Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 17 müzisyen gazete okuyor
 
 
Seval Deniz Karahaliloğlu
 
 
Yayımlanan Sayı :

Denizde Caz Başkadır - 27.11.2006





Caz her daim büyüleyici. Hele yaz akşamları, püfür püfür esen imbat rüzgarlarına karşı körfezde turlayan bir gemideyseniz. Cazın baş döndüren tınılarına, denizin yumuşak çalkantısı da eklenince dinlenen konser tek kelime ile unutulmaz oluyor. İzmir Sanat’ın düzenlediği, imbatı ile cazı bir araya getiren ve artık her yaz gelenekselleşen caz akşamları, bu yıl Bergama gemisinde, Kerem Görsev, Volkan Hürsever ve Ateş Tezer’in verdiği konserle başladı. Bu konserler, caz severlere iki doyumsuz zevki bir arada tatma imkanı veriyor. Deniz ve Caz. Ve tabii, cazın en iyi isimlerinden olan Kerem Görsev, Volkan Hürsever ve Ateş Tezer’i bir arada dinleme zevki. Hazır üç ünlü caz ustasını bir arada yakalayınca, imbatın serinliğinde koyu bir sohbete daldık. Deniz üzerinde caz yapmanın dayanılmaz hafifliğinden, Türkiye’deki caz müziğinin durumuna, ustasından ‘rafine caz tariflerinden’, Kerem Görsev’in Eylül ayında piyasaya çıkacak olan yeni albüm çalışmasına kadar bir dizi konuyu körfeze karşı konuştuk.

SDK - Konu denizden açılmışken, bu deniz üzerinde verdiğiniz ilk konser mi?

Kerem Görsev - Daha evvel İstanbul Boğazı’nda Savanora’ da ve özel bir teknede çalmıştık. Yani, bu deniz üzerinde ilk çalışımız değil fakat İzmir’de ilk defa deniz üzerinde çaldık. Her şeyden önce, burada İmbat var ve imdadımıza yetişiyor. Deniz üzerinde konser vermek, klasik konser salonlarında konser vermekten farklı. Oradaki teknik donanım burada mevcut olmadığı için konser salonundaki o ses kalitesi olmuyor ve bütün sesler açık havaya gidiyor. Konser salonlarının bambaşka özellikleri var. Her şeyden önce büyük konser piyanoları var ve ses geri döndüğü için zengin bir akustik söz konusu. Ama deniz üzerinde konser vermenin de zevki başka tabii...

Ateş Tezer - Ben İzmir’in imbatını akşamüstünü ve güneşin batışını çok severim. Bu insanda, inanılmaz güzel duygular yaratır. Bu nedenle, denizde çalmak müzikle özdeşleşebilecek özel bir durum yaratıyor.

SDK - Klasik sorudur, hep sorarlar ya, caz sizce nedir diye? Deyim yerindeyse, biz de sizden ‘ustasından rafine bir caz’ tarifi isteyebilir miyiz?

Kerem Görsev - Aslında, olaya caz müziği değil de müzik olarak bakmak lazım. İnsana hayaller kurduran ve düşünmeye sevk eden müzik, doğru müziktir. Ben caz ve klasik müzik dinliyorum. Başka müziklerle ben o hayalleri kuramıyorum. Demek ki benim için doğru müzikler bunlar. Caz müziği, klasik müzikten sonra, 1870’lerde blueslarla başlamış. Ondan sonra gelen müzik türleri de caz müziğinin küçük küçük damarlarından oluşan müzikler. Ben geleneksel Amerikan cazını seviyorum ve onu yapmaya çalışıyorum, ama onu taklit etmiyorum. O ritmik öğeler ve o armoni sisteminin üzerine 21. yüzyılda ne yaşıyorsam melodileri ona göre harmanlıyorum.

Ateş Tezer - Caz esasında çıkışı itibariyle, yeni kıtanın müziği. Özellikle, Afro-Amerikan kültürünün içinden çıkmış, Afrika kökenli Amerikalıların ürettiği ve artık bütün dünyaya mal olmuş olan evrensel bir müzik türü. En büyük özelliği belli bir formasyon içersinde doğaçlama içermesi. Ama bugün müziğin dili dünyanın her yerinde aynı. Bugün Avrupa’nın herhangi bir şehrine gitsek, oradaki müzisyenlerle aynı repertuarı muhtemelen biliyor olacağız.. Caz, bugün var olan bir çok popüler müzik türünün başlangıç noktası yani, anası durumunda. Ben davulcuyum ve belli bir geleneğin içinden geliyorum. Bu bir sanat ama işin bir de zanaat yönü var. Bu nedenle, çalan insanın belli bir eğitimden gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Burada belli tınılar, dokunuşlar, sistemler. Bunu bizden önce birileri, belli kurallar haline getirerek somutlaştırmışlar. Bu nedenle ilk önce, bunları öğrenmek ve sindirmek gerekiyor.

Volkan Hürsever - Benim için caz 1950 ile 1970’li yıllar arasında yapılan müziktir. Beebop, swing’tir. Ben bunu dinlemeyi ve çalmayı seviyorum.1999 senesinde, bütün dünyada üst düzey yönetici adayları için yapılan bir workshop’da çalmıştık. Orada konu, ‘bireysel yaratıcılık ve grup çalışmasıydı’. Bunun için caz müziğini örnek göstermişlerdi. Bu çok ilginç gelmişti bana. Çünkü cazda, çok katı formlar içinde yapılmasına rağmen bireysel bir yaratıcılık, bir özgürlük ve grup çalışması var. Dolayısıyla, caz bir takım oyunu, hem de bireysel bir oyun. Herkes burada tek başına kendi sololarını çalıyor, hem de takım halinde bir şeyler yaratabiliyor.

SDK- Son Yıllarda caz müziği Türkiye’de giderek daha popüler hale geliyor değil mi?

Kerem Görsev - Türkiye’de caz çalışmaları iyi gidiyor. Akbank Caz Festivali, İş Sanat, Cemal Reşit Rey, İş Sanat’ta verilen konserler ve kişisel konserler organize ediliyor. Yani, caz aldı başını gidiyor. Eskiden caz müziği dinleyecek yer bulamazdık. Şimdi, Nardis, Babylon gibi kaliteli müzik dinlenen seçkin caz klüpleri var. Her şeyden önce, İstanbul, İzmir ve diğer kentlerde düzenli olarak gerçekleştirilen caz festivallerini izlemek mümkün. Festivaller, konserler, plaklar derken, caz etkinlikleri 365 güne yayıldı diyebiliriz.

Volkan Hürsever - Ben Mimar Sinan Üniversitesi konservatuar bölümü mezunuyum ve o zamanlar, okulda caz çalmak yasaktı. Seneler sonra, artık Türkiye’de bir caz okulu var. Ben, Bilgi Üniversitesi, Kontrbas Bölümünde hocalık yapıyorum. Şu anda okula devam eden 100 öğrenci bulunuyor. Geçen sene ilk mezunlarını verdi. Bir davulcu mezun oldu, şimdi klüplerde ve festivallerde çalıyor. Bir piyanist öğrencimiz Berklee’e gitti. Okul esas mezunlarını bu yıl verecek, bakalım onlar ne yapacak. Evet, eskiden ‘akmasa damlar’ diyorduk ama artık caz müziği ‘damlamıyor akıyor’. Gerçekten güzel şeyler oluyor.

Ateş Tezer - Türkiye, son 20 yıldır dünyanın en büyük cazcıları kim varsa gördü. Hala da geliyor. 20 yıl önce biz dinleyecek caz plağı bulamazdık bırakın birini seyretmeyi. O anlamda iyi bir yerdeyiz ama Türkiye’de yapılan cazdan bahsediyorsak, 40-50 kişi bu işten zar zor ekmek yiyor. Çoğu, başka işler yaparak hayatlarını desteklemeye zorundalar. Yani, mesela Sting’i getirip o kadar parayı ona vereceklerine, bize verseler de kış boyunca caz yapsak diyorum.  (Gülüşmeler)

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019