Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1745




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 74 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ersin Antep
 
 
Yayımlanan Sayı :

Musika-i Hümayûn’dan Bugüne… - 22.05.2006





1826 yılında II.Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırarak yerine
modern bir ordu kurması ve birtakım reformlara gitmesi; Mehter’in de
sonunu hazırladı. Görünüşü değişen askerlerin, yürüyüş biçimlerinin
aynı kalması ve kıyafet ile yürüyüş arasında tezatlık hissedilmesi;
padişahın Mehter’i dağıtarak yerine, tarzı Avrupa’daki gibi olan bir
orkestra kurma düşüncesine sevk etti. Sonucunda da; Musika-i Hümayûn,
yani padişahlığın müzik kurumu oluşturuldu. Armoni, Filarmoni
orkestraları, Fasıl Heyeti ve Müezzinan’ın ana kolları oluşturduğu
kurumda ayrıca; opera ve operet, tiyatro, ortaoyunu, cambaz, karagöz-
hokkabaz-kukla gibi kollar mevcuttu . Kendi içinde okul yapısı da
barındıran kurum; padişahlığın çok değer verdiği bir durumdaydı.

Musika-i Hümayûn; gerek Osmanlı Dönemi’nde ve gerekse
Cumhuriyet Dönemi’nde çok önemli görevler üstlenmiştir. Her şey bir
yana; barındırdığı kollardan da anlaşılacağı gibi, kurum yalnızca
Avrupai anlamda bir müzik fikrinin dışında, geleneksel müziklere ve
sanatlara da sahip çıkarak, bu dallara daha akademik bir yapı
kazandırmıştır. Saray mensuplarına müzik derslerinin de verildiği
kurumda pek çok ünlü sanatçı yetişmiştir. Saray ve devlet
adetlerindeki yeniliklerin göstergesi olan Musika-i Hümayûn;
özellikle Osmanlı’nın son dönemi olan -savaş öncesi -17 Aralık 1917-
31 Ocak 1918 tarihleri arasında-  Kızılay ve Kızılhaç yararına
gerçekleştirdiği Avrupa turnesiyle, tanımayan uluslara Osmanlı’nın
diğer mizacını göstermiştir. Şefliğini ve Beethoven Senfonileri de
dahil olmak üzere birçok partisyon uyarlamasını Osman Zeki Üngör’ün
bizzat yaptığı orkestra; müzikal çizgisiyle Dresden, Viyana gibi
şehirlerde büyük beğeni toplamıştır.

Ünlü besteci Camille Saint-Saens’ın dahi yakından tanıdığı ve
takdir ettiği Saffet Atabinen döneminde İtalyan müziğinin etkisinden
sıyrılarak Fransız müziği etkisine geçen kurumda; Zati Arca döneminde
Avusturya’daki örneğine benzer bir koronun kurularak yapıya
kazandırıldığı da bilinmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Millet Meclisi’nin toplandığı ve
işgalci ülkelerin İzmir’de denize dökülmesinden dolayı büyük heyecan
duyan Üngör’ün yazdığı marş; Atatürk’ü hayli heyecanlandırmıştır.
Kendisini İstanbul’dan Ankara’ya davet ederek konser verdirtmiş ve
eserin İstiklal Marşı olmasını arzu etmiştir. Yine Cumhuriyet’in
ilanına müteakiben orkestra Ankara’ya çağrılmıştır. Halen padişah
emrinde, İstanbul’da görevli bulunan orkestranın Ankara hükümetinin
emrine riayet edip tereddütsüz olarak Ankara’ya taşınması ve aynı
heyecanı yaşaması takdire şayandır. Kurulan Cumhuriyet’i tanıyıp
tebrik etmeye gelen yabancı devlet adamlarını karşılayan orkestra;
yeni devletin çağdaş yüzünü de yansıtmıştır. 11 Mart 1924’ten
itibaren Ankara’da verdiği konserlerde Beethoven, Weber, Korsakof,
Bizet vb. gibi klasik dağardaki eserleri seslendiren -yeni adıyla-
Riyaseticumhur Musiki Heyeti mensupları, uzun süre Tren Garı’nda bir
vagon içinde, zor şartlar altında hayatlarını ve müziklerini idame
ettirmiştir. Daha sonra Cebeci’deki bir hastanede misafir
edilmişlerdir. 27 Nisan 1924 tarihinden itibaren resmi olarak
Ankara’da çalışmalarına başlayan orkestranın bir kısmı; İstasyon
binasında, bir kısmı da Musevi mahallesindeki ayrı bir dairede
yerleşmiştir. Sanatçılar Eskicioğlu Mescidi karşısındaki iki odalı
evde hem ikamet etmiş, hem de çalışmalarını sürdürmüştür. Orkestranın
Türk Ocağı’nda gerçekleştirdiği konserlerden 1926 tarihli programını
Hasan Toraganlı’dan  öğrenelim. “(...) Eski bir yıl olarak 1926
yılının konser programlarına bir göz atacak olursak, Zeki Üngör’ün
Beethoven’e olan tutkusu kolayca ortaya çıkar. O tarihte konserler,
şimdiki Çocuk Sarayı yöresinde bulunan ve Türk Ocağı olarak
kullanılan eski bir kilisenin salonunda veriliyordu. 45 yıl
öncesinin, önemli gördüğümüz Birinci konser programını ayniyle
alıyoruz. Beethoven’in Fransızca okunuşu ile ‘Betoven’ ve
Allegro’nun ‘Alegro’ yazılmış olduğuna dikkat çekelim. Bu ilk
programlarda göze çarpan bir özellik de bir yanının Türkçe (eski
harflerle), öbür yanının Fransızca olarak yazılmış olmasıydı.

TÜRK OCAĞINDA
Riyaseti Cumhur Musiki Hey’etinin Orkestrası
Tarafından Muallim Viyolonist Zeki Beyin İdaresinde

BÜYÜK KONSER
1926
Ankara-Yenigün Matbaası
BİRİNCİ KONSER
PROGRAM
Birinci Kısım
1 – Betoven : Beşinci Senfoni  (Do Minör )
Prens (Lobkowitz) ve Kont   (Rasumoffsky)lere ithaf” 
A - Alegro Kon Briyo
B - Andante Kon Moto
C - Alegro
D- Final (Alegro)
İkinci Kısım
2 – Gluk: Uvertür (Alsest)
3 – Maskani: Fantezi (İris)
4 – Kalman: Potpuri (Grafin Mariça)  

Orkestranın 7 Haziran ve 5 Eylül 1926 tarihleri arasında
gerçekleştirdiği Avrupa turnesinin öneminin belirginleştirilmesinde
de büyük fayda bulunmaktadır. Henüz yeni yeni yeşeren cumhuriyetin
çağdaş yüzünü adeta diğer toplumlara göstermek için harekete geçen
orkestranın seyahati ile ilgili olarak ünlü müzikolog Gazimihal’in 
satırlarına göz atalım:

“1926’da Karadeniz vapurunda tertiplenen seyyar serginin Avrupa sahil
şehirlerinde yaptığı dört aylık seyahate Bay Zeki Üngör orkestranın
başında iştirak etmişti. Bu seyahatin konserleri ilk dünya harbi
yıllarındaki Avrupa turnesinden daha başarılı geçti, Türk
müzisyenlerinin başarısı sahil şehirlerinde alkışlandı. Cumhuriyet
inkılabı aynı yıllarda safha safha tamamlanıyordu: batı müziği konusu
da hükümetçe esaslı surette ele alınmak istenildiğinden, Zeki Üngör o
yolda teşebbüse geçti: bazı ecnebi uzmanları eldeki Musiki Muallim
Mektebi’nin bir konservatuar haline kalbedilmesini, ona dayanılarak
da bir opera kurulmasını gaye edinmişlerdi; ilk raporları hazırladı.”

Ankara’daki Musiki Muallim Mektebi, Ankara Devlet Konservatuarı ve
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası gibi kurumların kurucuları, ilk
yöneticileri ve öğretmenleri; yine Riyaseticumhur Musiki Heyeti
bünyesinden çıkmıştır. Atatürk’ün, çok kısa bir sürede makamının
adıyla şereflendirdiği ve emeklilik işlemleri de dahil olmak üzere
her türlü mevzuatıyla bizzat ilgilendiği kurum; ulu önderin öngördüğü
müzik devrimlerine yön verip hızlandıran bir yapı kazanmıştır.

Özellikle Musiki Müesseseleri Müdürü unvanıyla Albay Osman Zeki
Üngör’ün bu anlamda çalışmaları ve görüşleri Atatürk tarafından da
büyük bir özenle desteklenmiştir. Ülkedeki müzik kurumlarının
yapılandırılması anlamında danışman olarak davet edilen ünlü Alman
besteci Paul Hindemith’in düzenlediği raporlar bilinmektedir.
Hindemith’ten önce Osman Zeki’nin hazırladığı 5 rapor bulunmaktadır .
Zira Hindemith; temaslarının ilkini Riyaseticumhur Musiki Heyeti Şefi
Veli Kanık ve Musiki Müesseseleri Müdürü Osman Zeki Üngör ile
gerçekleştirmiştir. O güne ait hatıra fotoğrafında; Hindemith ve
Kanık’ın yanı sıra Necil Kazım Akses ve Adil bey isimli bir subay
daha yer almaktadır. Ayrıca ünlü bestecinin Musiki Heyeti personeli
ile toplu olarak merdivenlerde çektirdiği bir fotoğraf da
bulunmaktadır. Osman Zeki’nin Milli Maarif Vekaleti’ne gönderdiği
raporları inceleyen Hindemith’in görüşleri de paralel gelişmiştir.
Raporlarda kurulacak operanın masraflarına kadar her detayı gözeten
Zeki Üngör’ün çalışma sistemine hayran olmamak mümkün değildir. Ancak
ne var ki; müzikbilime dair yapılan çalışmalarda değil Üngör
raporlarından, emeklerinden dahi bahsedilmemektedir.
Üngör’ün en önemli eserlerinden biri kuşkusuzdur ki; Musiki Muallim
Mektebi’dir. Okulun binası; şu an Cebeci’de bulunan Mamak Belediye
Başkanlığı olarak kullanılan binadır. Pek çok değerli müzik adamının
eğitim verdiği ve bir çok değerli mezun veren okulun yukarıdan
görünümü; piyanoya benzemektedir. Şimdi kendimizi ülkeyi ziyarete
gelen yabancı bir devlet başkanının yerine koyalım. Bağnaz ve barbar
olarak nitelendirdiğiniz bir imparatorluğunun ardından, binlerce
askere rağmen bir avuç askeri yenemediğiniz topraklara geliyorsunuz.
Ülkenin başında; dünya tarihinin yetiştirdiği en büyük lider var.
Devlet değişmiş olsa da; toplumu aynıdır diye bir görüşe sahipsiniz.
Ülke semalarına girdiğinizde önce İstanbul Boğazı’nın ihtişamı ile
hayranlık duygularınız depreşiyor. Ardından Ankara semalarında şehri
yukarıdan kuşbakışı gördüğünüz bir an; aşağıda büyük bir piyano
görüyorsunuz. Gözlerinize inanmanız mümkün değil. Düşünün; 1930’lu
yıllar. Danışmanlarınız vasıtasıyla aşağıdaki binanın müzik okulu
olduğunu öğreniyorsunuz. Hayranlığınız bir kat daha artıyor.
Havaalanına indiğinizde sizi; çok köklü, modern görünümlü, büyüleyici
derecede bir tınıya sahip olan armoni orkestrası karşılıyor. Müziğin
etkileyiciliği ruhunuza işliyor. En nihayetinde; Ankara’nın en
zirvesine Çankaya’ya geçiyorsunuz ve bir milleti ölüm döşeğinden alıp
canlandıran, ruh veren, sarı saçlı, mavi gözlü, kibar, karizmatik ve
seviyeli lideriyle tanışıyorsunuz. Hangi ülkenin başında olursanız
olun; gelişinizden dönüşünüze kadar, bu ortamdan etkilenmemeniz ve
önceki görüşlerinizi değiştirmemeniz mümkün değildir.

Başarıları hep ikinci planda kalmış müzik kurumlarının başında;
bahriye muzikaları gelmektedir. İzmir’den Ankara’ya getirtilen
Bahriye Muzikası’nın konser etkinlikleri ve çabaları; cumhuriyetin
ilk dönemlerinde Ankara’nın sanat hayatında önemli yer tutmuştur.
Daha sonra Afganistan Askeri Armoni Orkestrası ve Müzik Okulu’nun
kuruluş ve yapılanma çalışmalarını 10 yıl süreyle sürdüren, armoni
orkestrası repertuarımıza büyük katkı sağlayan Yarbay Halid Recep
Arman gibi önemli müzik adamlarının da yetiştiği Bahriye Muzikası;
Riyaseticumhur Musiki Heyeti’ne göre de hep ikinci planda kalmıştır.
Aynı zamanda Veli Kanık’ın öğrencisi olan Arman; çalışkan ve bilinçli
tavrıyla pek çok eser meydana getirmiştir. Tarihte Bahriye Muzikaları
kitabı ve birçok marş, orkestra eseri bulunan Arman; bir bakıma
öğretmeni Veli Kanık gibi çok çalışkan bir müzik adamı olmasına
rağmen, yine öğretmeni gibi pek ön plana çıkmak istememiş, askeri
müzik alanında çok büyük katkılar sağlamasına karşın hep arka planda
kalmsıştır. Kara Kuvvetleri Komutanlığı emrine alınarak Konya’da 5.
Fırka Muzikası Şefliği görevinde de bulunan bu büyük usta; Afganistan
Muzika Okulu’nu ve Numune Muzikası’nı da kurarak ilerletmiştir.
Emekliliğinde de boş durmayan Arman; Bahriye Muzikaları’nda ve
Bahriye Muzika Mektebi’nde öğretmenlik yapmıştır. Trakya, Mesudiye,
Dumlupınar, Gölcük, İzmir Ufukları gibi ünlü marşların, Türk Halk
Müziği Dermeceler  isimli orkestral eserinin yanında pek çok yapıtı
bulunmaktadır. Günümüzde her askeri ve hatta sivil armoni
orkestrasının repertuarının neredeyse yarısını Halid Recep Arman’ın
eserleri oluşturmaktadır. Bahriye ve Türk askeri muzika geleneğinin
içinde en önemli yeri tutan Arman için maalesef hiçbir vefa
gösterilememiştir. 13 Mart 2002 tarihinde Silahlı Kuvvetler Mızıka
Astsubay Hazırlama ve Sınıf Okul Komutanlığı’nda dikilen ve şahsen
araştırmalarını bizzat benim yürüttüğüm “Çok Sesli Müziğin
Kurumsallaşmasında Emeği Geçen Asker Kökenli Müzisyenlerin Büstleri”
içinde maalesef tüm çabalara rağmen Halid Recep Arman’ın büstü yer
alamamıştır. Kendisi uzun bir süre de Kara Kuvvetleri Komutanlığı
emrinde çalışmış ve pek çok askeri muzikanın yapılanmasında emek sarf
etmiş olsa da; yeterince hatırlanamamış, takdir edilememiştir. Asker
müzisyenlerin hepsinin mutlaka eserini seslendirdiği, eser analiziyle
besteciliği öğrendiği ve sorulduğunda ilk aklına gelecek kişi olan
Arman; kimi sivil dergilerde konu edilmiş ve “bu adamı; yüce
hatırasından ötürü Amiral rütbesiyle ödüllendirmelisiniz!”
görüşleriyle onurlandırılmış olsa da, unutulmaktan kurtulamamıştır.

Karşılaştığımız yayınlarda hakları yenilen, unutulan ya da
gözden kaçırılan dönemin insanları; azimleri, kararlılıkları,
çalışkanlıkları, samimiyetleri ve özellikle disiplinleri ile günümüz
müziğinin sağlam temellerini atmışlardır. 1940’lı yıllardan bu yana
kaleme alınan pek çok kaynakta, önemli müzik otoriteleri tarafından
dahi -bilinçli ya da bilinçsizce- yapılan yanlışlardan en önemlisi
Musiki Muallim Mektebi Müdürü olarak sadece Zeki Bey adından
bahsedilmesidir. İlk bakışta adı geçen kişinin müzikle ilgisiz,
sadece okulu yönetmek üzere atanmış biri olduğu izlenimi doğmaktadır.
Zira “Zeki Bey” ile ilgili başka bir bilgi bulunmamaktadır. Bunun
yanı sıra; Musiki Muallim Mektebi’nin kurucuları ve ilk yöneticileri
arasında yer alan –Şair Orhan Veli’nin babası- Musika-i Hümayûn’daki
Klarnet ekolünden yetişmiş birer virtüöz olan Yarbay Mehmet Veli
Kanık ve Albay Hüseyin İhsan Künçer, vb. gibi asker kökenli değerli
kişilerin emeklerinden bahsedilmemekte, adeta görmezden
gelinmektedir. Mektebin asker saç kesimli ve giyimli ilk
öğrencilerinin ve asker öğretmenlerinin bulunduğu ilk fotoğraflardan
da ispat olunacağı gibi; kılık, kıyafet ve öğretmen kadrosu sonradan
değişmiştir. Ulvi Cemal Erkin, Ferhunde Erkin, Cevat Memduh Altar,
Necdet Remzi, Ahmet Adnan Saygun vb. gibi sanatçılar dahi daha sonra
okulda öğretmenlik yapmaya başlamışlardır. Hatta onların döneminde
halen müdürlüğü Osman Zeki Üngör yürütmektedir.

Toraganlı’nın belirttiği bir gerçeğin altını çizmekte fayda
bulunmaktadır. “Dahi musikişinas Beethoven’in Yüzüncü sene-i devriye-
i vefatına tesadüf eden 26 Mart 1927 Cumartesi günü akşamı saat 21’de
Riyaseti Cumhur Orkestra Heyeti tarafından Türk Ocağı salonunda
verilecek konseri huzurunuzla şereflendirmenizi rica ederim efendim.
PROGRAM
Birinci Kısım
İkinci Kısım
1- Beethoven Senfoni Numero:9 2- Beethoven, Uvertür
Koriyolan
A- Alegro ma non troppo 3- Beethoven, Romans
an fa Majör
B- Molto vivaç 4- Beethoven,
Mozaik
C- Adajyo Molto 5- Beethoven, Marş
fünebr
D- Final (Presto)
İşbu davetiye bir zata
mahsustur.”

İlk temsili yukarıdaki programla da sabitlenen, 15 Şubat 1929’da, 13
Mart ve 24 Nisan 1931’de korosuz olarak çalınan 9. Senfoni; 29 Nisan
1932 Cuma günü saat 15.00’da Musiki Muallim Mektebi Salonu’nda,
Mahmut Ragıp Gazimihal’in 9. Senfoni ile ilgili konuşmasının ardından
korolu olarak seslendirildi. Gördüğü büyük ilgi üzerine 6 Mayıs 1932
Cuma akşamı saat 21.00’da aynı salonda, aynı coşkuyla tekrar edildi.
Üngör Dokuzuncu Senfoni’yi son olarak 5 Mayıs 1933 Cuma saat 15.00’da
yönetti. Toraganlı’nın bu konudaki sitemi ise; daha önceki satırlarda
anlattıklarımızı doğrular nitelikte. Şimdi Hasan Toraganlı’nın
9.Senfoni’nin Türkiye’deki seslendirmeleri ile ilgili serzenişine
kulak verelim: “Zeki Bey’den sonra, Dokuzuncu Senfoni’nin
seslendirilmesi için 1942 yılına kadar beklemek gerekti. 18 Nisan
1942’de şef Dr. Ernst Praeotorius yönetiminde, Devlet Konservatuarı
Korosu ve Cumhur Başkanlığı Senfoni Orkestrası tarafından
seslendirildiği zaman bir Program-broşür yayımlanmış ve bu broşürde
Dokuzuncu Senfoni’nin ilk kez seslendirileceği belirtilmişti. Oysa,
Zeki Bey’in son seslendirdiği 1933 yılından ancak Dokuz yıl gibi bir
zaman geçmişti. 1942 yılında Konservatuar’da öğretmenlik yapan Türk
sanatçılarının büyük çoğunluğu, her iki tarihteki seslendirilişin
canlı tanıkları oldukları halde, Türk kültürüne ve Türk sanat
tarihine ihanet teşkil eden bu susmayı, küçük hesapları için yeğ
tutmuşlardı.”

Akla gelen cevaplardan biri hiç kuşkusuz; Osman Zeki’nin
disiplinli ve sert mizacının etkisinden ötürü dönemin müzik adamları
ile arasında gelişen soğukluktur. Ancak; hesaba katmamız gereken kimi
gerçekleri de gözden kaçırmak bilim dışı olacaktır. Cumhuriyet
döneminin ilk yıllarında gerçekleştirilmeye çalışılan çağdaşlaşma
hareketlerinin müzik alanındaki en kıdemli ve tecrübeli adamı olarak
elbette; Üngör’e hak vermemiz gerekmektedir. 1933 yılındaki Tasnif
Heyeti görevi; üçlünün ayrıldığı gündür. Üngör’ün tüm çabasına rağmen
Musiki Heyeti’nde kalmayı tercih eden Kanık ve Künçer; askeri
üniformayı çıkarmak istememiştir. Hatta bu dönemde aralarında küçük
kırgınlıklar da yaşanmıştır.

Yetiştirdiği birçok asker ve sivil öğrencisi müzik hayatımızı
şekillendiren Veli Kanık; Osman Zeki Üngör’ün çalışmalarına en büyük
katkıyı sağlamış, alçakgönüllü bir isimdir adeta. Atatürk’ün çok eski
dönemlerden tanıyıp sevdiği Kanık’a itimadı Radyo Müdürlüğü’nü teklif
etmesiyle ispatlanmıştır. Cumhuriyetin müzik kurumlarının hepsinin
temelinde kendisinin büyük emeği olsa da o; mütevazı kişiliğiyle hep
geri planda kalmayı yeğ tutmuştur. Özellikle Armoni Muzikası Şefliği
döneminde, emrindeki müzisyenlere olanak sağlayan, hatta İhsan
Künçer’in Paris’e gidip eğitim görmesi için özel çaba sarf eden,
dönüşünden sonra da kendisinin albay olmasına olanak sağlayarak
şeflik görevini Künçer’e devrederek kendi isteği ile iki yıl boyunca
idari işlerle uğraşan da yine bu büyük insandır. Böyle bir tavır;
askeri literatürde de eşi benzeri olmayan bir davranıştır, büyüklük
göstergesidir. Emekliliğine müteakiben Ankara Radyosu Müdürlüğü
görevini de yürüten Kanık; 1950 yılından itibaren İstanbul
Radyoevi’nde çalışmıştır. O, şair Orhan Veli’nin “bir garip Orhan
Veli’yim... Veli’nin Oğlu...” diye bilinen mısralarında yaşayan
mütevazı adamdır. İlk şiirlerinde oğlunu beğenmeyen, ancak
emekliliğinde de müzik kurumları için yaptıklarıyla değil, Orhan
Veli’nin babası olarak tanınan Veli Kanık; biraz da buruk bir biçimde
ayrılmıştır aramızdan. Naaşı Orhan Veli’nin yanına gömülmüştür.

Gelelim cumhuriyet döneminin en önemli müzik adamlarından
biri olan Albay Hüseyin İhsan Künçer’e... Kimi zaman; “acaba böyle
kararlı insanlar uğraşmasaydı; Avrupa’nın yüzyıllar neticesi aştığı
müzik kavşağını birkaç yılda aşma erdemine ulaşabilir miydik?” sorusu
dimağlarımıza yerleşir. Tüm eleştirilere rağmen yetişen
bestecilerimizin performansları, takdire değerdir. Cumhuriyet öncesi
dönemdeki birikim; cumhuriyet döneminin de avantajı olmuştur. Belki
de cumhuriyetin en büyük şansı da buydu. Osmanlı’nın son döneminde
iyi yetişmiş gayretli, kararlı ve idealist müzik adamlarının
yetişmesi... Künçer; her dönemdeki emekleri ve özellikle Osman Zeki
Üngör-Veli Kanık-İhsan Künçer takımının en genci olarak pek çok
başarıya imza atmış, mücadeleye devam etmiş bir insandır. Padişahın
muhafızlığından, cumhuriyet dönemi müzik kurumlarının
oluşturulmasına, Polis Muzikası’nın kurulmasına kadar pek çok
etkinliğe ölümüne kadar devam eden bu büyük üstada; -deyim yerindeyse-
hayat süreci yetmemiştir.

Fransa’daki Schola Cantorum Okulu’nda eğitim alarak birincilik ve
pekiyi dereceleriyle mezun olan, özel izinle Fransız Armoni
Muzikası’nda solo klarnet çalan virtüöz; yurda dönüşünün ardından
Cumhuriyet döneminin muzika sınıfındaki ilk Albay’ı olmuştur. Künçer;
Kanık ustasına olan sadakat ve saygısından da hiçbir şey kaybetmemiş,
onun büyüklüğünü ve tevazusunu her zaman gözetmiştir. Müzik kurumları
ile ilgili kanunların çıkması aşamalarında dahi bizzat Meclis
Komisyonları’na katılan, yaptığı her işi takip eden Künçer; adeta bir
azim, bilgi ve kararlılık abidesidir. Müzik aşığı II. Cumhurbaşkanı
rahmetli İsmet İnönü’nün yakından takip ettiği, beğendiği ve
desteklediği Künçer döneminde Armoni Muzikası, radyo konserleri
vermiş ve bu konserler; yurtiçinden, yurtdışından büyük bir beğeni
ile izlenmiştir. Orkestranın o dönemde ulaştığı müzikal çizgi, bugün
pek de  yakınından geçemeyeceğimiz kadar yüksektir. Bir örnek vererek
konuyu pekiştirelim. “Radyo konserlerinin ulaştığı ülkelerden biri
olan Avusturya’da bir grup müzisyen dinledikleri müziğin etkisinden
kurtulamamış, ardından bu müthiş orkestranın hangi ülkeye ait
olduğunu araştırmaya koyulmuşlardır. İstasyonun hangi ülkeye ait 
olduğunu ve orkestranın filarmoni mi, -pek de ehemmiyet vermeseler de-
yoksa armoni orkestrası mı olduğu konusunda araştırma yapmışlar,
Ankara Radyosu’na ulaşmışlardır. Çalan orkestranın şef İhsan Künçer
yönetimindeki Armoni Muzikası olduğunu öğrendikleri anda büyük bir
şaşkınlık yaşamışlardır. Zira dinledikleri tını bir filarmoni ya da
armoni orkestrasının sahip olamayacağından daha da iyidir.” Bu
anlattığımız olay; yaşananlardan sadece biridir.

Künçer’in müzikal becerisi ile ilgili olarak Nasrettin Hoca
Operası’nın bestecisi Sabahattin Kalender’in başından geçen bir anıyı
kendisinin engin hoşgörüsü ve samimiyetine dayanarak aktaralım.
Kalender; Avrupa’daki eğitimini tamamlayarak yurda döner. İlk olarak
Cumhurbaşkanlığı Armoni Muzikası’na gider. Fransa’da Darius Milhaud,
Arthur Honneger, Charles Munch ve Jean Fournet gibi ustalardan aldığı
eğitim ve kazandığı piyano maharetinden ötürü içi içine sığmaz.
Meziyetlerini buradaki müzisyenlere göstermek ve az da olsa
gururlanmak istemektedir. Tam binaya girer ki; kulağına virtüözden
farkı olmayan bir piyanistin harikulade yorumu çarpar. Odaya
yaklaştıkça merakı daha da artar. Kapıdan içeri girdiğinde; piyanoda
İhsan Künçer’in çalışmakta olduğunu görür. Fransa’daki edindiği
eğitimden sonra ülkede daha başarılı bir piyanistle
karşılaşabileceğini düşünmemektedir oysa. Künçer; pek çoğunu olduğu
gibi, Kalender’i de şaşırtmıştır.

Bu büyük müzik adamları elbette her anlamda müziğimize öncü
olmuş, ancak tarihin sayfalarında unutulmuştur. Üngör ve Künçer’in
şahsi dosyalarında karşılaştığımız mahkeme dosyaları bunun ispatıdır.
Her iki işlemde de mahkemenin beraat kararı verdiği dosyalarda; asta
hakaret fiillerini görmekteyiz. Künçer’in mahkemeye intikal eden
olayını kısaca anlatmakta fayda var. Müzikal anlamda Üngör gibi sert,
otoriter, kararlı bir mizaca, günlük yaşamda da Kanık gibi mütevazı
bir tarza sahip olan Künçer; bir eseri çalışmaları için orkestra
üyelerine görev verir. Tüm orkestra kendisinin okuttuğu, yetiştirdiği
subay müzisyenlerin çoğunlukta olduğu bir teşkilden oluşmaktadır.
İlgili pasajların çalışılmadığını fark eden Künçer; sinirlerine hakim
olamaz ve sanatçılara “Siz gidin de kaz çobanlığı yapın!” diye
serzenişte bulunur. Emekli olduğu gün öğrencileri; sözleriyle
kendilerinin gururunu kırdığı gerekçesiyle dava açar. Avukat dahi
tutmayan Künçer mahkemede hakime; “Sayın hakim! Şahsımla ilgili
şikayette bulunanlar benim öğrencilerimdir. Her birini ben
yetiştirdim ve rütbelerini, yıldızlarını kendi ellerimle taktım.
Müsaade edin de o kadar azarlamaya hakkım olsun. Kendilerini her
zaman takdir eder, severim” der. Mahkeme büyük ustanın beraatine
karar verir.

Emekli olmayı hiç istemeyen Künçer; daha yapması gereken işler
olduğunu ve Fransa’daki eğitiminden dolayı generalliğe terfi etmesi
gerektiğini vurgulasa da; zamanın Kara Kuvvetleri Komutanlığı
Personel Başkanı olan Albay tarafından desteklenmemiştir. Bunun yanı
sıra Künçer; Armoni Muzikası’nın Genelkurmay Başkanlığı bünyesinden
alınıp Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlanmasının kurumun
olanaklarını kısıtlayacağını, müzikal çizgisini zayıflatacağını
belirtse de yalnız kalmıştır. Nitekim üstadın cenazesinin olduğu gün;
Armoni Muzikası çıkarılan yasayla Genelkurmay Başkanlığı’ndan
alınarak Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığı’na
bağlanmıştır. Maalesef gelen şeflerin, ustaları kadar dirayet
gösteremediği yeni döneminde Armoni Muzikası’nın adı garip bir
değişiklikle Armoni Mızıkası olmuş ve müzikal anlamda o günlere bir
türlü yaklaşamamıştır.

Görülmektedir ki; 1960 yılından 1990’ların sonlarına kadar askeri
armoni orkestralarında askeri yön ağırlık basmış ve müzik çok geri
planda kalmıştır. Günümüzde müzikal entelektüelliğe sahip kimi üst
düzey komutanlar ve yeniliğe açık şeflerin sayesinde, bu
orkestraların müzikal anlayışları ve çabaları gün geçtikçe daha da
ileri gitmektedir. Yurt sathındaki kara, deniz, hava ve jandarma
armoni orkestraları için Ankara’daki okulun, Armoni Muzikası’nın,
kuvvet armoni orkestralarının müzikal çizgisi çok büyük önem
taşımaktadır. Zira daha büyük zorluklarla ve müzik dışı görevlerle
daha çok muhatap olan bu orkestraların personeli; yukarıda
bahsettiğimiz okul ve orkestraların müzikal tavrını olanaksızlıklara
rağmen izlemektedir. Katıldıkları yurtiçi ve yurtdışı festival, fuar,
konser, gezi vb. gibi etkinliklerde emsalleri ile karşılaşan
orkestralarımız; ürettikleri projeler imkan bulduğu taktirde çok
başarılı yapımlara da imza atmaktadır. Eski Genelkurmay Başkanı sayın
Orgeneral Necip Torumtay’ın attığı tohumlar meyve vermeye devam
etmektedir. Örnek vermek gerekirse; Jandarma Genel Komutanlığı
döneminde İstanbul Harbiye’de tertip ettirdiği ve son dönemin en
başarılı asker bestecilerinden biri olan Musa Göçmen’in eserlerini
hazırladığı Jandarma Armoni Orkestrası ve Mehter Orkestrası konseri
ile konuk komutanları hayran bırakan şimdinin Kara Kuvvetleri
Komutanı sayın Orgeneral Aytaç Yalman; bugün yaşadığımız etkinlikle
ve ülkemizdeki klasik müzikseverlerin yakından takip ettiği Andante
dergisindeki röportajı ile, Jandarma Genel Komutanı sayın Orgeneral
Cumhur Asparuk ile teşrif ettikleri tüm konserlerle dikkat
çekmektedir. Bunun yanı sıra; Genelkurmay Başkanı sayın Orgeneral
İsmail Hakkı Karadayı’dan bu yana, sayın Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu
ve nihayet sayın Orgeneral Hilmi Özkök; teşrif ettikleri konserler,
destekledikleri projeler ile belirginleşmiştir. Özellikle Genelkurmay
Başkanı sayın Orgeneral Hilmi Özkök; asker müzik adamları ile ilgili
çalışmaları bizzat izlemesiyle, yukarıdaki paragraflarda
bahsettiğimiz ve bizzat şahsen araştırma ve veri toplayıp
değerlendirme çalışmalarında bulunduğum “Çoksesli müziğin
kurumsallaşmasında emeği geçen asker kökenli lişiler” konulu
büstlerin oluşturulmasında, “Musika-i Hümayûn’dan Bugüne Hatıralar”
başlıklı fotoğraf ve doküman sergisinin hazırlanmasında büyük emek
sarf etmiştir. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı sayın Orgeneral Ergin
Celasun’dan bu yana olan tüm kuvvet komutanlarının Hava Kuvvetleri
Big Band’ine olan alakaları ve Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın Armoni
Muzikası’na Donanma Komutanlığı döneminden bu yana verdiği destekle
getirdiği seviye; takdire şayandır. Bu yakınlıkların göstergesi
olarak başta Armoni Muzikası olmak üzere; Deniz Kuvvetleri, Hava
Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Donanma Komutanlığı Armoni
Orkestraları’nın başarıları gün geçtikçe daha da artmakta ve hayran
kitlesi oluşturmaktadır.

Yeniden yapılandırma projesinin Genelkurmay Başkanı sayın
Orgeneral Hilmi Özkök tarafından onaylandığı, Deniz Kuvvetleri
komutanı sayın Oramiral Bülent Alpkaya tarafından da Deniz 
Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde yürütülen paralel çalışmalar
sonucunda; ülkemizde birçok büyük armoni orkestrası bulunması
sağlanmıştır. Senfoni orkestralarının sayılarının yurt sathında iki
haneli rakamları bile bulamadığı bir dönemde güç bulacak olan armoni
orkestralarının önemi yakından anlaşılacaktır. Ulu önder Atatürk’ün
öngördüğü çoksesli müziğin ülke geneline yayılma görevini yerine
getirmek anlamında; önceki dönemde sıkıntılar yaşamış, terör
eylemlerine binayen şehitler vermiş askeri orkestralara bu dönemden
itibaren de büyük görevler düşmektedir. Teknolojik imkanlarla
donanmış ve emsali üniversiteler dahil ancak birkaç kurumda bulunan
düzeyiyle, Eylül 2003 itibariyle Meslek Yüksek Okulu eğitimine
başlayan olan okulun yetiştireceği personel niteliğinin avantajı
ile “Bölgesel Armoni Orkestraları”; çok önemli görevler
üstlenecektir. Bayan personel alımının, şan kadrolu nitelikli
sanatçıların katılımı ve üniversite eğitimli asker müzisyenlerin
katılımı  ile güç bulacak olan askeri müziğimiz; büyük başarılara
gebe gibi görünmektedir. Haftalık konserler için uygun salon, nota
vb. gibi alt yapı çalışmaları da tamamlandığı takdirde; Ata’nın
öngördüğü çok sesli müzik nağmeleri; Hakkari’den Edirne’ye kadar yurt
semalarını kaplayacaktır.

Son dönemde gelişen askeri müzikle ilgili projeleri üreten,
beden veren, destekleyen, seslendiren, emeği geçen herkese en derin
şükran duyguları ve saygılarımızla...

KAYNAKÇA :

Toraganlı, Hasan, Ankara Filarmoni Aylık Müzik Dergisi, (Yıl 7
Sayı 63, Ekim)
1971 Ankara.

Gazimihal, Mahmut R., Türk Askeri Muzikaları Tarihi, 
1955 İstanbul: Maarif Basımevi

* Müzikolog
  1)Bu ifade; 2001 yılında MSB Arşiv Müdürlüğü’nde yaptığımız
araştırmada Personel Künye Defteri’nden çıkarılmıştır.
  2)23-25 Ekim 2003 tarihleri arasında düzenlenen “Cumhuriyet
Döneminde Askeri Müzik ve Gelişimi Sempozyumu”nda bildiri olarak
sunulmuştur.
  3)Musika-i Hümayûn’un Ankara’ya naklinde yan kollar İstanbul’da
kalmıştır. Müezzinan ve Fasıl Heyeti üyeleri de zamanla Ankara’dan ve
kurumdan ayrılmıştır.
  4)Hasan Toraganlı; Askeri Müzik Okulu’nda Meslek Dersleri Baş
Öğretmenliği yapmış, pek çok yazınsal eser vermiş önemli bir
üstattır.
  5)Programda Senfoni sözcüğü ve 5. Senfoni üzerine kısa bilgi
verilmiş.
  6)Toraganlı, Hasan, Ankara Filarmoni Aylık Müzik Dergisi, Yıl 7
Sayı 63, Ekim 1971; Ankara.
  7)Gazimihal, Mahmut R., Türk Askeri Muzikaları Tarihi, İstanbul:
Maarif Basımevi, 1955.
  8)Bunlar; yukarıda Gazimihal’in bahsetmiş olduğu raporlardır.
  9)Bu eserde solo kemanı Zeki Üngör çalmıştır.
  10)Bknz. H.Toraganlı.

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019