Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1776




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Elvan Hayali Demirci
 
 
Yayımlanan Sayı : 1582

Karadeniz müziği Feluka'yla okyanuslarda yüzecek - 21.04.2014





Röportaj konuğumuz genç yaşına, bu kadar çalışmayı nasıl sığdırabilmiş diyebileceğimiz bir isim. KTÜ Devlet Konservatuarı Müzikoloji Bölüm Başkanı Değerli Hocamız Abdullah Akat.


O Türkiye’nin en genç doçentlerinden biri. Çalı
şmayı amaç edinmiş başarılı bir araştırmacı. Biyografisini okuduğunuzda hak vereceğinizden emin olduğum, genç, dinamik bir müzik adamı. Trabzon aşığı, Trabzonspor sevdalısı. Sevilen bir öğretmen ve dünya tatlısı bir kız babası.


Açıkcası niyetimiz; Sevgili hocamızın kurucusu oldu
ğu Feluka gurubunun yeni single çalışmasını konuşmaktı. Fakat sizin de takdir edeceğiniz gibi gurubun solisti Sevgili Abdullah Akat olunca ve her bir çalışmasının emek dolu olduğu hissiyle, hocamızla genel olarak çalışmaları üzerinde uzun soluklu ,faydalı, takdir edilecek ve illaki kendi payımıza da bir şeyler çıkarabileceğimiz bir sohbet gerçekleştirdik. Kendi cevaplarıyla çalışmalarını dinlerken,sevgili hocamızın tüm çalışmalarına eşit mesafede durduğuna tanık olsam da, insiyatif kullanarak Feluka’ya dikkat etmenizi öneririm. Feluka 16 Nisan Çarşamba Günü Saat 21.30 ilk canlı performanslarıyla BKM Mutfak’ta sahne alıyor. Kendi müziğimizi doğru kişilerden duyup, özümseyebilmemizi amaç edinen gurubun, ‘’Yüzdürdüm Felukami’’ adlı çalışmasıyla gerçekleştirecekleri ilk sahne performanslarında ve ilerleyen zamanlarda belli olacak konser programlarında başarılar dileyerek ‘’Vira Feluka‘’diyerek sizleri keyifli söyleşimizle baş başa bırakıyorum.

 

Abdullah Akat'ı daha yakından tanıyabilir miyiz?

1982 yılında Trabzon'da doğdum ve ilk müzik eğitimimi Trabzon Müzik ve Halkoyunları Derneği'nde aldıktan sonra önce Ankara'da, 2000 yılından sonra da İstanbul'da müzik çalışmalarımı sürdürdüm. İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nı 2004 yılında 1.likle bitirerek aynı yıl yüksek lisansa başladım ve 2005 yılında Araştırma Görevlisi olarak akademisyenliğe ilk adımı attım. Bu süreçte bir çok ünlü sanatçı ve müzik topluluğuyla da sahnelerde yer aldım. 2006 yılında geçtiğimiz yıl kitap olarak yayınlanan "Çepniler ve Müzik" konulu yüksek lisans tez çalışmamı tamamladım ve Araştırma Görevlisi olarak çalışğım İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde "Müzikoloji ve Müzik Teorisi" alanında doktora yapmaya hak kazandım. Yılın sonuna doğru Feluka müzik grubunu kurarak kendi müziğimi ortaya koymak istedim. Türkiye'nin ve Avrupa'nın çeşitli merkezlerinde yüzlerce konser verdik Feluka ile, son zamanlarda Türkiye'de bulunmadığım için biraz ara vermiştik, ama şimdi önemli işler yapmak adına çalışmaya devam ediyoruz. Diğer taraftan doktora çalışmam 2010 yılında bitti ve yılın sonuna doğru Trabzon'a yerleşerek KTÜ Devlet Konservatuarı'nda Yrd.Doç. olarak çalışmaya başladım. Sonrasındaki süreç benim açımdan biraz karmaşık geçti. Çünkü hayalini kurduğum Trabzon ile karşılaşğım Trabzon birbirinden çok farklıydı. Ama hedeflerim vardı ve bu hedeflerimin neredeyse tamamı Trabzon'a bir şeyler katabilmekle bağlantılıydı. İlk yılı geçiş dönemi sayarsak sonrasında kendimi işime daha çok verdiğimi söyleyebilirim. Bu hedefler doğrultusunda çalışmalarımı sürdürüyorum. Şimdiye kadar Trabzon'da önemli olarak gördüğüm sadece 2 projemi hayata geçirebildim, biri tamamlanmak üzere diğerinin de alt yapısı tamamlandı ve 2014 yılı Ekim ayında faaliyete geçecek. Bu yönde olabilecek ek çalışmalarla birlikte epeyce yol alınabileceğini düşünüyorum. Televizyon ve radyo programları, konserler, akademik faaliyetler, dersler ve idari görevler ile birlikte yoğun bir program içinde bunları yapmaya çalıştım. Bunların yanı sıra, 2012 yılı Ekim ayında alanımın Doçentlik kriterlerini sağlayarak başvuru yapmıştım, tam 1 yıl süren inceleme ve sınav sürecinden sonra jüri üyelerinin tamamı tarafından her aşamada başarılı bulunarak Doçentlik ünvanı almaya hak kazandım. Ama bu dönemde Türkiye'de değildim ve sadece sınavlara iştirak etmek için birkaç günlük giriş-çıkışlar yaptım. Almanya'nın başkenti Berlin'de dünyanın en eski ve en geniş ses arşivlerinden biri olan Berlin Fonograf Arşivi'nde Post-Doktora Araştırmacısı olarak çalıştım. Burası aynı zamanda Berlin Etnoloji Müzesi'nin Etnomüzikoloji Bölümü ve dünyanın her yanından araştırmacıların önemli uğrak yerlerinden biri. Yani çok aktif bir yer ve benim için de çok verimli bir dönem oldu. Yönettiğim bir projenin yanı sıra burada dünya müzik tarihi ve literatürü açısından çok önemli yeri olacak 2 ayrı projede daha görev aldım. Türkiye'ye döner dönmez de işime dört koldan sarılarak beklettiğim bazı projelerimi uygulamaya başladım. Bu arada dünyanın en eski ses kayıt arşivi olan Viyana Fonograf Arşivi'nden de yeni bir proje teklifi aldım ve şu sıralar onun çalışmalarını sürdürüyorum. Aynı zamanda KTÜ Devlet Konservatuarı Müzikoloji Bölüm Başkanı olarak görev yapıyorum. Karadeniz Müzikleri Çoksesli Korosu'nu yönetiyor, Feluka ve Black Sea Duo ile de profesyonel müzik yaşantıma devam ediyorum.

 

Bu kadar şeyi bir arada yürütmek zor olmuyor mu?

Sürekli çalışmak ve yeniliğin peşinde koşmak bana keyif veriyor. Hepsine yetişmek için çok yoğun bir tempoda devam ettiğim bir gerçek ama bunun hiç bir önemi yok, önemli olan bireysel gelişimimi sürdürebilmem ve memleketime arzu ettiğim seviyede katkı sunabilmem.

 

Tübitak'tan doktora sonrasında yurt dışı bursu kazanan ilk müzik araştırmacısı oldunuz. Berlin'de yürüttüğünüz bu projeden kısaca bahsedebilir misiniz?

Tabii ki bu benim için büyük bir gurur oldu ve müzik alanında bu kapı aralanmış oldu. Birçok üniversiteden meslektaşlarımız benden ilham alarak sonraki dönemlerde başvurularda bulundular. Hatta bu süreçte bana telefonla ulaşarak öneri ve fikir isteyen meslektaşlarım da oldu. Umarım bu sayı giderek artar ve ülkemiz müzik ve sanat alanında en üst düzeyde akademisyen dolaşımını sağlayarak önemli projelerde yer alır. Benim projeme gelince, ön hazırlığı oldukça uzun süre alan ve üniversitemde başlatmış olduğum KARMA projesinin geliştirilmesine yönelik ve döndükten sonra da Berlin Fonograf Arşivi ile işbirliği içeren, yani öncesi ve sonrası olan bir proje. Alman arşivlerinde bulunan Karadeniz'in yerel kültür ürünlerine ait malzemenin derlenmesi ve veritabanının oluşturularak elde edilen kayıtların Türkiye'de tarafımızca kurulan ve müzik etnolojisine ilişkin ilk arşiv olan Karadeniz Müzik Arşivi'ne yani ülkemize kazandırılması temelinden yola çıkıyor.

 

Bu çalışmanızın ülkemize ve bölgemize katkıları neler olacak?

Her şeyden önce bu ülkemizde yetişmiş sanatçıların ve bu alanda yetişmiş bilim insanlarının yurt dışına en üst seviyede açılabilmesine ve ürettiklerinin tanınmasına olanak sağlaması bakımından önemli bir adım oldu. Ülkemiz kendi topraklarından veya çevre coğrafyalardan kayıt altına alınmış 100 yıldan daha eski ve en az 150-200 yıl öncesine ilişkin tespitlerin yapılabileceği bir kültür hazinesine kavuşmuş oldu. Zira elde ettiğimiz kayıtlar 1902 yılından itibaren başlıyor. Bu akademinin her alanında fayda sağlayabilecek bir birikim. Diğer taraftan Karadeniz'e kıyısı olan tüm ülkeleri de içine alan bir çalışma olması bakımından da önemli katkıları olacak. Böylece Trabzon'u ve bölgemizi bu alanda bir merkez haline dönüştürmeyi amaçlıyoruz. Önümüzdeki dönemden itibaren Berlin ve Viyana arşivleriyle başlayacak ikili iş birliği anlaşmalarımız Gürcistan, Rusya, Ukrayna gibi ülkelerle devam edecek. Araştırmacı, öğretim elemanı, öğrenci değişim programları ve ortak akademik ve kültürel organizasyonlarla da bu birlikteliği destekleyerek önemli kazanımlar elde edebileceğimizi düşünüyorum.

 

KARMA (Karadeniz Müzik Arşivi)ne zaman açılacak? Arşivden kimler faydalanabilecek?

KARMA'yı Ekim 2014'te faaliyete geçirmeyi planlıyoruz. Şu an alt yapısı tamamlanmış durumda, son düzenlemeler ve veri girişleriyle birlikte planladığımız tarihe yetiştirmeyi hedefliyoruz. İyi bir çalışma ekibim var. Öncelikle uzman kütüphaneci ve arşivin işleyişinden sorumlu arkadaşımız Beyhan Karpuz'un özverili çalışmaları var. Berlin'e gelerek burada da özel bir eğitim aldı ve bu alandaki deneyimini oldukça geliştirdi. Diğer taraftan çok değerli derleyiciler ile birlikte çalışıyoruz ve projemize yerel kültürün koruma altına alınması ve yaşatılması anlamında oldukça önemli katkılar veriyorlar. Arşiv çalışmayı arzu eden herkese açık olacak. Benim düşünceme göre arşivler sürekli güncellenen, özgün çalışmalar üreten, teknolojiyi takip eden ve uygun çalışma zemini oluşturabilen merkezler olmalıdır. Biz araştırma yapmak isteyenlere arşivimizi açık tutmanın yanı sıra, bölge insanımıza gerekirse köylerde eğitimler vererek arşiv materyali toplamalarını da öğretmek istiyoruz. Şu an mevcut fiziki alanımız dar, ancak aynı anda 5 araştırmacıya dijital ortamda hizmet verebilecek şekilde dizayn edildi. Bu sayı başlangıç için oldukça iyi ve Avrupa'nın çeşitli merkezleri ile rekabet edebilecek durumda.

 

Türkiye'nin müzik alanındaki en genç ve Karadeniz müziği üzerine uzmanlaşan ilk Doçent'i oldunuz. Bu tempoyu nasıl yakaladınız ve neden Karadeniz müziği?

Kendimi bildim bileli planlı programlı bir insanım. Çocukken de bu böyleydi. Ne zaman ne yapacağımı o anda veya biraz öncesinde planlamaktan hoşlanmam. Üniversiteyi bitirdikten sonra yapmak istediklerimin hepsini daha öğrenciyken planlamıştım mesela. Şu anda doçent olmak benim için oldukça sıradan çünkü ben akademik kariyerimin gelişimini 10 yıl önce planlamıştım ve bu yıl doçent olacağımı biliyordum. Hangi yıl ne yapacağımı özel yaşamımda da genelde planlarım. Mesela eşimle 2006'da tanışğımızda, kendisine 2010 yılı için evlenme teklifi etmiştim. Hayatta en çok değer verdiğim şey zamandır ve en nefret ettiğim şey de planlamış olduğum bir çalışma temposunun benim dışımda gelişen nedenlerden dolayı aksaması olmuştur.


Neden Karadeniz müzi
ğine gelince, ben Trabzon’luyum ve Trabzon aşığıyım. 20. yüzyılın büyük Macar bestecisi ve aynı zamanda etnomüzikolog olan Bela Bartok, 1936'da Türkiye'de bir takım çalışmalar yaptıktan sonra ivedilikle bölge müzik araştırmacılarının yetiştirilmesi ve bölgesel müzik arşivlerinin kurulması yönünde tavsiyelerde bulunmuştu. Ancak 2004 yılında gördüm ki ne ülkemizde hatırı sayılır bölge müzik araştırmacımız var ne de bir bölgesel müzik arşivi. İşte Bartok'un o yıllardaki tavsiyesi beni 2004 yılında bu çalışmanın içine sürükledi. Nitekim sonrasında iyi bir bölge müzik araştırmacısı olma yolunda çalışmalarımı sürdürürken, Trabzon'a gelip yerleşerek Türkiye'nin ilk bölgesel müzik arşivinin temelini atmanın ve yakında açılabilecek düzeye getirmenin huzurunu ve mutluluğunu yaşıyorum.

 

İstanbul'dan Trabzon'a yerleşen bir akademisyen ve sanatçı olarak Trabzon'daki ortamı nasıl buldunuz?

Trabzon benim her şeyim, ilk sevgilim, doğduğum ve mezarımın olmasını istediğim yer. Trabzon şehir merkezinin eski ve köklü ailelerinden birinden geliyorum, köyüm yok o yüzden, mahallem var, o da artık yok olmak üzere zaten... Trabzon'un şehir kültürü de aynı öyle. Trabzon'u her anlamda çok kirlenmiş buluyorum. Sanat ortamından tutun da sokağına kadar müthiş bir dejenerasyon var. Memleketine aşık biri olarak yıllarca İstanbul'daki Trabzon derneklerinde görevler aldım ve Trabzonlu olmakla her zaman gurur duydum. Hakikaten hayalimde hep çocukluğumdaki Trabzon'u ya da sevgiliyi yaşatmış olmalıyım ki, en başta da söylediğim gibi geri dönüş benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Neyse ki sonraları biraz daha alıştım. Benim için önemli olan bu şehre hizmet etmek, edemediğim ya da edemeyeceğimi hissettiğim anda Trabzon'da yaşamanın benim için hiç bir anlamı yok zaten. O anda çeker giderim ve gözüm arkada kalmaz, çünkü bilirim ki elbet bir gün diri ya da ölü bu topraklara geri döneceğim.

 

KTÜ Devlet Konservatuarı Müzikoloji Bölüm Başkanı olarak son günlerde çok konuşulan ve benimde çok yerinde bir çalışma olarak gördüğüm ‘’Trabzon ve Çevresinde Müzik Kültürü ve Müzik Eğitimi Çalıştayı" hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?

Öncelikli hedefimiz Trabzon'un resmi müzik eğitim kuruluşları olan, fiziki kullanım alanları arasında neredeyse 100'er metre aralıklar bulunan ancak birbirleriyle ilişkileri ve iletişimleri son derece az olan KTÜ Devlet Konservatuarı, KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği Anabilim Dalı ve T.C. Trabzon Akçaabat Güzel Sanatlar Lisesi'ni ortak bir amaç etrafında birleştirmekti. Çünkü kültür ve sanat şehri Trabzon’un müzik kültürünün ve şehirdeki müzik eğitiminin geçmişini ve bugününü değerlendirmek ve bu şehirde bu alanda faaliyet yürüten resmi/özel tüm sanat kuruluşlarıyla birlikte geleceğini tartışmak ve yapılandırmak zorundayız. Bir yandan da bölge müzik kültürünün korunması, yaşatılması ve geleceğe aktarılması hususunda bu memlekete karşı sorumluyuz. Bu bağlamda farklı görüşlerin ortaya çıkarılması, önerilerin değerlendirilmesi ve yeni projeler üretilmesi için şehrin tamamı ile bütünleşmeli ve birlik içinde hareket etmeliyiz. Bunun için açık çağrı yaptık ve tüm kuruluşları paydaş olmaya davet ettik. Böylece geniş bir taban üzerinde kurulacak olan yürütme kurulu ile birlikte bir uygulama platformu oluşturmayı arzuluyoruz. Yani bu çalıştayda katılımcıların 2 gün toplanıp sonra dağılmasını istemiyoruz, aksine bunu bir başlangıç olarak görüyoruz. Ortaya konulan önerilerin projelendirilmesi ve proje kaynaklarının bulunarak uygulanması için süreklilik esasına vurgu yapıyoruz. Bu sebeple de, sonuçlanan projeler çerçevesinde ilerleme aşamalarının tespit edilebilmesi, günün şartlarına ve değişen dünya koşullarına göre yeni önerilerin gündeme alınması ve kamuoyu önünde yeniden tartışmaya açılabilmesi için çalıştayı iki yılda bir düzenlemek istiyoruz.

 

Akademik çalışmalarınızı mümkün mertebe yakından takip etmeye çalışan biri olarak sormak istiyorum ki şehrimizde hala uluslar arası müzik festivalleri neden gerçekleştiremiyoruz? Şehir olarak nerelerde eksikliklerimiz var. Ve KTÜ Devlet Konservatuarı olarak geçtiğimiz yıllarda şehrimizde ilkini düzenlemiş olduğunuz gitar festivalinin devamı gelecek mi?

Şurası çok açık ki Trabzon'da sürekli bir müzik festivalinin düzenlenmesi oldukça önemlidir. Ancak festival organizasyonları çok yüksek maliyetlerle, çok sayıda bilinçli-gönüllü sanatsever ve sorumluluk sahibi yöneticilerle gerçekleştirilebilecek etkinliklerdir. Dolayısıyla kültür-sanat faaliyetlerinin sponsorluğu konusunda ciddi sıkıntılar yaşanan Trabzon'da devlet desteği olmadan bu düzeyde bir organizasyonun düzenlenebilirliğini zayıf görüyorum. Diğer taraftan, uluslararası bir müzik festivalinin sürekli ve kalıcı olabilmesi için şehrin çeşitli etkinliklerle buna hazırlanması gerektiğini düşünüyorum. Bu alanda Trabzon Sanat Evi'nin birkaç yıldır düzenlediği organizasyonları çok olumlu ve isabetli buluyorum. Konservatuar olarak biz elimizden geldiğince akademik faaliyetlerin yanına sanatsal etkinlikler katma noktasında çalışmalar yürütüyoruz. Kadim dostum Behzat Cem Günenç ile birlikte düzenlediğimiz KTÜ Gitar Günleri de bunlardan bir tanesiydi ve o zaman gitarını çalmak üzere şehrimize gelen sanatçılarımızdan bir tanesi bugün bölümümüzde akademisyen olarak çalışmakta, bize önemli katkılar vermektedir. Elbette konservatuarımıza ve şehrimize katkısı yüksek olan bu tür organizasyonların yenilerini düzenlemek istiyoruz.

 

Hali hazırda bekleyen ya da gerçekleştirmek üzere olduğunuz, düşündüğünüz projeleriniz de varsa kısaca bilgilenip Feluka’ya dönmek istiyorum.

Son 2 yıldır özellikle Kırım-Tatar, Kafkas ve Balkan halklarının müzik kültürleri üzerine yoğun şekilde çalışmalarımı sürdürüyorum. I. Dünya Savaşı'ndaki Alman Esir kamplarından etnomüzikolojinin babası olarak bilinen Prof. Carl Stumpf'un başında olduğu komisyon tarafından 1915-1918 yılları arasında derlenmiş ses kayıtları üzerine sürdürdüğüm çalışmalar bitmek üzere ve önümüzdeki günlerde İstanbul'da bu konuda özel bir sunum gerçekleştireceğim ve projeyi Berlin Fonograf Arşivi'ne teslim edeceğim. Bunun yanı sıra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu zamanında bugünkü Çek Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan alanlardaki esir kamplarından elde edilmiş kayıtların transkripsiyonu ve müzik analizleri için Viyana Arşivi'ne bir proje yapıyorum ve bu iki projede önümüzdeki yıl içerisinde basılacak. Onun dışında Karadeniz'den sorumlu araştırmacı olarak Sonbahar'da çalışma ekibimizle birlikte Berlin'de Müzeler Adası'nda önemli bir tanıtım etkinliği gerçekleştireceğiz. Tüm bunlara ilişkin olarak elde ettiğim veriler ışığında geleneksel çok seslilik üzerine Tiflis'te meslektaşlarımızla ortak bir çalışmamız da olacak. Konservatuarımızda ise tüm bu coğrafyanın müzik kültürü ürünlerini barındıracak olan Karadeniz Müzikleri Çoksesli Korosu'nu kurduk ve 100'ün üzerinde koristle birlikte çalışmalarımıza başladık. Bu koro için parça düzenlemelerini de konservatuarımızın öğretim elemanları yazıyor. Böylece Cumhuriyet tarihinde yazılan çoksesli Karadeniz türkü düzenlemelerinin toplam sayısına 1 yıl içerisinde ulaşmayı ve bu alandaki repertuarı zenginleştirmeyi de hedefliyoruz. Öte yandan İletişim Fakültesi ile işbirliği içerisinde bölge müzik kültürünün görsel sunumuna ilişkin yeni bir proje hazırlamaktayız ve tabii ki yıl sonu konserleri vb. etkinlik hazırlıklarımız sürüyor. Bu dönemki projelerimiz bu şekilde, önümüzdeki dönem için de çok farklı ve geniş çaplı projelerimiz var. Onları da zamanı gelince konuşuruz.

 

Akademik kariyerinizin yanı sıra Karadeniz müziğinin doğru ve bilen kişiler tarafından aktarılması amacıyla kurulan Feluka adında bir müzik grubunuz olduğunu biliyoruz. Ve Feluka’yı bizlere kendi dilinizden tanımlar mısınız... Ve gönül birlikteliği yaptığınız gurubun diğer müzisyenlerini bizlere tanıtır mısınız?

Feluka, "kayık", "balıkçı teknesi" anlamına geliyor. Biz de kayığımıza önce kendi yüreklerimizi koyduk, sonra o küçük kayığın içine binlerin, onbinlerin yürekleri sığdı ve 2006'da başlayan yolculuğumuzda kayığımız böylece yol almaya başladı. Aklımızda sadece müzik yapmak ve faydalı olmak vardı, bugüne kadar da hep aynı çizgide devam ettik. Kemençede Emre Aksoy, davulda Taner Keser, bas gitarda Semih Burcu, elektrik, klasik ve akustik gitarlarda Süleyman Aslan ve perküsyonda Ferhan Filik grubun ana kadrosunu oluşturuyor. Ancak konser içeriğine veya düzenlemelerdeki ihtiyaçlarımıza göre kadromuza ilaveler yapabiliyoruz.

 

Kurucusu olduğunuz Feluka ; geleneksel Karadeniz esintileri taşıyan, içimizden bir ses. Kelime anlamıyla sormak gerekirse Feluka’yı  yüzdürme ihtiyacı nasıl doğdu ?

Karadeniz müziği önemli bir ivme kazandı 2000'li yıllarda. Ancak müzik piyasasındaki pasta büyüdükçe üretim kalitesinde aynı oranda düşüş yaşandı. Yerel televizyon kanallarının uydu yayını yoluyla o dönemlerdeki yükselen izlenme oranları beraberinde kaotik bir ortam oluşturmuştu. Bu durum popüler alt yapıların kalitesiz ekipmanlarla ve kötü kayıt teknikleriyle üstün körü işlenmesi ve geleneksel müziklerle sentezlenerek sunulmasına varan neticeler doğurmuştu. Biz de o dönem hevesli ve heyecanlı gençler olarak rahatsızlık duyduğumuz bu üretim sürecine karşı kendi doğrularımızı sunmak istedik ve üretimlere başladık. Feluka'yı 2006 yılında kurduğumuzda bizden başka da grup yoktu sanıyorum. Daha sonra ortak çalışmalar yaptığımız bazı arkadaşlarımız farklı gruplar kurdular. Zaten 2009'a doğru da bir grup furyası çıktı. Sonrasında ise yeni solistlerle belli bir noktaya gelindi. Bizden önceki ağabeylerimizle de bizden sonraki kardeşlerimizle de zaman zaman görüşüyoruz, konuşuyoruz. Bence son kuşak daha iyi ve düzgün işler üretiyor, ancak farklılık ve özgünlük noktasında önceki yapılanların önüne geçmeyi başaramadı, yani ortaya yeni bir şey konulamadı. Bir önceki kuşağın yani Volkan Konak, Fuat Saka ve Kazım Koyuncu'nun üretimlerine paralel işler yapılıyor halen. Durum böyle iken, kimse müzikaliteden ve yenilikten bahsetmiyor ve gözlemlediğim kadarıyla siyasetten toplumsalın hemen her konusuna ilişkin söylemlerde de aynı tekrara devam ediliyor. Bence Karadeniz müziğiyle uğraşanlar artık kendine özgü işler üretmek ve her anlamda yeni söylemler geliştirmek zorundadır.

 

Şu günlerde ikinci bir single çalışmayla okyanuslara açılmaya başladı Feluka. Ve albümün ilk canlı performansı 16 Nisan Çarşamba akşamı BKM Mutfak Sahnede gerçekleşecek. Duygularınızı, düşüncelerinizi heyecanınızı bizlerle paylaşır mısınız?

Feluka'yla uzun zamandır müzik yapamıyorduk yurt dışında olduğumdan dolayı, ancak yeniden birbirimize kavuştuk. Biz bu işe gönül verdik nihayetinde ve "Okyanuslara Yolculuk" serüvenine "Yüzdürdum Felukami" ile devam ediyoruz. Feluka'nın 2006'dan günümüze ulaşan 8 yıllık süreçte çok önemli aşamalar kaydettiğini düşünüyorum. Çoğu zaman göz önünde olmamamıza rağmen kemikleşmiş bir dinleyici kitlemiz var ve onlarla yeniden buluşmak, onların yıllardır bizimle çarpan ve heyecanımıza ortak olan yüreklerinin sıcaklığını yaşamak  çok keyifli olacak. Yeni şarkılarımızı ve düzenlemelerimizi ilk kez sunacak olmamız da bizim için ayrı bir heyecan tabii.

 

 

İlk albümünüzle Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde ve Avrupa’da 100'ün üzerinde performans sergilediniz. "Yüzdürdum Felukami " adı altında nerelerde Karadeniz esintileri yüzecek. Programınız belli mi?

Şu anda sadece İstanbul'da belli olan konserlerimiz, radyo ve televizyon programlarımız var. Bir de yurt dışı konserimiz olacak. Bunun dışında basın danışmanı ve menajerimizin devam eden  çeşitli görüşmeleri var, sanırım önümüzdeki günlerde bu konuda çok daha net bilgiler verebiliriz.

 

Karadeniz müziğini bilmeyenler, ya da yanlış bilenler tarafından nasıl bulunuyor müziğimiz. Dinleyiciler neler söylüyor müziğimiz hakkında?

Bizim dinleyici kitlemiz çok çeşitli bir yelpazede, zaten amaçlarımızdan biri de buydu en başından. Çünkü biz Karadeniz müziği yaparken kendimiz olmak istedik hep ve bu yönde üretimler gerçekleştirdik.  Sadece hissettiklerimizi yansıttık, şarkılar besteledik, türkülerimizi düzenledik yorumladık. Dolayısıyla dinleyicimizde bizim müziğimizi böyle tanıdı ve bunu dinlemeye geldi, bunu takip etti. Fakat geleneksel müzik başka bir olgu...

 

Okurlarımız için eklemek istediğiniz son bir şeyler var mı?

Öncelikle değer verip benimle, çalışmalarımla ve Feluka müzik grubumuzla ilgilendiğiniz için size çok teşekkür ederim. Son olarak her zaman söylediğim bir söz var benim yine onu söylemek istiyorum. Müziği amaç edinmiş ve müziğe gerçekten gönül vermiş insanlar var, bir de müziği araç olarak gören ve duygularınızı sömürenler... Çok rica ediyorum okurken de dinlerken de bu ayrımı yapmaya çalışalım ve gerçekten müzik sanatına, memleketine ve insanlığa hizmet etmeye çalışan değerlerimize sahip çıkalım. Tüm okurlarımıza selam ve sevgilerimi gönderiyorum...

 

Bizlerde HAbercuk ailesi olarak tüm okuyucularımız adına Feluka'nın dalga dalga coşması temennisiyle ,Tüm çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

 


RÖPORTAJ: ELVAN HAYAL
İ DEMİRCİ - HABERCUK
http://www.habercuk.com/haber/karadeniz-muzigi-feluka-yla-okyanuslarda-yuzecek-12033.html

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020