Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 27 müzisyen gazete okuyor
 
 
Erman Ata Uncu
 
 
Yayımlanan Sayı : 1508

Müziğimiz görünenden daha fazlası - 08.10.2012





Hayatında ilk kez Saint Etienne dinleyenlerin birçoğu aşağı yukarı aynı duyguya kapılır muhtemelen. İster daha çok indie etkisinde olsun, isterse de iflah olmaz bir dans tutkunu, insanda ilk kez Saint Etienne dinlemek, genelde daha önce farkına varılmayan bir boşluğun doldurulması gibidir. Bob Stanley ve Pete Wiggs’in usul usul akan elektronik ritimlerine solist Sarah Cracknell’in eldiven gibi uyan vokalinin etkisi, benzeri tonda seyreden ‘yumuşak pop’ gruplarınkinden çok daha fazlasına denk gelir, çoğunlukla. Bu gayet İngiliz grubun sözlerindeki tersköşelerinin, hem akla takılmayı hem de şaşırtmayı beceren melodilerinin gücünden yıllarca bir şey eksilmedi. Bugün ve yarın, yedi yıl aradan sonra çıkardıkları ‘Words and Music by Saint Etienne’ albümü vesilesiyle ilk kez ülkemize gelecek olmalarını fırsat bildik, dünyanın en sadık hayran kitlelerine sahip gruplardan Saint Etienne’in solisti Sarah Cracknell’a bağlandık.


Neden yeni bir Saint Etienne albümü için yedi yıl beklememiz gerekti?
Çok me
şguldük (Gülüyor). Birçok şeyle birden uğraşıyorduk. Hiç aradan yedi yıl geçmiş gibi gelmedi bize. Konser vermeye devam ettik, aynı zamanda bir çizgi filme müzik hazırladık.

Hangi çizgi dizi o?
‘Maryoku Yummy’ diye bir dizi.

‘Words & Music by Saint Etienne’in oda
ğı da müziğin kendisi
Bu albüm, di
ğerlerinden biraz daha farklı. Başka insanları da işin içine kattık ki bu da bizim için çok alışıldık değil. Xenomania’yla çalıştık. Pet Shop Boys’tan Danii Minogue’a birçok pop yıldızıyla çalışşlardı. Bizim için çok farklıydı. Çünkü genelde beste ve söz yazımını hep tek başımıza yaparız, o noktada kimseyle beraber çalışmayız. Onlar da bayağı bir ‘urban’ duygusu kattılar işin içine… Hafif dansa kayan bir çizgide… Ama stüdyo kaydının yarısına doğru tüm albümün böyle olmaması gerektiğine karar verdik. Çünkü insanları korkutabilirdik de. Biraz daha diğer Saint Etienne’i hatırlatan bir şeyler yapmak istedik. Daha melankolik, şiirsel.

Albümün ilk
şarkısı ‘Over the Border’ sevilen grup, müzisyenler isimlerin sıralanması eşliğinde bir yaşdönümü hikayesi anlatıyor. Bu kişisel bir hikâye mi?
Hepimizin bir
şekilde sözlerine katkıda bulunduğu bir şarkı oldu bu. Pete (Wiggs) ile ben, koro kısımlarını, Bob da geri kalan konuşmalı bölümü yazdı. Zaten geçmişimizde de birçok şey ortak. Hepimiz aynı dönemde, Londra’da büyümüşüz, aynı müzik türlerine merak salıp aynı modalardan etkilenmişiz. Bilirsiniz, hepimiz gayet birbirine paralel hayatlar sürmüşüz. Bu yüzden de bu şarkının sözlerinde üçümüz de var.

‘Last Days of Disco’ diye de bir
şarkınız var. O dönem neler dinliyordunuz?
Bir
şekilde hatırlıyorum. Disco deyince, her şeyden çok anne ve babamın dans edişi aklıma geliyor. (Gülüyor) Zamanında en sevdiğim türler arasında değildi pek. Sonradan tutkunu oldum.

Siz ne dinlerdiniz?
Anne babam, kötü disko dansçıları olmalarının yanı sıra iyi de birer müzik dinleyicisiydiler. Onlar sayesinde T-Rex, Beatles, Beach Boys, Monkees gibi gruplarla büyüdüm. Sonra da diskodansa daha çok glam’e merak saldım. Sonrasında da punk vakası oldu.

Saint Etienne’in daimi üyesi olma hikayeniz neydi?
Bob ve Pete’in benim gruba katıldı
ğım 1990 öncesinde halihazırda değişik şarkıcılarla yaptıkları iki albümü vardı zaten. Orijinal planları da her single’da ayrı bir şarkıcıyla çalışmaktı. Ama iki şey oldu. Birincisi, tanışğımızdan itibaren çok iyi anlaştık. İkincisi de 25 farklı şarkıcıyla çalışmanın konserlerdeki sonucu lojistik bir kabus olabilirdi.

Londra, birçok albümünüzün ana temalarından...
Büyük bir ilham kayna
ğı... 13 yaşımda arkadaşlarımla trene binip Kensington pazarına, King’s Cross’a falan giderdik. O zamanlardan beri benim için bir çekim kaynağı. Ve sürekli değişiyor. Şimdilerde ‘egg&bacon’ yiyebileceğiniz eski moda Londra kafelerine o kadar sık rastlayamamak çok acı. Ama aynı zamanda yeni şeyler alıyor eskilerin yerini. Londra, yemek, kültür gibi açılardan daha da sofistike bir şehre dönüşüyor. Bu sürekli değişim çok muazzam. Ama iyiye doğru bir değişim bu.

Olimpiyat törenlerindeki Britanya’nın ve kültürünün co
şkun temsili üzerine ne düşünüyorsunuz?
Açılı
ş muhteşemdi. Açıkça söylemek gerekirse başta seyretmeyecektim, nasılsa beğenmem diye. O sırada İtalya’da tatildeydim. Bütün gün oteldeki televizyonu çalıştırmak için uğraştık. Tören başlamadan yarım saat önce çalıştırabildik. Bence göz alıcı bir törendi ve Britanya’ya dair çok şey söylüyordu. Ama kapanış b.k gibiydi. (Gülüyor) Britanya’ya dair hiçbir şey söylemiyordu. Ses düzeni de korkunçtu. 20 dakika seyredip yattım.

Son Londra sorusu… Hangi Saint Etienne
şarkısı, Londra için ideal fon olurdu?
‘London Belongs to Me’ muhtemelen.

Relocate’
şarkınızda erkek, şehirde yaşamaya devam etmek, kadın da şehir dışına, kırlara taşınmak ister. Hangisi size uyuyor, gerçekte?
İkisi arasında gidip geliyorum açıkçası. Evim, oldukça kırsal bir bölgede. Evin yakınlarında inek sürüleri, tarlalar, ormanlık bir arazi, geyikler falan var. Hatta benim de evimde iki tavuğum var. Ama aynı zamanda Londra’ya da çok yakınım. İkisini de aynı gün içinde aynı anda yaşayabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Hayranınız olan bir arkada
şım, ‘Sylvie’de anlattığınız hikayenin hep gerçek olduğunu düşündüğünü söylemişti. Gerçekten sevgilinizi elinizden almaya çalışan bir kız kardeşiniz oldu mu?
Hayır. Benim hiç kız karde
şim olmadı. (Gülüyor)

Albüm kapakları Saint Etienne hayranlarının grupla ilgili tutkun oldu
ğu bir başka özelliği. Sizin favoriniz hangisi?Mm vay canına… Sanırım ‘Good Humor’, hani üzerinde suratlarımız olan… Bence albüm kapaklarının insanlarda bir iz bırakması lazım. Bu kapak da berraklığıyla bunu başardı. Ve bir de bu son albümümüzün kapağı da favorilerim arasında sanırım. Çünkü şarkı isimlerinin nerede olduğunu bulmak için uğraşıyor olmak çok eğlenceli.

Bir ele
ştirmen, zamanında müziğiniz için ‘kadife eldiven içinde çelik yumruk’ tanımını yapmıştı. Katılır mısınız?
Evet, bu baya
ğı hoşuma gitti. Bir şekilde dışarıdan yumuşak bir sound’u varmış gibi durduğunu ama daha derinde farklı bir mesaj olduğunu, daha çok şey olduğunu söylüyor. Müziğimizin yüzeyde göründüğünden daha da çok tabakası olduğunun anlaşılması çok hoş, bence… Uzun süredir bizimle beraber olan hayranlarımız en çok da bu çok boyutluluğu seviyor galiba.

Şimdinin pop sahnesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Çok da takip edemiyorum. Bizde Bob o i
şlerle daha ilgilidir. Listeleri takip falan eder. Ama BBC Radio 1’da denk geldiğimde dinliyorum. Ve duyduğum kadarıyla bayağı korkunç. (Gülüyor)

Nedir bu kadar korkunç olan?
Herkes çok anonim... En azından Radio 1’da çaldıkları ya da listeye giren grupların büyük bir kısmından bahsediyorum. Güçlü bir kimlikle ortaya çıkan yok gibi. Sokakta görseniz kim oldu
ğunun farkına bile varmazsınız. Aralarında farklı bir şekilde giyinen yok mesela. Kendi grubumun bir imajı olmasını seviyorum. Gruptakilerin hepsinin bir çeteye üyeymiş gibi göründüğü yıllar hoşuma gidiyordu. Şimdilerde böyle şeylere çok rastlayamıyoruz. Bu da acı bir şey.

Saint Etienne, hiç akustik bir albüm çıkartmayı dü
şündü mü?Henüz yapmadık ama daha yeni konuştuk yapsak mı diye. Hepimiz büyük birer folk hayranı olduğumuz için çok da alakasız durmaz bence Saint Etienne müziği akustikte.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021