Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1761




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Sevin Okyay
 
 
Yayımlanan Sayı : 1054

İki Açıkhava gecesi... - 26.07.2010





Bu yıl köşemize pek sık konuk olan Uluslararası İstanbul Caz Festivali, bu akşam Sepetçiler Kasrı’ndaki Buika konseriyle sona eriyor. Doğrusu ona gitmeye mecalimin kalacağını pek sanmıyorum. Üstelik de Pelin ile Mete’nin fotoğraflarından aşina olduğum şirin bebeklerinin de konserde olacağı tüyosunu aldığım halde... Öte yandan, siz bu yazıyı okurken çoktan bitmiş olacak Seal konserine gitme konusunda fevkalade kararlıyım. Semavi bir müdahale olmazsa, gidecek gibi de görünüyorum. Adıyla İspanyollara rahmet okutacak Seal Henry Olusegun Olumide Adeola Samuel’i gençlik yıllarından beri çok severim. Hatta geçenlerde bir arkadaşımın oğluyla Heidi-Seal taraftarlığı açısından hayli ağız dalaşımız bile oldu ama, sonuçta burası bir aile köşesi...

Açıkhava’ya, yani yeni resmi adıyla Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ne 17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nde ilk kez 7 Temmuz’da Chick Corea and the Freedom Band’i dinlemeye gittik. Fevkalade memnun kaldık. Özellikle 1925 doğumlu Roy Haynes‘in müthiş bir solo ile noktalanan uzun süreli sahne şovunun ardından hiç yorgun görünmeyişi tarafımızdan kıskançlıkla karşılandı. Yukarıda oturmuş, kızlarla sohbet ediyordu. Arabadan dışarı sarkıp başka kızlara ıslık çaldığı rivayeti de kulağımıza çalındı. Christian McBride ise, bu sefer İstanbul’dan ayrılıp cenazeye filan gitmedi şükür. Hani, 2002 tecrübesinin etkisiyle söylüyoruz. Ray Brown’ın cenazesine katılmış da, Haynes’in lideri olduğu Birds of a Feather Charlie Parker Tribute’unda onun yerine Volkan Hürsever çalmış, sonra da grupla Avrupa’ya gitmişti.

Festival’in diğer ‘yaşlı’sı ise Haynes’den bir yaş küçük olan Tony Bennett’ti, yani Anthony Dominick Benedetto. Bir (duayen) arkadaşımız sesini yetersiz bulsa, Las Vegas’ta icra-i sanat eylemesi tavsiyesinde bulunsa da, biz Tony Bennett’i çok sevdik. Seyircisiyle öyle kısa sürede öyle derin bir bağ kurdu ki, kendi de şaşırdı. Zaten gelmeden “İstanbul’da beni o kadar tanıyorlar mı?” diye soruyormuş. Ağzına kadar dolu Açıkhava ona gereken cevabı vermiştir. Hele insanların ikide bir yerlerinden fırlayıp onu ayakta alkışladığı düşünülürse. Ses meselesine gelince, her zaman iyi bir şarkıcıydı ama öyle emsalsiz bir hançeresi olmamıştır. Yorumlarının sağlamlığı sayesinde daha da yıllarca şarkı söyleyebilir sanıyorum. O ne güzel ve sakin bir ‘Fly Me to the Moon’du öyle! Ani dans adımlarıyla, yaşlıca bir Dean Martin duruşuyla gönlümüzü fetheden, ‘Old Timer’ grubunun üzerine titreyip ikide bir alkışlatan, kızıyla şarkı söyleyen Bennett, ömrü vefa etse de yeniden gelse diyoruz.

Ondan bir akşam sonraki konserde ise bambaşka bir seyirci kitlesi vardı. İkide bir ayağa dikilip önümüzü kapatmasalar, heyecanlarına bir itirazım olmazdı gerçi. Neyse, itişe kakışa, söylene söylene konserin sonunu ettik. Aman yanlış anlaşılmasın! Bu tatsızlıkların, Miss Jones’un konseriyle ilgisi yok. 62 yaşını yalanlayacak kadar genç, sağlam, ince, güzel vücutlu, kare kesim saçları yerini genç bir asker kesimine bırakmış olan Grace Jones, bütünlüğü olan bir program sundu. Küstahtı, edepsizdi, harikuladeydi. Şapkalar taktı çıkardı, pelerinler giydi. Küçük sahneler sundu (eh, ne de olsa tiyatro okumuşluğu var). Dans etti, koştu, hulahop çevirdi. Çok zor hareketleri gözüne kırpmadan bir buçuk saat süreyle yaptı. Doğrusu kim ne derse desin, ‘La vie en rose’ hâlâ harika!

Tony Bennett’i Las Vegas’a yolcu eden arkadaşım tam önümde durup kısa ve vahşi bir dans şovu sundu bana. Belli ki Miss Grace Jones’u beğeniyordu. Beğenmeyen ölsün durumu hakimdi zaten. Çıkarken bir tanıdık, bir satırla bile olsa ondan, tarzından da söz eder miyim diye sordu. Etmemek ne mümkün? Festival’in diğer iki ‘yaşlı’sından çok daha genç ama, Roy Haynes’in bile beş katı enerji gerektiren bir şov sunduğu düşünülürse, mukayeseye gerek de olmadığı anlaşılır. Yaşasın Miss Jones! diyoruz ve başta Pelin ve Harun ile diğer caz ekibi; Üstün, Ayşe, Berna, Gülüm ve bütün İKSV görevlilerine, hem festival için, hem konuklarını hoş tuttukları için teşekkür ediyoruz. Darısı, Ağustos’taki henüz açıklanmamış bir caz festivali ile Ekim’de 20’nci yılını kutlayan Akbank’ın başına...

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020