Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 51 müzisyen gazete okuyor
 
 
Veysel Atayman
 
 
Yayımlanan Sayı : 1375

Suskunluk da bir sestir Angelopoulos - 03.02.2012





Theo Angelopoulos, tarihsel romanın ve filmin “kapalı zaman”ının çerçevesini kırmış, tarihsel dönemlerin içinden geçen “zaman yolculuklarıyla” tarihsel süreçlerin belli başlı uğraklarında bireyin, bu uğraklar ile buluşmasın ya da onlara uzak düşmesinin tragedyalarını anlatıp durmuştur.

Yunan ulusunun bireyidir bu ilk bakı
şta, ama adım adım, bu tarihin neresindeydim?, neresindeyim, ve neresinde olmalıyım ? soruları, çok geçmeden evrensel düzlemde sorulan sorular olup çıkarlar. Ama alttan alta, umutların, direnmelerin, hatta devrimleri arkasından (Ulys’in Bakışı) hep Deccal’in son sözü söylediği bir dünyadır yaşadığımız. Onun kişisi, hem zamanda, hem fiziki olarak coğrafyada, ama asıl kendi içinde, anılarının bölük pörçük kalıntılarının içinde ve bilinç-altında- çıktığı kaçınılmaz yolculuklarda bizi de aynen kendisi gibi, arayan olarak kendi bakışına ekler: Kimdik, kimiz, kim olmamız gerekiyor? Soruları bu bağlamda evrenselleşir. Öyleyse bir tarih felsefesi vardır karşımızda, arayışların, suskunlukların, bakışların, tarih karşısındaki sorumluluğumuzun alabildiğine kavramlaşğı bir soyut düzlem.

UMUDUN KARAMSARLI
ĞI
Onun karamsarlığı, hala bu birbirine bağlı üç soruyu, kim olmamız gerekir sorusunu özellikle bitmeyen umudun belirtisine dönüştürmeye yeter. Kötünün imgeleri üzerinden (analizi hiç değil) yol alan bu sinema, estetiğin had safhadaki büyüleyiciliği ile (Kubrick sineması gibi) Deccalin zaferleriyle övünüp durduğu bu dünyanın umut kırıcı manzarası arasındaki büyük uçurumu, zihinlerimize, bilincimize, ve de asıl duygularımızın tahammül sınırlarının hanidiyse dışına yerleştirir. Karandiori’nin müziğinin eşliğinde. Bu estetik bir yanıyla da, aynen filmleri gibi bol ışıktan, aydınlık plan-sekanslardan genellikle yoksun bu dünyadaki –gene insanın yaratıcılığının muhteşem bir örneği olarak, demek, bizzat umuttur. Dolayısıyla ne duygumuzu, ne düşüncemizi, ne de hem filme hem tema’ya, fikre yönelik dikkatimizi parçalamak, ayrıştırmak istemez; uzun, tek plan-sekanslarda, altı yedi sekansı, yavaş, ağır ağır, kaçmamıza, nefes alıp rahatlamamıza fırsat vermeksizin öteki sinemanın da sorgulanmasını hedefleyerek de çıkartır karşımıza. Film seyretme alışkanlıklarımızın üzerine böylesine gitmesi de estetik düzlemde bir “eleştiridir” öteki sinemaya yönelik. Onun sinemasında figürleri (karakter yoktur bu sinemada) bizimle özdeşleştirilemez bir durgunluk içindedirler. Yolcukları içinde yutulmuş, sersemleşmiştirler istisnasız. Bu da bizi, doğrudan kavramsal soruların düzlemine savurur; sorular sormaya; ve içerde, sorulan sorulara bu figürlerin verebileceği bitirici yanıtlar hiç yoktur. O üç düzlemli savrulmuşluğun yolculuğunda soruyu bile tam soramaz, bocalarlar; aradıkları cevap tarihin içinde saklıdır çünkü ve , bu önemli: Tarih daha bitmemiştir; ya da Adorno’nun bir kavramıyla, onlar ve biz, seyirciler bir “öntarihte/tarih öncesinde yaşmaktayızdır zaten; başka türlü olması gereken ve bütün o arayışların amacı olan ütopik bir tarihin belki.

Onun sineması “suskunluk filmleri” gibi, öbekle
ştirici üst başlıklar altında toplanır sinemada. Bir bakıma, tek bir filmdirler; tarih-birey-insan ilişkisini sorgularken kullandığı değişmez metaforlar vardır çünkü, her filmde kendine yer bulan: Sanatın bir türlü icra edilememesi tema’sının metaforudur bu. Kumpanya’da tiyatro grubu, Ağlayan Çayır’da, müzisyenler, Puslu manzaralarda gene tiyatrocular; müziğin bir türlü icra edilmesi, sanatçıları/insanları, garip mekanlarda, diyelim ki bir denizin kıyısında, eninde sonunda sanatlarını sergileyeceklerinden emin rollerini tekrarlayıp dururken görürüz. Prova, tarihe hazırlanma olup çıkar böylece: bütün imkansızlıklara rağmen bir gün yeneceğimize olan inancın hazırlığı olarak.  Lenin’in Gulliver figürünün esintisi halinde, iplerle, heybeti karşısında gülünç , zayıf iplerle tarihin içine yollandığı muhteşem plan sekansta olduğu gibi.

Angelopoulos kimdir ?

Filmleri ile ço
ğu Avrupa festivallerinde sayısız ödül kazanmış olan  77 yaşındaki yönetmen Angelopoulos, 40 yıllık bir sinema kariyerine sahipti.

Sinema tarihinin en iyileri arasında yer alan yönetmen Theodoros Angelopoulos’a önceki ak
şam Pire Drapetsona otoyolunda 'Öteki Deniz-The Other Sea' adlı yeni filminin çekimi sırasında motosiklet çarptı. Geçirdiği trafik kazasında ağır yaralanan yönetmen Angelopoulos, olay yerinden ambulansla Faliro'daki bir hastaneye götürüldü. Yoğun bakıma alınan ünlü yönetmenin, hastanede yaşamını yitirdiği belirtildi.

1935’te do
ğan yönetmen Yunan sinemasının öncü yönetmenlerinden. Mitololojik göndermelere bol yer verilen filmlerinde, daha çok bireyden hareketle tarihsel bağlam içinde toplumsal olayları filmlerinde konu edinir ve özellikle entelektüel bireyin yaşama dair ızdırapları ve düş kırıklıkları işler.

'36 Günleri', 'Avcılar', 'Kumpanya', 'Kitera'ya Yolculuk', 'Arıcı', 'Puslu Manzaralar', 'Leyle
ğin Geciken Adımı', 'Ulis'in Bakışı', 'Sonsuzluk ve Bir Gün', 'Ağlayan Çayır' ve 'Zamanın Tozu' gibi önemli filmlerin sahibi olan Angelopoulos, birçok film festivalinde onur konuğu oldu.  Yönetmen Angelopoulos, 2010 yılında 17. Altın Koza Film Festivali'nin onur konuğu olarak Adana'ya gelmiş ve ödül törenine katılmıştı. 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020