Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 32 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ersan Erçelik
 
 
Yayımlanan Sayı :

Alaturkanın müzisyen gangsterleri - 09.03.2007





Türkiye’de uzun zamandır, “cover” denilen çalışmalar var. Bunların çoğu, rock barlarda, rock grupları tarafından, özellikle yabancı rock gruplarının şarkılarını yorumlamak şeklindeydi.

Günümüz formu, birçok pop şarkıcısının “bit pazarına nur yağdı dedirtecek şekilde yurt içinden ve yurt dışından eskileri, özellikle 60’lı 70’li yıllardaki klasiklerini yorumlayarak devam ettiler. Bu akım sırasında George Michael da vardı, Yaşar da… Bunlar arasında en çok dikkati çeken, MFÖ’den Fuat Güner ve Madonna gibi müzisyenlerle çalışmış olan Erdal Kızılçay’ın başı çektiği DEF grubunun “Beatles Alaturka” albümüydü.

Ama uzun zamandır “cover” adı altında yorumlanan şarkıları genel formundan çıkararak, onları Türk enstrümanlarıyla yeniden icra etmek, Türk müziğinin sanat ve halk formalarının açımlanarak, yeni bir ruh, eşsiz bir soluk içinde yorumlandığı bir albüm dinlememiştim.

Hasretimi, Dolapdere Big Bang adlı grubun “Local Strangers” (Yerl Yabancılar) adlı albümü fazlasıyla giderdi.

Çünkü dünyaca ünlü pop ve rock şarkılarını alaturka yorumla icra eden grup, bu albümle, müzik piyasasında, taşları yerinden oynatmaya başladı bile.

Dolapdere Big Gang, 2.5 yıl önce DJ ve müzisyen Önder Ulugür’ün öncülüğünde kurulmuş. Ağırlıklı olarak Dolapdere’li olan 8 müzisyenden oluşan Dolapdere Big Gang’in oluşum sürecini, Gökhan Sungur şöyle anlatıyor: “Dolapdere suçları ve yasadışı olaylarıyla anılan bir yer gibi gözükse de Türkiye'deki müzik ve müzisyen potansiyelinin ciddi bir oranını oluşturuyor. Dolapdere'nin müzikal başarısını gözler önüne sermek amacıyla grubumuza Dolapdere'nin ismini verdik.”

Gökhan Sungur, grubun asıl ismi “Dolapdere Big Band” iken bir gazetecinin yazısında yanlışlıkla yazdığı “Gang” (Çete, Mafya anlamında) kelimesini Dolapdere ismine yakın bir strateji taşıdığı için seçtiklerini belirtiyor.

Yabancı şarkıları alaturka olarak yorumladıklarını belirten grup üyeleri, “Bu çalışmayla bir fark yaratalım istedik” diyor. Grup keman, kanun, klarnet ve darbuka çalıyor. Sungur, yaptıkları çalışmanın Roman müziğiyle alakası olmadığını önemle vurguluyor.

İnsanların Türkiye'de iyi müziğe hasret olduğunu belirten grup üyeleri bu gidişatın içerisinden çıkıp farkı yakalamak istediklerini belirtiyor ve ekliyor: “Parçanın orijinalini duymak isteyen orijinalinden dinlesin, biz sadece kendi soundumuz ve müziğimizle alaturka müziğe sahip çıkmak istiyoruz”.

Diğer gruplardan farkını şöyle anlatıyor: “Türkiye konumu itibariyle birçok kültürü içinde barındıran ve bu kültürlerden etkilenen bir ülke. Müzikte de bu etkileşimin izlerini görüyoruz. Ama bugüne kadar hep bizim müziğimiz yabancı müzik piyasasına, onların bakış açısına, ritimlerine uyarlanmaya çalışıldı. Biz ise tam tersini yapıyoruz. Çünkü yurt dışına ses vermenin yolunun onlara benzemek, onlar gibi olmaktan değil, kendi değerlerimizden ödün vermeden, kendimiz gibi kalmaktan geçtiğini düşünüyoruz. Biz, onların şarkılarını ‘biz’ gibi yorumladık.’ diyor ve ekliyor ‘Yıllarca biz onların yaptıklarına hayran olduk. Şimdi sıra onlarda. Sting’inden Madonna’sına Deep Purple’ından Michael Jackson’una şimdi onların bize hayran olma zamanı.”

Klibinde eşsiz İstanbul manzaralarının yer aldığı, albümün de ilk şarkısı olan “Englishman İn New York”, Türk enstrümanlarının açılışı, ritimlerinin değişerek, zenginleşmesiyle benzersiz bir tat yakalıyor. Grubun internet sitesinde de en çok beğenilen şarkı olması özelliğiyle, çok iyi bir açılış şarkısı olduğunu da kanıtlamış oluyor.

I don't drink coffee I take tea my dear
I like my toast done on the side
And you can hear it in my accent when I talk
I'm an Englishman in New York

See me walking down Fifth Avenue
A walking cane here at my side
I take it everywhere I walk
I'm an Englishman in New York

I'm an alien, I'm a legal alien
I'm an Englishman in New York
I'm an alien, I'm a legal alien
I'm an Englishman in New York

If "manners maketh man" as someone said
Then he's the hero of the day
It takes a man to suffer ignorance and smile
Be yourself no matter what they say

I'm an alien, I'm a legal alien
I'm an Englishman in New York
I'm an alien, I'm a legal alien
I'm an Englishman in New York

Klasik Türk sazlarının görkemi, neden yıllarca dinlediğimiz pop ve rock parçalarını renklendirmesin? Dünyaca ünlü müzisyenlerden dinlediğimiz şarkıları, neden kendi sazlarımızla yorumlayıp, farklı bir renk kazandırmıyoruz?

Bu noktada düşündükçe genişleyecek, büyüdükçe coşacak, dinleyen herkesi coşturacak bir kültür sentezi, gerçek bir müzik şöleni Dolapdere Big Gang.

Bu ilk şarkıda Mehmet Akatay’ın ve Gündem Yaylı Grubu’nun katkıları da göze çarpıyor. Bir anda hızlanan darbuka solonun hemen ardından kanun ve keman solo sizi alıp götürüyor.

Grubun 1981 doğumlu olan vokalisti Emir Yeşil, müzik kariyerine Özel Doğuş Lisesi’nde gitar çalarak başlamış. Aynı zamanda Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde sahne alan Puzzle adlı grubun da solisti olan Yeşil, Bilgi Üniversitesi’nde caz eğitimi almış. Emre Altuğ, Cengiz Baysal ve Raci Pişmişoğlu gibi müzisyenlere de vokal yapan Emir, konusunda çok yetkin bir düzeyde. Şunu rahatça söyleyebiliriz ki, Emir bu genç yaşına rağmen yumuşak sesi, iyi İngilizcesi ve eşsiz yorumuyla, şarkıların orijinal vokalistlerini aratmıyor!

Kanunun destansı açışıyla Deep Purple klasiği “Smoke On The Water”ı dinlemek ayrı bir keyfe dönüyor. Bir rock şarkısını, alafrangayla alaturkayı öpüştürerek yorumlayan grup, bunun altından başarıyla kalkıyor:

We all came out to montreux
On the lake geneva shoreline
To make records with a mobile
We didnt have much time
Frank zappa and the mothers
Were at the best place around
But some stupid with a flare gun

Burned the place to the ground
Smoke on the water, fire in the sky

They burned down the gambling house
It died with an awful sound
Funky claude was running in and out
Pulling kids out the ground
When it all was over
We had to find another place
But swiss time was running out
It seemed that we would lose the race
Smoke on the water, fire in the sky

We ended up at the grand hotel
It was empty cold and bare
But with the rolling truck stones thing just outside
Making our music there
With a few red lights and a few old beds
We make a place to sweat
No matter what we get out of this
I know well never forget
Smoke on the water, fire in the sky

Böylece yıllardır dinlediğimiz pop ve rock parçalarını eğleneceli, “biz”den kılarak yorumlamış oluyorlar. Özellikle bayan vokalist Özge Tezcanlı’nın iyi performansıyla hayat verdiği, hızlı ve ritmik “It’s Raining Men”, melodik “La Isla Bonita” ve arka vokallerle desteklenen, yakın zaman hitlerinden “Shut Up”ı dinlemek büyük bir keyfe dönüşüyor. La Isla Bonita’daki keman, klarnet, perküsyon uyumu çok çok iyi.

Dolapdere Big Gang, şarkıları yorumlarken en çevrilemez denilen melodileri bile büyük bir başarıyla Türk enstrümanlarına uyarlamış. Böylece vokal de, melodilerdeki geçişleri kaçırmadan ama büyük bir keyfe de dönüştürerek, şarkıları daha da özel kılmış.

“Sereneade”ın başlangıcındaki hızlı darbuka soloyla sizi tam bir enstrümantel şarkıya hazırladıklarını düşündürürken, enerjik ve ritmik yapısıyla, benliğinizi ele geçiriyor. “Can’t Take My Eyes Off You”’nun başlangıcındaki soloyla bir anda bir Türk Sanat Müziği şarkısına gireceklerini sandığınız anda sizi şaşırtıp, şarkıya yumuşakça geçiyorlar.

Enstrümanlarına son derece hakim müzisyenler karşısındayız.

Ellerine oyuncaktan önce çalgıları alan bu gençler, hayata müzikle giriş yapmışlar... Kemanda Yusuf Çalkan, perküsyonda Memduh Akatay, Hüseyin Ceylan, İsmail Peşluk; klarnette Aykut Sütoğlu, klavyede Gökay Süngü, bas gitarda İrfan Keçebaşoğlu, kanunda Mustafa Olgan ve vokalde Emir Yeşik’ten oluşan grup, “yaptığınız cover mı?” sorusuna şöyle yanıt vermiş: “Mustafa:Aslında yaptığımıza tam olarak cover denemez...Bütün parçalar birer beste gibi oldu. İntroları değiştiriyoruz, ritimleri ve formu da değiştiriyoruz. Şarkı yine Sting'in ya da Madonna'nın şarkısı olarak kalıyor ama bambaşka bir şekle giriyor. Mesela bazı parçalarda introlar giriyor, insanlar hala anlamıyor parçanın hangisi olduğunu, ancak sözleri duyunca tanıyorlar. Yani besteleri başka bir bestelere dönüştürdüğümüz için patladık.

Yusuf: Çok üstüne düştüğümüz için de öyle oldu. Bütün ritimlerin vuruşu, kanunun bir tınısı, keman yazımlarında bir nota hep farklı... Bir intro için bir gün tartıştığımızı biliriz. Diyelim başında nihavent bit beylik çalıyoruz. Ama bu şekilde yorumladığımız için baştan yaratmış oluyoruz.

Emir: Bu kadar çok tutmasının en büyük nedeni bence değişik ve yeni bir şey olması. Türkiye'de pop müzik zaten artık bitti bence. İnsanlar artık yeni bir şeylerin arayışına girdi. Daha da farklı yeni bir şey, bizden çıkan bir şey oldu.

Benim için asıl süprizler ise bir Simple Red klasiği olan “Someting Got Me Started”ın neredeyse aslından bile hareketli ve güzel oluşu. Tam Üsküdar’a gider iken diye başlayacaklar diyorsunuz, şarkı akmaya başlıyor. Alto saksafon, kesik trompetler, akan kanun sizi de hareketlendiriyor hemen:

Something got me started
You know that I will love you
Lately since we parted
I truly know that I need you

Id give it all up for you
Yes I would

Totally broken hearted
Guilty of what I did to you
Lately since we parted
I truly know that I need you

Id give it all up for you
Yes I would

Youve got to help me help me help me

Enerjinin zirvede olduğu şarkılardan biri Michael Jackson’ın en ünlü klasiği “Billie Jean”. Eyüp Hamiş’in Ney soloyla açılan şarkı, vurmalılarla, Emir’in melodi kaçırmayan vokaliyle büyük bir keşfe dönüşüyor.

Sekiz kişi olmaları, akla “iyi anlaşabiliyorlar mı?” sorusunu getiriyor: “Çoğumuz çocukluk arkadaşıyız. Hiçbir tartışmamız olmamıştır. Bir tek tartıştığımız konu müziktir. Hepimiz birbirimizin müzisyenliğine güvendiğimiz için birbirimizi dinliyoruz ama. En fazla dargınlığımız 5-10 dakika sürer.”

Söyleşide en çok beğendikleri müzikleri de sıralamışlar: “Grubun ortak müzik zevki Hint müziği, jazz, Latin, flamenko İsmail Tunçbilek, Hüsnü Şenlendirici... Grubun en genç üyesi 16 yaşındaki Memduh, Hint müziği sevdiğini ama kendini bulmak için kimseyi dinlememeyi tercih ettiğini söylüyor. Emir ise 80'lerden günümüze funk seviyor. Phil Collins, Peter Gabriel dinliyor. Michael Jackson'a çocukluğundan beri hayran.”

REM klasiği “Losing My Religion”, “Enjoy The Silince”, yakın zamanın hitlerinden Robin Williams’ın “Feel”i albümün balladları diyebileceğimiz çalışmalar. Ama tüm bunlar yeniden yorumlanmış, altyapıları yepyeni bir müzikle kaynıyor.

Come on hold my hand,
I wanna contact the living.
Not sure I understand,
This role I’ve been given.

I sit and talk to god
And he just laughs at my plans,
My head speaks a language, I don’t understand.

(chorus)

I just wanna feel real love,
Feel the home that I live in.
’cause I got too much life,

Running through my veins, going to waste.

I don’t wanna die,
But I ain’t keen on living either.
Before I fall in love,
I’m preparing to leave her.
I scare myself to death,
That’s why I keep on running.
Before I’ve arrived, I can see myself coming.

Grup, ikinci albümleri için de, “İkinci albümde kendi bestelerimiz de olacak. Şarkılar yine İngilizce sözlü olacak, alt yapılar aynı şekilde olacak. İlk albümdeki konsepte devam edeceğiz. Şimdi yurtdışında şarkılarımızın remix'leri yapılıyor...” diyerek umut veriyor.

Belki bir sonraki albüme Phil Collins’den “Another Day İn Paradise”, Gary Moore’dan “Stil Got The Blues”, Ray Charles’dan “Hit The Road Jack”, Eric Clapton’dan “Bad Love”, Metallica’dan “Enter Sandman” çalar diye hayal kuruyorum.

Yabancı pop, caz, rock klasiklerinin, Türk enstrümanlarıyla kaynaşarak, eşsiz bir müzik ziyafetine dönüştüğü bu albümü çok geçmeden dinleyin.

Çünkü yepyeni ve kaliteli müzik, yanı başınızda...


 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019