Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 32 müzisyen gazete okuyor
 
 
Mustafa Kara
 
 
Yayımlanan Sayı :

Şirket için sanat! - 19.04.2006





Reklam sektöründeki ilerleme herkesin malumu. Reklam filmlerinin geçmişe göre “daha izlenir”, “daha estetik” ve “daha etkili” olması bir yana; sinema ve televizyonda yayınlanan filmlerinin çoğunda da “reklam” kökenli yönetmenler öne çıkıyor. Sinema ve televizyonda reklam hem “aleni” biçimleri, hem de “gizli reklam” olarak yoğun biçimde görülüyor. G.O.R.A’da uzaya çıkan Cem Yılmaz’ın cep telefonu şirketlerinin aslında var olmayan uydularına rastlaması ya da bir tarafından portakal koyulan makinenin öbür yanından meşrubat çıkması en açık örnekleri...

Sahnede oyun gereği görülmesi gereken ufak tefek nesnelerin bile markalarının gizleme “terbiyesi”ne sahip tiyatro bugüne değin kendini korudu, desek yanlış olmaz herhalde. Giderek daha fazla sektör olan sinemanın vazgeçilmez sayılan ticari bağlantıları tiyatroda (henüz) görülmediği için olsa gerek, tiyatro temiz kaldı. Sanat kimliğini reklam ile kirletmeden taşıyabildi.

‘Sosyal sorumluluk’

Ama şirketlerin yeni gözdesi, o “sosyal sorumluluk” denen nane, tuvaletlerimize kadar bulaştığına göre; tiyatroyu es geçmesi düşünülemez kuşkusuz. Henüz “sponsoru bile içine sindirememiş eski kafalılar” olarak doğrudan bir şirketin adını taşıyan tiyatroları ne yapacağımızı düşünürken karşımıza çıktı New Holland Trakmak Tiyatrosu... Hayır; Hollanda kaynaklı yeni bir tiyatro anlayışından söz etmiyoruz ve elbette Trakmak da tiyatroya dair bir kavram değil. Bildiğiniz traktör, pulluk, biçerdöver kısacası tarım aracı gereci üreten Koç Holding’e ait yabancı ortaklı bir şirket.

Basın bülteninde “New Holland Trakmak A.Ş.’nin sosyal sorumluluk projesi kapsamında oluşturduğu New Holland Trakmak Tiyatrosu” diye tanıtılan bu tiyatro, bugünlerde Silivri Değirmenköy’den mayıs ayı sonunda başlayan üç aylık bir turnede. “Ay Alamancı Vay Alamancı” adlı oyunla, köy köy dolaşacaklar ve binlerce köylüyü köy meydanlarında “tiyatro” ile ücretsiz olarak buluşturacaklar. Buraya kadar her şey “sosyal sorumluluk” kapsamında düşünülebilir; hatta iyi niyetli bir yaklaşımla “Şirketin sanata destek olmasında, köylere tiyatro götürmesinde ne zarar var?” diye bile sorulabilir. Oyunun yönetmeni Şakir Gürzumar’ın bu yıl Afife Jale Ödülleri’nde En İyi Yönetmen seçilmiş olması; oyuncuların Devlet Tiyatroları’ndan gelmesi, oyunun köyden köye götürülmesi için hazırlanan devasa olanaklar, 90 bin köylünün tiyatro izleyecek olması, her köye kurulacak 1500 kişilik açıkhava sahneleri vs.. vs.. ile de birleşince, “Koç” gibi bir iş yapmışlar bile diyebilir, biraz “saf”ça düşünenler... Ama ne yazık “Koç’un ayağı” hiç de öyle değil!

Vay ne güzel traktör!

Önce “tiyatro” kapsamı içinde düşünüp, değerlendirelim. Senaryosunu Renan Bilek’in yazdığı, Mustafa Baykan’ın öykülendirdiği “Ay Alamancı, Vay Alamancı”, devlet televizyonunun bir dönem yayınladığı “köy skeçleri”ni hiç de aratmayan bir oyun. Tam olarak neyi anlatmak istediği bile anlaşılamayan, karikatür karakterlerin abartılı hareketleri ile kahkaha peşinde koşan, sıkıştıkça türküye ve dansa başvuran alelade bir gösteri. Konusu; Almanya’da doğmuş bir ikinci kuşak Alamancı’nın Alman eşi ile döndüğü köydeki maceraları diye özetlense de; asıl konu bu Alamancı arkadaşın “satın aldığı traktör” sayesinde kolaylıkla köye uyum sağlaması... Bu traktörün New Holland Trakmak marka olduğunu söylemeye gerek yok herhalde; ama gıcır gıcır haliyle sahnenin önünde boy gösteren traktöre tüm oyuncuların sevimli gülücükler arasında bebek sever gibi sevgi sözcükleri sıraladığını mutlaka belirtmek lazım. Gerçi, Yönetmen Şakir Gürzumar’ın AKM Büyük Salon’a cip soktuğu “Çayhane”yi düşünüp, bir tiyatro anlayışı diye yorumlamak da mümkün. Ama herhalde bu da fazla “iyi niyetli” bir yorum olur.

Neyse, tiyatro sahnesindeki beyazperdenin de oyun öncesi reklâm filmi yayınlamak dışında da oyunda bir işlevselliği var. Ne gibi mi? Anlatalım efendim, traktörlerin tarlayı nasıl güzel sürdüğünü gösteren “dramatik görüntüler” oyunun bütünselliği içinde işlevli ve yerli yerinde olarak boygösteriyor!

Traktörün, elbette adı geçen markanın, oyun içindeki yeri öyle müstesna ki; herhangi bir izleyici kolaylıkla oyunun adını karıştırıp, “Ay Ne Güzel Traktör, Vay Ne Güzel Traktör” olarak aklında tutabilir. Allah’tan yine tiyatronun sahnelendiği meydanın hemen kenarında parlak ışıklar altında bekleyen devasa biçerdöveri oyun içinde “anlamlı bir yerde” kullanmamışlar da; can güvenliği açısından büyük bir risk doğmamış!

Sanatın hamileri!

“New Holland Trakmak Tiyatrosu”nun TIR’ı üç ay boyunca Türkiye’nin dört bir yanında gezedursun; biz yeri gelmişken, şu “sanatın bağımsızlığı” meselesine dair iki çift laf edelim. “Sermayenin sanata destek olduğu”, “küreselleşen dünyamızda sermayesiz bir sanat düşünülemeyeceği”, “Vakti zamanında aristokrasinin yaptığı gibi, sermayenin sanata hamilik yapmasının sanatı nasıl ileri götüreceği” türünden vaazlara, “Sermaye karşılıksız günahını vermez” diye diye dilimizde tüy bitmişti bir dönem. O tüy hâlâ da duruyor. Binlerce yıllık tiyatro sanatının, bu anlayışla varabileceği son nokta olmasa da, sona yakın bir yerde duruyor New Holland Trakmak Tiyatrosu.

“Sanat sanat için mi, sanat toplum için mi?” konulu lise münazaraları, çok eskide kaldı. İşçi Sendika Servisi Editörümüz Şengül Karadağ’ın oyun sonrası söylediği “Şirket için sanat” sözü oldukça anlamlı. Kuşkusuz, henüz fazla örneği olmayan ve bugün için karikatür halinde kalan bir örnekten söz ediyoruz. Bütüne dair mesaj çıkarmak ne kadar doğru olur tartışılır; ama şurası kesin ki, adının önüne banka, şirket, holding takısı ekleyen tiyatrolar arttıkça, tiyatro sanatı biraz daha diken üstünde olacak. Sermaye, “sponsor”, “sosyal sorumluluk” dedikçe, aklımıza hep, bu “reklam arası skeç tiyatrosu” gelecek. Kimse “Shakespeare de soylulara oyun yazıyordu” demesin, onun “Ay ne güzel soylum, vay ne güzel soylum” dediğine tanık olan kimse yok. Demek ki; “sosyal sorumluluk”a sahip olması gereken, sadece sermaye değil...

2005 Türkiye’sinde yaşayan bir köylü hiç tiyatro izlemediği için suçlanamaz. Ama o köylünün gittiği ilk oyunda “reklam arası skeçler”; tiyatro adı taşıyan reklam amaçlı gösteriler ile karşılaşmasında ise “suçlu” olan sadece sermaye sahibi olmasa gerek...

O sıkça adı geçen “sosyal sorumluluk” biraz da tiyatroculara lazım galiba...




 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019