Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1775




 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 28 müzisyen gazete okuyor
 
 
Oylun Davran Erdayı
 
 
Yayımlanan Sayı : 1629

Fazıl milyonlarca ünlüden biridir. Fena çocuk da değildir üstelik. - 11.05.2015





Normalde asla burnumu sokmak istemeyeceğim bir konuda yazmak zorunda hissettim. Yazmak zorunda hissettim çünkü, aklı başında, düzgün, dürüst diye nitelediğim üç beş insanın ayrı platformlarda, ayrı başlıkların altında linç edildiğini görüyorum. Recm altında hala naifçe, kibarca açıklama yapıyorlar. Yazık dedim.

1- Fazıl Say madem bu kadar ünlüdür, o halde Sezen Aksu hakkında nasıl yardırıyor veya kendimizi paralıyorsak, aynı
şekilde onun hakkında da her türlü eleştiriyi yazabiliriz. Dolayısı ile bunca zaman Fazıl hakkında yazmaktan kaçındığım şey şahsi problemimdir ve o hala ordadır; burda yazacaklarım ise Nazım, Metin Altıok gibi başlıklar altında, toplumun belli bir ideolojik kesiminin Sezen Aksu’su olmak adına yazıp çizen bir adamın haklılığı ya da haksızlığıdır. Yani nesneldir.

2- Barcelona’da iki konser verip, ordan uça
ğa atlayıp Tokyo’da altı performans sergileyip, dişimi uçakta fırçalayıp, uykusuz prova yapan bir adam olmadım hiç. Olamadığımdan değil, olmadığım için olmadım diyorum. Dolayısı ile Fazıl’ın bu yoğun programını her tartışmanın, her tv programının başına, sonuna  sıkıştırması çok gereksizdir. Kendi tercihini yaşamakta ve karşılığını misliyle kazanmaktadır. Senede 150 konserin 50'sini kimsesiz çocuklar- sokak hayvanları yararına yapsın, performans listesini ve uçak notlarını keyifle okurumdur elbet.

3- A
şırı duygusal tepkilerinden sinirlerinin bozulmuş olduğunu düşünmeden edemiyorum. Kendisine yönelik hiç bir ihmalkarlığı, ilgisizliği, eleştiriyi kaldıramıyor. Bu haliyle en çok eleştirdiği adama ne kadar benziyor, farkında değil. O adam da kendinin farkında değil çünkü. İnsan pişmanlık duyacağı şeyleri tekrarlar durur mu yahu. İki farklı düşüncenin edebiyatıyla büyümüş, farklı kültürlerde benzer kişilikler bunlar. Aralarındaki fark- ki bu yazıyı Fazıl’ı yermek için değil, gerçek bulduğum için yazıyorum- birinin gerçekte iyi bir insan olması. Yaptığı çıkışlar ve aldığı tepkilerden sonra üzüldüğüne eminim mesela. Yalnız bırakılmışlık çok koyuyor ona mesela. Mesela, ufacık şeyleri büyüttüğüne de eminim; duygusal bir adam sonuçta. Sıklıkla köşeye sıkışş hissediyor ve haksızlığa uğradığını düşünüyordur muhtemel. Bu yalnızlığı hakettiğini düşünmediğim için diyorum ki; eh be oğlum, keşke feysbukuna –iyi düşündün mü?- emin misin?- bak olm?- siliyim mii? türü filtreler koysan. Ya da yakın çevreni, ne yaparsan yap herşeyini onaylayan adamlar yerine, bir kaç aklıbaşında ve kaç uçak yolculuğu yaptığınla ilgilenmeyen insanlardan oluştursan. Müzik yapıyoruz sonuçta Fazıl, atomu parçalamıyoruz. Bir müzisyen siyasetle ilgilenebilir elbet, ama bunu kendi konserlerine uygulanan, -her aklıbaşında adamın karşı olduğu gibi- sansür üzerinden değil de, sosyal adalet üzerinden yapsa keşke. Kürtçe, zazaca bir oratoryo yazsa mesela. Kaşesiz konserlere çıksa hatta. CNN Türk’de zırvalayan arkadaşlarla sırf iş yapacağı için, yazdığım doğrulara kıkırdamasa mesela. Mesela, dört  kez sarı zarf yedim bunları dile getirdiğim için, memur olduğumu ve ağzımı her açtığımda aldığım riskin onunkinden büyük olduğunu unutmasa. Nazım, Altıok gibi adamlar içlerinde bulundukları zamanda adam gibiliklerini kanıtladılar. Onların adam gibiliklerinden faydalanmak, onların gölgelerinde çığırtkanlık yapmak bize yakışmaz. Biz adamsak, daha radikal adımlar atmalıyızdır. Hatta sen at, emin ol sabahına yanındayımdır mesela. (ok, burası biraz samimi olmuş, üçüncü tekile döniim ben.)

4- O kadar agresif açıyor ki a
ğzını, karşısındaki adam Fazıl’a muhtaç mıdır, umurunda mıdır, kavgası nedir, savunduğu nedir, ağzını burnu kırdığı kavram hangisidir, ne iş yapar, ne düşünür, yaşamı nasıl algılar, ciddiye aldığı şeyler nedir, ne değildir bir anda önemini yitiriyor. Yani Fazıl’la kavga ediyorsanız hepiniz mavi gözlü, 1.76 boyunda, en sevdiği yemek mantı olan ve ağzına asla kereviz koymayan “onlar”sınız. İnsanlar farklıdır, aynı prensibin altında toplansalar dahi düşünceleri ayrılık, farklılık gösterir. Fazıl düşmanlığı altında toplanmak kimin aklına gelir allasen? Kaldı ki bu toplumda. Gerçekte kendi camiamız içinde öyle utanç duyduğumuz şeylere tanık oluyoruz ki, çoğunlukla kol kırılır- yen içinde kırılır demeyi tercih ediyoruz zaten. Ama bazı noktalarda başkalarının ayıplarını saklamaktan bunalıyoruz da. Gelişmiş bir birey davranışlarının sorumluluğunu alan bireydir. Yoksa kimse kimseden mükemmel olmasını, tek bir ideale hizmet etmesini beklemiyor zaten. Sorumluluğunu çeşitli bahanelere bağladığı bu çıkışlarını tez canlılığına bağlayıp geçebilirim elbet. Ama geçmiyorum; çünkü Fazıl (dilerseniz Sezen'de diyebilirsiniz), yaşadığı tecrübelerden sonuç çıkarmayan bir ergen tavrı sergiliyor. Muhatap aldığı insanlar kocaman adamlardır. Her gün bi konçerto yazsa ne? İnsanlara davranış ve hitap şekli tipik bir megalomanın çizgisinde. Yani, şimdi ben Lacan’ı yüzyılın en zeki adamı buluyorum diye eleştiremez miyim? Ağzını burnunu bile kırarım. Çünkü Fazıl kariyer yapan ve bunu da her fırsatta dile getiren bir profildir; göz önünde olmayı tercih etmiştir. Bu profilin eleştirilmesi kadar normal ne olabilir. Bu tahammülsüzlük size de birini hatırlatmıyor mu? Hülasa göz önünde olan adamın rastgele hata yapma lüksü yoktur. On hata yapmak lüksü hiç yoktur. Yüz hata yapıyorsa durum elbet kötüye saracaktır. Çünkü ve allahtan, hala ve hala aklı başında bir takım insanlar mevcuttur.

5- Ticari endi
şelerin -sanki boğazına kadar batmış bir ülkede yaşamıyormuşuz, yeterince aptal yerine konulmuyormuşuz gibi- sanatsal, seküler olandan uzak ulvi ne kadar kavram varsa tümüne oturtulması, buna parmak kaldıran her insanın taraf olmakla suçlanması histerisine gıcık insanlar, bu kadar basit anlamıyor musunuz? Asıl sansür budur! Anlamıyorsunuz ki, yıllardır yüzde elliyle oy alan bu ideolojisizlikten bir türlü kurtulamıyoruz. Anlamıyorsunuz ki, popüler müziği tekelleştiren Sezen Aksu’yu hala bağrınıza basıyorsunuz. Yine anlamıyorsunuz ki, karşıt görüşe destek atan Sezen tu kaka, karşıt görüşe diklenen Fazıl haklı oluyor. Ben Galatasaray’lı bir fanatik olabilirim. Bu tüm Galatasaray’lı futbolcuların on numara adam olduklarına inandığımı göstermez. Sosyal adalete inanabilirim, bu sosyal adaleti diline pelesenk etmiş bir partiyi bağrıma bastığımı da göstermez. Haklı olmak için birinci koşul, Allah’a inanırken, sırf sosyal adalet için bir ateiste oy verebilmektir. Çünkü hayat bir futbol maçı değildir.

6- Toplumun ünlüsü olarak Fazıl (arkada
şım, tanıdığım olarak değil), toplumla, camiasıyla, siyasetle sevgili ilişkisi sergilemektedir. O kapıyı çarpıp çıkabilir, kapıyı çarpmadan önce dediklerine dikkat etmek kaydıyla. Sevgiliye, “sen asabi, pasaklı bir cücesin, tük!” diyip kapıyı çarptıktan sonra, geri dönsen dahi o düşünce orda sonsuza dek asılı kalacaktır. Güven, saygı, sevgi bir kez kırılmıştır. Kamyonumu niye kırdın ulan diyebilir mesela. Özür dilemesi de, telafisi de, affedilmesi de kolaydır. Sevimlidir, sempatiktir. Fazıl’ın öfkesi geçmişiyle birlikte gelen bir yıkıcılık sergilemektedir. Olabilir...Lakin, “olabilir” denen yerde Fazıl’ın özür dilemeyi de öğrenmesi lazımdır.

7- Benim
şahsi olarak bir gıcığım, bir antipatim yok, açıkça söyliyim. Çocuksu, egosantrik, sorumsuz ve şuursuz buluyorum, o kadar. Daha çok etrafındaki boş kafalı, yeteneksiz yalaka asalaklara gıcığımdır. Artı, adam zeki biridir, yeteneklidir falan. Ve fakat, çok çabuk gaza gelmektedir. Bu sebeple çevresini, o gittikçe yalnızlaşan çevresini gözden geçirmesinde fayda vardır.

8- Fazıl nadiren zırvalasa olurdur. Ve fakat sık zırvalamaktadır. Bu da, Fazıl’ın arkasında durdu
ğu bir takım değerlere normalde sahip çıkan ve Fazıl’ı haydi haydi yalnız bırakmayacak olan bir kitleyi yıldırmaktadır. Çünkü biz artık büyümüşüzdür. Çocuk değilizdir. Bir çok ideolojik harekete tanık olmuş, bir çok faşistliğe diklenmiş, bir çok hayatın heba edildiğini görmüş, acı çekmiş, düşş ve kalkmışızdır. Sadece Beethoven’da takılı kalmamışızdır. Beethoven’ı analiz etmek için Lacan’ı öğrenmemiz gerektiğini, Lacan’ı anlamak için Derrida ve Deleuze’ü hatmetmek gerektiğini, Bergman’ın Persona’sı üzerine deneme yazmamız gerektiğini bilecek kadar küçülmüşüzdür aynı zamanda. Bu küçülmenin içinde büyüklük taslamak bize antipatik gelmektedir.

Fazıl bir Sezen Aksu oldu
ğu sürece sorun yoktur. Üç fidan oratoryosu yazmasın, yeterdir.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020