Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1765




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 22 müzisyen gazete okuyor
 
 
Hakan Tok
 
 
Yayımlanan Sayı : 1460

Ayşegül Geldi! Mütevazi Arabanın "Creme La De Creme" Konuğu - 05.06.2012





Havaalanında ilk kez merhabalaşıp öpüşüyorken "Heyecanlı mısın ?" diye sordu. Hani şu sıcak havalarda ne kadar da sıcakladığımızı ifade etmek için elimizi yüzümüze doğru yelpaze yapar, sallarız ya, öyle bir hareket yapmışım şuursuzca. "Hem de nasıl" demekti bu, sanırım anladı. Yüzünde beliren çapkın gülüşü tanıyordum, hayranına pas veren sanatçı duruşuydu bu ! Karlı bir kış günü, Ankara havaalanında Ayşegül Aldinç'le böyle müşerref oldum.

Üzerinize afiyet, mütevazi mi mütevazi bir arabamız vardır, altı senedir aileden biri oldu
ğu için satmaya da atmaya da kıyamadığımız (arşivci ruhunun "extreme tenakuzları"!!!) o biricik arabamızla memleketin en müstesna starlarından birini karşılamaya gitmek neresinden baksanız hem komik hem de cüretkar bir davranıştı. Tedirgin değildim desem yalan olur. Ortaokul yıllarında okuduğumuz bilmem hangi dersin ezberlemekten bir hal olduğumuz konularından biriydi hani şu yerkürenin katmanları mevzuu. Hatta cam bir bardağa farklı toprak çeşitlerinden koyarak yeryüzünü minyatürize (??? bugün Ajda belagati var üstümde, hayırdır) ederdik. Amma ve lakin sonraları görecek ve anlayacaktık ki yerin altı kadar üstü de katman katmandır ve hayat boyu başımızdan geçecek şey, okulda öğretilenin aksine (çünkü orda imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşş bir kitle olduğumuz dikte ettirilirdi) yeryüzünün altındaki değil, üstündeki katmanlara dair tecrübelerdir. Velhasıl-ı kelam, kulağı doğru taraftan tutmak gerekirse, artist tayfasının en ayağa düşmemiş ve bu anlamda "creme de la creme" tabakasında zannımca yerini çoktan almış numunelerinden birini en küçük burjuva, hatta abartmak gerekirse -ki gerekir- en lumpen halimle karşılamakla ya cüretkar ve anarşist ya da alabildiğine bohem bulacaktım kendimi oturup bu karşılama seremonisini yazıya dökerken, ama buna ne o dakika ne de bu dakika bir kanaat getirebildim çünkü arabamın mutevazılığı iki cümleden öte konu bile edilmedi bütün Ayşegül Aldinç safahatım boyunca ve ben aslında daha sıcak tutan kabanım yerine deri montumu giydiğimden kelli (aynı kaygıların çapraz bakışıyla, anlarsınız) gün boyu üşüdüğümle kaldım.

Havaalanından radyoya do
ğru seyrederken bir yandan sohbet ediyorduk. Hemen kaynaşş, ahbap olmuş hatta daha ilk ağızda konuşulacak ne varsa şöyle bir geçmiştik bile üstünkörü. Ben o esnada içimden habire şu havaalanlarını şehirden uzak yapma fikrini ilk ortaya atana şükran dualarımı sunuyordum. İnsan hayatı boyunca kaç defa Ayşegül Aldinç'le aynı arabada bir yerden bir yere gider ki ? Hani trafik de sıkışsa, sıkıştıranlar hayır dualarımdan nasibini alacaktı ama yok yok, o kadar da uzun boylu değildi. İşin radyo programı kısmı da beni çok heyecanlandırıyordu ve ona da geç kalmak istemezdim doğrusu.

Radyo Odtü'ye vardı
ğımızda programın başlamasına çok az bir zaman kalmıştı. El emeğim göz nurumla hazırladığım ve Ayşegül'ün kendisinde dahi olmayan (biz arşivciler bu lafa bayılırız bilesiniz) şarkıları ihtiva eden diski çantamdan çıkardığımda çok sevinmişti. Starlık da böyle bir şeyti işte, bir starı sevindirebilmek için ona yine kendi kendisini armağan ediyordunuz. Öyle ya, Ayşegül'le tanışmamıza vesile olan ve onun hakkında bir destan uzunluğunda kotarılmış yazım da aslında yine ona onu armağan etmem değil miydi ? Ama işin içinde bir de hayatlarımıza bilmeden kattıkları için onlara duyduğumuz vefa borcu da vardı ki, diskin üzerine iki satır karalamamı isteyince ilk aklıma gelen bu oldu : "Hayatıma kattıklarınız için şükranla!... Hakan..." (Yazarın notu: Bahis konusu yazı halen www.muzikadamlari.com da okunabilir !)

Yıllar önce ilk ve son kez onu kanlı canlı izledi
ğim gazino programında tanıdığım "titiz, huysuz, aksi, adamı çileden çıkaran kadın" (sakın yanlış anlaşılmaya, ben de star olsam aynen öyle olurdum, pek de beğenmiştim bu halini) her nedense o gün orda değildi. Pek munis, pek halinden memnun, hatta radyo stüdyomuzun mütevazı haline bile (mütevaziliği kompleks etmede doruklarda gezindiğim dakiklarda) zerre burun kıvırmayan, hiçbir şeyden şikayet etmeyen haliyle canayakın mı canayakın, içten mi içtendi bu Ayşegül Aldinç. Hani insanın durup durup yanaklarını sıkası, hatta abartıp, sarılası geliyordu ki profesyonel bir radyo programcısı olarak hiç de yakışık almayacak bu hezeyanlarımı bittabii ki kalbime gömdüm ve alabildiğine aklımı başımda tutarak sorularımı sordum, cevaplarımı aldım.

Çocuklu
ğumdan hayal meyal hatırladığım "Amatör Sesler" programında meğer günün birinde Ayşegül de çıkmış da haberimiz yokmuş. Hani şu meşhur şarkıları amatörlerin seslendirdiği televizyon programı. Yetmişlerin tam ortası, belki 76 ya da 77 olmalı. Ama nereden bileceksin ? Ben uzun yıllar Mehmet Teoman'ın "Hastane" 45'liğindeki kızın Ayşegül Aldinç olduğunu bile fark etmemiştim. 1978 yılında çıkan 45'liğin kapağında Ayşegül ve Mehmet Teoman, henüz yeni evli bir çift olarak Cemil İpekçi'nin özel hazırladığı Ayşegül'ün tabiriyle "unisex" beyaz gelinlik ve damatlıklarıyla poz vermişler meğer. Oysa Eurovision'ları elbette ki çok iyi hatırlıyordum. Zaten pop müzikte yeni seslerin artık neredeyse hiç boy göstermediği o seksenler hengamesinin hemen başında bir yerlerde "Dönme Dolap" la tanımıştık onu. 1981 finalinde seslendirdiği diğer şarkının "İstanbul İstanbul"un Nükhet Duru tarafından okunması nerdeyse garantiyken müzik çevrelerince, her nedense olmamış, şarkı epey bir el değiştirdikten sonra Ayşegül Aldinç ve Modern Folk Üçlüsü'ne kalmıştı. Eh, bu da Nükhet'i biraz kızdırmıştı haliyle. "Ben o zamanlar gözü açılmadık sığırcık yavrusu gibi dolaşıyordum ortalıkta," diye anlattı Ayşegül. "Bütün bu ayak oyunlarından ve entrikalardan anlamayacak kadar saf ve iyi niyetliydim. Bugün de yeri gelip beyaz yalanlara baş vuruyorsam, o da kendimi korumak adınadır, tecrübedir, e o kadar da olsun," dedi. İster istemez gözü açılmadık sığırcık yavrusunun yerine koydum kendimi. Ne kadar haklıydı. İnsan nasıl kendini korumaya ihtiyaç duyuyordu bazen. "O beyaz yalanların nasıl söylenmesi gerektiğini bir acele öğrenmeliyim ben Ayşegül'den" diye geçirdim içimden. Ama yeri gelip de soramadım tabii.

Radyo programından birkaç saat sonra bu kez TRT Arı Stüdyosu'ndaki program çekimine gittik hep beraber. Ay
şegül Aldinç'in konuk olacağı "Genç Vaziyetler" programının diğer bir konuğu da meşhur (BBG meşhuru) Tarık'tı. Makyajlar, saçlar başlar bitip Ayşegül tekrar ortaya çıktığında yıllardır ağzı açık ayran budalası halimle izlediğim o "seksi" kadın çıkıp gelmişti işte. İster istemez bir mesafe koydum aramıza, o kuliste bir o yana bir bu yana seğirtirken, ben tekrar "izleyen hayran" moduna geçmiş, üç beş saattir aramızda tesis olunmuş yakınlığı -ki buna hiç alışık değildim- alışageldiğim mesafeye indirgemiştim kendi kendime. Kostümünün bel kısmından salınacak aksesuarın tutturulması için çengelli iğne aradığım ve programa seyirci olarak gelmiş kalabalığın arasına girip başka hiçbir ahval ve şeraitte kimsenin bana yaptıramayacağı şeyi yaparak, kalabalığa doğru "Çengelli iğnesi olan var mı," diye haykırdığım dakikaları bunun dışında tutuyorum tabii. O küçük nazar boncuklu çengelli iğneyi aldığım seyirciye geri vereceğime dair söz vermiştim ama sözümü tutmadım, bunu da itiraf ediyorum (bu bir beyaz yalan kabul edilebilir mi mesela Ayşegül Hanım ?)

Çekim ba
şlamadan önce yapımcılar, Ayşegül'ün Tarık'la bir düet yapmasını teklif ettiler. Onca kalabalık arasından Ayşegül'ün bana doğru dönerek "Sence ne söyleyelim," diye sorması da nasıl havalı oldu varın siz tahmin edin artık. Ama bir şarkı bulamadık ne çare. Tarık habire "Hangi tondan söylüyorsunuz,"u (belli ki orkestralarda dirsek çürütmekten bir hal olmuştu, gözümüze sokası vardı ) soradururken, biz de habire başka başka alternatifler ortaya atıyor ama bir türlü ortak bilinen bir şarkı bulamıyorduk. Meğer Tarık'ın gitar kılıfını "Erdem" ödünç almış (koskoca Erdem Sökmen, Erdem olalı beri Tarık'dan kılıf ödünç almakta ve bu da Tarık'ın gitarını getirememesine yol açmakta yani) ve o bakımdan bu bakımdan Tarık'ın stüdyodaki gitarla her parçaya vakıf olması mümkün değilmiş. Neyse ki bu düetten vazgeçildi de biz de kuşaklar arası dayanışmanın ve fersah fersah mesafenin tezahürünü perde arkasında seyreylediğimizle kaldık.

Programın çekimini dekor gerisinden izlemek, "Bizimki içerde çekimde, aman bir hata yapmasa bari," halet-i ruhiyesiyle oralarda dolanmak ne menem bir keyiftir bilemezsiniz. Hayran olmanın bu sahiplenmeye dek varan saplantılı halini de ayrı bir tez konusu ederim derseniz size sair bir zamanda bunu izah edebilirim. Ama bu yazının maksadı takdir edersiniz ki o de
ğil (belki de etmezsiniz, kendi bileceğiniz iş !)

Çekim bitip de Ay
şegül soyunma odasına çekilince, biz de kapı önünde laflamaz mıyız, laflarız. Ayşegül içerden bize laf yetiştirmez mi, yetiştirir. Ne der peki ? "Çocuklar size yemek ısmarlamak istiyorum !" Ama ne desek bilmem ki, yani münasip olur mu, nasıl olur ?... Zaten arabamız da pek mütevazi !

O mütevazi arabayla Ankara sokaklarında restoran aramamız, hatta bulamayınca Ay
şegül'ün arabadan kafasını uzatıp taksi şoförlerine adres sorması kısmında ben "Hayatta insanı önyargıları kadar yanıltan başka bir şey yok," türünden dersler çıkarıyordum kendime içimden içimden. Bulduğumuz ve pek de memnun kaldığımız restoranda yiyip içip sohbet ederkense (ne yiyip ne içtiğimiz ve ne konuştuğumuz da bana kalsın artık) Murathan Mungan'a ve geçmiş acı tatlı tecrübelerime inat "İnsan uzaktan tanıdıklarıyla belki de tanışmalı," diye düşünüyordum. Bininden pişman olsanız, birinden pişman olmama şansınız her zaman var çünkü. E, buna da değer doğrusu.

Karlı bir kı
ş günüydü. Ankara'da, Ayşegül Aldinç'le tanıştım. Pişman değilim !


 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020