Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1770




5 Ağustos 2020 tarihinde yapılacak olan CSO Stajyer sanatçı sınavı şartnamesi hükümleri, CSO gibi standardı yüksek bir orkestraya stajyer sanatçı seçmek için yeterli midir?

Yeterlidir.
Yeterli Değildir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 26 müzisyen gazete okuyor
 
 
Orhan Kahyaoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 481

Pan ve müzik yazarı Spatar - 22.01.2008





Pan Yayıncılık, 2006'da 20. yaşını kutladı. Türkiye'de kitap yayıncılığının, tek başına dramatik bir tabloyu temsil ettiği konusunda herkes hemfikir. Yaklaşık on yıldır, büyük sermaye gruplarına yaslanan yayınevlerinin sayısında biraz artış olsa da. Pan, bu noktada yirmi yıldır, artı bir sorunu daha yaşıyor. Onların hedefi müziği okutmak. Hem de, müziğin güncel popülerliğini hiç gözetmeden. İşte Pan, bu yüzden, bildiğimiz yayıncılık politikalarının da yapısı gereği güncelliğin dışında durarak varoluşunu sürdürdü. Müzikte, tutucu bir tavrın hep dışında durdu. Klasik Türk Musikisi'nden Klasik Batı Müziğine, Türk Halk Müziği'nden Türk Pop Müziği'ne Elektronik Müzik'ten Modern ve Etnik Müziklere çok sayıda türü, müzik politikasının özgün parçaları kabul etti. Müzik merkezli incelemelerin yanında özgün deneme kitapları da yayımladı.

Bu işin zorluklarına katlandı. Popüler bilimler, tarih, felsefe ve edebiyat kitapları da çıkardı. Ama bunlar müziğin yanında yine de azınlıkta kaldı. Pan, müzik okuma kültürü ve yayımcılığıyla özdeşleşti. Hem de değindiğimiz yayın çizgisinden, politikasından hiç ödün vermeden.

Dolayısıyla Pan, Türkiye'deki birçok müzik araştırmacısının merkezi, durağı durumuna geldi. Müzik üzerine yapılan her özgün çalışmanın kolayca ulaşabileceği bir kurum oldu. Pan'ı bu noktaya taşıyan iki isim Işık Tabar Gencer ve Ferruh Gencer. Bu çift, yayınevlerinin 20. yılı dolayısıyla 20. Yıl Pan'a Armağan adıyla yine orijinal bir kitaba imzalarını attılar. Pan ailesinin üyeleri olarak düşünebileceğimiz; kitapları ve çevirileriyle yirmi yıl içinde yayınevine katkıda bulunmuş ya da bu yayıneviyle gönül bağı olan yirmi üç yazarın yeni makaleleri bu armağanda bir araya geldi. Bülent Aksoy, İrkin Aktüze, Cem Behar, Kriton Dinçmen, Melih Duygulu, Yalçın Tura, Doğan Hızlan ve Evin İlyasoğlu, bu armağan kitaba katkıda bulanan isimlerin yalnızca birkaçı. Bu armağan kitabın fikir babası olan Ralf Martin Jäger'de bir makalesiyle kitaba katıldı. Ağırlıklı akademik çalışmalardan oluşan bu kitabın, müziğin birçok alanında önemli bir başvuru kaynağı olduğu inancındayız. Öte yandan, bu kitap Pan'ın yayıncılık politikasının önemli bir panoramasını sunuyor.

Birbirinden değerli kitaplar

Pan, müzik yayıncılığında birçok ilkin de öncüsü olmuştur. Yayınevinin yeni kitabı, bu noktada enteresan bir örnek. Türkiye'deki sol siyasal kültürün, hep geri planda duran, ama özel öneme haiz isimlerinden M. Halim Spatar'ın Müzik Yazılarım adlı yapıtıdır bu. Spatar, Türkiye'de komünist kimliğinin yanında, müzik sanatıyla özel ilgisi, araştırmaları olan nadir isimlerdendir. Spatar, 1970'li yılların sonlarındaki sol siyasal ortam içinde TİKP'in üst düzeydeki isimlerinden biriydi. O da birçok politik aydın gibi 12 Eylül 1980 darbesinin ardından 1981-85 yılları arasında cezaevinde yattı. Sonraki yıllardaysa daha çok aydın kimliğinden ödün vermeyen, bağımsız bir yazar ve çevirmen olarak tanındı. Klasik Batı Müziği onun özel bir ilgi alanlı olsa gerek ki; bu türdeki birbirinden önemli birçok kitabı ülkemize tanıttı. Örneğin, ünlü Sidney Finkelstein'in Müzik Neyi Anlatır ve Besteci ve Ulus'u Türkçeye o çevirmiştir. Ayrıca Katharine Thomson'ın Mozart'ın Yapıtlarındaki Masonik Örgü, Frida Knight'in Beethoven ve Devrim Çağı, Helen L. Koufman'ın Batı Müziğinden Küçük Öyküler'i ve Moyes Stanley'in Sultan'ın Orgu, yazarın çevirdiği müzik eksenli önemli kitaplarıdır. Ayrıca, Nicos Hadjinicolaou'nun Sanat Tarihi ve Sınıf Mücadelesi kitabını da okurlara o kazandırmıştır.

Müzik Yazılarım, bugün yaşı seksene ulaşan ilginç ismin, aynı zamanda ilk yapıtıdır. 1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren ağırlıklı Cumhuriyet dergide, birer örnek olarak da Filarmoni ve Andante adlı müzik dergilerinde kaleme alınan denemeleri Müzik Yazılarım'da bir araya getirilmiş. Denemelerde yazarın siyasal vizyonunun, devrime duyarlılığının açık izlerine rastlanıyor. Araştırmacı kimliği genellikle ön planda. Müziğin, dünya devrimci kültür ve geleneğiyle olan akrabalıkları çoğu denemede dikkat çekiyor. Yazarın, Türkiye'de Klasik Batı Müziği'nin gelişimini de yakından izlediği açık.

Kitap, yazarın, henüz yirmi yaşındayken, 1948 yılında, Cumhuriyet döneminin önemli müzik adamı Mahmut Ragıp Gazimihal'le bir İzmir dergisi için yaptığı etkili söyleşiyle başlıyor. Gazimihal'i tanıtan kısa metnin ardından, Türkiye'de ilk kulak eğitiminin nasıl belirdiğine, bunun geri planına dair birçok bilgi edinme imkânı buluyoruz. Spatar, söyleşide, Itri'nin veya Dede'nin batıya nasıl tanıtılacağı konusunda bir soru yöneltirken, Gazimihal'de kendine bunun yol ve yöntemlerinden söz ediyor. Yine, 1940'ların sonlarında, İzmir'de Klasik Müzik ortamının ne durumda olduğu konusunda da incelikli bilgi sahibi oluyor okur. Bu söyleşi Gazimihal'in bir üstad olarak mütevazılığı ve perspektifini yansıtırken; yaşı henüz yirmi olan Spatar'ın da müziğe olan özel ilgisinin sayısız ipuçlarını yansıtıyor.

"Béla Bartók"un Halk Musiki Araştırma Gezisi, Türkiye'ye Yerleşme Niyeti ve A. Adnan Saygun ile Yazışması" başlığını taşıyan kesitte, Bartók'un Türkiye'de yaptığı araştırmalar, konferanslar, Ankara'daki müzik kurumlarının önerdiği yol ve yöntemler yine de yazının görece bilinen yanları. Buradaki ilginç kesit, Bartók'la yakın bir dost olan A. Adnan Saygun'un sonradan ulaşılan bir mektubunda, Bartók'un 1938-39'da Alman faşizminden de bir anlamda kaçarak Türkiye'ye yerleşme talebi; Saygun'un çabaları, ama Ankara'da Alman Faşizmine sempatik bakan kesimlerin Bartók'un bu talebinin önünü kesmesi. Metin ve mektup örnekleri bir anlamda Ankara'nın 2. Dünya savaşının hemen başındaki siyasal eğiliminin, ya da o eğilimlerden birinin de ırkçılık yanlısı bir çizgi olduğunu yansıtması. Bartók'un kim olduğu kadar, onu reddeden anlayışın sergilenmesi açısından da ilgiye değer bir metin bu.

Bu iki metinle başlayan kitapta çoğu enteresan toplam on sekiz yazıyla karşılaşılıyor. Yazıda, bu metinlerin yalnızca birkaçından söz edeceğiz. Örneğin, Spatar'ın, Fransa'nın Nobel ödüllü romancısı Romain Rolland'ı merkez yapan iki yazısı var. İlk metin daha çok Rolland'ın romancı ve araştırmacılığının yanında, klasik müziğe duyduğu özel ilgiyi, bunun nedenlerini sorguluyor. Bestecilerle olan sıkı yakınlığını anımsatıyor. Ama, Almanya karşıtı olduğu için, Wagner gibi birçok ünlü besteci arkadaşının onun nasıl dışladığının altını çiziyor. 'Müzikli Mektuplar' adlı metindeyse Rolland'ın ünlü besteci Richard Strauss'la olan yazışmalarından kesitler sunuyor.

Yirmi beş dilde şarkı söyleyen şarkıcı

Spatar'ın 'Protestonun Ortak Diliy'di adlı denemesiyse, ünlü Amerikalı siyah, protestocu şarkıcı Paul Robeson'un 1998'de kutlanan doğumunun yüzüncü yılı adına yazılmış. Sahne sanatçısı ve Sinema oyuncusu olan Robeson, dünya halklarının özgürlükleri aşkına yirmi beş dilde şarkı söyleyebilen bir şarkıcıymış. Amerika'nın ırkçı 1950'li yıllarında yasaklarla yaşamış bu sanatçının bir tür müzik ve yaşam öyküsü var bu denemede. Ardından gelen Nazım'ın 'Kartal Kanatlı Kanarya'sı, 'İnci Dişli Zenci Kardeş'i' adlı denemeyse öncekinin neredeyse aynısı. Burada bir dikkatsizlik öne çıkıyor. Metnin tek farklılığı, Nazım'ın hapisteyken bu şarkıcı için yazdığı şiirin gündeme, günışığına çıkması. Kitapta daha sonra rastlayıp okuduğumuz 'Harry Belafonte ve Paul Robeson' adlı denemedeyse, dönemin medyasının kapıştırmaya çalıştığı bu iki ünlü şarkıcının nasıl yakın dost olduklarını anlatıyor. Bunun yanında, metin, ünlü kalipso kralı Belafonte'nin de bir barış savunucusu olduğunun altını çiziyor.

Kitapta 'Müzik ve Devrim' başlığını taşıyan metin, üç devrimci Alman bestecisinin serüvenini, müzik vizyonunu ve devrimci politik bakışını öne çıkarıyor. Bu isimler, önemli Brecht oyunlarını besteleyen isimler. İlgiyle okunan bir yazı bu. Yazar, 'John Cage-Sessiz Müzik ve Gürültü Müziği' adlı metinde, Cage'in bir anlamda müzik felsefesini ve kuramsal uğraşlarını kaleme almış. 'Ruhi'nin Sazı'ndaysa, Spatar, 1951 TKP tevkifatında, Ruhi Su'yla birlikte yatarken, ilkel koşullarda onun için yapılan sazın öyküsünü komünist anılarını tekrarlıyor.

Kitapta okunmaya değer daha birçok yazı var. Müziğe ve devrime inananlar için daha da ilginç bir kitap bu. Ancak, çoğu metnin Türkçe olarak biraz özensiz olduğunu, yazılar içinde birtakım metinsel ve ilişkisel kopuklukların olduğunu söylemek gerek. Yine de değerli müzik ve politika insanı Spatar'ı bu kitap vesilesiyle yeniden tanımak heyecan verici.

  MÜZİK YAZILARIM
M. Halim Spatar, Pan Yayınevi, 2007, 197 sayfa, 14 YTL.

 

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020