Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1748




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 68 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 1032

Chopin Polonyalıdır, Fazıl Say Türkiyeli... - 18.06.2010





F.Chopin Polonya’da doğmuş, Polonya yerel müziğinden etkilenmiş ve besteler yapmıştır. Altı yaşında şöhreti yakalamış dahi bir sanatçıdır aynı zamanda.

39 yıllık kısa  hayata, sığdırılan ölümsüz besteler…

Bizler, örneğin 80 yıllık yaşamları hiçbir eserle anlamlandıramazken, 39 yıllık hayatı bile anlamlı hale getirirsen, neler olacağının dâhice kanıtlamasını yapmıştır Chopin.

Neredeyse tüm hayatı hastalıklar ile geçse de, espriyi, sevimliliği, müziğe karşı olan duyarlılığı asla bırakmamış bir sanatçıdır Chopin.

Neden Chopin ve Fazıl Say diyecek olanlara; diyeceğim sözüm; ikisinin de ünü ülke sınırını aşmış ve ikisi de gönüllere taht kurmuş iki sanatçının nazikçe hatırlanması, daha fazla bilginin, görgünün bilinmesinin gereğidir diye düşündüm de ondan!

Chopin ile Fazıl Say arasında 160 yıllık bir fark var. Birisi 19,yy sanatçısı. Diğeri, 20.yy sanatçısı. Ama ortak yanları; ikisi de sanatlarına âşık! İkisi de insan sevgisiyle beslenmiş ve bütünleşmiş. Her iki sanatçı da evrensel boyutta insan sevgisini taşıyor, üretiyorken, kendi ülkelerinin toprak kokularını asla ama asla unutmamışlar ve ülke değerlerini dünyaya göstermişler…

Zaten kendi yerel değerlerini unutan, kendi değerlerini yorumlamaktan çekinen bir insanın tam manası ile bir yere gelmesi ve kendi ulusunun adı ile anılması mümkün müdür? Bugünkü mutluluğumuzun eksik oluşunu, kırgınlıklarımızın fazla oluşunu, yalnızlıklarımızın derin oluşunu sorgulamak istersek; hala sevilen, dinlenen ve ölümsüzlüğe yelken açmış Geleneksel Türk Müziği eserlerini biraz irdeleyin derim!

Çünkü bu eserlerin 100–200 yıl önce bestelenmiş olması onları eskitmiyor. Bu eserler halkın değerlerinden beslenmiş, kendisinden doğmuştur… Bu eserlerde, ticari düşünce; yükselen değer olmaktan çok, insanı yücelten duyguların halk ile kucaklaşmış bütünlüğü vardır.

İşte bu yüzden Chopin, bu yüzden Fazıl Say diyorum. Birbirinden çok ayrı zamanlarda yaşasalar da, birbirine benzeyen özelikleri ile biz ölümlü insanlardan çok daha sonra bile anılmaya, eserleri söylenmeye, dinlenmeye devam edecek. Ediyor da…

Eğer aynı yıllarda yaşasaydılar; muhtemelen yolları Fransa’da kesişecek, iki insanın nezaket bakışları insanlık evinde birleşecekti.

Chopin altı yaşında dâhiliğin verdiği yetenek ile ünlü olmuşken, Fazıl Say altı, yedi yaşında Türkiye’nin ünlü, önemli müzik hocalarından ders almaya başlayarak geleceğin büyük, yetenekli piyanisti olacağının sinyalini veriyordu.

20 yaşında savaş nedeniyle ülkesinden ayrılan Chopin ülkesinde kalmak istediğinde yakınları tarafından kabul edilmemiş. Chopin’in akrabaları Chopin'e tarihi bir görev yükler gibi ; “ Sen bizi sanatın ile savun, Polonya halkını sanatın, eserlerin ile hatırlat, yücelt” demişler. 20 yaşında genç Chopin müzik ile hastalıklarını öyle bir yoğurmuş ki, yakınlarının da isteği ile savaşta Ruslar tarafından işgal edilen ülkesini terk etmiştir. Gerçekten de bir sanatçı belki de binlerce insanın yapamayacağı işleri yapıyor. Ülkenin gerçeklerini sanatına yükleyip; bazen hüzün, bazen acı, bazen neşe, bazen ülke melodilerinde oluşmuş besteler ile alkışlar, övgüler alıyorsunuz.

Chopin ülkesini gönülsüz ve zoraki terk eder, Fransa’nın yolunu tutarken; Fazıl Say ise, sanatında olgunlaştıkça gönüllü gezginliğe soyunur. Japonya’da tam bir Türk şöleni, Türk sevgisi doğuşu yaşatır. Sanki unutulmuş, dışlanmış, yok sayılan bir halk; müziğin bu genç dahi çocuğunun, piyanosundan sanki tekrar doğuyordu.

Fazıl Say’ın dünya konserlerini imkân olsa da yüzlerce kez dinlesem bıkmam diye düşünüyorum. Çünkü ona dünya ülkelerinde gösterilen teveccüh ve ilgi hiçbir güçle gerçekleştirilemez.

İşte sanatın gücü, sanatın ölümsüzlüğü budur.

Chopin memleketinden ayrılırken yanına aldığı bir kavanoz toprağı ölene kadar yanından ayırmayacak kadar vatan sevgisi ile dolu bir dahi besteci idi! Fazıl Say ise yani bu çocuk gülüşlü sevgi adamı ise; Evliya Çelebi’nin kişiliğini, vatan sevgisi ile insan sevgisiyle birleştirmiş iç huzuru çoktan bulmuş bir yolda ilerliyordu.

Her ikisi de vatan sevgisi ile ülke değerleri ile beslendikten sonra, insanlığa “Merhaba” demişler. Her iki sanatçı da insanlığı sevdiği gibi, aşkı da sevmiş, bestelere, şarkılara kazımışlar.

Dahi besteci Chopin’i köy yaşamı ve yanlarında yardımcı olarak çalışan köylü kadın Zuzka çok etkilemiştir. Zuzka’ın titrek, hüzünlü söylediği köy türküleri, Chopin’in en önemli esin kaynaklarıdır.

Chopin, “Şu anda dahi, katledilen köylerimizi, geleneklerimizi, türkülerimizi, düşündükçe hüzün kaplanıyor bedenimi” demiştir.

Fazıl Say’da Chopin gibi gezgin bedeninin insana akan ruhu sayesinde bu ülkede gittiği her yörede halka yakın olmuştur. O yörenin dilini, geleneğini, şivesini iyi görmüş değerlendirmiştir. Fazıl Say, ülkesi için bestelediği eserleri tek tek incelendiğinde, masaya yatırıldığında çocuklara da, gençlere de, yaşlılara da hitap ettiğini görecek belki de şaşacaksınız!

Chopin bir gün Viyana’da yemek yerken arka masalarda konuşulan ; “ Polonya’dan adam çıkmaz.” sözüne çok içerler. Ve bu onun için büyük bir itici güç olur ve “Polenez”i besteler. Şimdi belleklerde ve Dünya Kültür Tarihinde önemli bir cümle var. COHPİN POLONYALIDIR.

2010 yılı Chopin’in 200.doğum yılı nedeniyle “CHOPİN YILI” kabul edildi.

F.Chopin eserlerinde yüksek heyecan içinde haykırmış, coşmuş ama kimseleri üzmeden nazikçe ve bazen sessizce sanatını dünyaya sonsuzluğa inanmış bir sanatçı olarak bırakmıştır.

Fazıl Say’da çağının gereklerine göre aynen bu yolu takip etmektedir.

***

Geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi Üstün Hizmet Ödülleri’nin verildiği kişiler açıklandı.

Uluslararası alanda gösterdiği üstün başarılar ile Türkiye’nin temsiline ve tanıtımına katkı sağlayan kişilerle; Türkiye Cumhuriyeti devleti ve milletine ulusal ve uluslararası düzeyde üstün hizmetlerde bulunanlara, Türkiye’nin tanıtımına katkı sağlayanlara, halkın refahı, eğitimi, mutluluğu ve sosyal gelişimi için yararlı hizmetlerde bulunanlara, millî egemenlik ve demokrasi konularında yaptığı bilimsel çalışmalarla başarı gösterenlere verilen ödüllerdir TBMM Üstün Hizmet Ödülleri.

2010 yılı ödüllerini alan kişilerden bazıları ise şunlardır:

Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince, AKP milletvekili Güldal Akşit’in babası Galip Demirel,
AKP Bitlis milletvekili Vahit Kiler’in babası Hikmet Kiler.

Görüldüğü üzere CHP’nin adayı Fazıl Say alamamış ödülü.

Hadi gelin bunun üzerine bir ironi yapalım: Son derece prestijli bir ödül bu, öyle herkese vermiyorlar.

Şimdi sizleri, 1945 Yılında Nagazaki ve Hiroşima’ya atılan atom bombasından sonra, o anın anısına yazılmış, iç burkan Nazım Hikmet  şiiri üzerine bir Fazıl Say bestesi olan  (Nazım Hikmet Oratoryosundan…)  “Kız Çocuğu” adlı eserle baş başa bırakıyorum.

Pazartesi günü görüşene değin esen kalın.




Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019