Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 32 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ahmet Makal
 
 
Yayımlanan Sayı : 1425

Müzik, siyaset ve insanlık durumları - 13.04.2012





Değerlendirme nasıl ve hangi ölçütlerle yapılırsa yapılsın, Rus besteci Dimitri Şostakoviç, 20. yüzyılın büyük müzik, özellikle de senfoni ustalarından biridir. Bu senfoniler, birer müzik eseri olmanın yanı sıra yazıldıkları dönemlerin tanığıdır da. İkinci Dünya Savaşı sırasında kuşatma altındaki Leningrad'da bestelenen 7. senfoni, herhalde dünya yerinde durdukça, insanlık tarihinin en dramatik olaylarından birine tanıklık yapmaya devam edecek. Şostakoviç, 25 Eylül 1906 günü doğmuş, 1975 yılında ise dünyamıza veda etmişti. Yani, tam da yarın, sanatçının 100. doğum gününü kutluyoruz. Şostakoviç, müzik dünyasının son dönemlerde üzerinde en çok konuştuğu bestecilerden biri, belki de birincisi. Bu konuşmalar Şostakoviç'le ve müzikle sınırlı kalmıyor, sanatçı özgürlüğüne, sosyalizme, Sovyet rejimine, Stalin'e kadar uzanıyor. Şostakoviç yaşadığı dönemde, Sovyet rejiminin başarısını temsil eden politik bir simge gibiydi ve 1960'ta Komünist Parti'ye üye olması bunu daha da pekiştirmişti. Buna karşılık o, aynı dönemlerde Batılı müzik çevreleri tarafından 20. yüzyılın öncü müzik akımlarına kapalı, deyim yerindeyse muhafazakâr bir besteci olarak değerlendirilir, Sovyet sanat anlayışının bir simgesi olarak görülürdü. İlhan Mimaroğlu, 1961 yılında, Prokofiev dışındaki tüm Sovyet bestecilerini "yirminci yüzyıl musikisinin gericileri" olarak nitelemekteydi. Kuşkusuz ki, bütün bu değerlendirmelerin arkasında, zaman zaman karşı çıkışları olmakla birlikte, Sovyet rejiminin baskılarına boyun eğmiş, müesses nizamla ve onun sanat anlayışıyla uzlaşş bir Şostakoviç resmi vardı. Böylece, dönemin soğuk savaş koşullarında, Şostakoviç'in şahsında Sovyet yönetimi de eleştirilmiş oluyordu.

Simgelikten kar
şıtlığa.
Sonraki gelişmeler biliniyor. Değişen devirlerle birlikte, dünya da adamakıllı değişti. Sosyalist ülkelerin bu değişimleri daha da radikal biçimde yaşadığını söylemeye bile gerek yok. Bu değişim sürecinde geçmiş de yeni baştan yorumlanıp yazılırken, kadim Sovyet rejimiyle Şostakoviç'in tarihsel birlikteliklerine de son verildi ve Batıdaki Şostakoviç imajı büyük ölçüde değişime uğradı. Bu değişim sürecinin en önemli halkalarından biri, Solomon Volkov'un besteciye atfen kaleme aldığını savunduğu 'Tanıklık Tutanağı-Şostakoviç'in Anıları' adını taşıyan kitaptı. Batıda 1979 yılında basılan bu kitabın otantikliği konusunda çok ciddi kuşku ve tartışmalar yaşandı ve yaşanmaya devam ediliyor. (Bu kitap, 1992'de ülkemizde de yayımlandı.) Tarih tekrar yazılırken, Şostakoviç'e atfedilen rol de değişmişti. O artık, şöyle ya da böyle, Sovyet rejiminin uygulamalarından acı çeken bir insandı. İçinde yaşadığı koşullarda dışavurum yolları kapalı olduğu için, bu acısını da ironik biçimde eserlerine yansıtmıştı. Müzik dünyası, Şostakoviç'in eserlerini tekrar tekrar değerlendirmeye ve içlerinde düzene karşı ironiler keşfetmeye başladı. Bu süreçte, bestecinin müzikal açıdan niteliksiz sayılabilecek bazı eserlerine de iradilik yüklemesi yapılıyor, "evet, boş ya da bayağı ama Şostakoviç tam da bunu anlatmak istemişti zaten" deniliyordu. Besteciye yapılan yüklemeler o noktaya vardı ki, Kirov Operası'nın ünlü müzik yönetmeni Valery Gergiev'in onun savaş dönemi senfonilerinden yaptığı kayıtları da içeren DVD, "Şostakoviç Stalin'e Karşı" başğıyla yayınlandı!.. Bütün bu tartışmalarda, Şostakoviç bu defa düzene karşı bir figür olarak simgeleştirilmekte; müziği de onun ironilerini ifade eden taşıyıcılar olarak araçsallaştırılırken, aynı zamanda geri plana itilmiş olmaktaydı. Tıpkı düzenin bir figürü olarak simgeleştirildiği dönemdeki gibi. Şostakoviç özlediği ve hak ettiği özgürlüğe bu defa da kavuşamamıştı. Kuşkusuz ki, bir besteciyi ve eserlerini kendilerini kuşatan toplumsal-kültürel ortamdan ve bunun önemli bir öğesi olarak siyasetten bağımsız bir biçimde anlamlandırmak mümkün değil. Bu Şostakoviç için özellikle böyle. Ancak bu ilişkileri, pozitif ya da negatif, ama doğru olmayan yüklemelerle kurmak, bunu yaparken de bestecinin sanatını ve eserlerini arka plana itmek çok doğru olmamalı.

İronik dahi mi?..
Bir besteci olarak değerlendirildiğinde, Şostakoviç kendisi için kullanılan bir ifadeyle "ironik dahi" miydi? Salt müzikal açıdan bakıldığında, durum pek de karmaşık görünmüyor. İroniklik konusu bir tarafa, 20. yüzyılın öncü müzik akımlarından uzak durmasına, müziğindeki kısmi bayağılıklara, içi boşluklara rağmen, kendisini sevmeyen müzik eleştirmenlerinin de kabul ettiği gibi Şostakoviç için "dahi" nitelemesi herhalde uygun düşer. Sovyet rejiminin sanat üzerine getirdiği yönlendirme ve sınırlamaları aşarak kendi müzikal kişiliğini ortaya koyabilmek için, ancak Prokofiev'in ve Şostakoviç'in dehasına sahip olmak gerekirdi!

Sosyalizm ve reel sosyalizm
Peki, müzi
ği dışında, Şostakoviç aslında nerede duruyordu ve Sovyet rejimiyle ilişkisi nasıl açıklanmalı? O bir "gönülsüz devrimci" miydi? Yoksa, rejimle ilişkisi, moda deyimiyle "Stockholm sendromu" olarak nitelenebilir mi? Bu sendrom, esaret altına alınanın, esaret altına alana duygusal olarak yakınlaşması biçiminde tanımlanıyor. Buna, zorunlu ve engellenemeyecek bir durumu duygusal açıdan rasyonalize etmek, bir anlamda yaşamayı mümkün kılmak için esareti içselleştirmek de denebilir. Sanıyoruz ki, Şostakoviç açısından böyle içselleştirilmiş bir esaretten söz etmek çok anlamlı değil. Zaman zaman yönetimle sorunları olmasına, birkaç defa gözden düşüp sonra itibarı iade edilmiş olmasına karşın, Şostakoviç içinde yaşadığı toplumun ve düzenin bir ürünü ve onunla tümüyle bütünleşmese de, bir parçasıdır. O düzenin içine doğmuş, onun içinde gelişmiş, onun kurumlarında üst düzeyde görevler almış, onun maddi-manevi nimetlerinden yararlanmıştır. En azından Batılı meslektaşlarının büyük bölümünden daha iyi koşullarda yaşamış, yurtdışı seyahatlere bazen resmi temsilci olarak gönderilmiş, düzenin kendisine sunduğu ayrıcalıkları kullanmıştır. Şostakoviç'e, Lenin ve Stalin'in adını taşıyanlar da dahil olmak üzere ülkesinin en büyük ödülleri verilmiş, eserleri Batıdaki meslektaşlarına nasip olmayacak koşullarda seslendirilmiş ve kayda alınmıştır. Kendisinin pragmatik bir insan olduğu, yani "nabza göre şerbet verme" gibi bir huyunun bulunduğu da biliniyor. Sanıyoruz ki, bu koşullarda Şostakoviç'in müesses nizama karşı olmasının maddi ve manevi koşulları oluşmaz. Ancak, haydi biz de ironik biçimde ifade edelim, Şostakoviç'in kişiliğinin aynı zamanda utangaç ve içe dönük bir yönü olduğu da biliniyor. Onun bir sanatçı olarak, parçası olduğu müesses nizam içerisinde, zaman zaman kendisine ve sanatına da yönelen uygulamalardan derin acı duyduğuna kuşku yoktur. Sosyalizmin eşitliğe ve özgürlüğe dayalı devasa insanlık ütopyasının, üretim araçlarının biçimsel kolektif mülkiyetine indirgendiği, "demokratik merkeziyetçilik"in demokratikliğinin gidip merkeziyetçiliğinin kaldığı, sanatın müesses nizamın bir ideolojik aygıtı olarak görüldüğü ve bu yolda maddi-manevi mükâfat ve cezaların seferber edildiği bir düzen altında yaşamak, herhalde kişisel düzeyde Şostakoviç'i mutsuz edici sonuçlar doğmasında etkendir.

Ne yapmalı?..
Gelin sevgili okurlar,
Şostakoviç'i özgürleştirelim, doğumunu onun eserlerini dinleyerek kutlayalım. Bunun için, onunla aynı dönemleri, aynı zorlukları yaşayan, eserlerini kendileri için yazdığı, yakın dostları olan sanatçıların yorumları biçilmiş kaftandır. Yevgeni Mravinsky yönetimindeki Leningrad Filarmoni Orkestrası'ndan onun kişiliğinin dışa dönük yanını yansıtan senfonilerini, David Oistrakh'tan keman eserlerini, Rostropovich'ten viyolonsel eserlerini, Nikolayeva'dan prelüd ve fügleri, Borodin Dörtlüsü'nden onun kişiliğinin içe dönük yanını yansıtan yaylı çalgılar dörtlülerini dinleyelim. Dinlerken, günün birinde eşitlikçi, özgürlükçü ve sanat üzerindeki baskıların kalktığı bir dünyada -ve tabii ülkede- yaşayacağımızı da hayal edelim, isterseniz... Dimitri Dimitriyeviç Şostakoviç, huzur içinde yat!..

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020