Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1745




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 65 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ersin Antep
 
 
Yayımlanan Sayı :

'Ayşe'nin hikâyesi - 09.10.2006





"Gel sev sen okşa beni/Çok sev sen Ayşe'ni"... Bir şehrin ayağa kalktığı 13 Şubat 1947 günü kalabalığın önünde seyreden orkestranın etrafa çınlattığı 'Ayşe'nin Duası'na aitti bu sözler. Tanıyanların "Oyunlarda en küçük hatayı kabul etmeyen, giyimine düşkün tam bir İstanbul beyefendisi görünümünde ve en önemlisi de 'Operet Kralı'dır" diye tarif ettiği ünlü besteci Muhlis Sabahattin Ezgi'nin naaşı, o dönemde pek ünlü olan 'Ayşe Opereti'nin sözleri ile son yolculuğuna taşınmıştı.

Asla sıradan bir sanatçı olmayan, kendisine göre farklı bir yaşam biçimi olan sanatçıyı ve 'Ayşe Opereti' gibi zamanın ünlü birçok operetinin nasıl ortaya çıktığını merak edenler için Berrak Taranç'ın kaleminden Operet Kralının Gizli Dünyası-Muhlis Sabahattin, önemli bir başvuru kaynağı. Çünkü denizcilerin törenlerde haykırdığı ve kendi simge marşı halini getirdiği 'Karadeniz Marşı' ya da 'Ayşe', 'Kerem ile Aslı', 'Çâre-Sâz', 'Asâlet-Meab' gibi operetlerin yanı sıra 'Pencerenin Perdesini' sözleri ile tanınan Hicaz eser gibi pek çok şarkının bestecisi olan Sabahattin'in hayat hikâyesi de oldukça ilginç. Dört evlilikten sekiz çocuk sahibi Hurşit Bey'in Sinesaf Hanım'dan 1889'da doğan oğlu Muhlis Sabahattin'in Galatasaray Lisesi'ndeki aldığı piyano eğitiminin ailedeki müzik birikimiyle birleşmesi gelecekteki kolay ve sağlam üretim becerisinin de temelini oluşturur. Nihat Özon ve Baha Dürder'in 'ampirik bir sanatçı' olduğunu, içine doğan nameleri çok basit ve ilkel olarak ifade edebilmenin dışında bütün duygularını anlatamadığını, bununla beraber, uzun zaman için müzikli oyun türünün büyük temsilcisi olarak kaldığını ifade ettiği Sabahattin'in öne çıkan bir başka özelliği de gazetecilik yaptığı yıllarda yaşadıkları. Sabahattin'in bu macerası kitapta Burhan Apad'ın şahitliğinde kendi sözcükleriyle yer alıyor: "Bir adam dünyaya gelir, sonra ölür gider. Kimsenin haberi olmaz. Pek küçük yaşımdan beri beni düşündüren ve korkutan bir şey olarak kafamın içinde yaşardı. Günün birinde, ben de herkes gibi ölecektim, ama izler bırakmak istiyordum. Bu ihtirasla pek genç yaşta politikacılığa başladım. Kısa sürede adımın çevresinde gürültü yarattım. Gazeteciliğe geçtim. İşbaşındakilere tedirginlik vermeye başlayınca hapse atıldım, sonra kaçtım. Suçum bağışlanınca memlekete döndüm. Ama İstanbul'a uzak bir köyde yaşamak kaydıyla. Korktuğum şey gerçekleşmek üzereydi: daha ölmeden unutulmaya başlamıştım". Neyse ki; Taranç ve Gülriz Sururi gibi isimler ile birlikte toplum besteciyi yanılttı. Taranç kitabıyla, Sururi 'Ayşe Opereti'ni sahnelemesiyle, sanatçılar, denizciler ve dinleyiciler 'Karadeniz Marşı' ile diğer eserlerini defalarca seslendirmeleriyle Sabahattin'i yaşatmayı başardı.

Akademik kişiliğin etkisi
İzmir Ege Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Taranç'ın on yedi yıllık bir araştırmanın ardından ortaya çıkardığı kitap bestecinin devraldığı kültürel mirası, döneminin özelliklerini, yaşamını, sanat anlayışını ve popüler olmasındaki nedenleri sıralıyor. Ayrıca bestecinin nota prozodi ve yazı tekniği, operetleri, film müzikleri ile şarkılarındaki tutkuları aktararak sonda genel değerlendirme içeriyor. Ancak hemen söylemeli Taranç'ın kitabın genelinde akademik kişiliğinin etkisinde kaldığı görülüyor. Örneğin; kaynakça ve dizin bölümlerinin bulunduğu kitabın en başında bir de 'Kısaltmalar Cetveli' bulunuyor. Tüm bunlar yazarın belgeselci bir kurgulama düşünüşü ile bilimsel bir kurgulama düşünüşü arasındaki geçişte zorlandığını işaret ediyor. Titiz çalışma içinde basit yazım hatalarının çokluğu ve tekrarlanması ve metin oluşturma esnasındaki dikkatsizlik ise kitabın editörsüz çıkmasından da kaynaklanıyor. Ancak tüm bunlar kitabın 'bilgi kaynağı olma' niteliğini gölgelemiyor ve Muhlis Sabahattin, operet, tiyatroda müzik gibi konularla ile ilgili geniş bilgi edinilmesini sağlıyor.

İsteme adresi: rtaranc@yahoo.com

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019