Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1788




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 33 müzisyen gazete okuyor
 
 
Tuba Özden
 
 
Yayımlanan Sayı :

Ahmad Jamal: Müzik beni seçti - 19.07.2006





“Ben müziği değil, müzik beni seçti.” diyen Ahmad Jamal, cazcı yönünün yanında dindar bir Müslüman olmasıyla da dikkatleri çekti.

Harbiye Açıkhava Tiyatrosu hınca hınç değil ama koltukların en az üçte ikisini dolduracak kadar dolu. Bir caz konseri için iç açıcı bir manzara. İlk olarak Hijazz topluluğu Alper Berksu şefliğinde sahne alıyor. Osmanlı müziklerinden caza, klasik Batı müziğinden halk müziğine kadar uzanan parçalarıyla izleyicileri bir nevi konserin ikinci yarısına hazırlıyorlar. Nihayet beklenen an geliyor; kontrbasta James Cammack davulda İdris Muhammed ve piyanoda Ahmet Cemal (Ahmad Jamal) sahnede görülüyor. Cemal önce izleyici ile değil de piyanosuyla selamlaşıyor adeta. Evinde prova yapar edasıyla bir yandan oturağının boyunu ayarlıyor diğer taraftan piyanosuyla hasbihâline devam ediyor. Kontrbasın ya da davulun ve piyanonun kurduğu cümleler farklı fakat aynı dertleri müziğe döküyorlar sanki. Bir vakit sonra üç enstrüman buluşuyor, Ahmet Cemal piyanosuyla bütünleşiyor.

Pittsburgh’daki evlerinde üç yaşındayken piyano ile serüveni başlar Ahmet Cemal’in. Amcası her zamanki gibi piyano çalmaktadır ve yanından geçip giden Cemal’e ‘sen eminim bu parçayı çalamazsın’ diyerek takılır. Fakat Cemal, ilk oturuşta bütün notalarıyla parçayı çalacaktır. “O gün neredeyse amcam Lawrence şaşkınlıktan bayılacaktı.” sözleriyle anlatıyor o an yaşananları. Ahmet Cemal, caz müziğinin en ilham veren piyanistlerinden biri. Geçtiğimiz hafta İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği 13. Uluslararası İstanbul Caz Festivali için Türkiye’ye gelen sanatçı, 50 yılı aşkın bir kariyere sahip ve müzik çalışmalarının hayatının sonuna kadar devam edeceği inancında.

Doğduğu ve yaşadığı yer Pittsburgh’un onun için ehemmiyeti büyük. Birçok sanatçının ve özellikle de müzisyenin yetiştiği ya da yolunun geçtiği eyalet, birincil ilham kaynağı. Zira Pensilvanya Pittsburgh; George Benson, Roy Eldridge, Art Blakey, Errol Garner, Joe Kennedy, George Hudson gibi pek çok minimalist müzisyene bir dönem mekân olmuş. Cemal’in doğduğu yer sadece hayat tarzında değil müziğinde de belirleyici olmuş. Usta cazcının dünya çapında tanınmasına katkı sağlayan özelliği caz müziğine sessizliği ve boşluğu getirmesi. Cemal, caz üçlüsü formatına kazandırdığı orkestra anlayışı ve yenilikçi minimalist yaklaşımının vesilesi olarak yaşadığı yeri görüyor. Pek çok önemli caz sanatçısı ile çalışan Cemal’in kariyerinin en önemli albümlerinden biri ‘But Not For Me’, 1958’de yayınlandığında 108 hafta listelerde kalarak bir caz albümü için kırılması zor bir rekora imza atmış. 50 yıllık müzik hayatında 70’e yakın kayda imzasını atan müzisyenin en son albümünün adı ‘After Fajr’. En sevdiği albümü ise her zaman bir sonraki çalışması.

ARTIK ‘CAZ’ DEĞİL

20. yüzyılın başlarında Afrika’dan zorla Amerika’ya getirilerek pamuk tarlalarında köle olarak çalıştırılan siyah derili insanların, kendi aralarında söyledikleri, temelde doğaçlama esasına dayalı bir müzik türünden ortaya çıkar caz. Adorno’ya göre bastırılmış zencilerin bir başkaldırısı değil, daha çok yarı üzgün yarı sızlanmacı bir boyun eğişi ifade eder. Dinlerken, her biri bağımsız cümleler kursa da anlamlı bir paragrafta buluşan enstrümanlar da caz ile özdeşleşen ‘özgürlük’ kavramını hatırlatır. Bir müzikten öte yaşam tarzını ifade eden cazı Ahmet Cemal, Amerikan klasik müziği olarak tanımlıyor: “Son derece kapsamlı bir müzik yapıyoruz ve daha iyi bir isim bulmamız gerekir. Amerika’da başlayan bu müzik için ‘caz’ın artık doğru bir isim olduğunu düşünmüyorum.” İkisi de klasik kökenli olan Klasik müzik ile caz arasında ayrım yapmak Cemal’e göre son derece yanlış. Aralarındaki tek fark birinin Avrupa diğerinin ise Amerika kökenli olması.

Kendisinin sadece cazdan değil bütün müzik formlarından etkilendiğini vurgulayan Cemal’e göre müzisyenseniz eğer Avrupa, Amerika, Afrika, Japon, Türk vs. bütün müzik türlerini bilmek, çok yönlü olmak zorundasınız. Türk caz dünyasında da çok yetenekli isimlerin var olduğuna dikkat çekiyor. Geçtiğimiz hafta vefat eden Arif Mardin de bunlardan biri. Bu nedenle İstanbul Cemil Topuzlu Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda vermiş olduğu konser, sağlığında arkadaşı olan ve fenomen olarak tanımladığı Arif Mardin anısına gerçekleşti. Ahmet Ertegün’ü takdir eden sanatçı başarılı bulduğu Emrah Korta’nın önümüzdeki günlerde kuracağı gruba davulcu olarak katılacağını söylüyor. Türkiye’ye üçüncü defa gelen Ahmet Cemal’in çok etkilendiği İstanbul’da amacı sadece konser vermek değil, yeterince vakit geçirerek besteler de yapmak.

IRK DİYE BİR ŞEY YOK

Caz her ne kadar kölelerin müziği olarak zuhur etse de günümüzde daha çok seçkinlere hitap ediyor. Ahmet Cemal’e göre bu tezat bir durum değil hatta çok doğal: “Çünkü iyi olanı kendinizde saklayamazsınız, bir şekilde bütün dünyada karşılık bulur. “ Bütün etnik grupların müziği olduğuna değinen Cemal, özellikle ırk kelimesini kullanmaktan kaçınıyor. “Çünkü ırk diye bir şey yoktur. Sadece bir ırktan bahsedilebilir; o da insan ırkıdır.”

Caz’ın eskisi kadar rağbet görmediği ve ölen bir sanat olduğu tartışmalarına Ahmet Cemal katılmıyor. Ona göre caz bu kadar önemli bir ilgi görürken ölemez. Aksine bütün dünyada artık üniversitelerde cazla ilgili derslere yer verilmesi, bu müzik dalının her geçen gün büyüdüğünü gösteriyor. Evrensel dile sahip olan müzik her halükarda kendi mecrasını buluyor. Ahmet Cemal sadece müziğini yaparken değil yaşarken de felsefesini, “Mümkün olduğunca kusursuz olmaya çalışmak.” cümlesiyle özetliyor. Dindar bir insan olan Cemal, kalbinden gelenleri söylemeye çalıştığını anlatıyor. Felsefeden çok etkilenen sanatçı yapılan müziğin bir mesaj içerip içermemesinin sanatçısı ile alakalı olduğuna değiniyor. “Belirli noktalarda mesajlar veren müzisyenler vardır. Umarım benim de aktarabildiğim bir mesajım oluyordur.” cümlesiyle mütevazı halini ortaya koyuyor.

İBADETLER HAYATIMI KOLAYLAŞTIRIYOR

Ahmet Cemal, Türkiye ziyaretinde müzikleri kadar Müslüman kimliğiyle de dikkat çekti. Sanatçının İslamiyet’le tanışması caz ile ilgili profesyonel çalışmalar yaptığı yirmili yaşlarına denk geliyor. Ahmet Cemal ısrarla Müslüman olmadığını, her insan gibi Müslüman doğduğunu vurguluyor. Nerede İslamiyet’i öğrendiğini sorduğunuzda, “Pakistan’da İslam’ı iyi bilen hocaların yanında.” cevabını veriyor. 1950’lerde Mısır ve Sudan’a giderek bilgilerini pekiştirmiş. Dindar kimliğini saklamayan sanatçı farzların yanı sıra nafile ibadetlerini de yerine getirmeye çalışıyor. Yoğun temposu dinî görevlerini ifa etmesine mani değil. Aksine “İbadet etmek hayatımı kolaylaştırıyor.” diyor. Çeşitli ülkelerde konserler veren sanatçı, gittiği yerlerde ‘helal gıda’larla beslenmeye özen gösteriyor. Türkiye’ye gelmeden önce de helal gıda şartını organizasyona hatırlatan sanatçının bu tavrı, bir gazetede sanatçı kaprisi olarak yansıtılmıştı. Ahmet Cemal kendisini çok şaşırtan bu değerlendirmeyi “Hayatımda duyduğum en aptalca şey.” cümlesiyle yorumluyor. İslam’ın bir hayat felsefesi olduğunu ve gittiği her ülkede şartlarının anlayışla karşılandığını dile getiriyor.


 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021