Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1758




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 47 müzisyen gazete okuyor
 
 
Berrin Karakaş
 
 
Yayımlanan Sayı :

Yemek kokulu müzik - 07.06.2006





Babylon tarihindeki en kokulu konser olan Matthew Herbert konseri, Türk insanı için biraz fazla deneysel kaçsa da, kuşkusuz bu zamana kadar yapılan konserler içinde en ilginçlerinden biriydi. Seyirciler bir yandan Herbert'in dağıttığı elmaları yerken, bir yandan da müziği dinlemeye çalıştılar. Bu durumda, tiyatrodan sinemaya, modadan fotoğrafa beş parmağında beş marifet şeklinde takılan Herbert'in 'Günün Yemeği' konseptiyle sunduğu performansının detaylarını Pera Palas'ta kendisinden dinledik.

- Elektronik müzikte son zamanlarda canlı performansların da önemli bir yeri var. Siz bu ikisini nasıl buluşturdunuz?

Müziğe ilk başladığımda 4 yaşındaydım, keman ve piyano dersleri alıyordum. 7 yaşımda bir korodaydım. 13 yaşımda da keyboard çalmaya başladım. İlk grubumu 25 yaşında kurdum. Bu iki enstrüman üniversiteye kadar benimleydi. Sonra üniversitede bir orkestraya girdim, 1940'ların şarkılarını çalıyorduk. İlk canlı sahne performansımı da 16 yaşında İsviçre'de verdim. Tura gitmiştik ve o ilk tecrübeyi asla unutmadım. Okulda elektro akustik besteler yapan bir hocam vardı. Sanırım onun da bu seçimde etkisi büyük. Bir de babamın etkisi var. BBC'de ses mühendisiydi ve müzik teknolojisiyle beni ilk kez o tanıştırdı. Ve üniversiteye geldiğimde kendi evimde küçük bir stüdyom olmuştu bile.

- Babylon'daki performansı nasıl buldunuz? İzleyicilerin tepkileri nasıldı sizce?

Biraz tuhaftı, insanlar sanki tipik bir club gecesi bekler gibiydiler. Ne yapmaya çalıştığımı çok anladıklarını sanmıyorum, bu yüzden biraz şaşırmış gibiydiler. Canlı çalmak başka bir şey. Bir de ben boş boş müzik yapmayı seven biri değilim. Yaptığım şeyin bir anlamı, bir içeriği olması lazım. İstanbul'da da ilk kez çalıyorum. 10 sene önce gelmiştim, fakat o zaman bu kadar Avrupa gibi değildi. Bayağı değişmiş.

- Elektronik müzik içinde böylesine deneysel performanslar sergileyen biri olarak, bu müziğin gelecekte nasıl olacağı hususunda neler düşünüyorsunuz?

Elektronik müzik olarak kategorize etmek ne kadar doğru bilmiyorum. Esas mesele enstrümanlar. Bugünün müziği caz, folk, rock, bir sürü türün karışımı. Belki de önemli olan bunları doğru ayırmak. Bir de son zamanlarda yapılan müziklere bakarsanız, hep birbirlerinin tekrarı olduğunu görürsünüz. Drum machines'ler, disco loop'lar, Ibiza... Mesela house müzik beni artık hiç heyecanlandırmıyor. Hiçbir sürpriz yok. Çok tembel bir müzik. Bu da ne müzikte, ne de hayatta kabul edebileceğim bir şey. Düşünsenize, binlerce insan bir müziğin etrafında toplanıyor ve böylesi bir ortamda politik anlamda söylenecek çok şey var ama müzisyenler kendi entelektüel deneyimlerini müziğe geçirerek bu insanlara aktarmıyorlar.

- Babylon performansı için insanlar bir club gecesi bekliyorlardı dediniz. Bir de club cenneti Londra'dan geliyorsunuz. Şu clubbing denen mesele için neler söyleyeceksiniz. Bu, gelip geçici bir tür moda mıdır?

Belki de evet. Hatta tükenmeye başladı bile. Avrupa'da bir sürü club kapanıyor. Pek çok magazin ve plak şirketi de öyle. Böyle bir periyoda girildi. Pek çok müzik artık çok anlamlı değil, çünkü içi boş. Bir de son iki yıldır büyük bir müzik savaşı var ki, bu da çok tehlikeli. Sonuçta kalıcı bir şey yok. İmparatorluklara bakın yeter. Osmanlı İmparatorluğu çöktü, Amerikan İmparatorluğu çökmek üzere. Bir de yakında gelecek olan Çin İmparatorluğu var.

Doğal Olan En Güzeli

- Gelecekte Çin'in gerçekten imparatorluk olacağına inanıyor musunuz?

Şu anda petrole bağlı her şey. Çin ya da Hindistan fark etmez ama görünüşe bakarsanız, Çin çok etkili. Londra'da elektronikten giysilere pek çok şey Çin malı.

- Hazır petrol demişken, Blair hakkındaki düşüncelerinizi de sorsak. Nasıl Londra'da Blair'in son durumu?

Herkes bıktı artık Blair'den. Artık bizi temsil ettiğini sanmıyor kimse. Tüm bu olup bitenler çok anlamsız. ABD ile yaptığı ortaklıklar İngiltere'de kimsenin hoşuna gitmiyor.

- 'Plat Du Jour/Günün Yemeği' projenizle neler söylemek istiyorsunuz peki?

Benim için yemek seçimi oldukça politik bir tavır. İnsanların aldığın ürünler ve yaptıkları seçimler bu anlamda çok önemli. Babaannenden kalan bir yemek tarifi ve hamburger arasındaki fark örneğin. Tüm bunlar insanların karakterini de belirliyor. Bir de bütün yiyip içtiklerimizin arkasında olup bitenler var. Kahve içmek mesela. Kahve endüstrisi petrolden sonra gelen ikinci büyük güç. Kahvelerin çoğu Vietnam'dan geliyor ve Vietnam Savaşı'nın da doğal dengeyi bozduğunu biliyoruz. Aslında tuhaf şeyler olmaya başladı. Mesela Londra'daki büyük marketler yavaş yavaş kapanmaya başladı. İlginç bir zaman başlayacak bence.

- Doğal olanları tercih etmek en güzeli ama o da para meselesi oldu artık. Market raflarında doğal ürünler en pahalı olanlar.

Ne kadar komik değil mi. Herkesin evinde kolayca yapabileceği bir ekmek mesela. Tavuk da öyle. Eskiden zengin insanlar tavuk yerdi. Şimdi tam tersi oldu. İşte tüm bunlar neden böyle bir performans yaptığımı da açıklıyor aslında. Konserde hep birlikte elma yedik örneğin ve Londra'da iki tür elma var. Yeni Zelanda ve Kaliforniya elması. Tuhaf değil mi? Bunlar da modern gerçekler işte.

- Peki siz kendinizi bu modern gerçeklerden ne kadar koruyabiliyorsunuz?

Gittiğimiz yerlerde kulise kola istemiyoruz mesela. Ya da burada sahneye çıkmadan önce Türk yemekleri yiyoruz. İnsanlarla birlikte Türk elması yiyoruz. Önemli olan söyledikleriniz zaten. Ve bunların sonucunda yazılanlar, konuşulanlar, tartışılanlar...

- Sahneye profesyonel şef çıkardınız bir de, resmen yemek yaptınız.

Kokular önemli. O kokuların söyledikleri de. Çikolatalı pan cake ve tavuk. Bunların hepsi paralel hikâyeler.

- Türk yemeklerini sevdiniz mi peki, sağlıklı şeyler mi yiyoruz sizce?

Türk yemekleri güzel. Çok sade. İlginç baklagiller var bir de. Kurufasulye mesela. Biz kebap yedik ve gerçekten beğendik. Hepsi de sağlıklı görünüyordu.
- Yemek yapmayı sever misiniz peki?

Çok zamanım olmuyor ama eskiden çok yapardım. İyi bir müzisyen, iyi yemek yapar bence. İkisi de farklı tatları bir araya getirmekle alakalı sonuçta. İkisi de yaratıcılık gerektiren işler.

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020