Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1776




 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 25 müzisyen gazete okuyor
 
 
Fethi Karamahmutoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 1145

Özleyen - 14.01.2011





Aşağı yukarı her gece bir telefon muhabbetimiz vardı onunla… Çalan telefonun ahizesini kaldırdığımda sıcak ve tatlı bir ses “Alo” demezdi hiçbir zaman, daima “Benim ben, nasılsın? Aile kadronuz nasıllar?” diye başlardı… Yaz sıcağında birgün İstanbul Radyosundaki odamda misafir etmiştim onu… Galiba kendisine tahakkuk eden telif ücretlerini almaya gelmişti. “Hoşbeş”ten sonra: “Vallahi dün gece hiç uyuyamadım doğrusu, uykum kaçtı” demişti elan üzerinden atamadığı mahmurluğu içinde hissettiren sesiyle… “Tabii hocam yaz gecelerinde uykular kaçar” demiştim ona gülerek… Bir an bu cevabıma anlam veremeyerek sormuştu: “Niçin kaçar ki?”… Gülmekten kendimi alamayarak sürdürdüm konuşmamı: “Bunu bir Kürdîlihicazkâr şarkınızda siz söylüyorsunuz efendim, ben de oradan öğrenmiştim…” ve bu defa gülmek sırası ona gelmişti: “O zaman kaçmasının sebebi başkaydı, şimdiyse bambaşka!” diye tamamladı düşüncesini… Çok özlüyorum Yesâri Asım Arsoy’u….

Onun Görele Lisesi’ndeki makam odası, yorgun ak
şam saatlerimizi müzikle dinlendirdiğimiz bir sığınaktı adeta… O kemanını alır, ben udumu… Ali’nin demlediği çaylarımızın birer yudum aldıktan sonra başlardık Tanbûrî Cemil’in Muhayyer Peşrevine ve daha sonra karşılıklı taksimlerimizi yine Cemil Bey’in aynı makamda saz semaisiyle bütünlerdik. Günün son saatleriyle ayrılırdı yollarımız… Çünkü o geceleri kendi rind iklimine, Hayyam meclisine dalardı… Ben ise onun nazarında süt çocuğu idim. Bir süt çocuğunda müziğe alâka olacak şey değildi ya… Nice yıllar çalıştık, çabaladık, üzüldük, güldük birlikte… Hayata erken veda etmek için ne gerekiyorsa yaptı ve geçen yıl bırakı gitti bu dünyayı… Çok özlüyorum Sabri Özdemir’i…

Ba
ğdat Konservatuarını kurmak için 50’li yıllarda Mesut Cemil ve Necdet Varol’la gitmişlerdi Irak’a… Orada Mesut Cemil’in isteğini kırmayarak, İstanbul kokan Acemkürdî bir saz semaisi bestelemişti… Eserin dördüncü bölümü, bestenin temasını en güzel yansıtan bölümdü. Zira bu bölümün motifleri üstadın dilinden hiç düşmeyen bir İstanbul Türküsünden alınmıştı: “Aksaray’da çevirdiler yolumu”… Birgün kendilerinden bu eseri yine bizzat icrâ etmelerini rica ettim. Kendisine kanunuyla refakat etmesini Sayın Hüsnü Anıl’dan rica ettim… Kayıt yapacağı günün sabahı benden önce radyoya geldiklerini ve nota kütüphanesinde provaya başladığını hayretle gördüm. Oysa daha sesin kaydına beş-altı saat vardı. Nihayet stüdyoya girildi… Büyük bir dikkatle ve ilerlemiş yaşıyla boğuşarak kaydı tamamladı… “Ancak bu kadar olabiliyor Fethi Bey kusura bakmayın” dedi… Her yaştan her seviyede insana sevgiyle eğilen, sevgiyle yaklaşan bu çok çalışkan, üretken insan, adeta iş ahlâkının abidesiydi… Cevdet Çağla’yı çok özledim…

şın Moda’daki mektepte, yazları Panorama Kıraathanesinde buluşurduk her hafta… Fötr şapkası ve dudağından eksilmeyen sigarasıyla gerçekten ihtiyar delikanlıydı… Önce Fenerbahçe İşkembecisinde birer tuzlama ve Arnavut Ciğeri yerdik. Sonra kahvelerimizi içerken yeni bir güftesini okurdu bana… Mızrap Dergisi’nin içeriği hakkında görüşlerimizi karşılaştırır ve mutlaka üretirdik… Tam dokuz yıldır aramızda olmayan şirin delikanlıyı, Şadi Kurtuluş’u çok özlüyorum…

Her defasında sitemler ve ele
ştiriler ile girerdi odama… Son günlerin gündemleriyle ilgili düşüncelerini sert, kararlı fakat asla incitici olmayan hanımefendi üslûbuyla dile getirirdi. H. Sadettin Arel’in sağ kolu olmakla daima müftehir ve mesuliyetini her zaman müdrik bir hayat çizgisi üzerinde, doğru bildiği istikametindeydi… Fikirlerinden hiç taviz vermezdi… Hak bellediğini her zaman, her mekânda, herkese karşı söylemekten çekinmemişti… Türk Musikisi Dergisi’ni yıllarca tek başına çıkarmış, Arel-Ezgi-Uzdilek sisteminin, daha doğrusu Türk Geleneksel Müziğinde sistemli çalışmanın bıkmaz teşvikçisi ve yılmaz savunucusu olmuştu… Laika Karabey’i çok özlüyorum.

Bir kı
ş günü, geç saatlerde biz genç stajyerlere solfej dersi verdiği akşamki hüznünü hiç unutamam. Ders odasındaki otuz kadar kişiyi hiç görmeden piyanosunun başına geçmesini, iki saat kadar süreyle bütün etüd parçalarını sırayla hepimize okutuşunu istirham edişini hiç unutmuyorum. Çünkü o an yıllarca bir yastığa başını baş koyduğu eşini toprağa vermiş, avunabilmek için en sıcak ortamı biz talebelerinin arasında bulabileceğini düşünmüştü… Halil Bedii Yönetken’i çok özlüyorum.

Bir kı
ş günü, bir başka güzel insan girmişti odama… Ağlıyordu… Bir yıl önce genç oğlunu trafik kazasında yitirmişti… Acısı o günden sonra hiç dinmemiş giderek onun boşluğunu daha çok hisseden, daha çok üzülür olmuştu… Bu yüzden hayata dönük şen şakrak eserlerin yer aldığı programlara katılmak istemiyor, daha doğrusu saz çalmak içinden gelmiyordu: “Fethi’ciğim, bundan sonra oyun havaları da dâhil her programın saz kadrosuna yaz beni” diyordu ağlayarak…  Güzel yüzü kıpkırmızıydı ve gözlerinden akan yaşlar dinmek bilmiyordu… “Ben” diyordu, “Oğlumun ölümünü ve acısını suiistimal ediyormuşum, böylece programlardan kaytarıyormuşum” diyordu… Az önce ikimizin de üzerinde bir idareci kendisini ikaz etmiş, güya böylelikle görevini yerine getirmişti! O gün, günlerden pazartesiydi… Hiç unutmuyorum müteakip Perşembe günü zaten çoktan küsmüş olduğu hayata veda etti… “Burası baş başa kaldığımız yer” diyor Sadettin Öktenay’ı çok özlüyorum.

Radyodan ayrılalı yıllar olmu
ştu fakat bu kuruma çok hizmetlerde bulunmuş yılların sanatçısıydı. Son zamanlarda sesi soluğu pek duyulmuyordu. Küçük kızını kaybetmiş ve evlât acısıyla çökmüş bir baba da oydu… Birgün repertuar kurulunca kabul edilen iki şarkısıyla geldi… Amacı, bu iki eseri sazlarla birlikte seslendirerek nihayet kendisini hatırlayan bir televizyon yapımcısının programına katılabilmekti… O gün ne olduysa kimse ilgilenmedi kendisiyle… “Sen artık bizim elemanımız değilsin” gibi bir vefalı yaklaşımla ses kayıt ustaları ona iki şarkıcığını seslendirme imkânını çok görür oldular… Nihayet program müdürünün delâletiyle zar zor bir kayıt yapılabildi… Aman ne özürler dilemişti benden, başıma bu işleri açtığı için… Oysa ben onu “Bu kurum vefalıdır, mutlaka sana istediğin imkânı yaratacaktır” diye rahatlatmaya çalışıyordum… O buruk teşekkürü ve vedaı gerçekten onu son görüşüm oldu… Taner Şener’i çök özlüyorum…

Ah… Bu yaz gününde, bu özlemlerde neyin nesi, diye sormayın de
ğerli okurlarım; yaz gibi güzel mevsimler de dâhil, tüm güzellikler paylaşılmaksızın nasıl mutluluk verebilirler ki… Gelenler gidenleri aratmasalardı daha kolay tesellî bulabilecektik. Ama ben özlüyorum işte; böyle zaman zaman takılıp kalıyorum “hayâli cihan değer” noktalarda… Edebiyat âleminden Ali Nihat Tarlan’ı, Reşit Rahmeti Arat’ı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, Mehmet Kaplan’ı, Faruk Timurtaş’ı, Sadettin Buluç’u, Ahmet Caferoğlu’nu, Fahir İz’i, Faruk Akün’ü, Muharrem Ergin’i, müzik dünyasından Mustafa Nafız Irmak’ı, Ulvi Erguner’i, Radife Erten’i, Emin Ongan’ı, Halil Aksoy’u, Şekip Ayhan Özışık’ı, Ali Rıza Avni’yi, Sevim Deran’ı, Özdal Orhon’u, Fuat Türkelman’ı, Faik Dramalı’yı, Turgut Aksoy’u özlüyorum… Herbirinden kalan sonsuz enstantaneler arasında süren yolculuğumun bıraktığı yorgunluğu giderecek odaklar bulmakta zorlanıyorum ve bir Nihavend şarkıyla Yahya Kemal ile Üsküdarlı Şekip Memduh Bey yetişiyorlar çok uzaklardan imdadıma:

                            “Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde
                               Sen nerdesin ey sevgili yaz günleri nerde
                               Da
ğlar ağarırken konuşurduk tepelerde
                               Sen nerde o fecrin a
ğaran dağları nerde

                               Ak
şam güneş artık deniz ufkunda silindi.
                               Hülya gibi yalnız gezinenler koya indi
                               Ben kaldım uzaklarda günün sesleri dindi
                               Gönlümle hayalet gibi ben kaldım o yerde.”

*Alıntı: “Müzik Üzerine Bir Söyle
şi – Fethi Karamahmudoğlu” Size Aktüel Dergi: Sanat-Edebiyat-Kültür-Fikir, Yıl: 17, Sayı: 262, İstanbul. Ağustos-1995.

**Sayın Gülay Karamahmuto
ğlu’na teşekkürlerimizle  

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020