Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1775




 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 25 müzisyen gazete okuyor
 
 
Leon Ekserci
 
 
Yayımlanan Sayı : 1578

Geçmişi Çok Eski Zamanlara Kadar Uzanan İki Kökenli Şahane Bir Müzik Aleti: Keman - 24.03.2014





Uzaklardan gelen ve çok eski zamanlara kadar uzanan bir geçmişi olan kemana, Brescia ve Cremonalı lütiyeler son şeklini XVII.nci yüzyılda vermişlerdi.

     “Orta Çağ”dan önce, Arabistan ve Hindistan’da kemanın ataları olan yaylı sazların izlerini bulmak mümkündür.

     İspanya’yı VIII.inci yüzyılda istila etmiş olan Arapların sayesinde, ilkel bir keman olan “Rebek”, XII.inci yüzyıldan itibaren sözü geçen ülkede süratle yayılmaya başlamıştır.

     Arapların “Rebab”ından gelen bu alet, Mandona ve Vihuela ile birlikte halk ozanları ve aşıklar tarafından kullanılırdı.

     Gözlerimizi birkaç yüzyıl geriye çevirirsek, IX.uncu yüzyıldan itibaren Britanya’da, “Crowth” (kraut) denilen ilkel bir yaylı çalgının varlığını görebiliriz.

     Kemanın Selt veya Anglo-Sakson kökenli bir atası, üç telle donatılmış ve yuvarlak şekilde bir yayla çalınan bir aletten ibaretti.

     Arapların rebab’ına ve İspanyolların Vihuela’sına paralel olarak, “viel” denilen müzik aleti ondan çıkmıştır.

     Gerek yay gerekse ufak bir çarkla çalınan bu alet, orta çağ’da halk ozanlarınca büyük rağbet görmüştür.

     Bu bilgilerden bir sonuç çıkarmak gerekirse, diyebiliriz ki, keman, iki kökenli bir soy zincirinden gelmektedir. Bu kökenlerin biri Arabistan ile İspanya’da, diğeri ise Kuzey Avrupa’da bulunmaktadır.

     Yüzyıllar boyunca ozanlar ve ressamlar, çağdaşlarını, kemanın en yakın ataları olan “viol”lere düşkün olarak göstermişlerdir.

     XVI.ncı yüzyılda yaşamış ünlü İtalyan ressamı Paolo Veronese’nin “Cana Düğünü” adlı ünlü tablosunda, çalgıcıların ellerinde, kemanları andıran yaylı sazlar görülmektedir.

     Bu ünlü ressamdan bir yüzyıl geriye gidelim ve gözlerimizi XV.inci yüzyılda yaşamış Floransalı keşiş Fra Angelico’nun resmettiği semavi ve tanrısal hayallere doğru çevirelim.

     Fra Angelico’nun 1453 yılında yapmış olduğu bir resimde görülen “Angelo che Suona” yani, “müzik çalan melek”, elinde ilkel bir keman tutmuyor mu?

     Keza 1510 tarihinde Rafael Sanzio’nun “Parnasse” adlı ünlü duvar resmi üzerinde yer alan dokuz sanat tanrıçasıyla çevrili Apollon omuzuna büyük ve geniş bir keman dayatmıyor mu? Bu alet gerçekte “lira da bracio” denilen ve yayla çalınan ilkel bir çeşit keman değil mi?

     Memling’in eski tabloları ve Fra Paolani’nin duvar resimlerini, katedralleri süsleyen heykelleri ve nakışlı camları incelersek, acayip şekilli sazlar dikkatimizi çeker.

     Salyangozları bazen aslan bazen kadın kafası şeklinde heykelciklerle süslü ve birçok telleri olan bombe gövdeli bu sazlar keman ve viyolonselin atası sayılabilir.

     Uzun ve çapraşık bir secereyi basitleştirmek için sözü geçen aletleri en mükemmel şekle ulaşş bulundukları XVII.nci yüzyılda ele alalım.

     Bu devirde Maggini, Gasparo da Salo, Amati, Stradivarius, Guarnerius, Bergonzi gibi ünlü İtalyan keman yapımcıları, her biri bugün büyük bir servet teşkil eden olağanüstü sazlar üretmişlerdir.

     Bunlara efsanevi bir değer veren özellik nedir?

     Mükemmel, pürüzsüz ve yumuşak tonlarından başka, onların artistik ve tarihi bir yanları vardır.

     Meziyetlerinden hiçbir şey kaybetmeden, yüzyılların yıpratıcı etkilerine dayanmışlardır.

     İşçiliğin erginliği, verniğin güzelliği ve canlı parıltısı, şekillerin zerafeti, orantıların ahengi, bu aletlere paha biçilmez bir değer vermektedir.

     Ancak, meziyetlerini, salt eskiliklerine vermek yanlış bir düşüncedir. Genel olarak yaygın bir inanca göre bütün eski kemanların büyük bir değeri vardır. Oysa, keman, ustanın elinden çıktığı anda, zamanın etkisiyle gelişecek ve yetkinleşecek niteliklere sahip olmalıdır. İtalya’da XVII.nci ve XVIII.inci yüzyıllarda çalışş olan binlerce lütyeden kaçı keman tarihinde bir isim bırakabilmiştir?

     Yalnız Ruggieri, Guadagnini, Gagliano, Santo Seraphim, Gobetti, Bergonzi, Montagana, Testore, Deconetti, Carcassi gibi üstün yetenekli ustaların yapmış oldukları aletler günümüze kadar değerlerini muhafaza etmiş ve yaşamışlardır.

     Çizgilerin ve şekillerin ahengine karşı doğal bir duyumları bulunan, güzel melodilere tutkun olan, dramatik müzik şekillerini yaratan İtalyan keman sanatında üstün bir düzeye erişmişlerdir.

     Ünlü müzikçi Pirro şu sözleri yazmıştır: “Kimse İtalyanlar kadar bu sanatta usta olamamıştır.”

     İtalya’da sonat denilen şeklin verimli icadına keman vesile olmuş ve bu alet için sayısız güzel eserler bestelenmiştir. Opera üslubunun etkisini onlarda hissetmek mümkündür.

     Parlak, süslü, uyumlu olan İtalyan sonatları, bazı sayfalarında bizi büyüleyen bir ifade zenginliğine ve coşkunluğuna erişmiş bulunmaktadır.

     Bu bakımdan, Corelli ve Vivaldi, o devrin Alman ve Fransız müzikçileri için emsalsiz birer örnek teşkil etmişlerdir.

     Ezcümle, diyebiliriz ki, keman sanatı tam olarak İtalyan kökenlidir.

     İtalyanların melodik dehaları keman sanatının gelişmesine müsait bir zemin hazırlamıştır. Böylece Corelli, Vivaldi, Tartini, Nardini, Pugnani ve Veracini gibi besteciler, İtalyan lütyelerinin yaptıkları sazlar sayesinde, ilhamlarını kusursuz bir şekilde ifade etmek olanağını elde etmişlerdir.

     Fransa’da ise, kulakları violların hafif ve yumuşak seslerine alışş olan müzikçiler, bu aletleri uzun süre sesleri daha sert, gür ve parlak olan kemanlara tercih etmişlerdir.

     Bu nedenle, sözü geçen ülkede viollaarı tahtlarından indirmek için kemanlar çok çaba harcamışlar, uzun bir mücadele vermek zorunda kalmışlardır.

     “Kralın 24 Kemancısı” ünvanını taşıyan sanatçılar Kral XIV.üncü Louis devrine kadar “Grandes Ecuries” (Büyük Ahırlar) denilen örgüte bağlı kalmışlardı. Ancak at koşusu oyunlarına ve açık hava şenliklerine iştirak ederlerdi. Saray törenleri ve balolarında ise, violcular görev almaya devam ederlerdi.

     O çağda, “Kemancılar Kralı” gibi iddialı ve gülünç bir ünvan taşıyan Guillaume Dumanoir ile Constantin Gervaise adında Fransız kemancıların bestelemiş oldukları oyun havaları ve süitler ilkel bir sanat niteliği taşır.

     Ancak, XVIII.inci yüzyılda, bugün takdir ettiğimiz ve hayran olduğumuz Fransız keman ekolünün doğmasına zemin hazırlamış olan gelişmeyi görürüz.

     Bu ekolün en üstün siması, Jean-Marie Leclair adını taşıyan bir kemancı ve bestecidir.

     O’nun eserleriyle Fransız keman ekolü oluşmuş bulunmaktadır.

     Daha sonra; Gavinies, Baillot, Rode ve Kreutzer adlarında ünlü sanatçılar Fransız keman ekolünü kurmuşlardır.

     Bu ekolün yetiştirdiği Dancla, Allard, Mazas, Marsik, Nadaud gibi hocalar sayesinde “Paris Konservatuvarı” uluslararası bir ün kazanmıştır.

     Bu üstadlara paralel olarak; Pique, Lupot, Chappuis ve Jean-Baptiste Villaume gibi Fransız lütiyeleri, XIX.uncu yüzyılın başından itibaren çok değerli ve İtalyan sazlarıyla yarışabilecek nitelikte kemanlar yapmayı başarmışlardır.

     Almanya’da ise, müzikseverlerin daha ziyade çoksesli eserlere meylettiklerinden dolayı, keman sanatı İtalya ve Fransa’da olduğu kadar ilerleyemedi. Bütün keman yapımcıları, Steiner’in bombeli modelleri üzerinde çalışıp, bu ünlü lütiyenin yapmış olduğu sazları örnek almışlardır. İcracılara gelince, Louis Spohr ve daha sonra Joseph Joachim’in biraz ağır üsluplarının etkisi altında kalarak, virtüozluk alanında İtalyan ve Fransız meslektaşları kadar başarılı olamamışlardır. Daha ziyade orkestra ve oda müziği türlerine yakınlık göstermişlerdir.

     “Tyrol Dağları”nda bulunan “Mittenwald Kasabası”nda keman yapımcılığı ile iştigal eden yerli halk, genellikle Steiner ve Klotz modelleri üzerinde çalışarak, çok başarılı aletler yapmaktadırlar. Eski keman görünümünü verdikleri bu aletlerin sesi yumuşak ve hoştur.

     Bu tür faaliyetin diğer bir örneğini “Vosges Dağları”nda bulunan “Mirecourt Kasabası”nda bulabiliriz.

     Bu şirin dağ kasabasında, Leon Bernardel gibi usta keman yapımcıları yetişmiştir.

     Sözünü ettiğimiz bu iki kasaba, Brescia ve Cremona’nın şöhretlerine rakip olmak iddiasında bulunmamakla birlikte kemanın ilgi çekici öyküsünde önemli bir yer işgal etmektedirler.

    
Aylık olarak yayınlanan “Orkestra Dergisi”nin 31. Yıl, 222. Sayı ile
Şubat 1992 tarihinde basılan nüshasından alınmıştır.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020