Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1761




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Sevin Okyay
 
 
Yayımlanan Sayı : 1310

Selam olsun sokak halkına! - 28.10.2011





‘Kaldırım Serçesi’nin yerini ‘Sokak Kedisi’ almış. Isabelle Geffroy, nam-ı diğer Zaz, Lütfi Kırdar Sahnesi’nde sadece oğlak gibi zıplayıp borazan sesi çıkarmakla kalmadı, kedi gibi miyavladı da. ‘Gece Gezen Kızlar’ı, sokak kedilerini anlattı. ‘Passe passe passera’ ile ‘Aç Kapıyı Bezirgânbaşı’ oynadı sanki: Arkamdaki yadigâr olsun / La dèrnier restera. ‘Je veux’yle meşhur olan, Ritz’den oda, Chanel’den mücevher, Neuchatel’de malikâne istemeyen, hatta Eyfel Kulesi’ni bile istemeyen kız, sokakta oynar gibi şarkı söylüyor. Her şarkısı bir roman, sokağın zengin galerisinden bir tablo.

Zaz, ‘Je veux’de sa
ğduyu, neşe, mutluluk istediğini söylüyordu. Bir de aşk... Konserine zaten, onu hayli zorlayan Türkçe cümlelerle başlamıştı. “İyi geceler”in ardından, burada olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. Zaman içerisinde kendini sevmeyi ve kendine saygı duymayı öğrendiğini söyledi. Bunun ona, diğer insanları sevmeyi, onlara saygı duymayı öğrettiğini de ekledi. “Bu benim hazinem” dedi. Sonra da ‘L’amour’un karşılığını bizden öğrenip “Aşk Aşk Aşk” diye dolaştı sahnede. Ama İspanyolca “Oley”in karşılığını isteyip (gitaristine flamenco bir parçanın girişini çaldırıyordu) olmadığını anlayınca hayli şaşırdı. Sonunda bir salon dolusu halk birkaç kere “Oley” diye bağırıp onu yüreklendirdik.

Fransızca bilen genç kızlar
Salon da salondu hani. Lütfi Kırdar, ço
ğunluğunu Fransızca bilen gencecik kızların oluşturduğu sonucuna vardığım bir kalabalıkla lebalep dolmuştu. Fransa’ya (bir de İspanya’ya) gitmiş olanların mutlaka yaşamış olduğu bir duyguyu yaşadık: İngilizce herkesle anlaşacağımız bir dil değildir, bize üstünlük de sağlamaz. Ancak hoş bir duyguydu. Çünkü Fransızcacıların sayısı sandığımızdan çok daha fazla gibi görünüyordu, kulağa da öyle geliyordu. Belli ki, konserdeki temsilcilerinin büyük kısmı da, Fransızca eğitim yapan okulların gencecik, incecik kız öğrencileriydi. Böylece seyircisi Zaz’ın korosu olup çıktı. Hatta sonunda o bile, istediği gibi ‘gönülden’ söylediğimizi kabul etti. Gerçi yardım çağrısına cevap veren iki pek genç kız, çevirmenlik görevini layıkıyla yerine getirdi sayılmaz ama, olsun varsın! Zaz’ın müziğini paylaşmak için sözlerini anlamak şart değil. Hem de hikâyesi olan şarkılar söylediği halde.

Çok ho
ş bir tabloydu. Sokakların çocuğu, seyircisinin nabzını anında eline alıp bir daha da bırakmayan Zaz söylüyor, seyirci tekrarlıyordu. “Alkışla” deyince alkışlıyor, ayağa “kalk” deyince kalkıyorduk. Hatta, CanWalk adlı Robocop ayakkabıma ve bastonuma aldırmadan ben bile kalktım. Engel olmak isteyen ezeli festival arkadaşım Elif’e de, “Ama katılmam lazım” dedim. Öyle bir duyguydu yani, salona kolektif bir ruh hâkimdi. Ben ‘protokol seyircisi’ tabir ettiğimiz seyircinin baskın çıkacağı bir konser olur sanmıştım. Halbuki, ikinci-üçüncü sıranın davete uymayan protokol sahipleri, balkonlara kadar salkım saçak salonda, yerlerinin nazar boncuğu gibi boş kalmasına neden olmuştu.

Akbank Caz’ın Zaz konseri, yakın geçmi
şin iki ‘manya’sından birini yaratmıştı. İkincisi de, İKSV’nin Kevin Spacey’li ‘III. Richard’ıydı, elbette. Shakespeare sever sevmez, bilir bilmez herkes koşmuştu. Zaz’ın biletlerinin de çok kısa sürede bittiği söylendi. Neden olmasın? Ne de olsa Zaz, 2010’da Fransa dışında en fazla çalınan Fransız sanatçı ve en popüler Fransız şarkıcı seçilmişti. Dinleyicilerle ilişkisini, sokak şarkıcısı niteliğini İnternet’te dolaşan videodan biliyorduk.

Çok yaramazdı, çok...
Hüzünlü, isyankâr sesine, tutkulu söyleyi
şine ise kendi adını taşıyan albümden aşina olmuştuk. İyi bir eğitimden geçmiş, üç enstrüman çalabilen bir müzisyen, bir korist olduğunu da biliyorduk. Ama bütün bunlar insanın seyirciyle özdeşleşen, hem kendi eğlenen hem de onları eğlendiren bir şarkıcı olabilmesini sağlayamıyor bazen. Gerçi çok yukarılarda olduğum için yüz ifadesine vakıf olamadım ama (kuşbakışının da bir başka sahne hâkimiyeti oluyormuş meğer), beden dili harikaydı. Bir yıllık kung-fu eğitimi gördüğüne de inandık, uçan tekmeler atıyor.

Zaz, askılı bir elbisenin (tunik mi yoksa) altına gökku
şağı renginde bir tayt, Pippi Uzunçorap’ı akla getiren çizgili çoraplar giymişti. Ayakkabılarının biri sarı, biri turuncuydu. Gerçekten de oğlak gibi zıplıyordu, gruptaki arkadaşlarını rahat bırakmıyordu. Bir ara iki baget kapıp hepsini tehdit etti, davulcunun davulu da bundan nasibini aldı. Çok yaramazdı, çok...

İstanbul’dan Zaz geçti, yürüdü İzmir’e gitti. Her şeyini sevdik, arkadaşlarının hiçbirini unutmayışını da. Tanıtımda ses, ışıklar, sahne arkası ekibi dahil herkesi tek tek anons etti. Finalde de hep birlikte el ele tutuşup tiyatro usulü bir selam verdiler. Zaten teatral bir durum da söz konusuydu, şarkılarda bir mizansen vardı. Keşke diyoruz bu işi Taksim ya da Kadıköy meydanında yapabilseymiş, çok daha büyük bir kalabalığa ulaşş olurdu.

Foto
ğraf: Zaz yerinde duramadığı konserine Türkçe olarak İyi Geceler diyerek başladı. Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020