ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 20      Sayı: 2004
Şu an 14 müzisyen gazete okuyor
Müzik ON OFF

Günün Mesajları


♪ Bir 24 Kasım günü çıktığımız yolda, uzun sayılabilecek bir yolculuğun ardından 20. yılımıza ulaştık. Sosyal Sorumluluk Projesi olarak üzerimize düşen sosyal sorumluluğu yerine getirerek, ilgi görerek, takdir toplayarak bugüne geldik. 

Mavi Nota e-Müzik Gazetesi bugün 20. yaşını kutluyor.
editör - 24.11.2025


♪ Kültür bakanlığı sınavında. Ankara thm koro şefi kızını aldı. Urfa korusu şefi kayın biraderini aldı. İstanbul korosu şefi oğlu ve yeğenini aldı. ilginizi çekerse detay verebilirim
ttnet arena - 09.07.2024


♪ Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygı ve minnetle anarken, ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılını en coşkun ifadelerle kutluyoruz.
Mavi Nota - 28.10.2023


♪ Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri Müzik Bölümlerinin Eğitim Programları Sorunları
Gülşah Sargın Kaptaş - 28.10.2023


♪ GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE!
Mavi Nota - 07.02.2023


♪ 30 yıl sonra karşılaşmak çok güzel Kurtuluş, teveccüh etmişsin çok teşekkür ederim. Nerelerdesin? Bilgi verirsen sevinirim, selamlar, sevgiler.
M.Semih Baylan - 08.01.2023


♪ Değerli Müfit hocama en içten sevgi saygılarımı iletin lütfen .Üniversite yıllarımda özel radyo yayıncılığı yaptım.1994 yılında derginin bu daldaki ödülüne layık görülmüştüm evde yıllar sonra plaketi buldum hadi bir internetten arayayım dediğimde ikinci büyük şoku yaşadım 1994 de verdiği ödülü değerli hocam arşivinde fotoğraf larımız ile yayınlamaya devam ediyor.ne büyük bir emek emeği geçen herkese en derin saygılarımı sunarım.Ne olur hocamın ellerinden benim için öpün.
Kurtuluş Çelebi - 07.01.2023


♪ 18. yılımız kutlu olsun
Mavi Nota - 24.11.2022


♪ Biliyorum Cüneyt bey, yazımda da böyle bir şey demedim zaten.
editör - 20.11.2022


♪ sayın müfit bey bilgilerinizi kontrol edi 6440 sayılı cso kurulrş kanununda 4 b diye bir tanım yoktur
CÜNEYT BALKIZ - 15.11.2022


Tüm Mesajlar

Anket


Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz


Yazılar


12 Mart’ın yıldönümünde Suna Kan’ı anmak!Sayı: 2004 - 13.03.2026


Dün, 12 Mart 1971 gerici muhtırasının 55. yıldönümü idi. Medyadan takip ettiğim kadarıyla, ülkenin gündeminin ağırlığından olsa gerek birkaç yazar çizer ya da siyasetçi tarafından pek kimsenin aklına gelmedi 12 Eylül’e giden yolların parke taşlarını döşeyen gerici muhtıranın yıldönümü.

 

Bu yazımda12 Mart gericiliğine geleneksel müziğimizi alet etmek isteyen bir Kültür Bakanına direnen, Atatürk ilke ve devrimlerinin yılmaz sunucusu bir ‘devlet sanatçısı’nın, Suna Kan’ın nasıl direnç gösterdiğini ve o Kültür Bakanı’na, Talat Halman’a, dolaysıyla Nihat Erim başkanlığındaki 12 Mart hükümetine nasıl geri adım attırdığını yazacağım.

 

Bu konuda pek çok kaynakta dağınık bilgiler var. Bu bilgileri başka bilgilerle harmanlayarak bir özet çıkaracağım bu yazımda.

 

Batı emperyalizmine savaş açmış bir kişi olarak Atatürk’ün Batı’ya yönelimini Batı’nın medeniyetine hayranlık ifadesi olarak görmemek gerekir. Atatürk Batı’yı ‘Batı’ yapan düşünüş biçiminin kaynaklarına, tekellerine uzanmak istemiştir. O da aklın kılavuzluğunda bilimsel düşünüştür. Yani kuşku duyan, sorup soruşturan, eleştiren, araştıran, aklını kendine kılavuz ederken gözlemler, deneyler yapan, deneylerin verilerini aklın ışığında değerlendiren Batılı düşünce. 

 

Atatürk’ün Batı kültürüne yönelirken göz önünde tuttuğu şudur: “Kültürün gelişerek en yüksek düzeye ulaştığı Batılı toplumlara temel olan bilimsel görüşlere varmak, o temel üzerine Türk kültürünü oturtmak ve böylece o kültür düzeyinin üstüne çıkmak.” Çünkü Atatürk’e göre, “uluslar çeşitli olsa da uygarlık tektir ve ilerlemek için bu kültüre katılmak gerekir.” 

 

Atatürk döneminde gerçekleştirilen devrimler, yeni cumhuriyetin batı medeniyetine dönük yüzünü göstermesi anlamında kurulan-oluşturulan-yapılandırılan kurumlar bağlamında, dönemin koşullarına göre oldukça önemli kazanımlar elde edildiği gerçeği ortadadır. En azından son 700 yıldan beri batı müziğinde gerçekleşen büyük değişim ve gelişim göz önüne alındığında, bu dönemler içinde ve Cumhuriyet’e kadar uzanan yıllar süresinde, büyük değişim ve ilerleme gösteremeyen ve sürekli kendini tekrar eden süreçle devam eden Türk müzik yaşantısının, Cumhuriyet dönemiyle birlikte büyük bir dinamizm içinde yeniden yapılanışı sayesinde uluslararası sanat alanında önemli bir noktaya ulaşıldığı görülmektedir. Müzik devrimi de işte bu açıdan bakıldığında, dönemin siyasal anlayışı açısından, bir çağdaşlaşma aracı olarak ele alınmıştır. Fakat bu yeniden yapılanış sırasında oluşan yanlış anlamaların, hiçbir anlamı olmayan yasaklamaların, ayak diremelerin, kraldan fazla kralcı olmaların, müzik devriminin Atatürk’ten ve amacından saptırıldığının açık delilidir.

Çok partili sisteme geçiş süreci sonucu 14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle, Ankara ve İstanbul Radyosu’nda faaliyet gösteren Geleneksel Türk Müziği Korolarının ‘klasik koro’ adı altında ‘Unison Koro’ olma özünden uzaklaştırılarak, hadi kibarca söyleyeyim liberal bir yaklaşımla yeni bir yapıya büründürülürken, ülkedeki, Atatürk’ün fikirlerine danıştığı, tartışarak sonuca vardığı müzik eğitimcileri tarafından önerilerek ‘Tevhidi Tedrisat’ta uygulamaya koyduğu müzik eğitimi, çağdaş sürecinden koparılıp zayıf bir eğitime ve gerici bir yapıya dönüştürülmesi, ülkemizin Çağdaş Müzik Devrimine ilk vurulan darbelerdi.

 

İlerleyen süreçte Atatürk’ün TBMM konuşmasında söylediği gibi; “...kişilere basit ve geçici bir heyecan verecek müzik” yerine, “...yüksek duygularımızın, hayatlarımızın ve anılarımızın ifadesini bulan bir müzik istiyoruz” ifadesinde yerini bulan müzik devrimi es geçilmiş, hatta “Türk Müziği radyolarda yasaklanmıştır” gibi asılsız, tamamen kilükâl dedikodularla Türk Müziğinin çağdaşlaşmasının önünde büyük engellerle durulmuştur.

 

1960’larda 27 Mayıs Devrimi’nin getirdiği sosyal ilerleme rüzgârının etkisiyle yeniden gelişme sürecine giren Çağdaş Türk Sanat Müziği, Suat Sayın’ın ilk arabesk bestesi ile 1965 yılında karşılaşmıştır. Halk tarafından da geçici bir heyecanla karşılanan Suat Sayın besteleri çok sevilmiş ve bu şekilde 12 Mart günlerine gelinmiştir!

 

12 Mart 1971 gerici muhtırasının verilmesinden bir süre sonra Nihat Erim hükümeti kurulur. Başbakanlık koltuğuna oturan Nihat Erim o güne kadar hiçbir başbakanın aklına gelmeyen Kültür Bakanlığı’nı kurar. Amerika Birleşik Devletleri’nde ikamet eden ve edebiyat yazıları ile tanınmış Talat Halman’ı da Kültür Bakanı olarak atar. Talat Halman Kültür Bakanı oluşunun hemen akabinde, 13 Aralık 1925 tarihinde yürürlüğe giren 677 sayılı Devrim Kanunu gereği Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu çerçevesinde kapalı bulunan Galata Mevlevihanesi’nin Sema gösterileri için açılmasının kararına imza atar. Aralık 1971’de ise Devlet Konser Salonu olarak adı geçen Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası salonunda “Itri Gecesi” adı altında bir Klâsik Türk Müziği (alaturka) Konser düzenlenmesi talimatını verir.

 

Tabi bu konsere karşı çıkanlar olur ve bu karşı çıkışlar Kültür Bakanı Talat Halman tarafından önemsenmez.

 

İşte bu aşamada Atatürk ilkelerinin yılmaz savunucusu Devlet Sanatçısı Suna Kan, Milliyet Gazetesi vasıtası ile Kültür Bakanı Talât Halman’a konu ile ilgili bir açık mektup yazar:

 

TALÂT HALMAN’ A AÇIK MEKTUP!


Sayın Halman, Kültür Bakanlığı’na geldiğinden beri hemen her sanat dalında çeşitli komisyonları toplamış, çeşitli adımlar atmıştır. Sayın Bakan, müzik dalında ise sadece “tek ses” in uzman ve temsilcileriyle görüşmüş ve bu görüşmelerin elle tutulan ilk meyvesi ‘alaturka’ denen türün öğrenimini yapacak bir Devlet Konservatuarı’nın açılacağı müjdesi olmuştur. Bakan’ın herhalde ömrünün büyük bir kısmı yurt dışında geçtiği için, Türkiye’nin gerçeklerinden haberli olmadığını, memleketinin pek çok konusuna yabancı bir turist gözüyle baktığını sanıyorum ve üzülüyorum. Turistler egzotik Türkiye’yi elbette modern Atatürk Türkiye’sinden daha ilginç bulurlar. Fesli, çarşaflı insanları, şapkalı, mantolulara tercih ederler, mehter takımını bandodan çok severler. Başında kavukla divan müziğinden örnekler sunan birisi, beş dakika için onlara İdil Biret’in piyanosundan, Suna Korat’ ın Lucia’sından daha ilginç gelebilir. Bir Mevlevî âyini yabancılara unutulmaz dakikalar yaşatabilir. Ama bizim 1923’ten beri Osmanlılıkla ilgimiz kalmamıştır. Atatürk’ün söylediği gibi ‘vücutlarımız şarkta ise, fikirlerimiz garba dönüktür.’ Cumhuriyet’in bir kültür bakanı turist eğlendirmek için nasıl ’teaddidü zevcâda’, hareme fetva veremezse, Atatürk’ün diğer devrimlerine de aykırı davranamaz. Türkiye’yi yabancılara Osmanlı artığı çehresiyle tanıtamaz. Tek sesin eğitileceği bir Devlet Konservatuarı açmak, Devlet Konser Salonu’ nda sazlı sözlü bir ITRÎ gecesi, Galata Mevlevîhanesi’nde haftada bir defa Mevlevî âyini düzenlemek, İngiliz Kraliçe’sinin huzurunda kavuklu kişilere alaturka konser verdirmek (İngiliz Kraliçesi’nin karşısına Atatürk Türkiyesi’nde sanat temsilcisi olarak divan müziği örnekleriyle, başında kavuk, Münir Nureddin Selçuk’u çıkarılmıştır), hem Atatürk’ ün devrimlerini zedeler, hem de Kemalist Türkiye için kötü bir propagandadır. Genç bir Kültür Bakanı’nın bu davranışının daha büyük yetkililerde henüz bir tepki uyandırmadığını görüyorum ve dehşete düşüyorum. Atatürk, zaviye ve tekkeleri kapatmıştır. Halman, Galata’dakini açıp, içinde âyin yaptırma teşebbüsündedir. Atatürk devletin resmî müziği olarak çok sesli müziği kabul etmiş, konservatuvarlarda yalnız bu tekniğin öğretilmesine karar vermiştir. Muzıka-i Hümâyûn’un tek ses bölümünü dağıtmış, Devlet Senfoni Orkestrası’nı kurmuştur. Halman, devlet salonlarında alaturka konser verdirmek, tek sesin öğretildiği bir konservatuvar açmak hevesindedir. Bu iki kişinin ikisini birden doğru saymak mantık kurallarına aykırı düşer. Atatürk doğruysa Halman’ın yanlış, Halman doğruysa Atatürk’ün yanlış olduğunu kabule mecburuz. Ben ilk teze inanıyorum ve diyorum ki, Sayın Halman eğer siz burada Atatürk devrimlerine ters düşecek yerde bir an önce geldiğiniz yere döner de eskisi gibi şiir yazmağa, edebiyatımızın değerli örneklerini her zamanki gibi ustalığınızla İngilizceye çevirmeye devam edersiniz, Türk kültürüne hizmetiniz gerçekten büyük olacaktır. Sahnesinde Beethoven’in, Brahms’in, Bartok’un, Erkin’in, Rey’in, Saygun’un eserlerini çaldığım Devlet Konser Salonu, emrettiğiniz gibi müzelik eserlerle 22 ve 23 Aralık tarihlerinde tek sesin temsilcileri işgal ederse, naçiz şahsıma tevdî edilmiş olan ‘Devlet Sanatçılığı’ ünvanını size gönül ferahlığıyla iade edeceğimi bilmenizi isterim. Atatürk devletinin temelinde yatan prensipler zedelendiği gün, esasen benim gözümde böyle bir ünvanın değeri ve şerefi de kalmaz.

Suna Kan

 

Özel yasa ile yurt dışına müzik eğitimi için gönderilmiş ve müzik eğitimini Ankara  Devlet Konservatuarı’nda tamamlamış Keman sanatçısı Suna Kan, Başbakan Nihat Erim’e eşi Faruk Güvenç vasıtası ile gönderdiği mektupta; “İş ne Itri meselesidir, ne Devlet Konser Salonu’nda alaturka konser vermek meselesidir. Mesele kökünden Atatürk devrimleriyle sıkı sıkıya ilgilidir” diyordu. 

 

Sonra ne mi oldu?

 

Itri Konseri Devlet Konser Salonunda yapılamayarak bu gelişmeler karşısında çok üzülen koro şefi İsmail Baha Sürelsan’ın geçirdiği rahatsızlık üzerine gecikmeli olarak özel bir salonda icra edildi. Bundan takriben beş yıl sonra 24 Şubat 1977 tarihinde Nevzat Atlığ yönetimindeki İstanbul Klâsik Türk Müziği Korosu Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (Devlet Konser Salonu) Salonunda bir konser gerçekleştirdi. 2012 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün himayesinde İstanbul Tarihi Türk Musikisi Topluluğu tarafından Ankara’daki devlet Konser Salonunda bir Itri Konseri düzenlendi. Bazı akademisyen müzikçiler bu konseri tarihi belge olarak niteledi.

 

Devlet Sanatçısı Suna Kan’ın 1971’deki direncini kırdıklarını, bu yoldaki rövanşı aldıklarını zannedenler oysa en büyük kötülüğü geleneksel müziğimize yapmışlardı.

 

12 Mart gerici darbesinin de yol vermesiyle 1970’lerin ortasında bütünüyle siyasal bir kart olarak masaya sürülen Itri Konseri ve benzeri uygulamalar, bütünüyle kültürel anlamda Atatürk’ün Çağdaş Türk Sanat Müziği Devrimi’ne karşı oluşturulmuş bir gerici yapılanmanın uygulama alanı olmuştur. 2026’da bu uygulama alanının oluşturan büyük fotoğraf halkın gustosunun ve yaşam biçiminin ‘arabeskleşmesi’ üzerine daha net bir şekilde görülmektedir. Zira geleneksel müzik üzerinde uygulama alanına konulan bu siyasi karşı atak 70’li ve 80’li yıllara hakim soğuk savaş sisteminin kullanışlı aparatı olmaktan başka bir işe yaramayacağı açıktır ve hiçbir meşruluğu da yoktur.

Müzikal gusto açısından meseleyi değerlendirirsek, Geleneksel Türk Sanat Müziği’nin ulusal marşımız ve müzik kaynağımız olarak kabul eden, batı ve geleneksel Türk Müziği’nin birbiri ile geçişkenliği doğrultusunda ‘her tür müziği severim’ biatını kriter olarak kabul etmiş zevkler, Atatürk’ün müzik devrimini olmazsa olmazı olan Çağdaş Türk Müziği ile Geleneksel Müziğini kısa devre yaptırtmanın yolunu bu şekilde bulmuşlardır. Ve bu durum az gelişmiş ülke aydınlarının büyük hatası ve düştüğü tuzaktır.

12 Mart gericiliğinin ülkemiz yaşamına dahil edilişinin 55. yılında bu gerici yapılanmaya dirençle karşı koyan 11 Haziran 2023 tarihinde 87 yaşında yitirdiğimiz merhum Keman sanatçımız Devlet Sanatçısı Suna Kan’ı saygı ile anıyorum.

Ruhu şâd olsun!

 

Müfit Semih Baylan

Editör

 

 

 


Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.