Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 26 müzisyen gazete okuyor
 
 
Fehmiye Çelik
 
 
Yayımlanan Sayı :

Çingene çalar kim oynamaz (2. bölüm) - 07.06.2007





Şarkı Sözleri

Şarkı sözlerinde, temaların birbirinden kopuk ve sözlerin vezin bakımından bozuk olduğu göze çarpıyor. Çoğu zaman basit ifade kalıplarının yan yana getirilmesiyle oluşturulan her türlü söz, müziğe uyduğu oranda, şarkı halini alabiliyor. Bu tür bir anlayış söz konusu olunca, şarkı sözlerinde, birkaç kuşak öncesinin tarihine veya geleneğine dair herhangi bir iz sürmek mümkün olamamakta. Mesela, bugüne kadarki hiçbir Çingenece şarkıda, haklarında rivayet edilen “Hindistan’dan büyük göç”e dair hiçbir iz yok! Hatta, göçebelik ile ilgili herhangi bir temaya dahi rastlamak mümkün değil!

Şarkılardaki bentler ve nakaratların uzunluğu müzisyenden müzisyene değişebiliyor. Çünkü Çingeneler arasında, şarkıların ezgisel yapısına olduğu kadar sözlerine ve biçimine de müdahale edilebiliyor. Kıta ve nakaratlardaki sözler, değiştirilebilmekte ki bu değişimlerin nedenleri, kitapta şöyle açıklanıyor: Değişen yerler, çoğunlukla o anki icrada yer alan müzisyenlere ait isimler ya da lakaplardır. Müzisyenler değiştiği için, sözcükler de değişmektedir. Bir başka neden de, Çingene şarkılarında sıkça yer verilen müstehcen ifadelerdir. Müstehcen kelimelerin kullanıldığı yerlere denk gelen bölümler, müzisyenden müzisyene farklı sözcükler ikâme edilerek kullanılabilmekte ya da buralarda melodi çeşitlemeleri yapılmaktadır.

Çingene şarkılarındaki kıta ve nakaratlar arasında, lisan farklılıkları da söz konusu. Türkçe başlayan bir şarkının nakaratı Çingenece olabildiği gibi, Çingenece başlayan bir şarkının arasına Türkçe sözler de eklenebiliyor:
“Kalksana Mari Dudu, kalksana/Sipaliyi çoran edip naşlasana…” Şarkılardaki argo ifadeler ve bol küfürlü anlatım biçimleri, elbette Çingene olmayanlar tarafından beğenilmez ve aşağılanır, diyor yazar ve bu meseleye Çingene kültürünün değerler sistemi içinden bakılması gerektiğini de vurguluyor.

Son 20 yıllık sürece baktığımızda, Çingene yaşamını betimleyen, Çingenelerin yaşama bakışlarını ve genel karakterlerini yansıtan şarkılar yazıldığını görmekteyiz. Son dönemde, Roman kimliğini de dile getiren şarkılar duyulmakla birlikte, işlenen temaların önde gelenlerinin, aşk, para ve geçim sıkıntısı olduğu açık. Ve bu şarkıların çoğu, “düğün/eğlence şarkıları” olarak icra ediliyor:

“Maşa satarım, sipsi satarım/Zilleri takarım, göbek atarım/Gacıma da sarılıp yatınca/Mahalleliye çalım satarım/Üfleye üfleye mum söndü/Aman başım, vay başım/Aman başım bir döndü/Gece çalışır gündüz yatarım/Yatak içinde keyif çatarım/Kuruyu da fırına verince/Neşelenip göbek atarım”

Çingene müziği repertuvarında, Çingenelerin “kimlik betimlemeleri” ya da “Roman tanımlamaları” yaptıkları şarkıların sayıca az olmakla birlikte, son yıllarda arttığını yukarıda belirtmiştik. Kitap, bunların arasında, Roman kimliğini yansıtan asıl unsurların “içki, eğlence, dans” olduğunun altını çiziyor. Oradan oraya göç, toplumda hor görülme,sosyal güvencesizlik, sağlık sorunları, yoksulluk Çingeneleri elbette canından bezdirmiştir; ancak Melih Duygulu’nun da belirttiği gibi, Çingene kültürü ve felsefesinde, bu türden olgulara, şarkılarda yer verilmez. Bunlara üzülmek yerine, yaşamanın keyfini çıkarmak gerekir:

“Düğün dernek ederler/Etsiz yemek yemezler/Romanlar böyledirler/Çalgısız yaşayamaz ölürler/İlle de Roman olsun/İster çamurdan olsun/O da Allah kuludur /Her kim olursa olsun”

İçki alışkanlıkları, yaşamlarının adeta bir parçasıdır. Rakı, şarap yanında diğer uyuşturucular da en az bunlar kadar tüketilir ve şarkılarında bu temalara da rastlanır:

“Gogocular gogo yapar/Aç karnına çalım satar/Çalımına kimler bakar/Akşam olur, habesan yatar/Aman gogocu gogocu/Çalımına dayanayım gogocu…”

Birtakım iş kolları, meslekler, uğraş alanları da şarkılarına yansımış durumda:

“Bohçaya giderim satamam satamam/Kendime bir ev alamam alamam/Bir demedim mi, iki demedim mi/Bu düğümü çözemedim…”

“Limoncu derler adıma adıma/Kimse de varamaz yanıma/Ayılana gazoz bayılana limon…”

Romantizm anlayışları da kendilerine özgü. Örneğin sevgili; kıymetli ve sevimli bir hayvanla özdeşleştirilebilir. Mesela, inek yavrusuna, yani “dana”ya benzetilebilir:

“A be dana, dana dana/Esmer dana sarışın dana/Gel gel bana, oyna oyna bana, çal çal bana dana/Al o kızı bana /İstiyorum ana/Al o kızı bana /İstiyorum ana…”

Çingeneler arasında, “atışma” şarkıları da diyebileceğimiz türden şarkılar, artık günümüzde pek kalmasa da, halen mevcut, diyor yazar. Bu tür şarkılarda, kompozisyon, basit bir tema üzerinden kuruluyor. Şarkı, karı-koca ya da karşılıklı gruplar arasındaki söz tekrarları esasına dayanıyor:

“KADIN:Aralıktan aralıktan/Kocam gelir çalışmaktan/Kocam bana kestirecek/Camdaki şalvarlıktan
KOCA:Aralıktan aralıktan/Geldim karıcım çalışmaktan/Karıma da kestirecem /O kırmızı şalvarlıktan…”

Ünlemelerin Önemi

Çingene şarkılarının icraları sırasında, anlamlı ya da anlamsız çeşitli ünlemeler söylenmesi de bir gelenek. Bu ünlemeler:

Çalgıcılardan birini motive etmek,

Bir şarkıya girişi belirlemek,

Oynayan grubu coşturmak ve müziğin akışına göre yönlendirmek için yapılabilir.

Ritmik ünlemeler ya da terennümler iki şekilde uygulanabilmekte: Birincisi; mısra başında, sonunda ya da ortasındaki bir sözü ya da söz grubunu ritmik ünleme şeklinde vurgulamak. İkincisi; şarkının belli bir bölümünde, ritme bağlı kalarak sözlere, “Aman”, “Dey dey dey”, “ley ley ley”, “Salla”, “Kayna”, “Çek çek çek” “Çat çat çat”, “Aman evladım”, “Göbek göbek”, “Yandan yandan”, “Dari şiktak dari”, “Aman efendi”… gibi ifadelerle ritmik olarak eşlik etmek.

Çingeneler ve Kanto

Latince, “cantus”, İtalyanca, “canto” kelimelerinden gelen kanto; keman, klarinet, bateri, trombon, trampet gibi Batılı enstrümanlar ve Batılı şarkı söyleme teknikleriyle birlikte, melodisinde tamamen yerli unsurları kullanmış bir müzik türü. Kantoların, İstanbul’daki orta sınıf halkın yerelle bağ kurmada bir araç olduğunu söyleyen Melih Duygulu, kanto repertuvarına damgasını vuran Çingene Kantolarına değinmeden geçmemiş.

Özellikle müzisyen Çingeneler için, potansiyel müşteri kitlesinin en verimli olduğu kesim kentlerdedir. Kanto da, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde Batı kültürünün etkisi altında kentlerde oluşturulmuş bir müzikal türdür. Çingeneler kent kültürüne yabancı topluluklar olmadıkları için ve dahası, Osmanlı döneminden bu yana, popüler müzik kültürünün bir parçası oldukları için, Duygulu’ya göre Çingenelerin, kantolara eklemlenmesi şaşırtıcı değildir.

Kantocu şarkıcıların, seslerini kullanırken ortaya çıkan detaylar, Çingene şarkıcılarda görülen üslûplar ile benzerlikler gösterir. İşveli, edalı vurgularla örülü ağdalı okuyuş, kanto icrasında görülen temel bir özellik. Bol glisandolu söyleyişler ve ölçü sonlarındaki hecelerde yer alan çığlık edası neredeyse tüm kantoların vazgeçilmezidir. Şarkı sözlerinde kolay anlaşılan, sıradan temaların kullanıldığı kantolar, Çingene repertuvarı ile bu niteliği açısından örtüşürken, Çingene müziğinin sadece sözel öğelerinden değil, müzikal unsurlarından da etkilenmiş. Çingene müziğindeki ritim, üslûp, form gibi özellikleri kantolarda da görmek mümkün, diyen yazar, kanto ile Çingene müziği arasındaki bu tür ortaklıklara dikkati çekiyor. Ve aslında bugüne kadar kanto müziğindeki etkileri ile daha çok vurgu alan Ermeni, Rum tiyatrocu ve müzisyenlerin ya da Levanten kültürünün yanı sıra, Çingenelerin bu müziğe etkisine ve sunduğu katkılara da kapı aralıyor.

Kanto müziğinde Çingene müzisyenlerin sayısı azımsanmayacak bir düzeyde iken, bilinen Çingene şarkıcılarının sayısı ise yok denecek kadar az. Çingene kantolarının en meşhur icracıları arasında dönemin meşhur kantocularından Peruz Hanım, Şamram Hanım ve Gülistan Hanım yer alıyor.

Yazar Melih Duygulu’ya göre, kantolarla ortaya konan yeni şehirli müziğin günümüze kadar uzanan daha karmaşık türü, “arabesk” adıyla varlığını sürdürecektir. Sözlerdeki anlatımın basitliği; müzikal yapıdaki özgürlük; sektörel bir yanının olması ile kantolar için, kitapta “erken dönem arabesk” denmesi, ilgi çekici bir başka tespit olarak karşımıza çıkmakta.


devam edecek




Kaynak: Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu  http://www.bgst.org/bgst/default.asp


 



 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021