Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1800




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 27 müzisyen gazete okuyor
 
 
Müfit Semih Baylan
 
 
Yayımlanan Sayı : 1800

Bir Plâk Öyküsü III - 04.06.2021





Öykümüze kaldığımız yerden devam edelim.

Almanya sınırında bir
şehirde konser i vardır Tülay German’ın. Konser çok başarılı geçer ve konserin bitiminde hemen yola çıkarlar; çünkü ertesi akşam, Fransa’da çok izlenen bir televizyon programı için Deauvill’de olmaları gerekmektedir. Program canlı yayındır ve bu nedenle geç kalmamaları gerekmektedir. Program bitiminden sonra Deuavill’den de hemen yola çıkılıp Paris’e dönülecek ve valizler hazırlanacaktır. Philips’tekilerin söylediklerine göre, Tülay German’ın son yaptığı plâk, özellikle Avrupa’nın güneyindeki bütün diskoteklerde ve radyolarda çalınmaktadır. Ertesi sabah, erken saatte yola çıkarlarsa Monte Carlo’daki televizyon programına ancak yetişeceklerdir.

Ve bu durumda geceleyin yorgun argın Cannes’a gelirler. La Croisetta’te Erdem Büri arabayı yava
şlatır. Philips, Croisette’in üstünde Reserve Miramar Oteli’nde yar ayırtmıştır.

Cannes, Nice, Monte Carlo, Antibes, Saint Tropez… Ne güzel isimler de
ğil mi? Ve aynı zamanda ne güzel yerler? Tülay German, ya makyaj odasındadır ya da ışıkların altında, televizyon stüdyosunda provada…

Gazetecilerle röportajlar… Olmadık yerlerde, olmadık durumlarda foto
ğraf seansları… İçinde bebek baline olan bir havuzda… Motosiklet üstünde! Balıkadam kıyafetiyle… Cannes’da Palm Beach’in yüzme havuzunda, Serge Lama’yla sözde (!) yemek yerken…

Millet denize giriyor ve e
ğleniyor!

Saint Tropez’de açık havada bir tek program yapar Tülay German halk kar
şısında. Bu arada Nil Yalder de gelmiştir Saint Tropez’ye Tülay German’ı görmeye ve dinlemeye…

Uzun sözün kısası ilk güney seyahatinden hiçbir
şey anlamaz Tülay German. Ancak sonraki yıllarda acısını çıkarır tatilin. Haziran sonundan Cannes’a gidip, eylül ayının ortalarına kadar kalıp, yalnız denize girerler, eğlenirler. Tabii kumrular gibidirler.

Tülay German Fransa, Belçika, Almanya, Hollanda, Polonya ve Brezilya radyo ve televizyon programları yapar, konserler verir ve plâklar doldurur. Erdem Büri’nin, Tülay German’ı ilk günkü a
şkla çalıştırması bitmez…

“Hayır! Bu
şarkıda toprağı olmayanlardan söz ederken, durumu tam olarak yaşayamıyorsun. Sen kendini yaşamazsan, seni dinleyenler nasıl yaşasın?”

“Hayır! Bu
şarkıda da işin kolayına kaçmışsın. Bir ton daha yukarıdan söylemen lazım. Hem çok daha güzel bir tonalite, hem de parça çok daha parlak olur…”

“Tamam , oldu” dememi
ştir Erdem Büri.

Tülay German istedi
ği her şeyi yapar. Ama o bir şey daha ister.

Ve Tülay German bir gün dayanamaz:

“Ben artık bu
şarkıları Fransızca söylemekten usandım. Hayatım uçaklarda, otel odalarında, konser salonlarında; ışık provası, mikrofon provası, orkestra provası yapmakla geçiyor. Stüdyoda o gün doldurduğum plaktaki şarkılarımı doğru dürüst dinleyemeden, 45 dakika içinde kendimi sahnede buluyorum. Bir gün otuz beş derece yaz sıcağı olan Rio’dayım, ertesi gün, sıfırın altında dört derece olan Varşova’dayım…” deyiverir.

Söylenir, söylenir, söylenir ve…

Philips’in sözle
şmesini yedi yıl daha uzatmayı teklif ettiği hafta, uzatmak bir yana sözleşmesini satın alır. Kendi deyimiyle kendini kuş gibi hafif ve özgür hisseder.

Philips plâk
şirketinin genel müdürü M. Hazan’la sözleşmesini satın alma koşullarını konuşurken, Erdem Büri onu orada bir kahvehanede beklemektedir.

Tülay German artık o kadar özgürdür ki, Philips binasından çıkınca sokaklarda dans eder. Bunun üzerine Erdem Büri: “Vah yavrum! Sen bu kadar mı sıkıldın?” der ve ekler: “Ne istiyorsan onu yap. Ben daima senin yanındayım.”

Tabii bu arada Philips ile yaptı
ğı son plâk, radyolarda çalmaktadır.

İlhan Mimaroğlu, Guggenheim bursuyla bir yıl için Paris’e gelir, Tülay German’ın tabiriyle karısı menekşe gözlü Güngör ile.

Politik bir eser yapmak istemektedir. Bunun için Erdem Büri ile hemen her gece bu konu üzerine konu
şur ve tartışırlar.

Bulvar Raspai’deki  American Center’da aylarca çalı
şır Tülay German. Fransızca, Türkçe yazılar, şiirler okur, Blues’dan Dede Efendiye kadar şarkılar söyler. Yani aylarca American Center’da İlhan Mimaroğlu ile Erdem Büri Tülay German’ı limon gibi sıkarlar.

İlhan Mimaroğlu, bütün kayıtları Paris’te yaptıktan sonra, eseri New York’ta Columbia Princeton Üniversitesi Elektronik Müzik Merkezi’nde tamamlar.

Ve tüm zamanların en iyi plâklarından biri olarak kabul edilen Tract, Amerika’da piyasaya çıkar.

Tract, bir kadının emperyalist sistem kar
şısında uyanması, kendine gelmesi ve gelişmesi etrafından kurulmuş bir eserdir.

İlhan Mimaroğlu plağın kapağına, “Tract, kadın sesi için yazılan bir eser değildir. Yalnız Tülay German için yazılan bir eserdir. Tülay için yazıldığına göre, bu kadın bir yerde de Tülay’ın kendisidir”der.

Tract pla
ğı ve Tülay German, Amerika’da çok iyi eleştiriler alır.

Erdem Büri’nin Tract’a çok eme
ği geçmiştir; fikir vermiştir, sesini vermiştir, davul çalmıştır, teknisyenlik yapmıştır. Ve hatta İlhan Mimaroğlu’nun çalışmalarında teknik arıza olduğunda, ümitsizliğe düşğünü gördüğünde ona moral vermiştir. Gerçekten çok emeği geçmiştir. Erdem Büri olmasaydı Tract, Tract olmazdı.

Tract pla
ğı Amerika’da piyasaya çıktın sonra İlhan Mimaroğlu New York’tan Erdem Büri’yi arar.

“Erdem, Charles Mingus, Tülay’ın sesini dinledi, bayıldı. Duke Ellington’s Sound of Love diye bir parça yazmı
ş ille de Tülay söylesin diye tutturdu. Derhal orkestra playback’ini yolluyoruz. Yalnız Tülay’ın sesini kaydet” der.

Şansa bakın ki o hafta sonu korkunç bir araba kazası geçirir Tülay German. Tabii hazırlamak gecikir. Dolaysıyla çalışması plağa yetişmez.

Mingus, bir de turne yapmak istemektedir Tülay German ile. Ve yine
şansa bakın ki bu sefer de o hastalanır ve ölür.

Yani kısmet de
ğilmiş

İnsanın anadilinde şarkı söylemesi kadar güzel ve doğal bir şey olamazdı. Bir uçaktan öbür uçağa, radyodan televizyona, stüdyolardan konser salonlarına koşmak bitmiştir artık Tülay German için. Adını bile bilmediği bir şehirde gecenin ikisinde otele dönüp, valiz hazırlayıp, ertesi gün yedi yüz kilometre araba kullanıp doğru dürüst dinlenip nefes almadan sahneye fırlamak da bitmiştir Tülay German için…

Yani… Of! Dünya varmı
ş

Fotoğraf: (Soldan Sağa) Erdem Büri, Frida Boccara, Tülay German, İlhan Mimaroğlu. As Kulüp 1966

Bir Plâk Öyküsü I
Bir Plâk Öyküsü II

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021