Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1776




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Nazan Özcan
 
 
Yayımlanan Sayı : 940

Müzik mi? Siyaset mi? - 04.02.2010





Bir dokun, binlerce ah işit! Kürt sanatçıların durumuna çok uygun. Dertleri fazla. Kendi dillerinde şarkı söylemek için yıllardır harcadıkları emeklerinin boşa gittiğini görmek hepsinin canına tak etmiş olmalı ki, yedi ay önce bir araya gelip sorunlarını tartışmaya başladılar. Kendilerine 'Kürt Sanatçılar Girişimi' adını veren, genelde İstanbullu olan sanatçılar uzun tartışmalardan sonra, Kürt müzik sektörüyle ilgili sorunlarını ve çözümlerini ortaya koydular. Yayınladıkları bildirinin altına imza atan 300 kadar Kürt sanatçıyı harekete geçiren Nilüfer Akbal. "Kürtlerin Sezen Aksu"su olan Akbal, "Son albümüm, Mersin'de yaşanan Nevroz olaylarının öncesine denk geldi. Radikal gazetesi dahil olmak üzere hiçbir medya benim albümümün tanıtım yazısını yazmadı" diye başlıyor. (İtiraz ediyoruz, Radikal İki'de röportajı yayınlandı.) "Sonra düşündüm, yaşlanıyorum, bu ülke bir türlü değişmiyor ve ben işimde yol alamıyorum. 15 tane albümüm olması gerekirken dört beş albümüm var. Üretimini erteliyorsun, verimli dönemde yapamıyorsun. Çünkü Türkiye'deki siyasi ortam, Kürt sanatının gelişiminin önünde engel teşkil ediyor. Sisteme çekin artık ellerinizi üzerimizden, biz de ekmek paramızı kazanalım diyorum. Başka bir yeteneğimiz yok bizim çünkü" diye tamamlıyor. Bu düşünceyle arkadaşlarını aramaya başlayan Nilüfer Akbal, Kürtçe müzik yapan sanatçıların hepsinin de aynı dertten mustarip olduğunu görmüş.

Perwer, Haco?

Dertler bin türlü. Diğer sanatçılara uygulanmayan ve herhangi yasal bir zemini olmayan, Kürt müzisyenlerden konser öncesi ikametgah belgesi, sabıka kaydı istenmesi bunlardan biri. "Bu insanı çok aşağılayan bir şey. Sistem seni terörize ediyor resmen. Gazeteciyi arıyorsun, benim editörüm yazdırmıyor, bu aralar Kürtlere çok tepki var diyor mesela" diye konuşuyor Akbal. Bildiride imzası olan Kardeş Türküler'den Vedat Yıldırım ise başka bir ortak soruna dokunuyor. "Kara Üzüm Habbesi ve Mirkut'a klip çektik ama yayınlanmadı. Sonra ilan verdik, bu klibi yayınlanacak televizyonlar arıyoruz dedik ama yine tepki oluşmadı. Kültürel atmosferin değişmesi gerekiyor". Daha fazlası da var. Birçok Kürt müzisyenin albümü yasaklanıyor, dava açılıyor ve davadan sonra albüm hakkında yasak kalkıyor. Albümlerin promosyonu yapılamadığı gibi belki de satışın en fazla olduğu dönemde albüm ortalarda olamıyor. Festivallerde Kürt müzisyenlerine yer verilmiyor. "Biz görünmüyoruz. Diyelim ki biz meşhur değiliz, Şivan Perwer, Ciwan Haco niye davet edilmiyor?" diye soruyor Akbal. Bu durumda tabii ki yapımcılar ticari kaygılarını gözeterek Kürtçe albümlere itibar etmiyor. "Bir ürün var ama sunamıyorsun. Şirketler Kürt müziğine yatırım yapmıyor. Gerekçeleri, çok engel olduğu. Benim albümümü şirket piyasadan geri çekti, bir daha Kürtçe albüm yapmayacak" diyor Akbal ve devam ediyor: "Kürtler yıllardır kimlik mücadelesi verdi. Sanat yedek güç olarak kaldı. Bağımsız iş yapanlar olarak Kürtlerin festivallerine çağrılmıyoruz. Kürtler sen benden değilsin diyor, devlet de sen benden değilsin. Ben de diyorum ki, ben ikinizden de değilim, ben sadece sanatçıyım, anadilimde şarkı söylemek istiyorum. Albümlere üzülüyorum, bir çocuk doğuruyorsun ama büyütemiyorsun. Neden alakalı olmadığım siyasi bir olay benim yolumu tıkasın ki? Türkiye'deki insanlar ve devlet şunu anlasın, Kürtçe söylemek bir zenginliktir. Ve biz senin ülkende varolan bir zenginliğin yaşaması için mücadele veriyoruz". Bildiride imzası olanlardan Zazaca müzik yapan Metin Kahraman başka bir konuyu dile getiriyor. "Konserlerde polis kamerayla çekim yapar, rahat rahat sahneye çıkar. Hem dinleyici hem de biz baştan mimleniyoruz. Polis kamerasının olduğu yere niye gelsin ki insanlar?" Kürtçe ilk albümünü çıkaran fakat başka bir işte çalıştığı ve sorun yaratacağı için adını vermek istemeyen bir Kürt müzisyen de (Adına Ahmet diyelim), AB Yasaları'yla gelen kısmi özgürlüğün yeni şeyler doğurduğunu anlatıyor. "Bugüne kadar devlet kaynaklı olan problemler artık toplumsal bir yaygınlık kazandı. Yani bir barda bir adam silahını çekip 'Ben burda Kürtçe söyletmem arkadaş' diyebiliyor. Bu ruh halinin giderek toplumsal ve günlük hayata hakim olması endişe verici. Sansür kitleselleşmeye başladı. Bu daha tehlikeli. Devletle uğraşmak daha kolay, hukuki yollara başvurabilirsiniz ama mikro milliyetçilikle nasıl baş edebilirsiniz?"

Ne camiye, ne kiliseye

Yine girişimin başını çekenlerden ve Sony Müzik gibi büyük bir firmadan Kürtçe albüm çıkaran "şanslı Kürt" Rojin de fırsat eşitliği sağlanmadığın altını çiziyor. "Biz siyaseti oynamıyoruz, sadece anadilimizde şarkılar söylüyoruz. Ama her iki tarafın radikallerinin hücumuna uğruyorum. Bize diyorlar ki, 'Vay niye Roj TV'ye gidiyorsun?' Beni ne Show TV'nin, ne Kanal D'nin başındaki adamın siyasi görüşü ilgilendirir ne de Roj TV'nin. TV8'e gittim, yalvardım bir tane de Kürtçe söyleyeyim diye, asla izin vermediler. Yasalara göre yasak yok ama... İnternet siteme en iyi Kürt ölü Kürttür, yakında siz de iyi bir Kürt olabilirsiniz diye mesajlar geliyor. Bir yerde programa başlarken afişlerimi astırmıyorlar. Kürtçe müzik yapmasaydık, birçoğumuz stardı şimdi. Ben de öyle olurdum. İnanın onlarca tebaanın rahat yaşadığı Osmanlı'yı arar olduk". Kürtçe müzik bu durumda olunca albüm yapmak için yalnızca küçük firmalar işin içine giriyor. Hem işi çok iyi bilmedikleri hem de kısıtlamalarla iş yapmaları yüzünden, sanatçınının emeği sömürülüyor, yaptıkları işlerin kalitesinde ciddi eksikler oluyor. Öte yandan sürekli ben siyaset yapmıyorum diye kendini anlatmak müzisyenlere bıkkınlık veriyor, sanatçılar sürekli şikayet eden insanlar haline geliyor. Ayrıca son derece yetenekli Kürt müzisyenler barlarda üç beş kuruşa yıllarca çalışıp yok olup gidiyor.

Ahmet "Bir araya gelip kendi içimizdeki sorunları ve devletten tutun, sivil topluma, üniversitelere, yapımcılara, sponsorluk yapabilecek iş çevrelerine, dinleyiciye yönelik taleplerimizi sıraladık" diyor ve Kürt dinleyiciler arasındaki yoğun korsan ve mp3 kullanımının Kürt dinleyicisinin bilinçli bir sanat alıcısı olmadığı gösterdiğini söylüyor. Ama tabii iş dinleyici ile bitmiyor. Organizatörler, yapımcılar da bir anlamda suçlu. Rojin, "Doğuda yapılan festivallere Türk sanatçılar, korkunç fiyatlara davet ediyorlar. Bize 'Sen Kürtsün, daha ucuza geleceksin' diyorlar. Bu çifte standart. Bana bir sürü insan niye Türkçe okuyorsun diye de hesap soruyor. Ne camiye ne kiliseye yaranabiliyorsun" diyor. Ahmet'in dediği de aynı: "İki cami arasında binamaz". Metin Kahraman konserlerde iki tane Kürtçe söyledim, şimdi bir tane Türkçe söyleyeyim diyerek kendilerine otosansür uyguladıklarını belirtiyor ve "Kimlik tartışmasından çok kültür tartışması yapmalıyız. Hoşgörü var ama tektipçilikten gelen bir anlaşamama durumu da var" diye bağlıyor sözünü.

Bu tür sorunlar yüzünden Kürtçe albümler bir türlü 20 bin satışın üzerine çıkamıyor, müzik sektöründeki binlerce çalışan da bu durumdan mutsuz. Girişimdekiler bir araya gelip tartışmaya başlayarak ilk adımı attılar, yeni gelenlere de açıklar. Ama tabii daha yapılacaklar listesi var. Şimdilik hedefleri en başta MESAM'ın altında ya da başka bir yapıda mesleki olarak örgütlenmek. Hemen bunlardan sonra Kültür Bakanlığı, Başbakanlık gibi yerlere başvurarak çözüm aramak, AB yasalarının niye pratikte işlemediğini araştırmak var. Ayrıca Kürtçe ve Türkçe müzik yayınlayacak bir televizyon kanalı oluşturmak, Kürt işadamlarını sponsorluk konusunda ellerini taşın altına sokmaya ikna etmek, mümkünse Kürtçe müziğe pozitif ayrımcılık sağlayabilmek, kültür merkezi açmak için çalışmalara başlamak da. Bunlar da işe yaramazsa, ki yarasın istiyorlar, en son olarak AİHM'ne gitmeyi bile düşünüyorlar. "17 yıldır profesyonel müzik yapıyorum ve hak ettiğim yerde değilim" diye nedenini açıklıyor Nilüfer Akbal ve son noktayı koyuyor: "Sürekli ülkenin siyasi durumunu izlemek zorundasın. Müzikten çok siyasetle uğraşıyorsun. Hangi arada müzik yaratacaksın ki?"
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020