Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 32 müzisyen gazete okuyor
 
 
Serhan Bali
 
 
Yayımlanan Sayı : 1103

'Hekim senfonici'nin öyküsü - 10.11.2010





Türk çoksesli müziğinde 'hekim senfonici' olarak anılır Prof. Bülent Tarcan. Ama o, hangi kimlikle anılmak istediğini, yıllar sonra biyografisini kaleme alacak Evin İlyasoğlu'na şu sözcüklerle dile getirmiş:

Türk çoksesli müziğinde 'hekim senfonici' olarak anılır Prof. Bülent Tarcan. Ama o, hangi kimlikle anılmak istediğini, yıllar sonra biyografisini kaleme alacak Evin İlyasoğlu'na şu sözcüklerle dile getirmiş: "Hekimliğin, cerrahi gibi uzun ve meşakkatli bir dalına 45 yılımı verdiğimden, ancak bu kadarını yapabilmişim. Ama beni, 'Bir senfoni bestecisiydi' diye anarsanız çok memnun olurum."

Evin İlyasoğlu, Dünya Kitapları'ndan çıkan 'Bülent Tarcan-Bir Hekimin Senfonik Öyküsü' adlı kitabıyla; Rey, Akses ve Usmanbaş'ın ardından, Türk çoksesli müzik hareketinin 'Beşler' sonrası en önemli isimlerinden Bülent Tarcan'ın da biyografisini kazandırmış oluyor müzik literatürümüze. 14 Şubat 1991'de ölen Bülent Tarcan, sunuşta Evin İlyasoğlu'nun da isabetle belirttiği gibi, 'Rus Beşleri'nden Igor Borodin'i pek çok yönden anımsatır. Borodin de tıpkı Tarcan gibi, müzik dışı bir alandan geliyordu, kimyagerdi. Tarcan gibi o da akademik bir müzik eğitiminden geçmemişti. Ve iki besteci de eserlerinde ülkelerinin folklorundan yoğun biçimde yararlanmışlardı.

Tarcan'ın İlyasoğlu'ndan kendisini 'Bir senfoni bestecisiydi' sözleriyle anmasını neden istediği, eser listesi incelendiğinde anlaşılır. 1983'te emekli olduğunda, eser hanesinde, üç orkestra süiti, 'Deli Dumrul', 'Hançerli Hanım' gibi bale yapıtları, piyano ve keman konçertoları bulunan Tarcan, asıl anılmak istediği 'Sakarya', 'Ölümsüz Mimar' ve 'Mevlana'dan Esinler Senfonisi' gibi büyük çaptaki yapıtlarını, 83'ten 1991'deki ölümüne dek bestelemişti.

Yine zengin tanıklıklara dayalı, rahat okunur bir biyografi çıkarmış Evin İlyasoğlu. Bülent Tarcan'ın, besteci ve hekim olarak ikiye bölünmüş yaşamı, beraberinde, iki ayrı dünyanın birbiriyle kimi kez çakışan tanıklıklarını da getirmiş okurun önüne. Örneğin, 1970'li yıllardan itibaren, müziğe âşık genç bir tıp doktoruyken Tarcan'ın yakın dostluğunu kazanan, J.S. Bach konusundaki derin bilgisi ve hazırladığı radyo programlarıyla tanınan kulak-boğaz-burun profesörü Mesut Can Karatay, aktardığı anılarıyla bestecinin müzik aşkının, bu alandaki derin birikiminin ve hitabet yeteneğinin örneklerini vermiş.

23 Ağustos 1914'te İstanbul'da doğan Bülent Tarcan'ın müziğe yeteneği daha küçük yaşlardan itibaren bellidir. Babası doktor Binbaşı Ali Rıza Bey'in Urfa'ya tayin olması sonucu, çocukluğunun bu şehirde, kendi deyişiyle, 'karabasanlarla dolu' geçen dört yılını aydınlatan belki de tek şey, müzik hocası bando şefi Ali Rıza Bey'in, yeteneğini görüp ona bir Wagner partisyonu hediye etmesidir. Hocası bir gün derste sınıfa, 'Hayvan herifler! Hiçbiriniz adam olamayacaksınız, yalnız şu karşıdaki Bülent efendi, ileride belki de büyük sanatçı olacak. Ama sizler hayatınızın sonuna kadar sadece eşekler gibi zırlamaya mahkûmsunuz!' diye bağırdıktan sonra çıkarır Wagner'in 'Tannhauser' operasının tuğla kalınlığındaki piyano ve şan redüksiyonunu ve 12 yaşındaki öğrencisi Bülent'e armağan eder.

Bülent Tarcan'ın günlerce nota nota kopya ettiği 'Tannhauser' redüksiyonu, ondaki Wagner tutkusunun da ilk kıvılcımını yakacaktır.

Kitapta ayrıca Bülent Tarcan'ın, bugünün müzik yazarları ve radyo programcılarının dikkatli okumaları gereken konferans ve radyo programı metinlerinden örnekler yer alıyor. Bir programcı olarak, müzikal analiz ve tarih bilgisinin ahenklice kaynaştığı bu metinleri okuduktan sonra, Tarcan'ın radyo programlarına yetişemediğime hayıflandım doğrusu.

İlyasoğlu kitabın sunuş kısmında soruyor: "Acaba beyin cerrahlığını, müzik yolculuğu kadar sevmiş miydi Bülent Tarcan?" Kitabı okurken, siz de soracaksınız bu soruyu. 'Mevlana'dan Esinler'i tamamladığı 1990'da, kardeşi Haluk'a yazdığı mektupta sarf ettiği şu sözler, acaba bu soruya bir nebze de olsa cevap yerine geçer mi? "...Bu yaprak artık kapandı. Hatta bu çorak diyarda müziğe sarf ettiğim zamanlara bile acıyorum. Keşke bütün eforlarımı tamamıyla tıp ilmine verip kuru bir doktor olsaydım. Belki daha huzur ve emniyet içinde olurdum.

Müzik mutlak surette nankör bir meslek!" Kitapta yer almamakla birlikte, 'hekim senfonici' Bülent Tarcan'la ilgili sıkça anlatılan (ve elbette aslı astarı olmayan) bir yakıştırma vardır: Tarcan günün birinde çok zor bir cerrahi ameliyat yönetmektedir. Öğrencileri ve meslektaşları da izlemektedir kendisini. Saatlerce süren ameliyat sonunda biter ve Tarcan alkışlar karşısında, eğilerek selam verir. Ama alkışlar dinmek bilmez. Sonunda Tarcan tekrar hastanın başına gelir ve bis olarak, bir apandisit ameliyatı yapar!

Kitaba ekli CD'nin içerisinde, İlyasoğlu'nun Tarcan'la yaptığı söyleşilerin bant kayıtlarından bir örnekle birlikte, bestecinin 'Deli Dumrul' süiti ve Piyano Konçertosu'nun (Solist, kızı Hülya Tarcan) icraları yer alıyor. 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020