Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1770




5 Ağustos 2020 tarihinde yapılacak olan CSO Stajyer sanatçı sınavı şartnamesi hükümleri, CSO gibi standardı yüksek bir orkestraya stajyer sanatçı seçmek için yeterli midir?

Yeterlidir.
Yeterli Değildir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 26 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 1764

Sanat Kurumunda Tek Adam Olmak! - 10.05.2020





Sanat kurumlarında tek adam olma meselesi bugün varolan bir şey değil kuşkusuz. Yıllar yıllara dayanan bu durum özel yasa ile kurulmuş olan sanat kurumlarının yine kuruluş yasaları gereği elde ettiği özerk yapıyı makyavelist bir biçimde kendi lehlerine kullanan sanat yönetimlerinin sübliminal uygulandığı bir yöntemdi.

Ancak 16 Nisan 2017 referandumu sonucu gerçekle
şen anayasa değilikliği nedeniyle işlevsiz hale gelen TBMM ve akabinde halkın elinde bulunan egemenlik hakkının Cumhurbaşkanına verilmesi üzerine gelişen siyasi ve sosyal koşullar sonucu, sanat kurumlarımızın bürokrasisinde de yıllar yıllardır sübliminal yöntemle uygulanan tek adam olma durumu ortaya çıktı.

7 Mayıs 2020 ak
şamı Halk TV’de yayımlanan ve gazeteci Enver Aysever’in sunduğu, gazeteci Ceyda Karan ve gazeteci Mustafa Hoş’un stüdyodan katıldığı “Gazeteciler Arasında” programında, Enver Aysever’e gelen bir Whatsupp gurubu mesajında, Antalya Devlet Opera ve Balesi Müdürü Ziya Güçkan’ın, opera sanatçılarına yönelik iki dakikalık ses kaydının dinletilmesi üzerine, sosyal medyada sanat kurumlarındaki tek adamlık tartışması yeniden başlamış oldu.

Bir genel müdür, tamamen kendi projesi ya da etkinli
ği olan bir konser için pandemi günlerini yaşadığımız şu sıralarda, yönettiği  ve sorumluluğunu taşıdığı operanın daha deneyimli sanatçılarının bulunduğu bölgesine (İzmir) dişi geçiremeyince, bu sefer aba altından sopa göstererek akıbetleri yöneticilerin iki dudağının arasında olan sanatçıları kendi projesi olan Zeki Müren Şarkıları konseri için kullanmak istiyor.

Çünkü o sanatçıların gelece
ği, kurumda çalışma akıbetleri bu genel müdür ve o genel müdürün atadığı bölge müdürlerinin iki dudağının arasında.

Yüksek sanat anlayı
şına hiç yakışmayan tam bir taşra zihniyeti!

Oysa darbe anayasası diye be
ğenilmeyen 1982 anayasasının 64. maddesi özetle “Sanatçı sanatçıyı korur” ilkesi üzerine inşa edilmiştir.

CHP Antalya Milletvekili Aydın Özer’in “Sanatçıların hayatı neden riske ediliyor?” ba
şlıklı soru önergesi ile TBMM’de gündeme getirdiği bu durumda, sanatçı olan genel müdür kendi projesi olan konser için, yazılı görevlendirme dahi yapmadan, atadığı müdürü kullanarak soruşturma , kovuşturma  sopasını kullanarak sanatçıların üzerinde baskı kurması, şu pandemi ortamında meslektaşlarının yaşamını riske etmesi anlaşılır gibi değil.

Bence bu mesele direkt, Aralık-Haziran dönemi için verilen te
şviklerle ilgili. Pandemi nedeniyle faaliyeti durdurulan sanat kurumlarının Aralık-Haziran dönemi çalışmadan geçtiğinden teşvikler riske giriyor. Onun için sanatçıları zorla çalıştırma yoluna gidiliyor. Gidiliyor ama özellikle temsil-konser başına sözleşme yapılan sözleşmeli genç sanatçıları çalıştırma yoluna gidiliyor.

Yazımın ba
şında sanat kurumlarının özerk yapısından da faydalanılarak ortaya çıkan tek adamlıktan söz etmiştim. Evet, bu tek adamlık durumu ezelinden beri vardır. Var olan bu tek adamlığı daha pekiştirmek için temsil ya da konser başına sözleşme yapılan (taşeron) modelin uygulanmasına 90’lardan beri hayır denilmedi. Aksine gelişmesi ve yerleşmesi sağlandı. Arada bir “devlet kadro açmıyor” çığırtkanlığı yapılarak özgürlükçü ve çoğulcu geçinildi. Oysa bu yolda çıkartılan gürültü sahteydi ve okuldan yeni mezun olmuş sanatçıyı , kurumların başını tutanların arzularına mahkum etme gürültüsüydü.


Özellikle sahne uygulayıcısı (teknik) kadronun, izin günlerinde, bu aziz ve muhterem tek adam sanat yöneticilerinin, hatta kimi kadrolu sanatçıların ki
şisel işlerine nasıl koşturulduğunu, oturdukları meskenlerin boya badana işlerinden tutun da, ayak işlerine varana kadar bir çok işin nasıl  gördürüldüğünün yakinen tanığıyım.

Bu sanat yöneticileri kadro hayali ile yanıp tutu
şan, sanatlarını daha iyi şartlarda yapabilmenin beklentisi içinde olan bu gençlere nasıl tepeden baktığını, “benim egomu sürekli desteklersen adam olursun” ajitasyonunun nasıl enjekte edilişinin de birebir tanığıyım.

Oysa Anayasanın 64. Maddesi “sanatçı sanatçıyı korur” ilkesi üzerine kurulmuş cümlelerden oluşur. Bu nedenle Halk TV’nin söz konusu programında AntDob Müdürü Ziya Güçkan’ın ses kaydı yayınlandıktan sonra  gazeteci Mustafa Hoş’un “arasının bozuk olduğu kişiler çok herhalde” sözü yerini buluyor!


Sonuç olarak, ülkenin içinde bulundu
ğu otokratik yönetim biçimini fırsat sayarak yöneticilerin kendilerini sanat kurumlarında açıktan olmasa da, fiiliyatta tek adam ilan etmeleri, sanatın doğasına, ahlakına aykırıdır. Abesle iştigaldir. Eskiden sübliminal olarak uygulanan bir yönetim biçiminin artık aleni hale gelmesidir.

Sanatta tek adamlık sahnede olur!

Genel Sanat Yöneticilerinin ajandasına yazılı programı, sanatçının ya
şamından değerli değildir.

Olamaz da!

Ancak, Kültür ve Turizm Bakanlı
ğı’nın iki kurumu DOB ve GSGM, sadece  genel müdürlerine çalışıyor.

Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020