Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 58 müzisyen gazete okuyor
 
 
Gülşen İşeri
 
 
Yayımlanan Sayı : 1070

Sabahat Akkiraz'a Trabzon'da konser yasağı! - 22.09.2010





Alevi müziği denilince ilk akla gelen isimlerden biri Sabahat Akkiraz. İsveç’ten Fas’a, Malezya’dan Norveç’e, İspanya’dan Meksika’ya kadar konserler verdi. 16 ülkede albümleri yayınlandı. Akkiraz, Anadolu’dan dünyaya bir kapı açtı ve o kapıdan türkülerini okudu. Orient Expressions ile gerçekleştirdikleri Elektronik Türküler Projesi ‘Külliyat’tan,  Mercan Dede’ye kadar pek çok önemli isimlerlerle çalışarak Alevi müziğine farklı bir boyut kazandırdı.

Harisson Ford’un son filmi ‘Crossing Over’da müziği Sabahat Akkiraz’a ait olan ‘Beni Beni’ adlı eser İranlı müzisyen Azam Ali tarafından seslendirildi. Bugünlerde konserden konsere koşan Sabahat Akkiraz’la biraraya geldik. “Siyaset benim işim değil” dese de siyaset konuşmaktan kendini alamadı Akkiraz. Özellikle de Alevilerle ilgili bir hayli dertli.  “Alevi Açılımı deniliyor ama hâlâ konser izni alamadığım kentler var” diyor. 16 Ağustos’ta Hacıbektaş Şenlikleri’nde olacak olan Sabahat Akkiraz ile sohbet ettik.

Bugüne kadar 20’yi aşkın albüm yaptınız. Dünyanın pek çok ülkesinde konserler verdiniz. Bu müzik yolculuğunuza çıkışınızdan başlayalım mı?
Müzik serüvenim 5 yaşında başladı. O zamanlar da türkü söylüyordum. Okul sıralarında, ders aralarında türkü söylemeden yapamazdım. Galiba kabiliyetimin de farkındaydım…

Bu serüvende sanıyorum yaşadığınız bölgenin de etkisi vardır?
Tabii ki, Sivaslıyım, Alevi öğretisi ve müziği aşılandı bana… Daut Sulari Ozanımızla, Feyzullah Çınar’la, Daimi Babayla, Muhlis Akarsu’yla… Bunlarla büyümek bu serüveni derinleştirdi. Küçük yaşlarda ozanlık geleneği ile yetişince, bu saydığım ozanların dizinin dibinde büyüyünce ister istemez hayata farklı bakıyorsunuz ve bu yolculuk farklı oluyor.  Türkülerin kayığına binip bu yolculuk hep devam etsin istiyorum.

Tabii gurbetçi yanınız da var, uzun yıllardır Almanya’da yaşadınız…
Nice ünlü isimler dinledik, senfoniler dinledik. Avrupa’da olmak, yaşamak farklı bir ruh haliydi. Tüm bunları da düşününce kendi Anadolu müziğimizin de yer alması gerektiğini düşündüm. Dilimizi bilmeyen insanlarla da bu müziği buluşturmak çok güzel bir duygu.

Anadolu’da yetişmiş biri olarak Avrupa’da yaşadınız. Bu serüvenin devam etmesinde ve uluslararası arenaya taşınmasında Almanya’da yaşamış olmanın da etkisi var mı?
Tabii ki. Dili farklı, hayata bakış ve hayatı algılayışta farklı olunca sizin bakışınızda da zenginlik oluyor. Tabii sadece bu değil; Alevi felsefesi de buna eklenince apayrı bir zenginlik oluyor. Çünkü ibadetlerini bile sazla icra ediyorlar. Semahları da öyle. Müzik hep içinde bu öğretinin ve ben de içindeydim. Tüm bunları çevrenize aktarma sorumluluğu olunca saygı ve sevgi de sizinle oluyor.

Alevi öğretisiyle büyüdünüz... Alevi olduğunu söyleyemeyenler vardı, şimdi daha rahat, ne dersiniz?
Böyle bir gelişme var ama 2010 yılındayız, geç bile kalındı. Bir de şöyle bir durum var: Aleviliği söyleyemeyenlerin yanında bir sürü Alevi de söylüyordu. Âşıkların sözleriyle geldik biz. Ben bedel ödenmiş bir müziği icra ediyorum, hâlâ bedel ödenen bir müziği… Evet, Artık rahatız da bana hâlâ yasaklı şehirler var, buna ne diyeceksisiniz?

Hangi şehirler?
Maraş merkez, Malatya merkez, Erzurum merkez, Trabzon merkezde biz konser izni alamıyoruz.

Gerekçe ne?
Güvenlik gerekçesi… Güvenlik de geniş anlamda biliyorsunuz. Neyin güvenliği? Eskiden yapıyorduk… Buradaki sorun evet, Aleviliği konuşuyoruz ama konuştuğumuz Alevilik hangi Alevilik? İkincisi Alevilik bu kadar konuşulurken içi boşaltılıyor mu?

Aleviler belli hakları talep ediyorlar. Bu taleplerle ilgili neler düşünüyorsunuz? Bu haklar geri alınabilecek mi?
Problemler devlet gözünde hallediliyor. Taleplerimiz oldu diyelim ki, halkı ile olan ayrışım nasıl olacak. Peki ya gasp edilen haklar nasıl geri alınacak? Muharremde Alevileri tanıma, Sivas Katliamı’nda tanıma, Hızır’da tanıma, kültürde tanıma... Cemevlerine iki yardım yap, başkanların bazı isteklerini yerine getir, bitti. Ama başkalarının 30 günlük ramazanında kendinden geç (ki geçmelisin), sevgililer günü kutla, dans ve pop gösterilerine astronomik rakamlar öde, Kandilleri unutma. Unutmamalısın da. Ama bunları unutmayıp, Alevi toplumunun değerlerini ve onu için kutsal olan değerleri unutursan işte bu ayrımcılıktır.

Herkese eşit davranacaksın. Aslolan budur. Alevi toplumu için ayrımcılık mı arıyorsunuz. Dün Mahsuni’ye, Muhlis Akarsu’ya bunu yapanlar bugün bizlere bunu yapmaktan asla çekinmiyorlar... Oy zamanı Alevi halkı halk, sonrasında boşver, kafakol ilişkileri ile oportünizme devam...

Türkiye’de sanattan önce kimlik ön plana çıkıyor… Siz hiç bu durumla karşılaştınız mı?
Bazen Sabahat Akkiraz olduğum için değil, düşüncelerim yüzünden maruz kaldığım saygısızlık oluyor. Ama bu Türkiye’de geçerli… Örneğin Bob Dylan solcudur ama Amerika’da herkes dinliyor. Bob Dylan olduğu için dinliyor. Türkiye’de önce kimliğe bakılıyor. Bu milliyetçiliğin geldiği son nokta.

Öncelikle halkların birbirini anlaması gerektiğini düşünüyorsunuz değil mi?
Bizim mayamız sevgiyle yoğrulmuş. İki halk da o empatiyi duyarlarsa başarabiliriz. Bir şey açık gibi görünüyor ama halklar arasında uzlaşmazlık devam ediyor. Devlet problemi çözer gibi ama sorun açık bir şekilde devam ediyor.

Ama artık pek çok semtte cemevlerini görmek mümkün, bu da bir gelişme ve değişme değil mi?
Şehirleşmeyle birlikte cemevlerine ihtiyaç duyuldu diye düşünüyorum ama bir yandan da ramazan orucunda pek çok restoran kapalı, buna ne diyeceğiz?

“Alevilik insanlığın geldiği son nokta” diyorsunuz. Biraz açar mısınız?
Aleviler, “Bin kere mazlum olsan da bir kere zalim olmayacaksın” sözüyle, öğretisiyle yol aldılar, ben de öyle tabii. Bugüne kadar hep sindirildik, dağlarda yaşamaya mahkûm edildik. Çünkü Aleviler varlığın birliğine inanıyorlar. Sevgiye, aşka inanıyorlar. Son nokta dediğim bu. Bu sözlerim yanlış anlaşılmasın, şovenlik yapmıyorum…

Peki, siz de bir özür bekliyor musunuz Aleviler için?
Hayır, haklarımızı istiyoruz. 400 yıldır Alevi toplumuna yapmadıklarını bırakmadılar, ondan sonra da hiçbir şekilde yayılmalarına izin vermediniz, dağlarda yaşattınız. Burada asimilasyona da değinmek istiyorum. Din dersleri var, daha ne olsun. Belki de bundan sonraki jenerasyonu tamamen kaybedeceğiz. Şimdi şehirleşme var, bu çocuklar nasıl öğrenecekler, Sünni eğitimi alıyorlar çünkü. Düşünün biz 68’den sonra sol geleneğin içinde yetiştik. Bize çok şey kattı. Hayatı başka algılıyorduk. Şimdi gençler daha başka algılıyor.

İslami çevrelerce bilenen köşe yazarı Ali Bulaç bir  yazısında “Aleviler de Sünnilere Yezid demesin” diyor. Nedir bu yezid kavramı?
Aleviler, hiçbir Sünni’ye yezid demez. Yezid kötü yerine söylenen bir söz…  Ali Bulaç önce kendi özüne baksın. Ahlaksız davranan herkese yezid derler. Sünnilerle ilgisi yok.

Alevi müziğini uluslararası arenaya taşıdınız. Sahnede kendinizden geçerek söylüyorsunuz türküleri ve deyişleri…
Yaralanış. İn0sanın görkemi, insanın yaradanına duyduğu aşk; insanın yaradanına kavuşma aşkı… İşte ben o aşkla sahnedeyim. O aşk halini bütün insanlara geçirmiş olmaktan çok mutluyum. O aşk hali denilince aklıma Anadolu’daki kadınlar gelir. Anadolu’da kadınlar oyalarını kusurlu yaparlardı hep, ben de bir gün merak ettim sordum; “neden böyle yapıyorsunuz” diye, onlarda “mükemmellik yaradana mahsustur” dediler… Aleviler yaradana böyle aşk duyarlar.

Çok uzun yıllar bu müzik sektörünün içindesiniz. Amacınız sadece Alevi müziğini mi icra etmekti?
Biz ayrım yapmıyoruz ama Alevi müziği asıl amacımız. Bizim için o kadar kolay oluyor ki… Sabahat Akkiraz denilince özellikle de Caz Festivali’nden sonra, farklı müzik olarak algılanıyor. Çünkü biz çok ciddi bir müzik kültürünün içinden geliyoruz. Sahneye çıktığımızda yüzyıllık Anadolu deyişleri yine, ama alt yapı çok farklı.

Farklı müzisyenlerle de çalışıyorsunuz…
Mercan Dede’yle biraz sufi hissettim… Benim için de muhteşem bir şeydi.

Anadolu’dan Batı’ya Doğu’ya kadar uzanan bir müzik yelpazesinin içindesiniz. Ama Doğu müziğinin yeri çok önemli… Batı da Doğu’ya doğru bakıyor, neden?
Güneşin doğudan doğduğunu biliyorlar. Yönleri orada elbette. Ama Fas gibi güneşin doğduğu yerde ise güneşi paylaşmaya açlar.

Türkü yarışmalarına nasıl bakıyorsunuz? Size jüri için teklif geldi mi?
Bu yarışmalardan bir şey çıkmayacaktır. Barış Akarsu dışında bir star da çıkmadı… O zamanlarda da muhalif bir tavrımız oluşmuştu. Evet, çağırdılar ama kabul etmedim. Ama Avrupalı Türkçe konuşan çocuklarla ilgili bir çalışma yapıyorum. Ne Batı ne de Avrupa kültürü alabiliyorlar. Bu yarışmalar vesilesiyle de belki yönlerini kültürlerine dönerler dedim. O yüzden Avrupa’dan gelen teklifi kabul ettim, çocuklar için.

Müziğinizdeki alt yapıları Anadolu halkı nasıl değerlendiriyor?
Londra’da Caz Festivali’nde fesleri takıp gelmişlerdi yaşlı Anadolu kadınları. Müziği duyunca tabii şaşırdılar ama “bu da başkaymış” deyip kabullendiler. Risk evet, elektronik müzik yaptık dünyanın eleştirisi geldi, türkü tadını bozmadan yapıyorum ben ama.

Bugün daha modern tınılarla söyleniyor türküler. Semahlar keza aynı şekilde. Nasıl yorumluyorsunuz?
Fazla popüler olunca aslını göremiyoruz. Benim konuştuğum dedelerin yaptığı gibi aslı yok. Semahlarda bale yapılır gibi. Bunları onaylamıyorum tabii. Semahlar gerçekten cemlerde hakka secde kılmaktır, o ayrı bir aşk…

Yeni projeniz var mı?
En geleneksel albümü yapacağım. Tek sazla aşık okuması yapacağım. Temiz, yalın, sade…  Böyle bir çalışmanın içine girdim. Yakında bitecek. Gelecek nesillere ulaştırmak istiyorum.

Hani biz birdik, ne oldu?

Siyasetten uzak mısınız?
Müziğin bana verdiği bir şey var: Felsefe, sonra da müzik üzerinden siyaset…

Peki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sizin adınızı sarf ettiğinde ve “herkes Sabahat Akkiraz dinlemeli” dediğinde neler hissetiniz?
Dediğim gibi o inceliğine katılıyorum. Ama siyaseten de söylenmişse fikrini paylaşmıyorum. Ben öteden beri sosyal demokratlıktan geliyorum.

Siyaseten mi söylediğini düşünüyorsunuz?
Orasını ben değerlendirmiyorum,  ben işin zarif tarafındayım.

Tüm bu süreçlere baktığınız zaman, emeğinizin karşılığını aldığınızı düşünüyor musunuz?
Alevi ve solcu bir sanatçı olmanın çeşitli bedelleri vardır… Yardımlaşmak, dayanışma ve her yerde başkaları için olma anlayışı o kadar yaygın bir kanı olmuştur ki sömürü de bu noktada başlar… Kendinizi içinde gördüğünüz en yakınınızdakiler bile bunu müsamaha etmişlerdir.

Ama bizi üzen, bir yanda sokaklarına türlü türlü isimler vereceksin, Sivas katliamında yitirdiğimiz hiç kimsenin adını sokaklara vermeyeceksin. Binalarına isimler vereceksin, Alevi-Bektaşi halkı için önemli olan isimleri yok sayacaksın. Sonra da “ben sizinim” diyeceksin. Sizin sesinizim, size hizmet için geldim diyeceksin... Burada suç tamamen bölgesel bir yönetimde olabilir. Genelleştirmek bana yakışmaz. Ama şunu sormak bu halkın ve onların adına bana düşmez mi; hani biz birdik ne oldu?
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019