Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1770




5 Ağustos 2020 tarihinde yapılacak olan CSO Stajyer sanatçı sınavı şartnamesi hükümleri, CSO gibi standardı yüksek bir orkestraya stajyer sanatçı seçmek için yeterli midir?

Yeterlidir.
Yeterli Değildir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 23 müzisyen gazete okuyor
 
 
Mikail Aslan
 
 
Yayımlanan Sayı : 960

Mitoloji Bağlamında Kürt Müziği... - 04.03.2010





Kutsal Kitap Tevrat’da yaradılış efsanesi bölümünde şöyle diyor: ‘Başlangıçta sadece söz vardı…daha yeryüzü ,gökyüzü, toprak,ağaçlar, böcekler ,canlılar vb hiçbir şey yok iken sadece söz vardı..’

Yaradılışın kurgu aşamasında var olan bu tanımlama,sonradan birçok incelemenin ve tartışmanın kaynağı oldu;yapilan incelemelere göre söz konusu kelimenin İbraniceden diğer dillere yanlış çevrildiğini ve başlangıçta tanımlananın ‘söz’ değil de ‘ton veya ses’ oldugu sonucuna varıldı.

Aynı cümlelere Zerdüşt’ün Avesta’sında rastlanır. Orada da başlangıçta var olan bir ‘vaz’ kavramından bahsedilir. Aynı anlama tekabül eden bu kavram halen Zazaki de ‘Veng u vaz’ olarak günlük yaşamda kullanılıyor. ‘Vaz’ veya ‘awaz’ kelimeleri ‘ses, tını veya ton’ olarak Türkçe’ye çevrilebilir. Bu kelimenin karşılığı Almanca da ‘klang’, İngilizce de de ‘sound’ dur.

Bütün dinler yaradılış öncesinde var olan bu ilk ses ya da ton ile uğraşmiş görünmekteler. Gizemli bir hal alan bu ilk tınıyı ‘sır’ olanla ilişkilendirmek hiç de garip olmasa gerek. İşte bu ilk ton , son olarak da Hıra Nur dağında Hz .Muhammed e ‘vahiy’ olarak gelmiş ve İslam alimlerinin sesinden ‘vaaz’ olmuştur.

Buradan yola çıkarak, bir oluşun veya alametin kurgusunun öncesinde veya kurgunun oluşumu sırasında sürekli bir sesin eşliginden bahsedilmektedir ki, bu bize müzikle yaratılış arası iliişkinin ne kadar eskilere gidebileceğinin işaretini vermektedir.

Gılgameş de arayışını bir müzik aleti ile başlatır. Destanında köy halkı onu ilk olarak ürettiği o garip tonlar ile fark etmiştir. Bu yeni tonları insanlar şaşkınlıkla dinlerlermiş. Eski Mezopotamya tanrıçaları İsis , İştar ve Kibela müzik aletleri olan Lir eşliğinde klamlar söylemişler ve halk bu klamları tanrının sesi ve beyitleri olarak kutsamıştır.

İnsanlığın ilk mitoloji ve dini kuramlarında müzik kutsanmış bir ritueldir. İlk mitler ve dinlere baktığımızda da yeni bir fikrin veya paradigmanın öncesinde hep müzik vardır. Müzik,düşünce ve kurgu.Bu insanın üç temel eylemine denk geliyor; hissetmek,düşünmek ve yapmak..

Mevlana e Celalledin e Rumi ‘Kainata daha üst bir pencereden baktiginizi düşünüyorsaniz belli ki bunu sözle anlatmak çok zordur, işte sanat bunun için vardır’ der.

Daha yakın bir tarihten verecegim bir örnek bu ilişkiyi daha iyi gösterecektir. Yetmişli yıllarda Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinde Kürt öğrenciler arasına yayılmaya başlayan yeni siyasal fikirlerle tanışan Şivan Perwer ,bu tanışıklığını kendi müzikal çıkışını kaynak olarak aldı. O dönemlerde yeni fikirleri insanlara yüz yüze anlatmak veya daktiloyla bu fikirleri yasak altinda halk içerisinde yaymak çok zaman alıyordu. Diğer taraftan aynı fikirlerden beslenen Şivan’ın müziği kitleler içinde bantlarla kopyalanarak elden ele dolaşıyor ve halk içerisinde yayılıyordu. Her Kürt bu yeni tonlardan etkileniyordu fakat bu tonların arkasındaki motivasyonu kimse bilmiyordu. Görüldüğü gibi müzik düşüncenin ürünü olarak ortaya çıkıyor ama düşünceden önce halka ulaşıyor. Bu yeni tonların halk içerisinde yayılmasından on yıl sonrasında gelen alameti hepimiz biliyoruz..Burada tıpkı eskiden olduğu gibi kurgunun arifesinde müzik var.

“Sufi” kelimesini duydugumuzda aklimiza gelecek olan ilk iki şeyden biri “müzik” digeri de “bilgi”dir.”Sufi” kelimesi daha sonra Antik Yunan da “filo-sofi” yani “bilgiyle arkadaş”olarak evrenselleşiyor.

Demek ki, müzik sonradan gelecek olan bir oluşun veya alametin ilk müjdecisidir. Biraz karikatürize edersek kurgunun öncesinde müzik olduğu gibi yoketme öncesinde de müzik var:Israfil borusunu öttürdükten sonra kiyamat kopuyor…

Muzik ile düşünce ilişkisi sürdüğü gibi, müzik ile din arası ilişki de halen devam etmektedir. Bu konuda en fazla dikkati çeken, bu ilişkiyi halen canlı tutan tasavvufçulardır. Anadolu ve Mezopotamya da bu olgu bugün halen İrani kavimler arasında yaşamaktadır. İran da yaşayan Ehli-Haq Kürtleri’nin bir efsanesine göre ‘Tanrı insanı yaratırken sırrı da beraberinde üfledi. Lakin insan bu sırrı veya sözü taşıyamadığı için kendisinden alınıp tembur un tellerine üflendi’.İnsan ancak Tembur çaldığında kendi yarısı olan bu söz ile buluşacaktır.Tembur ile sadece beyitler çalınır ve Zikir yapılır.Tembur ve Tembur çalanlar kutsanır.İslam öncesine tekabül eden bu rituel halen kürdi ve farsi gruplar arasinda ilk zamanlarda yapıldığı gibi canlı bir şekilde devam ediyor. Aynı biçimde Aleviler ve Ezidiler’de de sürüyor. Bu gelenek daha sonraları Sufizm veya Batınilik olarak İslam içinde yayılmaya başlıyor.

O ilk tona yakın olmak, onun müzikal formunu seslendirmek günümüzde bir çok toplumda yok olmuştur. Örneğin Araplarda müzik denilince artık yalnızca keyf veya raks akla geliyor. Bazı toplumlarda da sadece dansın bir aracısı olarak görülüyor.

Bu yönüyle ele aldığımızda: müzikte artık nerdeyse kaybolan bu manaya ışık tutup açığa çıkardigimizda, müzüğümüzün bugün içinde bulunduğu kördüğüme de belki bir cevap bulabiliriz.

Son dönemlerde Kürt müziğinde aşırı bir üretimin olduğu görülüyor. Uzun yıllar boyunca yasaklanmış bir alanın önünün açılmasıyla beraber yapılan bu üretim doğaldır. İnsanlar, içindekileri taşımak istiyor bir yerlere. Fakat bu üretim fazla bir öndüşünce olmadan gerçekleştiğinden, sukunet ve asaletini yitirmiş durumdadır. Çıkan ürünlerde piyasa ve arabesk duyguları hakim.

Kürt müziği kendi disiplinini yeniden yaratmalı ve yitirdiği asalete geri dönmelidir. Kaynakları ve geçmişi üzerine yeniden düşünmelidr. Bunun için yeterli malzemesi vardır: olağanüstü bir kurgu ile üreten dengbejler hala aramızdadır. Ayrıca zamanın Erivan Radyosu klasikleri korkunç büyük bir hazine sunuyor sanatçılara. Genç kuşaklar yönlerini Şeroye Biro ya, Xarabete Haco ya, Sılo Qız’a, Mahmut Baran’a ve ,Agite Cumo gibi örneklere dönmelidir. Unutulmamalı ki otantik miras doğru alınmadığı taktirde, onun formları üzerine düşünülmedikçe yapılacak ürünler vasat halden kurtulamayacaktır.

Kurgu ve düşünceden uzaklaşarak kuru kalabalığa giden günümüz müziğin geçmişini sorgulayarak yeniden bir iz yaratması gerekiyor. Müzik emekçilerinin bu kuru kalabalıktan kurtularak geçmiş mirası özümseyip halen temsili olan o eski tonlara kulak vermesi ve buradan yeniden bir ‘yaradılış’ gerçekleştirmesi gerekiyor. O ilk tona yakın durmak her zaman tahmin edeceğimizden daha anlamlı ve orjinal şeyler üretmeye gebedir.



*Mikail Aslan, Aralık 2006’da Kürt Müzik Konferansı`nda sunulan bildiri


www.mikailaslan.net

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020