Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 28 müzisyen gazete okuyor
 
 
Fatma Babuşçu
 
 
Yayımlanan Sayı :

Yosunlu Sınır Taşları - 05.06.2006





Ah şu ölüm! Bir an irkilip, onu düşüncelerimizden sıyırıp atmayı başarsak da bilinçaltımızdaki canlılığını daima koruyor.

Yaşam kadar gerçek olduğu için koruyor…

Ölüme de hazırlıklı olmalısın” diyorlar ya bazen… Bir parça mantıklı bulsam da böylesi sözleri, her defasında içimden ince bir itiraz yükseliyor.

Sevip bağlandığım birini bir daha görememek, sesini duyamamak, onunla kucaklaşamamak! Yo, düşünmek istemem bunu!.. O zoru, şiddetli acıyı önceden, önceden yaşayamam…

Yaşının zirvesindeki insanlar ölüme daha yakın gözüküyor…

Bu koyu düşünce sarar mı sizi? İçten içe etkisi altına alır mı? Sabahları ninenizden, dedenizden, annenizden daha erken kalktığınızda, o çocuksu korkuya kapılır mısınız?

Yattığı yerden, yorganının altından bir kıpırtı, bir nefeslik ses çıkmayacak diye ödünüzün koptuğu olur mu?

Kaybetme korkusudur o…Sevdiğimiz insanı, günün birinde sonsuz bir hasrete katma korkusu… Canın bir başka candan ayrılacağı korkusu…

Yaşlı insanlar ve ölüm, dedim… Bunda da bir parça gerçeklik payı var… Artık hastalıklara karşı koyamayacak denli yorgun ve bitkin bir bedene sahip olduklarını düşünürüz. Bu yüzden de onları daha yakın görürüz ölüme.

Oysa belli mi olur? Gencecik bir fidan da devrilebilir bazen. Yemyeşil bir dal da kırılabilir en orta yerinden. Hem de hiç ummadığımız yumuşacık, iddiasız bir rüzgarda!..

En cılız dalından bile tutunası şu yaşamda hepsi, her şey mümkün…

Şimdi bana, nereden çıktı bu ölüm konusu, diye sorulabilir. Üstelik de her şeyin dirildiği, yeşile durduğu bir deli mevsimde!

Bilinçaltımın baskın gelişi, olmaz bir hüneri değil bu kesinlikle. Bu konunun heveslisi de olmadım hiç bir zaman. Ölümün, ballandırıla, ballandırıla satırlara vurulacak bir tarafı olmadığı için.  

Yolun sonu” denen o kritik nokta ürkütse de insanı, benim gözlerim bambaşka bir yerde; yolun ta kendisindedir…

Yaşam denen o ince yolculuk ilgilendiriyor beni. Ömrü, nasıl ve nelerle dolduracağımız ilgilendiriyor. Onurlu bir yaşam için verilen mücadele vs… Sonrası, yani yolun sonu bir anlıktır, bir olup bitti meselesi…

Ölümün uzun boylu anlatılacak tarafının olmayışı, ondan bahsetmeye kalkıştığımda bile, kalemime yine yaşamın dolanıyor olması, işte bu yüzden…

Her an, her dakika “yolun sonu” dediğimiz o yere bakıp kahırlanmamamız gerektiğini düşünüyorum. Aldığımız her nefesin hakkının verilmesini, mümkün olduğunca her şeyin tadının çıkarılmasını…

Babaannem hasta bugünlerde... Misafir olarak gittiği halamların İstanbul’daki evinden, sağlığına dair üzücü haberler alıyoruz. Doğal olarak da o kritik sona yaklaştığı düşüncesi yoğunlaşıyor bende. Onun ardından öksüz kalacakları düşünerek, içten içe hüzünleniyorum…

Toprak kokulu kadınlarımızdan biridir o…

Şüphesiz, onun öksüz bırakacakları, sadece çocukları ve biz torunları olmayacağız... Bir asırlık ömründe, o kınalı ellerinin değdiği ne varsa, bir, bir öksüz kalacaklar...

Bazen bir tavuktan bile sakındığı, kimselere yol eylemek istemediği, taşlardan, yabani otlardan arındırıp gözü gibi koruduğu tarlası, bağı-bahçesi… Tırmığı, kazması, sepeti, rengârenk püsküllü heybesi, peştamalı, kuşağı…

Ömrümün zirvesine doğru, inadına yalnız yaşamak istediği o kutu gibi evi öksüz kalacak…

Kaybedilen bir evladın ardından günlere, aylara, yıllara iç dökercesine sıraladığı hüzün yüklü ağıtları yankılanacak köşe bucağında… Bağına, bahçesine ait yosunlu sınır taşları onu çağrıştıracak.

Hep öyle olmuyor mu? Kaybedilen önemli bir insandan geriye kalan ne varsa, onu çağrıştırıp, yaşatmıyor mu?

Babaannemin yaşam yolundaki o tutkulu yürüyüşünü, ölümüne bağlandığı, koruduğu, yaşattığı ne varsa, hepsini hayranlıkla hatırlayacağım…

Dolayısıyla da onu…

E-Posta: fatmababuscu@hotmail.com


 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021