Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1770




5 Ağustos 2020 tarihinde yapılacak olan CSO Stajyer sanatçı sınavı şartnamesi hükümleri, CSO gibi standardı yüksek bir orkestraya stajyer sanatçı seçmek için yeterli midir?

Yeterlidir.
Yeterli Değildir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 44 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ali Yakıcı
 
 
Yayımlanan Sayı :

Havada Kar Sesi Var ya da Türkülere Eleştirel Bir Bakış (2. Bölüm) - 21.06.2007





Bu dönemde "Türk halk müziği üzerinde çalışmakta olan bir grup asıl çözümün Türk müziği ile Batı müziği arasında bir birleşme sağlamak olduğu kanısındadır. Buna göre Batı müziği çalgıları Türk müziğinin ezgisel yapısıyla birleştirilecek ve bundan da çağdaş ve çok sesli bir müzik doğacaktır. Bu görüşte olanların savlan asıl kaynağını Ziya Gökalp'in görüşlerinden almaktaydı."

Türk halk müziğini çoksesli hale getirmek amacıyla girişimlerde bulunulmuş, çalışmalar yapılmıştır. Muzaffer Sarısözen'in gerçekleştirmiş olduğu "Yurttan Sesler" uygulaması da bunun bir örneğidir. Fakat bu örnek uygulamada beklenen başarı elde edilememiş, "Sarısözen 'le birlikte hareketli, coşku verici halk ezgileri birdenbire bütün coşkusunu yitirmiş, otantikliklerinden sıyrılmış, ne olduğu belirsiz birer parça haline gelmişlerdir. Dolayısıyla da Türk halkının kendi öz müziği kendisine bile seslenemez olmuştur.İnsanlar artık ondan eski tadı bulamaz olmuşlardır."

Ayrıca Türk halk müziğindeki sesler Batıdakinden farklı olduğu için Batılı ses düzenine göre yapılmış çalgılar Türk müziğinde aynı başarıyı gösterememiştir. (Güngör 1990:6266)

Halk müziğinde icra edildiği ortamın da büyük etkisi vardır. Her ortam kendi estetiğini kendisi yaratırmış. Türkülerin estetiği üzerinde de söylendiği ortamın önemli rolü olmuştur.

Sabahattin Ali "Ses" hikayesinde yukarda belirtilen hususları bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir:

Döndüm daldan kopan kuru yaprağa
Seher yeli dağıt beni kır beni
Götür tozlarımı buradan uzağa
Yârin çıplak ayağına sür beni

Yazarın arkadaşının "fevkalade" diye nitelendirdiği bu ses, yemyeşil bir vadiyi bütün güzelliği ve gülümsemesiyle örten ayın gizemli ışığı altında bağdaş kurmuş bir gencin bağlamasının sesiyle birlikte dalga dalga doldurmaktadır vadiyi:

Ayın şavkı vurur sazım üstüne
Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne
Gel ey hilâl kaşlım dizim üstüne
Ay bir yandan sen bir yandan sar beni (Sabahattin Ali 1965:167185)

Bu sözlerin sahibi olan Sivaslı Ali, kendisini dinleyen konservatuar hocaları tarafından sesi "fevkalade" bulunduğu gerekçesiyle konservatuar eğitimi için Ankara'ya çağrılır. Konya'dan kalkıp Ankara'ya giden Ali konservatuara alınmadığı gibi gururu da incinmiştir. Çünkü orada yapılan sınavda Ali'den sazı eşliğinde türkü söylemesi istenmemiş, ömründe hiç görmediği, sesini duymadığı, adını işitmediği bir aletin, piyanonun karşısına getirilerek kendince tuhaf kabul ettiği bir takım sesler çıkarması istenmiştir. Bu durum ise Sivaslı Ali'nin müzik hayatının sonunu hazırlamıştır.

Buna benzer görüşler "Nerde bir türkü dinlesem şairliğimden utanırım" diyecek kadar türkülere saygı duyan şair Bedri Rahmi için de söylenebilir:

"Ara sıra inci gibi mısralar döktüren saz şairlerinden birisine köyde olup bitenleri düpedüz konuşma diliyle yazmasını söylerseniz şaşırır kalır. Sanki ona tutup "Bırak şu sazı da aynı türküyü bir de viyolonsel ile çal!" demişsiniz gibi tuhaf tuhaf yüzünüze bafear' (Kumaz 2003:52)

Her şeye rağmen Türk halk müziği gelişmesini sürdürmüş, türküler sevenlerinin gönlündeki ve dilindeki yerini korumuştur:

Bin yılda yoğurduk her mısraını
Yüzüğe kaş ettik Ağrı dağını
Dünyaya değişmem bir aksağını
Bir kutlu töredir bizim türküler (Kurnaz 200319)

Ali Akbaş'ın bu mısralarını Mehmet Akbaş da aynı coşku ve heyecanla destekler:

Asırlardır milletimin sesidir
Ben bu türküleri bundan severim
Müziğin gerçeği sözün hasıdır
Ben bu türküleri bundan severim (Taş 2004:389)

Türkülerin popülerleşmesinde hangi müzik aracı daha önemlidir, hangisi türkünün sevilerek dinlenmesini sağlar ya da hangisi türkünün popülerleşmesinde daha etkili olur, Batı müziği enstrümanları türkülere yeni bir heyecan mı katar yoksa onların ölümünü mü hazırlar, çok seslilik türkü için gerçekten zararlı mıdır gibi soru ve düşüncelere cevap verici nitelikte görüş sergilemek elbette güzeldir. Üzerinde yapılan her çalış ma, her uğraş elbette türkülere verilen önemin bir göstergesidir. Ben türkülerin Batılı enstrümanlarla ya dal çok sesli söylenmesinde de farklı güzelliklerin olduğu düşüncesindeyim. Birçok türkü sever gibi beni de üzen, türkülerin sözlerinin değiştirilerek söylendiği yer, tarih ve ortamla bilerek ya da bilmeyerek bağlan nın kesilmesi veya söyleniş amacının dışına itilmesidir»!

Ayrıca sevgilerin çok çeşitli ortamlarda, çeşitli kil siler tarafından çeşitli türlerle ifade edildiği türküler hak ettiği değer günümüzde verilebiliyor mu?

Havada kar sesi var
Başında da mor fesi var
Açın bakın şu konağı
İçinde yâr sesi var (Öztelli 1983:296)

Türküler sözlü geleneğin "kar sesi" kadar zaı kar sesi kadar estetik, kar sesi kadar gizemli ürünle dir. Bu nedenledir ki türkülerdeki sözlerle oynara mak, sözcüklerini değiştirmemek, "popüler'lik vei "popülizm" adına da olsa otantikliğini bozmamak gerekir. Bunun aksi bir durumda türküleri ortan uzaklaştırabilir, anlamını bozabilir, söylenişindeki çeliğe zarar verebilir, ruhunu yok edebiliriz.

Üzülerek belirtmeliyim ki günümüzde bir; alanda olduğu gibi müzik alanında da gelişigüzel davranış biçimleri sergilendiği, özdenetimden uzak kaldığı, ayrıca müzik okulları, dinleyiciler vb. kurun gerçek bir denetim söz konusu olmadığı için türk icrasında da benzer keyfiyet ve aykırı davranışla dendiği görülmektedir.

Türküler içinde Yemen türkülerinin ayrı bi vardır. Meşhur Yemen türküsündeki Huş kale söz eden "Burası Huş'tur" dizesinin söylendiği ortamda yaşayan insanlar tarafından Huş kalesinin bilinmemesi, bu nedenle de Anadolu’da var olan ve herkesçe bilinen "Muş'la yer değiştirerek;

Burası Muş'tur
Yolu yokuştur
Giden gelmiyor
Acep ne iştir

biçiminde popülerleşmesi doğaldır. Fakat yine başka bir Yemen türküsünde oğlunu Yemen'e gönderen bir annenin söylediği ve;

Sen git Mehmedim Yemen 'e
Elin kızı yas mı tutar

biçiminde gelinine göndermede bulunduğu bir dizenin medyanın göklere çıkardığı, anlı şanlı bir sanatçı tarafından;

Elin oğlu yas mı tutar

olarak verilmesi bilmiyorum sizce sanat anlayışı, otantik olma ya da popülerlikle bağdaşır mı? Çünkü bu değişikliği yapmak türkünün oluşumunun doğasına aykırı davranmaktır. Yemen gerçeğinin ortaya çıkardığı bu türküde ölüme gidenler kocaları, ardından ağlayalar ya da kaynanaya göre yas tutmayanlar ise geride kalan eşlerdir.

Türkü repertuvarlarında genellikle bulunan popüler bir türkü vardır: Zeynebim türküsü.

Zeynep bu güzellik var mı soyunda
Elvan elvan güller kokar koynunda
Ramazan ayında bayram gününde
Zeynebim Zeynebim anlı Zeynebim
Üç köyün içinde şanlı Zeynebim

Zeynebe yaptırdım altından tarak
Tara da zülfünü omzuna bırak
Görüşmek isterim yollarım ırak
Zeynebim Zeynebim anlı Zeynebim
Üç köyün içinde şanlı Zeynebim (Öztelli 1969:36)
 

Bu türkünün "Zeynelim" biçiminde söyleneceğini düşünebiliyor musunuz? Düşünseniz de, düşünmeseniz de bu türkü artık sadece "Zeynep'lerin yerine 'Zeynel'ler konularak söylenmektedir. Bu durumda, Zeynel'in koynunda elvan elvan güller kokmakta, Zeynel'in zülüflerini taraması için örneğin Zeynep tarafından altın tarak yaptırılmaktadır. Bu türküyü söyleyen bayanın sevdiği kişinin adı Zeynel olabilir. Sevdiğinin adı ne olursa bir türküyü değiştirme ve kendi arzusuna göre söyleyerek popülerleştirme keyfiyet ve hakkının kendisinde olduğunu sanmıyorum. 

Yüce dağ başında kara gidelim
Hayvadan usandık nara gidelim
Burda gönül eğleyecek bir yer yok
Gönül eğleyecek yere gidelim (Esen 1986:67) 

Bu türküde bulunan "yer" sözcüğünün bazı söyleyişlerde "yâr" olarak değiştirildiği görülmektedir. Bu durumda son iki dize; Burda gönül eğleyecek bir yâr yok Gönül eğleyecek yâre gidelim biçiminde verilmektedir. Bu durum belki türkünün biçimine değil ama ruhuna aykırıdır. Çünkü hiçbir âşık "yâr"ine gönül eğlendirmek için gitmez, onu sevdiği, onu baş tacı ettiği için gider. Aksi bir durum aşkın ruhuna ve sevgililere ıstırap verir.

devamı var


Kaynak:
Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi
Kasım 2004, Sayı:57


 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020