Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1748




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 36 müzisyen gazete okuyor
 
 
Seval Deniz Karahaliloğlu
 
 
Yayımlanan Sayı :

Bıçak Sırtında Dans: Klasik ve Cazın Birlestiği O İnce Nokta. - 10.11.2006





Klasik ve caz birbirine aşık fakat aynı ölçüde huysuz iki sevgili gibidir. Senfonik melodilerin arasına sızan caz tınıları, hırsızlamasına alınan buseler gibi insanın yüreğini okşar. Eminim senfonik caz eserleri için daha romantik şeyler yazılabilir ama hiç biri, bir bestecinin gözünden anlatılanlara benzemez. Sözü uzatmaya hiç gerek yok. Rene Giessen, armonika ve klarnet sanatçısı, besteci, orkestra yönetmeni ve neredeyse 40 yıllık birikim. Bizzat her iki dünyaya da tanıklık etmiş olan Rene Giessen`in deneyimleri, klasik ve caz dünyasında edindiği dostluklar, besteleri, birlikte sahne aldığı müzisyenler ve caza olan gizli aşkı. Hiç biri saklı kalmadı. Yeni bir senfonik caz çalışmasının hemen öncesinde bir sigara içimlik uğradığı Istanbul`da yakaladık sanatçıyı ve Pera`nın gizemli atmosferinde caz üzerine konuştuk.

SDK - Klasik Müzik eğitiminden gelen bir sanatçının gözüyle caz müziği nasıl tanımlanır?

Rene Giessen - Caz bana göre, özgürlüğün müziğidir. Afrika’dan Amerika`ya zorla getirilmiş ve köle yapılmış insanların isyan çığlıkları ile başlar. Caz ilk defa, işte bu insanların özgürlüğe olan özlem çığlıklarının bir ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Onlar, özgürlüklerini söyledikleri bu şarkılarla tekrar geri aldılar ve sonra da insanın yüreğini titreten bu şarkılarla bütün dünyayı fethettiler. Caz, yaşama umutlarını kara Afrika`da bırakan insanlara ayakta kalmak ve direnebilmek için güç verdi. Bu içinde bulundukları toplum tarafından dışlanan kara derili insanlar cazla, kendi özgün kültürlerini yarattılar. Hıristiyan melodilerini Afrika stilinde söylemeleri ise Gospel geleneğinin de başlangıcı oldu. Kabul görmedikleri Amerikan toplumunda her şeye rağmen yaptıkları müzikle, söyledikleri şarkılarla var oldular ve kendilerini kabul ettirdiler. İlk önce Afrika tarzında söyledikleri melodiler zamanla Gospele dönüştü ve tüm dünyaya yayılarak evrensel bir nitelik kazandı.

SDK - Armonika sanatçısı, besteci ve orkestra şefi. Siz çok kimlikli bir sanatçısınız. Bunun da ötesinde, renkli bir bestecilik kariyeriniz de var. Mesela senfoni orkestraları için bestelediğiniz senfonik caz parçaları. Her iki müziği aynı çizgide nasıl buluşturuyorsunuz?

Rene Giessen - Ben bestelerimi ilk önce kendim için yapıyorum. Caz müziği insana ne yapmak isterse onu yapması için sınırsız bir özgürlük veriyor. Ben bunu seviyorum. Caz çok yönlü bir müzik. İnsana, kimseye bağlı kalmadan tek başına çalma imkanı sağlar. Caz müziği yaparken, iki kişi yada üç kişi çalabilirsin veya caz müzisyenleri bir senfoni orkestrası ile birlikte müzik yapabilirler. Cazda bu çok çeşitlilik mümkün. Bir orkestra şefi, besteci ve armonika sanatçısı olarak benim durumum biraz daha farklı. Ben, senfoni orkestraları ve solistler için onları bir arada buluşturacak renkli, canlı, zengin ritimler, tonlar hani neredeyse lezzetli armoniler yazmayı seviyorum.

SDK - Senfoni ve caz melodileri birbirinden çok farklı müzik türleri. Siz aynı zamanda başarılı uyarlamalarınız ile de tanınıyorsunuz. Peki klasik bestecilerin eserlerini caza uyarlıyor musunuz?

Rene Giessen - Evet, ben aynı zamanda aranjörüm. Mesela, film müziklerini senfoni orkestralarına aranje ederek yeniden yazıyorum. Geçen yıllarda, Alman Televizyonu için buna benzer birçok çalışma gerçekleştirdim. Müzik dünyasında, Quincy Johns gibi bir çok ünlü aranjör var. Fakat Quincy Johns en başarılılarından biri. Neredeyse caz aranjörlerinin prensi gibidir. Özellikle caz parçalarını senfoni orkestralarına aranje etme konusunda çok başarılı. Klasik bestelere gelince, klasik müzik eserlerini değiştirmeyi sevmiyorum. Bu benim tarzım değil. Benim içim Bach, Bach`tır. Mozart da Mozart`tır. Bazı müzisyenler bunu deniyor ve ortaya çok kötü sonuçlar çıkıyor. Eğer senfonik caz çalışmasına bir örnek istiyorsanız, George Gershwin`in çalışmalarına bakın. Bence George Gershwin bunun nasıl yapılacağını çok güzel bir biçimde ortaya koydu. Her iki dünyanın melodilerini bir araya getirerek aranje yapmak isteyenler, George Gershwin`i örnek alarak çalışmalarını kopya edebilirler. Gershwin`in ardından Quicy Johns geldi ve aranjeyi günümüze uygun olarak modernleştirerek, geliştirdi. Bu iki büyük usta, aynı zamanda çok iyi iki öğretmendir. Yeni yetişen müzisyenler, Gershwin’den ve Johns` dan çok şey öğrenebilirler. Klasikle cazın sahne üzerinde buluşması insanda gerçekten unutulmaz bir tat bırakıyor. Birkaç yıl önce, Almanya Essen`de gerçekleştirilen bir modern senfonik caz konserinde çaldım. Essen`de gerçekleştirilen `European Summit` de, Monaco Senfoni Saray Orkestrası ile Prince`in beraberce sahne aldıkları konserde müzik gerçekten muhteşemdi. Çünkü, hem gerçek senfonik müzikti hem de gerçek caz müziğinin en güzel örneklerini taşıyordu. 40 yıllık müzik hayatımda sayısız müzisyenle beraber sahne aldım fakat caz sanatçıları arasında trompetçi Benny Baily, saksofon sanatçısı Don Menza, trompet sanatçısı Jet Baker ve tabii ki Jean Toots Thilemans benim için özel bir anlam taşıyor.

SDK - Klasik müzikle evli fakat caza aşık bir müzisyen olarak aradaki dengeyi nasıl sağlıyorsunuz? Dönem dönem caz konserlerine katılıyor ve besteler yapıyorsunuz. Bu hassas dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Rene Giessen -Eğer bir caz müzisyeniyseniz diğer cazcıların dilinden anlıyorsunuz demektir. Bütün dünyadaki cazcılar aynı dili konuşur. Fransız, İngiliz, Alman, Türk hiç farketmez. Blues, bluesdur. Bütün dünyada aynıdır, değişmez ve bu size büyük bir özgürlük duygusu verir. Klasik ve caz dünyası birbirinden farklı gibi görünür. Buna hem hayır, hem de evet cevabı verebilmek mümkün. Çünkü buna, sadece klasik müziği benimseyenler ve klasik senfoni orkestraları için çalan müzisyenler için evet diyebiliriz fakat konservatuarlarda klasik müzik eğitimi gören ve aynı zamanda caz müziği ile yakından ilgilenen genç müzisyenleri düşünecek olursanız cevap hayır olacaktır. Bu genç müzisyenlerin %90`ı bir yandan konservatuarda klasik öğrenime devam ederken diğer taraftan da caz orkestralarında çalarlar ve okul sonrası bir seçim yapmak zorunda kalırlar. Caz müziği mi yoksa klasik mi? Bu hangisini daha çok seviyorum sorusunun cevaplanacağı bir dönüm noktasıdır. Bu soruya cevap vermek çok zordur biliyorum çünkü ben de aynı süreçten geçtim. Eğer okul döneminde, yarım sömestr bile olsa caz üzerine çalışırsanız, bu ilerde müziğinizi, bestelerinizi ya da çalışınızı bir şekilde mutlaka etkileyecektir. Ben her iki müzikten de vazgeçemiyorum. Mesela, çok fazla caz üzerine çalıştığımda bu sefer klasik müziği özlüyorum fakat diğer taraftan bestelerimde, caz tonlarının etkisinden kurtulamıyorum. Bestelediğim bütün eserlerde, bir şekilde caz müziğinin etkileşimlerini, tınıları ve motiflerini görebilirsiniz. Örnek olarak en son bestelediğim, senfonik caz çalışması. Üç klarnet ve senfoni orkestrası için bestelenmiş olan `New Orleans Konçerto`, klasik caz tarzında kaleme alınmış, senfoni orkestraları için yazılmış ve yoruma yer vermeyen bir eser. İlk olarak 16 Ekim 2001 tarihinde, şef Jörg Schellenberger yönetimindeki, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde, İzmir İsmet İnönü Sanat Merkezi`nde seslendirildi. Birinci klarnert Atıf Peynirci, ikinci klarnette ben ve üçüncü klarnet ise Peter Ehm hep birlikte sahne aldık. Aslında caz ve rock tarzı, senfoni orkestraları için çok zengin materyaller içeriyor. Ve ben de bu renkli tınılardan yola çıkarak yeni bir senfonik caz parçası üzerine çalışıyorum. Zaten bugün dünyada bir çok klasik eser artık caz tarzında besteleniyor.

SDK - `New Orleans Konçerto` yoruma yer vermiyor. Caz müziğinde yorum yapmaya ne diyorsunuz?
Rene Giessen -Evet, bazı durumlarda, senfonik caz parçaları gibi önceden notaya ve kağıda dökülmüş yazılı metinler söz konusu olduğunda yorum yapamıyorsunuz ama yorum demek caz demek. Caz müziğinde yorum demek özgürlük demektir ve yaratıcılığı ön plana çıkarır. Bu çalan müzisyenlere özgürlük verir. Sahnedeki müzisyenler arasında güçlü bir uyum varsa, müzisyenler o anda ne çalmak isterse çalabilir. İşte caz budur.

SDK - Peki ilk caz performansınızı hatırlıyor musunuz?

Rene Giessen -Bunun için çok eskilere gitmek gerekecek, armonikaya başladığım ilk çocukluk dönemlerine. Armonikayı elime alır almaz, dönemin popüler parçalarını ve o sıralar beni derinden etkileyen ve Almanya`da o dönemde yayın yapan `Barbarian Radyo Orkestrası`nın çaldığı caz parçalarını çıkarmaya ve taklit etmeye başladım. 1960`ların başında, konservatuara ilk girdiğim dönemlerdeyse bir çok genç müzisyen arkadaşımla beraber caz üzerine çalıştık. Ama cazla gerçek tanışmam Jean Toots Thilemans`la başlar. Benden 10 yaş büyüktü ve daha ben yolun başındayken o varmak istediği noktaya çoktan varmış ve kendi tarzını oluşturmuştu. Öncesinde sadece çıkardığı albümler ve verdiği konserlerden tanıdığım Thilemans`la sonraları Frankfurt Caz Orkestrasında çaldığı dönemlerde bizzat tanışma fırsatı buldum. Bazıları hem caz hem da klasik üzerine çalışmayı tercih ediyordu ama o öyle değildi ve kendini sadece caz müziğine adamıştı. Daha sonra bir çok kez birlikte sahne aldık.

SDK - Gelelim Türk Cazına. Şimdiye kadar hangi sanatçıları dinlediniz ve düşünceleriniz.

Rene Giessen -Türk cazında hepsi kendi alanlarında çok yetenekli müzisyenler var. Mesela, Önder Focan, Esen aydın, Çınar Alpay gibi. Çok kısa bir süre için Türkiye`ye geldim fakat bu arada Önder Focan`ı dinleme fırsatı buldum. Focan, gitara olan hakimiyeti, orijinal müzik dili ve yorumları ile dinleyenleri büyüleyen bir sanatçı. Gerçekten büyük bir gitar ustası. Sonra, Chick Korea`nın halefim diye nitelediği key boardda harikalar yaratan Esen Aydın var. Ve T.R.T. Big Band`de alto saksofon çalan Çınar Alpay. Çok iyi bir müzisyen. Ama öyle bir isim var ki. Çoğunlukla klasik müzik ustası diye bilinir ama aynı zamanda çok iyi bir caz piyanistidir. Ankara Bilkent Senfoni Orkestrası`nın şefi Erol Erdinç`i, ilk kez Ankara`da, senfoni orkestrası eşliğinde `Rapsody in Blue`yu seslendirirken dinlemiştim. Tek kelime ile muhteşemdi. Aynı dönemde, Bilkent Senfoni Orkestrası ile birlikte Portekiz`e bir konser turnesi gerçekleştirdi. Aynı konserde, ünlü davulcu Okay Temiz`i de izleme fırsatı buldum. Okay Temiz dünya standartlarında çok iyi bir davulcu. Eğer ilerde birlikte bir çalışma fırsatı doğarsa, Önder Focan, Erol Erdinç, Okay Temiz, Aydın Esen ve Çınar Alpay ile birlikte çalmak isterim.


http://www.artliveon.com/turkce/icerik.aspx?id=162

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019