Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1748




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 53 müzisyen gazete okuyor
 
 
Elvan Duygu Gülay
 
 
Yayımlanan Sayı : 1191

Müzik, toplumsal farkındalıkların algılanmasında ne kadar etkilidir? - 21.03.2011





Müzik, toplumsal farkındalıkların algılanmasında ne kadar etkilidir? Bunu yazmadan önce müziğin insan ruhuna etkisini ifade etmek gerekir. Bu konuda yazılmış bir çok makale ve kitap var. Hepsinin de ortak noktası, müziğin insan bedeninde bir sistem üzerine etki ettiği, insanların davranışlarını ve fiziksel sağlıklarını değiştirebildiği yönündedir. Peki müzik bedenimizde nereyi, hangi sistemi etkiliyor da sözünü ettiğimiz reaksiyonlar oluşuyor? Bu konuyu oturup yeniden yazmaktansa zaten yazılmış olan bazı kaynaklardan aktarmak işi kısaltacak.

Beynimizdeki limbik sistem denen yer, müzi
ğin etkilerinin oluşup, ruh ve fiziksel hallerimizi değiştirmek için kullanılan bir laboratuvar sayılabilir. Bu sistem, beyindeki davranış ve heyecanlarımızı, temel biyolojik dürtülerimizi, belleğimizi ve öğrenmeyle ilgili bazı yapıların nöral mekanizmalarını içerir. Sevinç, keder, heyecan gibi duygu ve davranışlarımızı etkileyecek onları yönlendiren çeşitli olaylar, beyindeki limbik sistemin organizasyonu ile yaşamımızda değer kazanmaktadır. Bu nedenle etkileme gücü olan müzikal bir eser, limbik sistemin bu özelliklerini harekete geçirerek, bireyin motivasyonunda ve davranışlarında değişiklik meydana getirebilmektedir.

Müzi
ğin kendine özgü dili, yapısı ve anlatım öğeleriyle insanın duygu ve düşüncelerine seslendiği söylenebilir. İnsan tüm yaşamı boyunca doğadaki ses veren nesnelerle ilgilenmiş, nesnelerin görünüşlerinin yanı sıra, çıkardıkları seslere göre o nesneler üzerinde bir yargıya varmıştır. Böylece, sesleri tanıyıp anlamaya ve o sesleri kullanarak iletişim kurmaya çalışştır.

Müzik, bir kültürün sembolik anlatımı veya bir grubun ya
şam biçimidir. Bir ulusal milli marş ulusal bir topluluğun bütün üyelerine ait bir semboldür. Burada grup içerisindeki üyelerin ırkları, politik durumları veya inançları dikkate alınmamaktadır. Müzik karşısında verilen bazı fiziksel karşılıkların kendiliğinden kontrolsüz reflekslerden oluştuğu bilinmektedir. Örneğin; müzik dinlediğimizde aniden hızlanan bir pasaj sırasında nefes almamızın hızlandığını kaydedebiliriz. Bunlar arzu edilmeyen reflekslerdir.

Müzi
ğin duygusal etkileri hafif de olsa, belirli fizyolojik cevapları oluşturmaktadır. Örneğin, kan dolaşımında veya nefes alma sürecindeki değişiklikler burada söylenebilir. Müziğin ritmi kas faaliyetlerini uyarmaktadır ve bedensel hareketleri uyarmaktadır. Belirli ilkel danslar örneğin; savaş dansları fiziksel enerjiyi arttırmakta geliştirmektedir.

İnsanoğlunun müzikten ve seslerden bu kadar etkilenebilmesinin nedenine şöyle bir bakacak olursak:

"Kromozomlar içsel olarak DNA lazer radyasyonu kullanarak aynen holografik bilgisayarlar gibi çalı
şıyor". Bunun anlamı şu; deneylerde belirli frekans desenlerini lazer ışınına ayarlayıp bununla DNA frekansını etkilediler ve dolayısı ile genetik bilginin kendisini etkilediler. DNA-alkalin eşleri ve lisanın temel yapısı 1990 yılında Moskova da bir grup bilim adamı insan genomunun fazlaca biyokimya düzeyine indirildiği görüşü ile; insan DNA'sı üzerinde bir çalışma başlattılar. Bugüne kadar oluşmuş olan Ortodoks düşünce tarzının birçok bilgiyi "gizlediğini" fark etmişlerdi.

Bu grupta ço
ğunluğu Rus bilim akademisinden olan üstün yetenekte bilim adamları vardı. Tanınmış Lebedev Enstitüsünden Fizikçilerin dışında moleküler biyolog, biyofizikçi, genetik uzmanı, embriyolog ve dilbilimci de bulunuyordu. Projenin yönetimi bir biyofizikçi ve moleküler biyolog olan Dr. Pjotr Garjajev, kendisi Rus bilim akademisinin olduğu kadar New York Bilim akademisinin de bir üyesidir. 1990'dan bu yana oluşturulan bu projenin neticesinde Moskovalı grup devrimci bir farkındalıkla karşılaştı bu durum bizim DNA ve insan genetiğine olan anlayışımıza yepyeni bir ışık tuttu.

DNA'mızın sadece %10'nunu protein olu
şturmakta kullanırız diğer %90'nı işe yaramaz DNA diye kabul edilir, oysa bu Rus araştırmacı grup doğanın aptal olmadığına inanarak araştırmaları başlattı ve neticeler devrim yaratacak nitelikte.

DNA'mızın alkalinlerinin bildi
ğimiz normal lisanda kullanılan grameri takip ettiğini ve aynen lisanlarımız gibi kalıpsal kuralları olduğunu keşfettiler.
Bu ara
ştırmacı grup aynı zamanda DNA'nın titreşimsel tabiatını da inceledi. Kısaca özetlemek gerekirse "yaşayan aynı olduğuna göre, DNA'yı deşifre etmeye gerek yok. Basit bir şekilde insanın kullandığı lisandaki kelime ve cümleleri kullanabilirsiniz. Yaşayan dokudaki DNA maddesi, eğer gerekli frekanslar kullanılırsa, lisana - ayarlanmış lazer ışını ve hatta radyo dalgalarına her zaman tepki verecektir. Bu ise düşünce ve kelimelerin, cümlelerin, enerji çalışmalarının neden hayatımızı etkileyebildiği ve neden iyileştirici neticeler elde edildiğini açıklamakta. Batılı araştırmacılar DNA sarmalımızdan tek genleri keserek atıp başka yerlere yerleştirirken, Ruslar ayarlanmış radyo ve ışık frekansları ile hücre metabolizması nı etkileyerek genetik yanlışlıkları düzeltiyor.

Garjajeva'nın ara
ştırma grubu bu metotla X ışınının zarar verdiği kromozomların onarılabilineceğini ispat etti. Hatta belirli bir DNA'nın bilgi desenini yakalayıp başka birine aktardılar, böylece hücreleri başka bir genoma programladılar. Mesela kurbağa embriyosunu salamander embriyosuna, sadece DNA bilgi deseninin frekansını ileterek aktardılar. Böylece tüm bilgi kesip biçme olmadan dolayısı ile hiçbir uyumsuzluk ve yan etki oluşmadan aktarılmış oldu. Tüm bunlar sadece vibrasyon ve lisan kullanarak yapıldı. Spritüel öğretmenler bedenlerimizin kelime, düşünce, ses ve titreşimlerden etkilendiğini ve tekrar programlanabildiğini asırlardır bilirler ancak bunun bilimsel olarak ta ispat edilmesi yolumuza daha da somut bir ışık tutmakta."

Müzi
ğin bu yol ile bizi nasıl etkileyebildiği ortadadır.

İşin fiziği, kimyası böyle...

*

Ayrıca müzi
ğin fiziği, kimyası dedikten sonra, müziğin toplum yapısı ile olan bağlantısını da yazalım. Etnomüzikolojist Dr. Yıldıray Erdener den alıntı yaparak yazacağım, şöyle diyor:

"Birbiriyle kom
şu olmayan, hiç bir kültür alışverişi ve etkileşimi olmayan ama buna karşın toplum yapıları birbirine çok benzeyen ülkelerin müzik yapma alışkanlıkları ve şarkı söyleme biçimleri de birbirine çok benzemektedir. Alan Lomax ve arkadaşlarının bir incelemesine göre, bir ezgide kullanılanbüyük ya da küçük aralıkların, çalgı sayısının ve ezgiyi süsleme derecesinin ekonomik yapı ile olan ilişkileri büyüktür.

Evlilik öncesi cinsel ili
şkilerin kesinlikle yasaklandığı toplumlarda karışık korolara rastlanmamakta, şarkılar genellikle yüksek perdeden sıkıştırılmış bir sesle söylenmekte ve şarkılarda daha çok e-i, e-ü gibi sesli harfler yeğlenmektedir. Cinsel yasakların ve tabuların olmadığı, kadın erkek ilişkilerinin yumuşak olduğu toplumlarda karışık koroların yanında, a-ı-o-u gibi sesli harfler yeğlenmekte, şarkılar genelde kalın perdeden, yumuşak, açık bir sesle bastırılmadan ve zorlanmadan söylenmektedir."

Toprakla u
ğraşıyor olmak ya da sanayi toplumunda yaşıyor olmak bile müzik kültürünü değiştirir. Tarlada çalışan insanlar genellikle aile içinde kalan ilişkilerinde müzik icrasını tek seslilikle yaparlar.

Tarlaya gitmede saata ba
ğlı olmayan insanın rahatlığı ile, fabrikaya hep aynı saatta koşmak zorunda kalan sanayi toplumu insanının arasında ritmsel bir fark vardır. Bir tarlada çalışan on kişiden beşi o anda çalışmasa karmaşa olmaz ama bir fabrikadaki işçilerin yarısı çalışmasa o anda sistem kilitlenir.

Fabrikadaki i
şçilerin çalışma prensiplerine kesinlikle uymak zorunda kalmasını, bir orkestranın çalışına benzetmek mümkündür. Orkestradaki elemanlardan biri çalmazsa her şey alt üst olacaktır. Bir arada ve ritmik çalışma gerektiren bir fabrikada çalışanların yaratacağı müziğin çok sesli olacağı açıktır. Yaşam kalitesi ve tarzının müziğe böyle direkt bir etkisi vardır.

Nüfusunun ço
ğunluğu tarımla uğraşan bir ülkede çok sesli müzikle bir mesaj vermek oldukça zordur. Kendi bağrından çıkmış, onu yansıtan müzikle istenen mesajlar verilebilir. Türkülerimiz de içimizden çıkmış, katıksız saf değerler değil midir? Bizi bize anlatır, ifade ederler.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019