Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 24 müzisyen gazete okuyor
 
 
Arzu Haksun Güvenilir
 
 
Yayımlanan Sayı : 590

Viyolonselle tekbir ve gospel - 27.06.2008





Uğur Işık, yeni albümü Invocations’da viyolonseliyle dini müzikleri yorumluyor. ‘Dini müziklerin makyajsız halini seviyorum’ diyen Işık’ın albümünde bütün dinler tek potada müziğe dönüşmüş 

Doğup büyüdüğümüz topraklar, içinde bulunduğunuz kültür ister istemez insan ruhunda izler bırakıyor. Duyduğumuz ezana, kilisenin çanına, dini törenlerde ilahilere kulak tıkamak mümkün değil. Kimi için bir amaç kimi için de araç oluyor bu ezgiler. Çoğu zaman bunların aslında bir müzik olduğunu unutuyoruz, ya da müzik çalarımızda dinlemek aklımıza bile gelmiyor. Çellist Uğur Işık, müzikolog edasıyla yaşadığı toprakların müziğini araştırmış, incelemiş, müzisyen kulağıyla dinlemiş; ezanı, tekbiri, gospeli, bedevi müziğini, deyişi, semahı, zikri, hatta İtalyan katoliklerin dini ezgilerini bile... O, tüm bunların müzik olduğunu düşünenlerden ve bu toprakların saf müziğini farklı bir yorumla dinletmek isteyenlerden. Dini müziklerin yer aldığı ikinci albümü Invocations (dua)’da işte tüm bu ezgileri farklı bir yorumla ele almış. Hepsi öyle iç içe geçmiş ki dinlerken hangi dini, hangi kültürü anlattığını ayırtetmek pek mümkün değil. Viyolonsel solosu kimi zaman vokal, kimi zaman da ritim tutan eller gibi geliyor kulağa. Bazı bölümlerde de perküsyon ve sözlerle çello besleniyor, bu da dinleyeni oldukça etkiliyor. ‘Allah’ı kandıramazsınız’ diyor Işık ve ekliyor; “Bu yüzden dini müziklerin bu sammiyetini seviyorum, makyajsız hali beni içine çekiyor. Dindar bir kişiliğim yok, ama bu ezgilere kayıtsız kalmam mümkün değil!” Çellist Uğur Işık’la müziğin makyajsız halini ve sıradışı yeni albümünü konuştuk.

Farklı denemelerin, özellikle de enstrümantal albümlerin satış grafiği yüksek değil. Böyle bir albü ha zırlarken satış ve dinlenebilirlik kaygısı taşımadınız mı?

Yapımcım beni bu konuda özgür bıraktı. Kendi zevkim için topladığım, dinlediğim müziklere birikimimi kattım. Fahrettin Yarkın ve Kalan müzik’in teşvikleriyle de piyasaya çıkarttım. Ticari müziklerin çoğu insan üzerine kurulu, sevgilim gitti, yalnız kaldım... Hep aynı konular ve bunlar çoğunlukla göbek atıp eğlenmek için yapılan müzikler. Ticari düşümek müzisyeni yıpratır. Aşık Veysel’in Kızılırmak için yazdığı parça vardır, sözü ve müziğinden çok etkilendim. Hem sevgisini hem kızgınlığını öyle güzel anlatıyor. Bu tarz eserler daha çok ilgimi çekiyor. Dini müzikler de öyle. Dolayısıyla allı pullu müzikleri sevmiyorum. Makyajsız insan gibi makyajsız müziği tercih ediyorum. Bunu yaparken bir taraftan da kendimi keşfetmiş oluyorum.

Dini müziklerin mistik bir havası, insan ruhunun derinine inen bir yapısı var. Tek bir enstrümanla bu etkiyi yaratmak, üstelik bütün dinleri anlatma fikri nasıl doğdu?

Zor bir projenin altına girdim. Zaten bu ilk albümle oldu. Anadolu müziğini çello ile anlatma fikri beni çok ürküttü. O denli zengin kültürü yansıtmak... İlk albümden sonra aldığım tepkiler beni çok mutlu etti. İlk albüm ikincisini doğurdu. Bir müziği incelerken onun önce dini müziğine bakarım. Anadolu’daki şarkıların dini müziklerini de çok dinledim. Semahları, ilahileri, ayinleri... Hazırlık dönemi çok önemli. Notayı çalarken çok iyi hazmetmek, hissetmek, hissetirmek önemli. Dolayısıyla bir parça bir gün sürüyordu. Bayram tekbiri çaldığınız gün gospel çalamazsınız albüm için. Gospel’in neşeli ruh hali diğerinde yoktur. Ayrı günlerde ayrı konsantrasyonla çalınıyor. Albümünde de bayram tekbiri, arkasından dua geliyor, onun arkasından da Kuzey Afrika Araplarının okuduğu dinimik bir ilahi. Bunların çalışma süreci var. Tüm bunları anlayana kadar önce dinledim, hissetmeye çalıştım. Üç yılımı aldı.

Tasavvuf değil bu yaptığınız çalışma, ancak fusion da demek çok doğru olmaz sanki...

Viyolonsel benim bağlamam. Hislerimi, daha sert, daha keskin konuşan ve düz yaşayan bir insan olarak beni anlatabilecek tek enstrüman viyolonsel. Onun aracılığıyla ne hissediyorsam söyleyebiliyorum. Batı müziğinde olmayan teknikleri de kullanıyorum, bunlar kendime özgü teknikler, çalma, ses çıkartma, farklı yay teknikleri kullandım. Birebir bağlama gibi olmasa da çellonun Anadolu’yu süzgecimden geçerek hazmetmesi diyebiliriz. Amerikalının ney çalması çoğu insanı etkilemez, o havayı veremediğini düşünürüz. Bazen de bağlamayla batı müziği oturmuyor. Saf müziğimiz piyasa ortamında yok. Bu albümde Arap müziği çaldım örneğin, ancak Türk müziğinin içine Arap tavrını, tarzını koymadım. Arbeskleştirmek doğru değil bana sorarsanız.

Albümde hangi parçanın ne olduğu belirtilmemiş. Bunu özellikle yaptınız sanırım... Dini parçaları neye göre belirlediniz?

Dinleri ayırmadan yaptım. Hepsini bir potaya koyduğum için kimse ayırt edemiyor. İçinde ezan var mesela. Bir hristiyana dinlettiğiniz zaman o ezanı direkt olarak soğuk bakabilir, böyle sunduğunuz zaman soğuk bakmıyor. Komple hepsinde buluyor kendinden bir şey bazısında değil. Hepsinin yolu aynı, dinden çok anlamam, din adamı da değilim, bir müzisyen olarak bende hissettirdikleri bunlar.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020