Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 36 müzisyen gazete okuyor
 
 
Gülşen İşeri
 
 
Yayımlanan Sayı : 1470

Kuşaklar boyu Mahir ve Deniz türküleri söyleyeceğiz - 19.06.2012





30 Mart’ı geride bıraktık. On’lar bu yıl da yine bambaşka duygularla anıldı. Sokakta, mecliste, türkülerde, bir çocuğun gözlerinde, yaşamın olduğu alanlardaydılar hâlâ… Aradan geçen 40 yıl, On’ları unutturmadığı gibi adlarına yazılan türküler ömür boyu yaşamalarına vesile oldu…

 

68’de başlayan mücadele süreci 80 darbesiyle bütün hayatı yerle bir etmişti. Yerle bir olan yaşamlar müziklere, türkülere yansıdı… 80 sonrasında, 1984’de, Grup Yorum protest ve isyan müziğiyle selamlıyordu düşenleri. Çeşitli gruplar, sanatçılar, müzisyenler…

 

Bunlardan biri de Sevinç Eratalay’dı. 'Dost Kokusu-Dost Selamı’nı yayınladığında yıl 1987’ydi… Solcu gençlerin umut aradığı türküleri, marşları yorumluyordu…

 

80 Darbesinin yıktıkları artık türkü olup dillerdeydi…Ölümler, kayıplar, idam edilenler, yaşamdan koparılanlar ve daha niceleri… 1990’lı yıllarda ise bambaşka bir sürece girildi. Faili meçhul cinayetler gündemdeydi ve Jitem iş başındaydı. Ağır işkence, kayıplar sahnesinde bu kez Kürtler vardı…

 

Bu süreç yansımış olacak ki, Eratalay türkülerinde ve marşlarında umudu korumaya devam ediyordu;1991 yılında ‘Yeniden Başlamalı’ albümü yayınlandı…

 

78 yılında Maraş’ta katledilen Aleviler, bu kez 1993 yılında Sivas Madımak otelinde yakılmasıyla geldi gündeme... Sekiz saat halk ozanları, aydınlar, çocuklar diri diri yakıldı! 19 yıl boyunca adalet arayan ailelere ise devlet bir sürpriz yaptı! 13 Mart 2012’de Sivas davasına ‘zamanaşımı’ kararı verdi. Bu ülkenin Başbakanı ise karara “hayırlı olsun” dedi… Uludere ise devletin bir başka ayıbıydı!

 

Tüm yaşanılan süreçlerde ise müziğe sığınmaktan başka bir çare yoktu sanki… 1995 yılında Sevinç Eratalay, "Mahir’in Türküsü" ile çıktı… Katliamlara, ölümlere, kıyımlara politik müziğin isyanıyla yanıt veriyordu… "Ertuğrul’a Ağıt"ın yanında Fikri Sönmez’i de unutmuyordu.

 

Ve bugün… Kısa kısa tarihe not düşülenleri anlatmak kaçınılmazdı. En nihayetinde 32 yıl sonra darbeciler göstermelik de olsa yargılanıyordu…

 

Bu kadar önemli mevzular Türkiye’nin gündemindeyken, bu ülkenin vicdanı yavaş yavaş kaybolurken geldi Sevinç Eratalay’ın ‘Kalbin Nerde’albümü… Bu albüm vesile oldu tüm bu süreçleri kısa kısa yazmama, hatırlatmama… Oysa hatırlatılacak o kadar çok şey var ki... Neyse biz asıl mevzumuza dönelim…

 

Sevinç Eratalay’ın onuncu ve yeni albümü 'Kalbin Nerde'de yine politik söylemler ve isyan var. Bu isyanı omuzlayan pek çok isim de albümde yerini almış. Bunlardan biri de Yavuz Bingöl… Bandista ise ‘İleri Demokrasi’ adlı çalışmayla Eratalay’a eşlik etmiş.

 

Ahmet Telli’nin şiirleri ise isyanın başka bir adı olmuş albümde… Sevinç Eratalay’la bu isyanı konuşmak için geldik bir araya, kısa söyleşiden derin notlar…

 

Onuncu albümünüz, 'Kalbin Nerde’yi yayınladınız… Sesinizle, müziğinizle ve bestelerinizle yeniden dinleyicilerinizi selamlıyorsunuz… Biraz 'Kalbin Nerde’yi konuşmak isterim; dört yıl aradan sonra buluşturdunuz bu albümü yanlış hatırlamıyorsam?

Evet, 'Devrim Türküleri' 2007’de yayınlandı.

 

Oldukça renkli bir albüm, renkli ve politikliğini koruyor. Albümde düetler de var, çok önemli isimler de yer almış, bu sizin tercihiniz miydi?

Evet. Ben şarkılarımı 'BİZ' üzerinden yaparım. Öyle olsun diye özel bir çabam olmuyor. Beynim o şekilde çalışıyor. "Şu şarkıları, bu arkadaşlarlarımla paylaşsam, söylerse" diye başladı. İnsanın maddi çıkarları için birbirini ezdiği zamanlarda naifliğin, sevginin, özlemin, dostluğun insanı zirveye taşıyabileceğini söylemek istedim. Kötülüklerin karşısında şarkılarımızı söyleyen insanlarız biz. Öneri benden geldi. Hepimiz buluştuk ve fikir hepimizden çıkmış oldu.

 

Albümden konuşuyorken Ahmet Telli’yi de sormak isterim. Bugüne kadar direniş şiirleri, aşk şiirleri ve hasret şiirleriyle hayatımıza girdi… Sizin albümle yolları nasıl kesişti desem?

Aynı şehirde yaşıyoruz Ahmet hoca ile. Görüşüyorduk zaten. Biz alanlarda direniş, hasret şiirleri ve şarkıları söyleyen insanlarız. Yukarıda kısaca bahsettiğim projeden ona da bahsettim. Çok heyecanlandı. Sağ olsun emek verdi, güzel şarkılar çıktı ortaya.

 

'Kalbin Nerde' derken kime sesleniyorsunuz?

Kimseye veya herkese. Dinleyenler ne anlıyorsa ve ne hissediyorsa… Herkesin kalbini yaralayan birileri var mutlaka. Şarkılarımda söylediklerim oldukları gibidir. Hissederim, yaşarım, söylerim… Yalansız dolansız ve sade.

 

Son zamanlarda kalbinin yerini bilen az insan gördüm. Bana özel bir şey belki bilmiyorum. O zaman kötüler burada, iyiler nereye gitti? İyiler niye terk etti dünyayı? Kısacası kalbimi kıran insanlara da, sisteme de söyledim.

 

TEK SİLAHIMIZ MÜZİK ALETLERİMİZDİ

70’lerde tırmanan çatışmalı ortam yerini darbe sürecine bırakmıştı. O yıllarda yaşanılan süreç müziğinizi nasıl etkiledi?

1977’de İzmir Buca Eğitim Fakültesi Müzik bölümünde okumaya başladım. Ben müzik piyasasında değildim o zamanlar. Ayrıca çatışmalı bir ortam yoktu. Yoksulluğa, emperyalizme karşı duran, kendi geleceğini tayin etmek isteyen gençlik ve toplum karşısında faşist saldırılar vardı. 68 kuşağından öğrendiğimiz marşları, Zülfü Livaneli şarkılarını söylerdik. Henüz 17 yaşındaydım o zaman yani… O dönemde sanatçı olanların, üreten sanatçıların tutuklandığını ve sürgün hayatı yaşadıklarını sonradan öğrendim.

 

Biliyoruz ki politik süreci müziğinizle olduğu kadar alanlarda da gösterdiniz. O yıllara ait sizi üzen ya da bizlerle paylaşmak istediğiniz bir anınız var mı?

İnciraltı yurdunda kalıyordum. Üniversite sınavını için yurdun her yerinden İzmir’e gelen ve yurtta kalan öğrenci arkadaşlarımız için şenlik düzenlemiştik. "Komünistler eğleniyor" diye jandarma yurdu bastı. Ben elimde bağlamam şarkı söylüyordum. Eğlencemizin en güzel yerinde taradılar bizi acımasızca ve bütün müzik aletlerini parçaladılar, sazımı da kırdılar. Tek silahımız oradaki müzik aletleriydi çünkü. Altı arkadaşımızı öldürdüler. Müziğe, sanata düşman olduklarını okuduğumuz hayatlardan biliyorduk. Faşist darbelerin olduğu ülkelerde mesela Şili'de Victor Jara’nın elinin kesilmesi, tüm bunları yaşadık.

 

68’lerin ve 70’lerin müziğine baktığımızda gayet de politik söylemler vardı, sizin de örneklediğiniz gibi… Zamanla değişti, daha popüler bir dil hâkim oldu. Politik müzik ya da söylem yok oldu. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz? Böyle bir değişimi neye bağlıyorsunuz?

12 Eylül 1982 yılında faşist darbe ile ve dearadna geçen zamanla apolitik hayat egemen oldu çünkü. Yasaklandı her şey. Normaldir böyle olması. Ama üniversitelerde gençler grup kurmaya başlamışlardı ve devrim, mücadele türküleri söyleniyordu.

 

Bugünün koşulları bu değişimde kuşkusuz etkili, bugün bir Bakan çıkıp “terörün arka bahçesi sanat” diyorsa hâlâ sanata olan bu bakış açısı da devam ediyor demek ki…

"Terörün arka bahçesi meclistir" diyelim biz de o zaman. Sanatçının ve sanatın insanı öldüren şeyleri insanın kendisini yeniden üretmesine yardımcı olur, hayatı sevdiren şeyleri olarak geri döner. Meclisin kararları bizi kara toprağa yolluyor doğrudan.

 

 

Augusto Pinochet için şarkı yok Victor Jara ise asırlar boyu yaşayacak

 

40 yıl sonra Mahirler anılıyor, 32 yıl sonra darbeyle hesaplaşılıyor, Jitem ile yüzleşilmeye çalışılıyor... Daha bir dizi şey sayabiliriz… Bu süreçlere baktığınızda neler düşünüyorsunuz o dönemin acısını çekmiş, bedelini ödemiş biri olarak?

Açıkçası heyecanlanamıyorum. Biliyorum ki er ya da geç darbeciler yargılanır. Bunu hep söyledim zaten, böyle olması gerektiğini düşündüm. Yargılayıp astıkları, öldürdükleri insanlar halk kahramanlarıdır. Pir Sultan türkülerini hâlâ söylüyorsak ve onu asanlara katil diyorsak; Mahir Çayan, Deniz Gezmiş türkülerini de söyleyeceğiz kuşaklar boyu. Augusto Pinochet için şarkı yok. Victor Jara asırlar boyu yaşayacaktır. Bu iş böyledir.

 

30 yıldır "insanlık suçu işlediler" dedik. "Yargılansınlar" dedik. Yargılanıyorlar. Ama bana hiç öyle gelmiyor… Her şey formalite. Böyle hayal etmemiştim.

 

Daha mı kötü durumdayız?

Dahasını, ötesini bilemiyorum. Öyle veya böyle, benim yaşam felsefem budur. Hayatım ve müziğim ülkemin umut dolu yarınlarını gören, içinde hisseden, umut edenlerin aynasıdır diyelim. Müzik, insan için, güzellik için söylendiği zaman mükemmel olur.

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019