Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1788




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 30 müzisyen gazete okuyor
 
 
Neşet Kutluğ
 
 
Yayımlanan Sayı : 207

Müzikte Bir Yolculuk... - 16.11.2006





Bugün radyolarda bir kulak gezintisi yapıverin lütfen. Türkiye’de ve dünyamızda yer alan onlarca radyo istasyonuna bir bakıverin. Bunların çoğu müzik ağırlıklı yayın yapmaktalar. Ve gene bunların büyük bir çoğunluğu bugünkü müziği bize duyurma çabası içindeler. Peki, bizim çağdaş dediğimiz, kimini beğendiğimiz, kiminden hoşlanmadığımız; hatta bazılarından da nefret ettiğimiz bu müzik dediğimiz seslerle oynama, onları peş peşe, alt alta, üst üste dizme, tınlatma sanatı nereden gelmiş?

Müzik, iki temel yöntemden yararlanarak çağlara karşı durup, daha sonraki dönemlere ulaşma macerasına atılabilmiş. Bunlardan biri, bizim türkülerimizde olduğu gibi, bir çok halkın kendi öz müziğinde de görülen ağızdan ağıza, dilden dile, kulaktan kulağa zamana karşı ve zamanda uzun bir yolculuk. Bu yolculuk nota sistemlerinin ortaya çıkması ve yaygınlaşması ile kısmen ve yavaş yavaş notaya geçirilerek belgelenmiş. Diğer yöntem ise, özellikle Klasik Batı Müziği eserlerinin günümüze ulaşmasını sağlayan notasyon yöntemi. Klasik Batı Müziği bu nedenle iyi belgelenebilmiş ve bugüne ulaşmış. Öte yandan Klasik Batı Müziği’ni de, gerçek anlamda sınıflandırılmaya ve arşivlenmeye başlandığı MS 5. ve 6ncı yüzyılların Gregoryen Chant’larından geriye pek götüremiyoruz. Oysa Klasik Batı Müziği’nin kökeni olan bu tek sesli kilise müziğinin ilk dönemlerinde Musevi Sinagog Müziği’ne dayandığını bilmekteyiz. Böylece bu müziği biraz zorlamayla MS 1. yüzyıla taşımak mümkün. Musevi Sinagog Müziği’nde ise MÖ dönemlerde sadece insan sesi değil bugüne kadar yaşamayı başaramamış entrümanlar da kullanılmaktaydı. Gregoryan Chant’ları MS 7. yüzyılın başlarında yaşamış Papa 1. Gregor’un yüzlerce ilahiyi bir arşiv sistemine geçirmesi nedeniyle bu isimle adlandırılmaktadır. Kimi kaynaklar, bugünkünden tamamen farklı da olsa bir tür notasyonun kullanımını MS 8. yüzyıldan geriye götürmezler. Müzik notasyonunun bugünkü haline ulaşması 17. yüzyılın sonlarına rastlar.

Müzik, “seslerin belli bir zaman kalıbı içinde düzenli hareketi” olarak tanımlandığında, binlerce yıldır bu dünyanın üzerinde yankılanıp durmakta. Dolayısı ile müziğin kökleri, belgeleyebilsek de belgeleyemesek de insanın varoluşu ile paralel bir şekilde tarihin derinliklerine uzanır gider. Müziğin bu tarihi boyutuyla incelenmesine daha ilerde ayrıntılı olarak değineceğiz. Şimdi, türü ne olursa olsun müziği müzik yapan temel unsurlara değinelim kısa kısa…

Müzik, türü ne olursa olsun, iki temel öğeden oluşur; melodi ve ritm. Birincisi kullanılan seslerin perdesini, ikincisi ise o seslerin tınlama sürelerini ifade eder. Ritm dediğimizin, mutlaka bugün genellikle anlaşıldığı gibi ritm entrümanları ile çalınması veya belirginleştirilmesi gerekmez.

Seslerin perdeleri ise onların kalından inceye doğru belirli ses aralıkları ile birbirlerini takip etmelerini ifade eder. Bir oktavda (do-re-mi-fa-sol-la-si ve do ile biten dizi) 1200 alt perde vardır. Batı müziği bir oktavı 100’erlik alt perde gruplarına bölmüş ve bugün batı müziğinde kullanılan 12 ses elde edilmiştir. Bunlar do,do diyez, re, re diyez, mi, fa, fa diyez, sol, sol diyez, la, la diyez ve si’dir. Bu sadece batı müziği için geçerli bir bölünmedir. Dolayısı ile, özellikle doğu müziklerinde bir oktavın bölünmeleri farklıdır. Örneğin; batı müziğinde do ile re arasında re diyez var iken, Türk müziğinde do ile re arasında do diyez (do bakiyye)den başka küçük mücennep ve büyük mücennep de yer alır. Veya, batı müziğinde si ile do arasında herhangi bir ses yer almazken türk müziğinde bir koma yer alır. Dolayısı ile Türk müziğinde bir oktav 12’den fazla parçaya ayrılmıştır. İnsan kulağı 14’lük alt perdelik değişimlerini algılayabilecek hassasiyettedir.

Sesler batı müziğinde peşpeşe çalınabildiği gibi eşzamanlı da çalınabilirler. Buna armoni (çokseslilik) denir. Batı müziğinin ilk dönemlerinde armoni yoktu. Sesler birbiri ardına çalınır, daha doğrusu söylenirdi. Batı müzüğü armonisinin bugünkü haline gelmeye başlaması için 1500’lere, Giovanni da Palestrina ve Orlando di Lasso gibi bestecilerin çalışmalarına kadar beklemesi gerekmekteydi.

Ritm ise temel olarak melodiyi oluşturan ses dizelerinin tınlama sürelerini ve bu sürelerin birbiriyle olan ilişkisini anlatır. Sözkonusu olan ne tür müzik olursa olsun her müzikte müzik cümlelerini belli kalıplara oturtan bir sistem vardır. Bu sistem müziğin ritmik yapısının bir unsurunu oluşturur. Bu ölçü sistemidir. Yani 2/4’lük, 3/8’lik, 4/4’lük kalıplarda olduğu gibi. Bu sayılar, örneğin 4/4’lük ölçü, her bir cümle parçacığının 4 tane çeyreklik notadan oluştuğunu anlatır bize. Bundan sonrası, yukarıda melodide olduğu gibi batı müziği ile doğu müzikleri arasında farklılaşmaların başladığı noktadır. Örneğin, Türk müziğinde ölçünün yanında bir de usül denilen ritm unsuru vardır. Bu unsur, aynı ölçüde yazılabilen ancak farklı vurgulamalarla çalınan ritmleri ifade eder. Örneğin; 9/4’lük aksak usulü (vurgu 1., 3ncü ve 5. vuruşta) ile gene 9/4’lük oynak usulü (vurgu 1. ve 4ncü vuruşta) birbirlerinden tamamen farklıdırlar. Batı müziğinde ise vurgu, ölçülerle belirlenir ve ancak ölçüden ölçüye değişir. Örneğin; 3/8’lik ölçüde vurgu 1. vuruşta, 4/4’lük ölçüde vurgu 1. ve 3ncü vuruştadır. Bu standard, diğer bir çok unsuru da standardın dışına çıkarak batı müziğine ayrı bir renk getiren caz ve blues’da farklılaşır. Caz ve blues’da senkop denilen, vuruşları standard vurgularından kaydıran yapılar kullanılır. Örneğin standard 4/4lük ölçüde vurgu 1. ve 3ncü vuruşta olmasına karşın caz ve blues bu vurguları 2. ve 4ncü vuruşa; hatta zaman zaman 2. ve 4buçukuncu vuruşa kaydırarak kendi renkliliğini ortaya koyuverir.

Tabii ki caz ve bluesdan söz edildiğinde bu müziğin temelinin, zenci işçilerin çalışma ezgileri, ağıtları ve ilahilerinin olduğunu, bunların temelinin ise Afrika müziği olduğunu unutmamak gerekir. Cazın gelişmesi bu kaynaklardan beslenerek 19ncu yüzyılda hız kazanmıştır. Ancak, öncelikle Amerika dışında popüler olmuş; ırk ayrımcılığının görece olarak zayıflaması ile doğduğu topraklar olan Amerika’da yaygınlaşmıştır.


 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021