Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1748




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 54 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ece Dorsay
 
 
Yayımlanan Sayı : 1337

Yelken Seyri... - 13.12.2011





Bayramda evdeydim. Baktım deliriyorum. Şehir sakin ve güzel, tamam. Her bayramda şehirde olmaktan büyük keyif alıyorum. Issız bir hal alıyor çünkü. Her şeye rağmen delirdiğimi fark ettim. Senelerdir en büyük hayalim yelken sporunu öğrenmekti. Yıllardır dilimdeydi bu.

Hep de yaz mevsiminde heveslendim sonra bir
şekilde yaz geçti ve kışın, mevsim uymaz diye baharı bekledim. Bu kısır döngü sürekli devam etti. Pahalı bir spor sananlara: Spor salonuna gitmekten daha pahalı değil. Aptal spor salonlarında saatlerce robot gibi koşmayı sevmiyorum, düşüncelerimden uzaklaşmam gerekiyordu. Pazartesi günü bir telaşla Melis’i aradım. Yelken hocası Melis. Bana hemen ertesi güne ders ayarlamaz mı? Ne kadar nefis oldu anlatamam. Koştura koştura, hiç üşenmeden Kalamış marinaya attım kendimi. Huzur verdi bana ortam.

Hocam Do
ğukan, çok detaylı teori anlattı. Bir buçuk saat teoriyle geçti ama hiç sıkılmadım. Daha sonra epey uzağa açıldık ve ben ana yelkeni çektim, dümeni dönüşte kontrol ettim. Adrenalin had safhadaydı ama öyle bir keyifti ki bu, tarifi yok. Ne sörf, ne başka bir spor bana bu keyfi veremezdi herhalde. Deniz suyunun ve iyot kokusunun sarhoşluğuyla eve geldim. Odamdaki eşyalar adeta dönüyordu. Öğrendiğime göre, ilk derslerden sonra hep bir baş dönmesi olabilirmiş. Bir dostum söyledi. Arkadaşı, ilk beş ders sonrası hep baş dönmesi yaşamış. Uyuyana kadar bir güvertede gibi hissettim kendimi. Oda resmen hafif hafif sallanıyormuş hissi vardı.

İnsanlara bağlı bir hayat yanlış. Ne dost, ne aile, ne sevgili, ne bir şey… Öncelikler galiba bir ibadet gibi sizi arındıran hobiler ve uğraşlar olmalı… İnsan odaklı biri olunca bu daha zor oluyor. Bu hobiler ve uğraşlar hayatı o kadar fazla kaplamalı ki, insanlar da arada uğranılan limanlar olmalı galiba… Bunu bir türlü başaramıyoruz. Aslında insan odaklı yaşam en gerçeği gibi geliyor bana ama çağımızda bu çok zor… Herkesin derdi bambaşka… Bir noktada dertlerimiz ortak tabii: Yalnızlık vesaire… Ama ortak paydaları çoğaltmaya yönelik çaba, tek taraflı olmuyor ne yazık ki…

Dün gece nihayet ‘Kaybedenler Kulübü’ filmini izledim. 90’larda ben de Kent FM’de bu programı dinlerdim… Çok da keyifliydi… Bazen absürdle
şebilen sohbetler iyi gelirdi. Aslında şiirin gerekliliği gibi…. Kelimeler, rastgele kullanıldıklarında ruha daha iyi gelebiliyorlar. Her şeyin bu kadar planlı ve ‘mantık’ çerçevesi içinde yaşandığı sıkıcı dünyada, şiir ve serbest paylaşımlar cankurtaran gibi… Bu radyo programı da bu işlevi görüyordu bence…

Asu Maralman’ın “Ba
ğrı Yanık Dostlara Merhaba” dediği film müziği ise ayrıca güzel seçilmiş. Melankoliyi keyifle içimize işletiyor. Filmdeki karakterlerin hayatı biraz Amerikanvari bir hızda olsa da; yalnızlıkları , boş vermişlikleri çok gerçekçi… Çağımızda tutkularının peşinden giden kaç kişi kaldı ki? Bir elin iki parmağını geçmez. Azınlık olmak her zaman zor… “Ne güzel” diyor filmdeki kız, “istediğin işleri yapıyorsun hayatta” ama kahramanımız bunun bedellerini de ödüyor. Sevdiğin işleri yapmak, bedelsiz değil… Az kişiye hitap etmek, az anlaşılmak ve yanlış anlaşılmak gibi bir sürü bedeli var.

Camii öyküsünden etkilendim ama… Bir çocuk, hayalindeki Sülemaniye Camii’ne gidiyor ve orada yaprakları temizlemeye ba
şlıyor. Hiçbir karşılık beklemeden… En manzaralı odasında ona iş veriyorlar. “Tutkuyla yapılan her iş, bir gün güzelliklere nail olur” diyor bilge bir amca.
Bilemiyorum… Belki de öyledir. Tek bildi
ğim, bazı rutinleri sonsuza dek bir disiplin haline getirmek gerektiği…

Sonuç olarak, 2001 tarihli ‘Umut ve Korku Yolu’ adlı
şarkıma dönüyorum: Yelkenleri açtım, mavi sulara, içimdeki korkularla… Asla durmam ıssız adalarda, terk edilmiş limanlarda… 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019