şarkı sözleri, notalar...)

Gerçekten de tüm bu bölümler, -bu topluluğu araştırmak için özel derleme gezileri düzenlemiş, Çingene mahallelerine, Çingene obalarına ve çadırlarına girmeyi başarmış; çok sayıda ezgi derlemiş ve Çingene kültürünün diğer konuları üzerinde de araştırmalarda bulunmuş olan- yazarının da belirttiği gibi, daha çok Batı grubu Romanlarına dair veriler sunuyor; ama bunun yanında Çingene kültürüne dair de önemli bilgiler arz eder nitelikte.

Türkiye’nin batısında yaşayan Çingenelerin, kendilerini Roman olarak tanımlama isteğinden ötürü, Roman ibaresini kullanan Melih Duygulu’ya göre; Güneydoğu Anadolu’da yerli halkın Çingene dediği halk, kendine “Biz Mutrıp’ız.” derken; Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu’da, “Biz, Poşa’yız.” ; Orta Anadolu’da da,  “Biz, Abdal’ız”. demekte.

Bulundukları toplulukların dil, din ve geleneğine kolaylıkla uyum sağlayan Çingenelerin müziklerindeki en önemli özellik de, yaşadıkları bölgenin karakterine hemen uyum sağlayabilmeleri, oranın müziği ile kendi müzikal anlayışlarını kaynaştırabilmeleri. Yöresel müzikleri icra ederlerken Çingenece şarkı söyleme geleneği ise, daha çok Trakya ve Marmara Çingeneleri arasında görülen bir durum. Yazara göre, Orta Anadolu’da ya da Doğu’da yaşayan Çingeneler, yöresel üslûplarla bütünleşme halindeler; yani, yörenin müzisyenleri haline gelmiş durumdalar. Hâlbuki Batı’dakiler, bu bölgenin müzikal tavırlarını almakla birlikte, kendilerine özgü olanı, mevcut üst kültürün parametreleri içinden de olsa, kendilerine özgü biçimde yorumlayıp icra edebiliyorlar.

Duygulu, Batı grubu Çingenelerini, müzikal uygulama alanları olarak birbirinden farklı iki ana bölgeye ayrıyor: 1. Kıyı ve İç Ege. 2. Marmara ve Kuzey Ege. Kıyı ve İç Ege repertuvarına daha çok zeybek havaları hakimken, Marmara ve Kuzey Ege’de ise, daha çok karşılama ve horalar icra ediliyor. Kitapta, bu bölgenin müziğine yönelik, Marmara ve Kuzey Ege’de yaşayan Roman müzisyenler arasındaki repertuvarın/icra tavırlarının diğer yörelerdeki Çingene müzisyenler arasında yegâne ortak payda konumunda olduğu ve tüm bu coğrafyada yaşayan Çingenelerin müziğini, bir sentez bütünlüğü içinde, aslolarak bu bölgenin yansıttığı değerlendirmesi, kitaptaki önemli tespitlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Çingeneler ve Müzik Toplulukları

Çingenelerden oluşan müzik toplulukları, kitapta beş ana grupta değerlendirilmekte: İnce Saz Takımları, Davul-Zurna Takımları, Caz Takımları, Konser-Stüdyo Takımları ve Kadın Müzisyenler.

Davul-zurna ile oluşan takımlar, yavaş yavaş ortadan kalkarken “ince saz” takımlarında icracı olmak son derece itibarlı. Yaklaşık 15-20 yıldan bu yana, “bateri, org, gitar, saksofon” gibi enstrümanların da eklendiği ve Roman havalarının yanında, popüler şarkıları ya da arabesk şarkıları da çalan topluluklara, “caz takımı” deniyor. 1910’lu ve ’20’li yıllarda, az sayıda Çingene müzisyenin oluşturduğu ve her tür müziğe eşlik eder nitelikteki “saz heyetleri”nde çalan Çingene müzisyenlerin sayısı, geçen yıllarla birlikte giderek artar. Yüzyılın başında kayıt teknolojisinin gelişmesiyle birlikte, müzik, bir başka boyuta, “stüdyo” ortamına taşınır ki, stüdyo müzisyenliğinin, sektör içindeki Çingene müzisyenler açısından konumu ve önemi büyüktür.

Kadın müzisyenler grubunda ise, “dömbelekçiler” ya da “devriyeci/sıracı” [2] olarak bilinen kadın müzisyenler yer almakta. Kitapta, dömbelekçilerin repertuvarının, bulundukları yörenin şarkılarıyla sınırlı olduğu; ama devriyeci kadın müzisyenlerin, “keman, ud, cümbüş, zilli def” gibi enstrümanları da kullanabilen, şarkı söyleyip dans edebilen kadınlar oldukları ifade ediliyor.

Batı Romanlarının, kendilerini en yakın hissettikleri müzikal alanlar: Rumeli türküleri, fasıllar, kanto ve arabesk. Bu dört alanın ardından, karşılamalar, horalar, zeybekler ve Orta Anadolu oyun havaları en çok icra edilen müziklerin başında geliyor. Çingeneler arasında bilinen oyun havaları ise, genellikle bir mesleğin adıyla anılıyor. “Kalaycı Romanı, Sepetçi Romanı” gibi… ve aslında ezgiler, birbirine çok benziyor. Kendi sözsüz müziklerine “Roman havası” , “Çingene havası” ya da “kerizci havası” adını verip, sözlü eserler için ise şarkı ifadesini kullanıyorlar.

devam edecek


Kaynak: Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu  http://www.bgst.org/bgst/default.asp


 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021