Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1765




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 26 müzisyen gazete okuyor
 
 
Nalan Seçkin
 
 
Yayımlanan Sayı :

Ümmü Gülsüm ve Safiye Ayla - 18.12.2006





Bilgi Yayınevi'nden 1998 yılında çıkan ve Gazeteci sn. Nalan Seçkin tarafından yapılan değerli röportajın band kayıt çözümlemelerinden oluşan "Musalladan Şöhrete Safiye Ayla" adlı yapıtta Safiye Ayla, Ümmü Gülsüm ile karşılaşmasını şöyle anlatır (s. 68-69-70-71);

"... (Irak) Başbakan Nuri Sait İstanbul'dan ayrılmadan beni Park Otel'e akşam yemeğine davet etti. Konuşurken yakında Mısır'a gideceğimi öğrenince, gezimi ertelememi, kendisiyle Amerika ve Avrupa turuna çıkmamı önerdi. Programımı bozamayacağımı belirttim. Bunun üzerine bana Ümmü Gülsüm'e teslim edilmek üzere bir mektup verdi. Bu mektubu sanatçının kendisine teslim etmem gerektiğini de özenle vurguladı, Böylece kendisiyle tanışmış da olursunuz, dedi.

Mısır'a indiğimde Ümmü Gülsüm'e yollanan mektubun aslında bir generale gönderilmiş olduğunu öğrendim. Dostum Lütfü Barudi, Çok muhtemel ki bu siyasi bir mektup. Bilmeden sen de casusluk yapıyor olmalısın, esprisiyle beni güldürdü.

Barudi Gülsüm'den randevu aldı. Mısır'ın ve bütün Arap aleminin gözde sanatçısına giderken biraz heyecanlandım. Ümmü Gülsüm, ulaşılması çok güç bir yaşam düzeni kurmuştu. Villasında beni son derece nazik karşıladı ve ağırladı. Adımı duyduğunu belirtme inceliğini göstererek, kısa süre sonra vereceği konserine ve tekrar evine davet etti.

Mısır'da dostum Barudi'nin evi yerine Hotel Shephards'a yerleşmekle isabetli davrandığımı anladım. 80'lik delikanlı hayranım Mısır'ın keman üstadı Sami Şavva ile tanışınca birden dakikalarım bile hareketleniverdi.

Kral'ın (Irak Kral Naibi Abbdulillah) konuk olduğu Abdullah Paşa'nın konağına geldik. Kapıda beni gündüz Cami'ül Ezher'de rastladığım dostum Eşlet El Ömeri karşıladı. Ömeri, Kral Naibi'nin bulunduğu salona geçmeden önce bana, Ümmü Gülsüm Hanım da yukarıdalar. Sizin çağrılmanızı sorduğumuzda izin verdiler. Sizi tanımışlar ve çok sevmişler. Yine de dikkatli olunuz dedi.

Ümmü Gülsüm Kızınca

Bu dikkatli olun uyarısının ne anlama geldiğini önce anlamamıştım. Ümmü Gülsüm'ün bulunduğu meclise başka kadın sanatçının giremediğini öğrenince, Arap âleminin özel yasasının taşıdığı anlamı kavradım. Ünlü Muganniye, başta Kral olmak üzere her kaprisi toplumuna kabul ettirmişti.

İçeri girdiğimde sulu Kral pek de yabancısı olmadığım erkânıyla masada oturuyordu. Ümmü Gülsüm güzel sesiyle rast makamında bir kaside okuyordu. Kaside bitince konağın sahibi Abdullah Paşa, biraz da oldubittiye getirerek, benim kendisinde bulunan "Bir ihtimal daha var / O da ölmek mi dersin" plağımı çalmaya başladı. Şarkı bitince herkes coşkuyla alkışladı. Bir şarkı söylemem için israrların başladığı bir sırada, Ümmü Gülsüm'ün duruma içerlediği davranışlarından açıkça belli oldu. Fakat yapacak bir şey yoktu. Büyük sanatçıdan sazının bana eşlik etmesi için izin aldım ve üstat Selahattin Pınar'ın "Aylar geçiyor sen bana hala geleceksin" şarkısını söyledim. Konağı dolduranlar beni biraz da kendi usullerince gürültülü biçimde alkışladılar.

İşte tam bu sırada büyük bir kaynaşma oldu ve Kral Faruk debdebeyle salona girdi. Kendilerine beni takdim ettiler. Ümmü Gülsüm'ün neşesi iyiden iyiye kaçtı. Mısır'da kendisinden başka kimsenin cesaret edemeyeceği bir davranışla sazına emir verdi. Kral Faruk Marşı'nı çaldırtarak herkesi saygı duruşuna geçirtti, sonucunda da eğlenceyi tatil ettirdi.

Kral Faruk iki gün sonra Lütfi Barudi aracılığıyla beni oğlunun evindeki yemeğe davet etti. 80'lik sevgilimle birlikte gittik. Beyaz bir tuvalet giydim. Belimde sarı deri kemer vardı. Sofrada beni Kralın yanına oturrular. Aklına geldikçe bana dönüyor iltifatlar yağdırıyordu. Bir ara şarkı söylememi istedi. Ben de dillere destan şarkıları Ala bele dil mahbub'u söyledim. Kral gözünü kırpmadan dinledi ve uzun uzun alkışladı.

Bir süre sonra üstü nadide taşlarla kakmalı bir mücevher kutusu getirdiler. Kral Faruk kutuyu açtı ve içinden altın işlemeli, üzeri yakut ve zümrütlerle süslü bir kemer çıkardı. "Bu kemer ancak sizin belinize yakışır. Şimdiye kadar bu kemeri hediye edebileceğim ince belli bir kadın bulamadım" dedi. Sonra kemeri belime taktı. İki halkası fazla geldi...
 

 

     

Abdülhalim Hafız ve Ümmü Gülsüm

Fatin Hamama ile Ümmü Gülsüm

Muhammed El Mougi ve Ümmü Gülsüm

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020